İçeriğe geç

Programda Aşk Yoktu

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Programda Aşk Yoktu

Bölüm 9

•8

Ofiste işim bitince asansörün arkasına doğru yürüdüm. Spiral merdivenleri aşarak yukarı çıktım. Tahta kapıya anahtarı soktum ve çevirdim. Burası benim odamdı. Bazen şirket işeri o kadar yoğun oluyordu ki ofisteki koltuklarda uyumak zorunda kalıyordum. Bu yüzden normalde teras olan bu yerin üstünü kapattırıp bir odaya çeviridik. Odadan girer girmez beni batmakta olan güneş manzarası karşıladı. Aynı ofisimde olduğu gibi burada da kapının karşısındaki duvar tamamen flimli camdandı. Bu yüzden her gece teras manzarası ile uyuyordum. Özellikle yazın çok güzel oluyordu. Kapıyı kapatıp anahtarı komidinin üstüne koydum. Üstümdeki siyah ceketi koltuğa fırlatıp ayakkabılarımı çıkardım. Elimi yüzümü yıkamaya banyoya gittim. Dişlerimi fırçalarken aynada uzun uzun yansımama baktım. Yaşlanıyordum. Bu iş beni çok yıpratmıştı. Her ne kadar şu an işler rahat ilerlese de kuruluş aşamasında rakip firmaların koyduğu engelleri aşmak hiç kolay olmamıştı. Çok fazla kişiye gidip sunum yapmam gerekmişti, sürekli derdimi birilerine anlatmaya çalışmaktan dilimde tüy bitmişti. Aldığım yatırımları doğru değerlendirememiş sözleşmelerdeki adli açıkları bilmediğim için şu an bile devam eden davaların açılmasına halan daha ödediğimiz borçlara batmamıza sebep olmuştum. Onlarca insan benden ümidini kesmişken ben bana destek verebilecek binlerce insan arıyordum. Çok şükür ki bulmuştum ve bu günlere gelmiştim.

Fakat şimdi şu halime bakın yaşlanıyordum. Hayatımda değer verdiğim ölümüne sevdiğim kimse yoktu. Şimdi karşıma Taner gibi biri çıkmışken gelip de düzgün giden her şeyi mahveder diye korktuğum için onu düşünmekten bile cekiniyordum. Ne zaman ki eve gelip dinlenmek istiyorum tüm gün düşünmemek için envai çeşit yol bulduğum adamın varlığ zihnime oturuyordu.

Böyle birkaç gün daha geçti. Koskoca 3 gün yumuşacık yatağımda huzursuz bir şekilde uyudum. Gecenin bir yarısı telefon feneri ile acaba yatakta bir şey mi var diye kontrol etmek için bile kalktım. Sorun çok barizdi. Uyuyamıyordum çünkü onu özlüyordum. Kahverengi gözlerini özlüyorudum. Güldüğünde gözünün altındaki benin hareket etmesini özlüyordum. Kumral teninini, siyah saçlarının yüzüne geliş şeklini, güzel elleri ile ellerimi tutmasını giydiği şakaklarını belli eden kayık yaka hırkaları (yanımda sadece bir kere giymişti) özlüyordum. En çok da onunla yaptığım, saatlerin nasıl geçtiğine anlam veremediğim sohbetleri özlüyordum. Akşam işim bitince direkt odama çıkıp uyumak yerine onunla bu sobetleri etmenin ne kadar güzel olacağını tahmin bile edemiyordum. Hele bunu her gün yaptığımı düşünmek yanaklarımın kızarmasına sebep oluyordu. Toplantını ortasında dalıp gitmeme ve odağımı toplamak için fazladan bir beş on saniyeye ihtiyacım olmasına sebep oluyordu onun güzelliği.

Yaptığımız son toplantının çıkışında Emirhan yanıma gelmişti. Yarın bahsettiği lise arkadaşı ile yemek yenecekti. Araştırmalarını anlatmak için yanıma gelmişti beraber ofise kadar yürüdük. Benimle beraber içeri girdi.

“Bir planımız var mı?”

Elimde imzalamam gereken bir tomar daha kağıt vardı gergin bir şekilde masaya fırlattım. Masamın başına geçerken cevap verdim.

“Emirhan bilmiyorum arkadaşının piyasa değeri çok düşük. Almanyadaki rakiplerine göre de çok iyi bir konumda değil.”

Yüzümü ona döndüm.

“Yine de değerlendirilebilir bir fırsat yurt dışına açılmamızda faydası olabilir ayrıca yurt dışında ulaşamayacağımız bağlantıları olabilir. Bizi pazara sunsa bile yeterli. Almanyada bir sürü Türk doktor var bir şekilde yolumuzu buluruz.”

Dönen koltuğuma oturup elime kırmızı kalemimi alarak kağıtları incelemeye başladım.

“Diğerlerinin şirket hakkında ötmemesi için onları yemekten önce tekrardan toplayacağız. Zaten ötmezler yine de uyarmamız güzel olur. Seline Bora Beyin gelmesini istemediğimi söyler misin bu aralar biraz tuaf davranıyor ona ek tatil günü verdiğimizi söyle. Bir de…”

Kalemi ona doğru tuttum alt dudağımı ısırarak gözlerimi kıstım birinin ismini hatırlamaya çalışıyordum.

“Ürünlerin kalite kontrolü ile ilgilenen kişi kimdi?”

“Zehra mı?”

“Evet o kız da bizimle gelsin o kızda bir ışık var bize yardımcı olur. Ortam görsün biraz.”

“Yazıyorum Selin’e.”

“Toplantıya herkesin geldiğinden emin ol.”

Emirhan dediklerimi telefonuna not ettikten sonra bana döndü.

“Aslında söylemek istediğim bir şey var.”

“Dinliyorum” kaşlarımı çatıp tüm ilgimi ona yöneltmiştim.

“Belki Bay Taner’den sanatçı olarak bize eşlik etmesini söylemek iyi bir fikir olabilir. O akşam güzel bir bluze müzik çalıyordu ve alkolüyken bu tarz müzikleri ne kadar sevdiğinden bahsetmişti bence iyi bir başlangıç olur bizim için.”

Dediği şey çok mantıklı gelmişti. Ayrıca planın içinde Taner de vardı. Bir plan daha ne kadar iyi olabilirdi ki?

“Tamamdır ayarlamaya çalışırım. Hangi müzik olduğunu biliyor musun?”

“Hiçbir fikrim yok. Bu siyahilerin söylediklerindendi sanırım. Mekanı arayıp sormamı ister misin?”

“İşe yarayacağını düşünüyorsan yap.”

“Tamamdır hallediyorum.”

Emirhan çıktıktan sonra masamda duran telefonuma baktım. Toplantı yarın akşamdı. Elimi çabuk tutmam gerekiyordu. Telefonumu açmasını umut ederek rehbere Taner’in ismini yazdım. Kalbim çok hızlı atıyordu, biraz yapmak istemiyordum ama hem onu çok özlemiştim hem de Emirhana güveniyordum. Telefon iki kere çaldıktan sonra bağlandı.

“Selam Çiğdem.” güzel sesi telefonun karşı tarafından duyuldu. Sesini duyar duymaz yüzüme aptal bir gülümseme yerleşmesine engel olamadım.

“Selam Taner nasılsın?”

“İyiyim, sen nasılsın asıl? Vardığında bana yaz demiştim hiç dönmedin?”

Dediği şeyi hatırlayınca yüzüm düştü tam bir aptaldım.

“Üzgünüm o gün çok yoğun geçmişti aklımdan çıkmış olmalı.”

“Üzüldüm açıkçası senden haber beklemiştim.”

Sanane benim eve varıp varmadığımdan diyebilirdim aslında ve bunu demem de gayet doğal olurdu. Sonuçta sadece arkadaştık fakat bunu demem aramızdaki pamuk ipliğine bağlı olan her neyse onu da koparacağı için bunun yerine:

“Kusura bakma bir dahakine telefonuma hatırlatıcı kurmayı deneyeceğim.” dedim.

Dediğim şeye güldü.

“Her neyse beni neden aramıştın?”

“Yarın akşam önemli bir misafirimi ağırlayacağım şirket restorantında. Sahne almak ister misin?”

Telefonun öbür tarafından bir süre cevap gelmedi.

“Alo”

“Takvimimi kontrol ediyordum da. Evet o gün boşum saat kaçta?”

“19.00 da yemek başlaycak 19.30 gibi sahne alsan güzel olur. Yarım saat bir saat yeterli bizim için.”

“Tamamdır benim için uygun.”

“Güzel ücret için seni asistanıma yönlendiricem gün içinde yazar sana.”

Güldü

“Öyle erkeklerden olmadığımı sanıyordum.”

Kalem ile kağıdın ucunu karalamayı bıraktım.

“Anlamadım?”

“Bana daha önce ne dediğini hatırlamıyor musun? Beni öyle erkekler gibi görmediğini söylemiştin.”

“Tabiki seni öyle erkeklerle bir tutumuyorum ama sen sanatçısın karşılığını alman gerekiyor sonuçta.”

Telefonun öbür yanından bir kıkırdama sesi geldi. Başını iki yana salladığına yemin edebilirdim şu an.

“Senin paramı istemiyorum Çiğdem. Ben senin arkadaşınım sok bunu kafana.”

Benim arkadaşım olduğunu söylediğinde kalbim ikiye ayrılmıştı. Derin bir nefes alma ihtiyacı hissetim. Demek beni böyle görüyordu. O gün nehrin kenarında söylediklerini ben kafamda kurmuştum belli ki. Demek arkadaş.

Peki öyle olsun canım arkadaşım Taner.

“Sen bilirsin. Sana araç göndereceğim o zaman.”

“Bak bu güzel olur.”

“Özellikle bluz ağırlıklı bir şeyler söyleyebilir misin?”

“Söylerim tabi ne demek.”

“Tamamdır bir gelişme olursa sana haber veririm.”

“Nasıl bir gelişme olabilir ki?”

Durdum. Bizim kullandığımız şirket jargonunu anlamamıştı dogal olarak.

“İstediğimiz spesifik bir şarkı olabilir. Eğer bulursak sana atarım.”

“Hmm…Öyle desene.”

Parmaklarını kıtlattı

“Baya etkilemek istediğimiz biri sanırım.”

“Evet çok belli etmeden yapmamız lazım ama bunu.”

“Ne yapmaya çalıştığını anladım merak etme. Şarkıyı bulursan bana at. Şimdiden çalışmaya başlasam iyi olur görüşürüz!”

Gülümsedim

“Görüşürüz.”

Bölüm sonu

1 yorum