Aslında bu yoktu. Bu bölüm içimden geldi ;)
Keyifli okumalar.
Benim kahverengi olan şeylere zaafım vardı sanırım. Kahveye, yeni yağmur yağmış toprağa, ağaçları kabuklarına, çikolataya, onun gözlerine, onun tenine ve güneş ile yıkanmış saçlarına. Bunların hepsi zaafım olan şeylerdi. Ne şanslı bir insanım ki; yeni yıkanmış toprak ve ağaç kabukları dışında hepsi şu an karşımda duruyordu.
Taner kesinlikle gün ışığında daha iyi duruyordu. Akşamları ayrı bir havası oluyordu evet, ama hiçbir şey karşımda oturan kahve içip, bisküvi yiyen Tanerin yerini dolduramazdı. Karşımda oturmuş bisküvisini eli ile parça parça koparıp kibarca yerken benim kocaman çikolayatı tekte ağzıma götürüp yememden utanıyordum.
“Öyle işte… Kısaca, yeni şarkıyı beklemen gerek; sen neler yapıyorsun?”
Yüzünü izleme zamanımın bitmesine biraz canım sıkılmıştı. Neden onu ilk gördüğümde vurulmuş gibi olduğumu yavaş yavaş daha iyi anlıyordum.
“Klasik” dedim. “Şu an bir şey yapmıyoruz.”
“Tatilde misiniz yani?”
“Evet, sayılır.”
Kahvemden sonunda bir yudum almıştım.
“buradaki hastane sahipleri ile işler iyi giderse yeni projeyi hayata geçireceğiz; o zaman biraz yoğun olabilirim, ama daha var tabii.”
Beni ilgi ile dinlediğini hissetim.
“Hastane sahipleri ile nasıl bir anlaşma yaptınız ki?”
“Hiç serum yedin mi?”
“Evet”
“Serum bitince eğer hemşire fark etmezse tüm serumu çektikten sonra biraz da senin kanını çekiyor ya, bilirsin. Canın yanıyor falan. Onu engelleyen yeni bir sistem yaptık. Yani gönül rahatlığı ile serum yiyebilirsin burada.”
Gülümsedim, o da güldü.
“Hadi ama, açılışı kaçırıcaz.”
Paltomu alıp kalktım sandalyeden. Ödemek için kasaya gidecektim ki Taner kolumdan tutup beni kapıya yönlendirdi.
“Napıyorsun?”
“Halletim ben merak etme” dedi.
Şaşırma sırası bana geçmişti sanırım. Bugünkü şaşırma kotamın Taner'in bu yaptığı ile sınırlandığını sanarak çok yanılmışım. Açılışa gittiğimizde kurdeleyi kesmek için hazırlanan sanatçı ve belediye başkanı onu tanımış ve selam vermişti. Yanlarına gidip konuşmuştuktuk beni onlarla tanıştırmıştı. Şampanya ikramı ve birkaç kuru pasta ile sergiye gelen herkesle konuşmuştuk; beni tanıştırmıştı. Bir yandan afiyetle kuru pastamı yiyordum, bir yandan da işime yarayacak insanlarla konuşuyordum. Birkaç tane iş adamı ve girişimci de gelmişti açılışa Taner beni onlarla tanıştırmıştı. Numaralaşıp kartvizitlerimizi aldıktan sonra Taner’e döndüm.
“Ne kadar tanıdığın varmış.” dedim “Gelenlerin yarısı seni tanıyor her halde.”
Sırıttı.
“Artık seni de tanıyorlar.”
Ben de sırıttım. Kolunu bana uzattı.
“Artık gezebiliriz bence sergiyi.”
Çok da düşünmeden koluna girdim. Bana bildiklerini anlatıyordu sergi hakkında; yine yolda birine denk geliyor ve konuşmaya dalıyordu bazen. Karşılaştığı herkes ile beni tanıştırmayı unutmuyordu. Sonunda daha yanlız kalabileceğimiz bir bölümüne geldik sergininin. O sırada sergideki müzik değişti. “When You Come To My Heart” adlı Korece, çok sevdiğim bir parça çalmaya başladı. Taner'in gözlerinin içi güldü bir anda. Bana döndü
“En sevdiğim şarkı.” dedi.
Gözleri parıl parıl parlıyordu. Koluna girmeyi bıraktım. Elini bana uzattı.
“Dans edelim mi?” diyerek hafif bir şekilde dizlerini çöktü benle aynı boya gelmek iser gibi.
Kıkırdayıp bana uzattığı elini tuttum. Diğer elini belime koydu, boşta kalan elimle önce saçını düzelttim sonra da elimi omzuna koydum. Yaptığım şeyle gözleri daha da parladı. Yavaş yavaş adımlamaya çalıştık. Ona uyum sağladım. Dans ederek yağlı boya tablolarının önünden geçiyorduk. Çevremizde çok az insan vardı; birkaçı bize bakıyor, birkaçı da hiç oralı olmayarak kendi işleri ile ilgileniyordu. Belimdeki elini biraz daha iyi kavrayıp daha hızlı adımlamaya başladı. Şarkı yavaşlamaya başlayınca adımlamalarımızı yavaşlatıp güldük.
“Annem ile babamın en seviği şarkıydı bu.”
“Cidden mi?”
“Evet bu şarkıda evlenmişler.”
Şarkı bittiğinde birbirimizden ayrıldık elimden tutarak önümde eğildi. Sergi de bitmiş gibiydi zaten. Yürüyerek geri döndük.
“Evde ne zaman bu şarkı çalsa babam ile annem hep dans ederlerdi. Kız kardeşim ile ben de onlara katılırdık”
“Aa demek o yüzden bu kadar iyi dans ediyorsun.”
Utandı.
“Teşekkür ederim, sen de çok iyi eşlik ediyorsun. Hızıma çok iyi ayak uydurdun.”
Sergiden çıktık sonunda, nereye olduğunu bilmediğim bir yere doğru yürüyorduk. İkimiz de umursamıyorduk gerçi. Onun memleketi olduğu için rahattım, yolu biliyordur diye düşündüm.
“Sanat ne sence?” diye sordu bir anda. Hiç garipsemedim.
“İnsanların yaptığı ve insanlara yardım eden her şey sanattır bence.” dedim.
Sessizce yürüdük bir süre.
“Bazı insanlarda bir sanattır onların ruhu da bir sanattır. Bazen bazı insanlar birbirine o kadar iyi gelir ki onlar da bir sanattır.”
“İkimiz gibi mi yani?”
Ona döndüm
“Biz mi?”
“Evet, biz. Sence birbirimize iyi gelmiyor muyuz?”
Bir nehrin kenarına gelmiştik. Güneşin batışı yaklaşıyordu.
“Bir şeyler içelim mi?”
“Olur.”
Yakınlardaki bir tekelden bir viski alıp nehir kenarına oturduk. Çimler biraz ıslaktı o yüzden paltosunu yere serdi oturmam için.
“Sen nereye oturacaksın?”
“Yere otururum senin hasta olmanı istemiyorum.”
Ben de paltomu çıkarıp ona verdim
“Hayır istemiyorum lütfen hava soğuyacak” dedi bana.
Cidden de dediği gibi olmuştu hava soğumuştu. Biz nehir kenarında aldığımız viskiyi bardaklarımız olmadığı için kafamıza dikip içiyorduk. Etrafta bizim gibi bir çok çift vardı. Bazı yerlerden müzik sesleri yükseliyordu hatta.
“Çiğdem”
“Efendim?”
“Demin bir şey sordum cevaplamadın? Biz birbirimize iyi gelmiyor muyuz sence?”
“Sence geliyor muyuz?”
Bana iyi geldiğini biliyordum, ama ilk itiraf eden olmak istemiyordum. Benim de ona iyi geldiğimi bilmek istiyordum içten içe. Şu an yaşadığım duygular, burada kaldığım süre boyunca yaşadıklarımla sınırlansın istemiyordum; daha ilerisini istiyordum onunla. Lakin; güvenemiyorum, duygularının karşılıklı olduğunu bilmek istiyordum. O yüzden düşünmek için gözlerini benden kaçırdığında ağzının içine bakıyordum lütfen bir şey söyle diye yalvararak içimden.
“Seninle tanıştığımdan beri geceleri daha rahat uyuyorum. O gün inanılmaz alkollüyken bile çok iyi uyudum. Alkollüyken uyuyamam ben normalde.”
Viskiden bir yudum aldı, gözlerini bana dikerek konuştu bu sefer.
“Ayrıca seninle vakit geçirirken eğleniyorum. Dün konuşurken çok eğenmiştim, bugün seninle dans ederken de çok eğlenmiştim.”
Derin bir oh çektim. Evet ben de çok eğlenmiştim. Ben de dün geceyi saymazsak çok iyi uyuyordum. Daha endişesizdim. Kendimi hiç olmadığım kadar rahat hissediyordum.
“Ben de eğledim.”
“O zaman?”
Şişeden bir yudum daha almıştı gözlerini hiç benden ayrılmadan. Gözünün altındaki ben e bakarak konuştum.
“Bilmiyorum Taner. Bilmiyorum…”
Gözlerimi kitlemiştim benine. O da bana bakıyordu. Neyi bilmediğimi anlamaya çalışıyordu.
“Hey!” şişeyi yanına koymuştu.
“Sorun ne söylesene.” kolumu yaklayıp biraz daha bana yaklaştı.
Paltosuna ikimiz beraber oturuyorduk şimdi. Derin bir iç geçirdim. Endişe ile baktı yüzüme
“Eğleniyoruz sanıyordum rahatsız mı ettim?”
“Unutalım gitsin olur mu?”
Şişeyi yanından aldım ve dudaklarıma götürüp küçük bir yudum aldım. Şu an dudaklarımda istediğim şey bu şişe değil onun dudaklarıydı. O bunu bilmiyordu. Ben biliyordum. Bu kadar hızlı yakınlaşmamızı doğru bulmuyorum. Ayrıca korkuyordum. İstediğim yere gelmişken şarkıcının birine aşık olup her şeyi mahvetmek istemiyordum.
Bu zamana kadar en büyük önceliğim hep işim olmuştu aşk benim için ikinci planda bile değildi. Dediğim gibi ben hep aşkın bana göre olmadığını düşünmüştüm. Hiç bu kadar derin duygular ile başa çıkmam gerekmemişti. Stresimi yönetebilirdim, baskı altında sakin kalabilirdim, ama aşk? Onu nasıl yöneticeğimi bilmiyordum ve bu beni korkutuyordu. Şu an dudaklarından öpsem bir daha asla ayrılamayacağımı biliyorum ondan.
İşimin en kritik toplantısına sırf onunla birkaç saat daha fazla geçirmek için gitmek istememek gibi geliyordu bu.
Gözlerimi nehire dikmiş böyle düşünürken başımdan bu düşünceleri savurdum ve şişeden kocaman bir yudum daha aldım. Gözümü nehirden ayırmadan Taner’e seslendim
“Açıkçası biraz hızlı ilerlediğimizi düşünüyorum.”
Ona döndüm
“Biraz zamana ihtiyacım var. İyi biri olduğunu düşünüyorum ama sana güvenecek kadar tanımıyorum seni.”
Güzel yüz hatları yumuşadı. Gülümsedi.
“Sorun değil anlıyorum.” dedi sesini yumuşatarak. “Yeni tanışıyoruz sonuçta haklısın. İleri gittiysem özür dilerim.”
Cevap vermedim. Çok mu ileri gitmiştik ben bile bilmiyordum çünkü. Tek bildiğim aynı dün olduğu gibi o gün de çok eğlenmiştik. Bana şarkı söylemişti. Tok sesi tüm nehirdeki insanların kulaklarındaki pası atmıştı eminim ki. Sergide tanıştırdığı insanların dedikodularını anlattı bana. Belediye başkanının eşini aldattığı ile alakalı bir söylenti olduğu bu yüzden geçen seneye göre bir çok destekçi kaybettiğinden bahsetti. Kız kardeşinin ülkenin çok iyi üniversitelerinden birinde lisans eğitimini tamamlamak üzere olduğundan bahsetti birkaç hafta sonra onu kutlamak için tüm aile bir araya gelecekmiş. Ben de annem ve babamın ben ilkokuldayken ayrıldığından, annemin işi yüzünden bizimle fazla ilgilenemediğinden bahsettim. Her zaman birbirimizi desteklemiştik tabiki fakat birbirimizin başarısını kutlamak adetimiz değildi. Çok bir araya gelemezdik zaten herkesin kendi işi vardı. Bugün bile birbirimizi en son ne zaman gördük bilmiyorduk. Erkek kardeşim yurt dışına taşınmıştı. Çok güzel bir kadınla evlenmişti ve mutluydu. Annemin ise bir yardımcısı vardı yanında ve onunla gayet mutluydu. Birbirimizi başımız derde girmedikçe çok aramıyorduk kısaca. Bunları anlatırken bana sarıldı. Hiçbir şey söylemedi. En güzel gülümsemelerinden birini yüzüne yerleştirdi ve beni dinledi.
Kendimi ona açmamdan memnun gibiydi. Sanırım ben de memnundum çünkü benim hakkımda bunları bilen çok az insan vardı. Ve hiç bu derece rahat hissettirmemişti paylaşmak.
Hello herkese umarım iyi gidiyordur. Artık bir öpüssünler bence di mi :)))