Selam herkese bu seferki bölüm biraz daha uzun. Yks yüzünden bolum yayinlayamiyordin bayadır o yüzden uzun bir tane yazayım dedim.
Keyifli okumlar
Otelden çıkmadan son bir kez kendime aynada söyle bir baktım. İnci’nin hakkını yiyemeyeceğim çok iyi bir zevki vardı gerçekten. Ayakkabıları aldığımız mağazın hemen yanındaki mağzada bir yüzük dikkatimi çekmişti. Dün onun taktığı yüzüklere benziyordu. Onun için hediye olarak aldım. Yüzüğü diğer eşyalarım ile beraber çantamın içine koydum. Canım hiç makyaj yapmak istememişti o yüzden sadece rimel sürüp saçlarımı da dağınık bırakmıştım. Aynada son kez kendime bakıp parfümümü üstüme bir kez daha bocaladım ve kapıyı çekip çıktım.
Kapıdan benimle aynı anda Emirhan da çıkmıştı. O da benim gibi şık giyinmişti ve kendi parfümünü bocalamıştı üstüne. Saçlarını arkaya taramış ve jolelemişti. Tatil günlerinde genelde konuşmazdık o yüzden şu an nereye gittiği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
“Selam nereye böyle?” diye sordum alaylı bir şekilde.
“Lise arkadaşlarımla yemeğe gidicez sen?”
“Liseyi burda mı okudun?”
“Evet ailem burdaydı.”
Kıyafetimi baştan aşşağı süzdü
“Dünkü beyefendi ile mi?” diye sordu çekinerek. Şarkıcı çocuktan dünkü beyefendiye biraz hızlı bir geçiş olmuştu açıkçası. Düşüncüğüm şeyi hiç de seklamaya çalışmayarak güldüm.
“Evet o.”
“Bırakayım mı?”
“Olur.”
Beraber arabama bindik. Beni Pera Palace a bıraktı.
~
“Hoşgeldin.” dedi ayağa kalkarak. Taner beyaz v yaka tişörtün üstüne çok şık bir takım giymişti.
“Beklettim mi seni?”
“Hayır hayır.” dedi ve saatine baktı “Tam zamanında gelmişsin, tanrı aşkına baya dakik birisin.”
Taner böyle deyince gururum okşanmıştı. Dakik olmayı seviyordum, iş partnerlerimde de en çok dikkat ettiğim şeylerdendir. Bekleten insanları sevmem.
“Ee nasılsın görmeyeli?” diyerem masaya oturdum.
“Çok bir şey değişmedi bir gün önce nasılsam öyleyim.”
Gülümsedim
Konuşmasına devam etti. “Bana kendini anlat neden benimle görüşmek istedin?”
“Aslında… “ Lafı ağzımda geveleyerek bardağın ağzında tırnaklarımı gezdirdim. Dudak büktüm, ben de bilmiyordum neden onunla görüşmek istediğimi.
“Hoşuma gittin bilmiyorum.” deyiverdim.
“Hoşuna giden her erkekle konuşuyor musun böyle?”
Omuz silktim “Evet” Neden bilmiyorum ama biraz kaba davranıyordu.
Aklıma gelen cevap ile yarım ağız gülümsedim:
“İşkolik bir insanım aslında o yüzden böyle datelere çok çıkmıyorum genelde birini güzel buluyorsam direkt yüzüne söylüyorum ve ne kadar istediğini soruyorum.”
“Bana da böyle mi yapacaksın?” dedi sakince.
İçmek üzere olduğum şarabım boğazımda kaldı “Hayır o anlamda demedim yani.”
acil bir şekilde geri vites atmam gerekiyordu.
“Sen öyle biri değilsin benim için. Tanrı aşkına öyle biri olsan seni niye buraya davet edeyim ki. İki insan oturuyoruz işte şu an.”
Güldüm ve ekledim:
“Normal bir şekilde bir çıkar göz etmeden değil mi?”
O da yarım ağız güldü
“Sanırım öyle”dedi ve şarabından koca bir yudum aldı.
Şarabı ona seçtirmiştim ve o da Karacık Kayası seçmişit. Gençken arkadaşlarla Karacık Kayasını çok içiyorduk bu yüzden lise yıllarım aklıma geldi bir an.
“Buralı mısın?” diye sordum.
“Evet burada yaşıyorum.” dedi
“Sen?”
“Başka bir şehirden iş görüşmesi için geldim.”
“Yanında biri vardı, sevgilin miydi?”
Kimden bahsettiğini anlamadım, tek kaşımı kaldırarak ona baktım.
“Sarışın bir çocuk vardı yanında.” diye açıkladı.
“A hayır Emirhan benim asistanım” dedim.
“İyi adamdır sınırlarını bilir.” diye ekledim daha fazla şüphelenmesin diye de.
Bu sefer de “Ne iş yapıyorsun bu arada” diye girdi konuya.
“Şirketim var.” dedim.
“İlginç ne üzerine?”
“Var olan hastane gereçlerini daha
ergonomik bir şekilde tasarlayıp satışa sunuyoruz. Genelde elit hastanelerde çalışıyoruz.”
Şarabımdan bir yudum alıp kadehi bitirdim. Yanımızdaki garson gelip şarabı tekrar doldurdu.
“İlk olarak etübasyon sırasında boğazı tahriş etmeyen etübe aletleri satışa çıkardık. İlgin var mı bilmiyorum ama acilde çoğu hasta entübasyon yapılırken yanlış bir hareket sonucu tübün boğazlarını kesmesi ile ölüyor. Aslında çok basit bir çözümü var ama kimse bunula uğraşmak istememiş şimdiye kadar.”
Doldurulan şarabımdan bir kocaman yudum daha aldım. Bu gün ayık kafa ile otele dönmek istemiyordum.
“Şimdi ise standart pedagojik aletleri çocuklar için tekrardan tasarlıyoruz. Oyuncak ayı biçiminde steteskop falan işte.”
Alkol aldıkça kendimi biraz daha kaptırdığımı fark ettim işimi anlatmaya, sonunda çenemi kapatıp ona baktığımda şaşırmıştı. Neye şaşırdığını tam anlamadım. Tahmin etmeme gerek kalmadan açıkladı kendini:
“Vay be senden beklemezdim açıkçası.” dedi.
“Neden?”
“Birinin asistanısın falan sanmıştım.”
Gülümsedim. “İltifat olarak alacağım.” dedim en şirin sesimle. Kadın olduğum için birçok kişi beni asistan sanıyordu. Hatta Emirhan ile birlikte gittiğimiz görüşmelerde beni onun asistanı sandıkları için Emirhanın elini sıkıp çay kahve ikram ederken bana “Siz dışarıda beklesenize” diyenler de oluyordu. Komikti çünkü Emirhan durumu açıkladığında adamın utancını izlemek ve özür dileyişlerine şahit olmak her defasında beni eğlendiriyordu.
“Sen ne yapıyorsun peki hep böyle yerlerde şarkı mı söylersin?” diye sordum.
“Aslında evet başka işim yok. Hayattaki tek eğlencem müzik yapmak kendi bestelerimi söylüyorum genelde.”
“O gece söylediğin de kendi besten miydi?”
Elini savuşturdu “Hayır o başka bir parça”
Benle sidik yarıştırır gibi hızlı hızlı içiyordu içkisini. Farkında olduğunu sanmıyordum zira hiç farkında gibi durmuyordu.
“Ha bu arada.” Çantamdan kırmızı kutuyu çıkarıp önüne koydum.“Bunu sana aldım.”
Karşımda tam anlamıyla mal gibi kalmıştı. Bir bana bir yüzüğe baktı ve yatım ağız gülümsedi
“Bu ne?”
Cevabımı beklemeden kutuya uzandı. Ellerinin ne kadar güzel olduğunu kutuya uzanıp açtığında fark etmiştim. Sağ gözünün altında fark edilmesi zor bir ben olduğunu da gülümseyip gözlerini bana çevirdiğine fark etmiştim.
“Bu bana mı?”diye sormuştu. Çocuk gibi gülümsemişti. Bu kadar mutlu olacağını tahmin etmemiştim doğrusu.
“Evet sana”
Hiç vakit kaybetmeden kutudan çıkarıp zarif parmaklarına geçirdi yüzüğü. Işığın altında tuttu nasıl olduğunu görmek için
“Tam benim tarzım çok teşekkür ederim.” dedi samimi bir şekilde.
Sesi o kadar çocuksu ve sevinçli çıkıyordu ki acaba fazla mı alkol aldık diye düşünmedim değil bir an. Taner yanımda hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Gözlerinin içi gülüyordu resmen. Benim de farkında olmadan kulaklarıma kadar sırıtmama sebep oldu bu durum.
“Güle güle kullan “ dedim sevinerek.
“Kabul ediyorum” dedi bir anda
“Anlamadım?”
“bir evlilik teklifi değil miydi işte kabul ediyorum.” dedi.
Donakaldım.
Donakalmama o kadar güldü ki yan masadakileri kontrol ettim bize bakıyorlar mı diye. Sonra elini elimin üstüne koyup
“Şaka yaptım” dedi.
Gerginlikten duran kalbim tekrar atmaya başladı bu sefer. Ellerime baktım. Elleri ellerimin üzerinde masada birleştirmişti. gözüm yüzüğüne kaydı. Çok yakışmıştı cidden parmaklarına.
“Bir bakayım” dedim ellerini kendime doğru çektim. Tırnaklarında kısa bir manikür vardı. Ellerinde hiç yara yoktu. Damarlı değil ama kemikli elleri vardı parmakları çok uzundu ve esmer tenine çok yakışıyordu. Gümüş yüzük parmaklarının arasında parıl parıl parlıyordu.
“Çok yakışmış” dedim ellerini bırakırken.
Garson gelip siparişimizi aldıktan sonra sanırım bir üç saat daha konuştuk. O kadar çok konuştuk ki mekan kapanmak üzereyken çıkabildik dışarı. İkimiz de üstümüzdeki o tanışma gerginliğini atmıştık. İlginç bir biçimde inanılmaz derecede rahat anlaşmıştık.
Size şöyle anlatayım ben bu yaşıma kadar gerçekten benim gibi bir insanın var olmayacağını düşünüyordum. Benim kadar detaylara takılan, sevdiğinde sonuna kadar giden birini bulabileceğimi düşünmüyordum. Çok yanıyormuşum. Karşımda tam anlamı ile benim erkek halim duruyordu. Onu hakkındaki en büyük ön yargım şarkıcı olduğu için gece hayatı olan instagram ünlülerinden biri olduğunu düşünmemdi. O gece bana tüm bu düşüncelerimi yalatıp yedirdi çünkü olmasından korktuğum kişinin yanından bile geçebilecek biri değildi. Tam anlamı ile gerçek bir sanatçıydı. Sanat türleri hakkında bilgi sahibiydi, edebiyat dünyası hakkında genel bir bilgi sahibiydi ve kendi sevdiği niş yazarlar vardı. Ona İspanyol edebiyatını çok sevdiğimi söylemiştim mesela o da bana çin edebiyatından Mo Yan ın onun favorisi olduğunu söylemişti. Ona Marquez'den bahsetmiştim bana Gonzales den bahsetmişti. Hiçbir lafımın altında kalmamıştı. Bach desem Vivaldi, Monet desem Manet demişti bana. Sohbet o kadar güzel ilerlemişti ki ikimiz de yemeğimizi soğuk yemek zorunda kalmıştık. Restorandan çıkınca -neden ve niye böyle bir şey yaptık hala bilmiyorum– yan yana yürümeye başladık. Ben topuklularım ile zar zor ayakta durmaya çalışıyordum zaten iki adımda bir o da bir yere takılıyordu. İkimiz de gülüyorduk. Çıktığımız yerden on metre ilerlemeden banka oturdum.
“Yavaştan dağılsak iyi olur ayakkabım canımı yakmaya başladı.” Dedim elimi ayak bileğime götürerek.
Ellerini cebinden çıkardı elini bana uzattı
“Tanıştığıma çok memnun oldum.” dedi.
O an gerçekten topukluları sokağın ortasında bırakıp onunla yürümeye devam etmek istedim. Böyle yapınca ayaklarımın ağrımayacağını bilsem hiç gocunmaz çırılçıplak yürürdüm de. Ama o hissi biliyordum hemen geçecek basit bir ağrı değildi vücudumun gerçekten bana gidip dinlenmem için işaret veriyordu.
“Ben de” diyerek elini sıktım.
“Nasıl gideceksin?” Diye sordu
“Birini ararım alması için bırakayım mı seni de.”
“Yok sağ ol taksi ile giderim.”
İlerideki taksi durağını işaret etti. İki taksici falan bekliyolardı ve pek hoş insanlara benzemiyorlardı. Bize doğru bakıyolardı ve pek haz ettiklerini söyleyemem. Akıllarından ne geçiyordu emin değilim. Sanırım ikimizin de sarhoş olduğumuzu düşünüyorlardı -eh haksız değillerdi- ve en yargılayıcı bakışlarını üzerimize tutuyorlardı.
“Seni bıraksam daha iyi olur.”
Emirhanı aradım. Telefon iki kere çaldıktan sonra açtı
“Efendim”
“Pera Palace ın önüne gelsene biraz kötüyüz.”
“15 dk ya ordayım.”
Telefonu kapattım ve Tanere döndüm.
“Birazdan halledecekler.”
Halanda taksicilere bakıyordu. Ceketinin ucundan çekiştirdim.
“Boş versene onlara kalmadık herhalde” dedim.
Bana döndü “Neden öyle baktıklarını anlamadım”
“Sanane ki sağ sağlim döneceksin evine işte merak etme.”
Sakin sakin konuşmaya çalışsam da ben de bilenmiştim. Üç kişi gözlerini dikmiş bize bakıyordu özellikle de Taner’e. Taner aman aman yapılı biri değildi ve fazla sarhoştu. Taksicilerin de gey olduğunu düşünmüyorum ama adamı sikecekmiş gibi bakıyolardı.
Aslına bakarsanız Taner Taksicileri bile baştan çıkarabilirdi rahatlıkla.
Emirha’nın gelmesini beklerken Taner telefonunu çıkarmış ve bana tahminimce ekranda gösterdiği şeye bakarak:
“Yarın buna gidelim mi?”diye sormuştu.
Ekran çok parlaktı görmek için gözlerimi kıstım. Yazıyı okumaya çabaladım ama başaramadım.
“Ne olduğunu anlamadım ama olur.” dedim. Yarın da onunla buluşup vakit geçirme fikri beni cezbetmişti.
“Tamamdır. Sana yarın konum atarım.” dedi gülümseyerek.
Son birkaç saattir birbirimize bir şeyler söyleyip gülüyorduk sadece. Umarım bu alkolün etkisi değildir. hayatımın geri kalanında yaşamak istediğim tek duygunun bu olduğunu hissediyordum.
Emirhan bizi almaya siyah şirket arabasıyla gelene kadar sohbet etmeye devam ettik. Arada bir gözüm yola kayıyor, gelip gelmediğini kontrol ediyordum. Taner ise beni dinlemediğimi düşünüyor olacak ki sürekli önüme geçip dikkatimi çekmeye çalışıyordu. Bu yüzden yolu doğru dürüst göremiyor, Emirhan'ın gelip gelmediğine dair en ufak bir fikir edinemiyorum. Sonunda elimin tersiyle onu hafifçe baldırından ittim.
“Yolu kontrol ediyorum, gelip gelmediğine bakıyorum.” dedim ona.
“Çok özür dilerim,” dedi hemen. Sanki hareketini kaba bulduğumu sanmıştı. Ardından dudaklarını çocuk gibi büzüp birkaç adım uzaklaştı. Bu haline gülümsemekten kendimi alamadım. Elini tutup onu tekrar yanıma, görüş alanıma çektim.
“Sorun değil yolu biraz görsem yeterli “ dedim ona.
Böyle bir afet yanınızda duruyorsa ona bir saniye bile bakmamak cidden görgü kurallarına aykırı olmalıydı. 15 dk nın sonunda siyah araç tam önümüzde durduğunda önce plakayı sonra da sürücü koltuğunda oturan kişiyi kontrol ettim. Taner’i bileğinden çay bardağı gibi tutarak arabaya sürükledim.
“Hadi gel soğuk oldu burası”
Emirhan kapımızı açmak için arabadan incek gibi olmuştu ama biz ondan önce davranıp itişerek arabaya bindik. Taner içeriyi şaşkın gözlerle süzüyordu.
“Emir arkadaşımı evine bırakacağız” dedim.
Taner etrafına bakmayı bırakıp evinin adresini söyledi. Emirhan da konumdan girip ilerledi. Arabamın tabletine baktığımda yirmi dakika gözüküyordu. Hiç yol uzun olucak diye bu kadar sevinmişmiyiidir? Hayır.
“Araba senin mi?” diye sordu.
omuz siktim
“şirket araçlarından biri” dedim umursamazca. Arka koltuktaki sulardan iki tane alıp birini ona uzattım.
“Teknik olarak benim sayılır yani” diye ekledim. içeri girdiği zamanki şaşkınlığı biraz hayranlık almıştı. Halk tabiri ile görmemiş gibi inceledi arabayı. Hiçbir şey demedim.
“Telefonda göstermeye çalıştığın şey neydi?”
“A şey… bir sergi burada olucak”
Suyumu içerken kaşlarımı kaldırdım
“Yarın kesinlikle gideceğiz o zaman.”
Gülümsedi yeniden. Araba ile ilgilenmeyi bırakıp yine ilgisini bana yönelmişti. Bunu bu kadar çabuk yapmasına şaşırmıştım. arabaya bakması hakkında şaşırdığım bir şey daha vardı o da hiç kıskançlık ile bakmamış olmasaydı. İnsanların niyetlerini tabiki okuyamam ama mimiklerini okuyabilirim ve biri bu kadar sarhoşken kıskançlık gibi bir duyguyu bu kadar iyi saklıyorsa çok büyük tehlikeye bulaşmışım demekti zaten.
Yüzünde çoğunlukla şaşkınlıktan büyümüş gözlerin dışında yarım açık bir ağız ile beraber minik bir hayranlık gördüm. Sanki hep bu tarz arabalarda dolanmak gibi bir hayal kurmuş gibi. Eh en azından –onun istediği gibi olmasa da- hayali gerçekleşmişti.
Yol boyunca böyle şeylerden konuşmaya devam ettik. Çok büyük ihtimal iki şişe şaraptan dolayıydı ama Taner yol ilerledikçe daha bir güzelleşiyormuş gibi geldi. Sokak lambalarının sarı ışığı yüzüne vurdukça saçlarını aydınlatıyordu. Tanrım, acaba güneş vursa yüzüne ne kadar daha güzel gözükecekti. Gülümsedikçe dudakları incelip inci gibi üst dişleri ortaya çıkıyordu.
“Bekle”
Saçına dokundum. Sanki orada kir varmış gibi aldım elimle. Sırf saçına biraz daha dokunabilmek için üstünde toz varmış da süpürüyormuş gibi yaptım.
“Saçına bir şey düşmüştü”
Benim yaptığım numarayı anlayıp kıkırdamış biraz sonra ben konuşurken hiç yalan dolana gerek görmeden önümdeki saçımı kulaklarımın arkasında itmişti. Ben ne dediğimi anında unutup küçük çaplı elektorşok geçirirken o elini başına yaslamış, kolunu dirseğine geçirmiş bir şekilde beni izliyordu. Yaptığı şeyin farkında değilmiş gibi gülümsedi. kaşlarını kaldırıp
“Dinliyorum” dedi bir de.
Eve varıncaya kadar kem küm sohbetimize devam ettik. Taner ikimize de teşekkür edip arabadan inince Emirhan’a konumu kaydetmesini söyledim ve otele gittik. Saat 2 küstürdü vardığımızda. Bana alkol sonradan çok fena vurmuştu zaten ayaklarım da ağrıyordu o yüzden feci derecede başım döne döne Emirhanla otel odasına çıktık. Daha doğrusu o ben oraya çıkarmış olmalı çünkü bende oralar yok.
Sadece beni yatağa bırakışı var zihnimde. Işığı açıp odayı süzdükten sonra hiç toplamaya zahmet etmediğim açık duran valizimden uçuk mavi bir tişört alıp bana uzattı. Tişörtü almak için o kadar uğraştım ki en son elimi tutup tişörtü elime tutturdu. Gülümsediğini gördüm bunu yaparken. Sonra da kapıyı kapadı yatağımın başına geçip ayağımdaki ayakkabımın tokasını açtı.
“Duşu hazırlamamı ister misin?” diye sordu ayakkabıyı ayağımdan çıkarırken.
Bir şeyler geveledim ama ne geveledim inanın ben de bilmiyorum.
“Çiğdem”
İkinci ayakkabıyı da ayağımdan çıkarıp kenara atmıştı. Ayağa kalktı:
“İstiyorsan sana duşu hazırlarım ama uyuyup kalmandan korkuyorum.”
Benimle göz teması kurduğundan emin olduktan sonra gayet ciddi bir tonla:
“Üstünde kıyafetler varken sana duş aldırmamı ister misin, çok kötü görünüyorsun.”
Kafamı aşağı yukarı yaptım. Son kez yukarı yaparken kafam çok geriye gitti ve geri yatağa düştü. Onayı alır almaz banyoya girmişti. Ben de bir ölü ne kadar iyi tavanı izliyorsa o kadar iyi izledim. Şimdi ayık olsaydım yine izin verir miydim beni banyoya sokmasına bilmiyorum. Ama bu zamana kadar okuduklarınızdan anlayacağınız gibi Emirhan benim için şirketteki asistanımdan çok daha fazlasıydı. Bu adam benim gibi zıpır biri ile nasıl başa çıkması gerektiğini biliyordu. Daha da önemlisi patronu olduğumu biliyordu ve her ne yapıyorsa bunu ona göre yapıyordu. O yüzden sanırım gene olsa gene izin verirdim.
Banyoda akan suyun sesi kesilince içeri geldi. bana baktı elleri belindeydi
“Yürüyebilecek misin taşıyayım mı seni?”
Yatakta hareketsiz yatmamdan anladığı üzere kucaklayıp iki adımda banyoya götürmüştü. Beni küvete koyduğunda gözlerim yavaşça kapanmıştı ve dudaklarım aralıktı. Rimelimin aktığına bir milyon tl ye bahse bile girerdim. Küvete benim yanıma eğilidi.
“Biraz dinlen seni almaya gelicem.” tarzı bir şeyler söylemişti tam hatırlamıyorum.
Küvet sıcacıktı. Nasıl becerdi bilmiyorum ama cidden tam ayarını tutturmuştu. Ya da alkolden dolayı benim bedenim sıcacık hissediyordu kim bilir. Yaşıyor muyum diye bir süre yüzümü izledikten sonra nefes aldığıma kanaat getirmiş olacak ki içeri geçti.
İçimden “Bence biz şu an hastanede olmalıydık” diye geçirdim, yeni yeni fark ediyordum ki kişi başı iki koca şişe içmiş olmalıydık. Ne yazık ki bunu söyleyecek durumda değildim. Hiçbir şey yapmadan küvette sıcacık suyun içinde baya bekledim. Kaslarımın yumuşaması iyi geldi. Bacaklarımın sızladığını hissedebiliyordum hala. Bir süre sonra içeriye temiz rahat kıyafetlerle geldi.
“Üzgünüm ama giyinirken sana yardımcı olamam” dedi kafamı ona döndürdüğü görünce gülümsedi klozetin üstüne bıraktı kıyafetleri.
Ayaklandım:
“Hallederim gidebilirsin” dedim.
Emirhan dışarı çıkınca üstümü değiştirdim Sonra içeriye girdi beni klozet kapağına otutturup saçlarımı kurutmaya başladı.
“Daha iyi misin?”
Başmı olumlu anlamda salladım
“Seni hastaneye falan götürmeyi düşündüm baya kötü duruyordun.” dedi.
Ona baktım yüzüme baktı. Daha demin aklımdan geçen bu düşüncenin onun da aklından geçmesi beni güvende hissettirdi.
“Neyse daha iyi duruyorsun” diyerek dudaklarım tek tarafa kıvrıldı.
Alkolün etkisi yavaştan geçiyordu o yüzden ağrılarım daha hissedilir oluyordu. Yavaştan hissetmeye başladığım ağrılarımdan sızlanırken o da otel odasının duvarına sabitlenmiş eski tip saç kurutma makinesini alıp saçlarımı kurutmaya başladı.
“Ağrıkesici almayı unutma sabah” diye uyardı.
Kafamı olumlu anlamda salladım.
Eli ile saçımı kuruturken seviyormuş gibi saçımı okşamıştı şimdi. Emir benim ortağımdı. Uzun zamandır ailemdi. On yıl komaya girecek olsam şirketi bırakabileceğim tek kişiydi. O da bunu biliyordu. Ona yaptığım iyiliklerden dolayı bana çok büyük bağlılık duyuyordu. Onun istediği şey işini kaybetmemek vs. değildi. O beni tanıyordu. Ona ne kadar güvendiğimi biliyordu ve bu yüzden şirketteki herkesten çok daha yüksek maaşa sahip olduğunu da. Kim olduğumu ve kim olduğunu biliyordu. Benim için canını tehlikeye atsa ailesine bakabileceğimi biliyordu. Ben adam bile öldürsem onu aradığımda yanıma geleceğini biliyordum.
O gün bunları bilerek gülümsedim ona. O bunu biliyordu.
Başımı karnına yasladım. Saçımı kurutmaya devam etti.
“Teşekkür ederim.” dedim gayri ihtiyari.
“Lafı bile olmaz.”
Kurutmayı enseme doğru tutup ensemdeki ıslak saçların tamamen kurulduğundan emin oldu.
“Benim işim bu.”
Bir iki dakika d
aha kafam karnında kaldı. eli ile saçımda bir ıslaklık kalmadığından emin olunca kurutma makinesini kapatıp fişten çekti.
“Kalk hadi.”
Üfleyerek kalktım. Kolumu omzuna attı. Yürümem için destek vererek yatağa götürdü. Üstümü örtüp yastığın kafamda olduğundan emin oldu. Işıklar kapandı ben de uykunun kollarına kendimi fırlattım.
