İçeriğe geç

Programda Aşk Yoktu

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Programda Aşk Yoktu

Bölüm 3

•2

Selam herkese bi bolum digerine nazaran biraz daha uzun oldu keyifli okumalar🤜🏻💓

“Çiğdem iyi misin?” diye sordu.

“Yemek boyunca sahnedeki çocuğa kitlendin kaldın. Pazarlık yapılırken adam akıllı konuşmadın bile.”

Katlamak üzere üstümden çıkardığım siyah ceketi elime bırakıp ona döndüm

“Ne çocuğu?”

“Sahnede şarkı söyleyen biri vardı ya işte ondan bahsediyorum.”

Bunu söylediği anda hatırladım bahsettiği kişinin kim olduğunu. evet sahnede biri vardı hatırlıyordum. Neden ona kitlenmiştim ki durduk yere? Bu tarz şeyleri sormamı beklerdim kendimden fakat hiçbir şey demeden ceketimi giyip arabadan aşşağı atladım. “Onu görmem lazım” diye bağırdım Emir’e. Beni çok iyi tanıdığı için hiçbir şey sorgulamadan aşşağı indi. Arabanın kapılarının kitleyip restoranta geri koştum. Kapıya davranmama izin vermeden görevliler kapıyı açtı benim için. Kasaya doğru ilerlediğimde ise kasiyer telaşımı ben yolun yarısındayken fark ederek:

“Buyrun.” diye seslendi.

“Sahneye çıkan çocuğu görmek istiyorum.” dedim kasanın yanına koşarken.

“Henüz çıkmadılar efendim arkadaşım size eşlik etsin.” diyerek yanındaki oğlanı gösterdi. Çocuk bulunduğu yerden çıkarak önce yanıma geldi.

“Böyle gelin efendim.” diyerek eli ile yolu işaret etti. Onun peşinden gelirken yan masadaki güller dikkatimi çekti. Bir hışım kaptım onları:

“Bunları alıyorum asistanım parasını halledicek.” dedim.

“Efendim onlar başka müşterimiz için.”

Kıza döndüm.

“Sizin için başka çiçekler yollatacağım.” dedi. Sesinde hafif bir endişe vardı. Çiçekleri zamanında alamazsa patronunun ona ne kadar kızacağını hayal ettim.

“Güzel bir tane olsun” dedim ve çiçekleri masaya geri fırlattım. Kız hemen telefonundan birini aradı ben de önümdeki çocuğu takip ettim.

Çocuk çok da uzun sürmeyen kulis yolu boyunca telefonla birirlerini aradı ve sanatçılarının dışarı çıkmadığından emin olmalarını söyledi. Beynimin tamamını şu an ne yaptığımı sorgulamak için kullanmak istiyordum. Beynim bunun yerine bana nispet olsun diye geçtiğimiz yolu ezberlemeye çalışıyor masalardaki çatal bıçak takımına dikkat ediyor ve sanki saatlerdir orda oturan ben değilmişim gibi masada oturan insanların yüzün ilk defa görüyormuş gibi inceliyordu.

En sonunda altın harflerle KULİS yazan yere vardığımızda bunca zamandır bana yolu gösteren çocuk “Çok iyi yetişmişsiniz çıkmak üzerelermiş nerdeyse” dedi. Bu ne demek oluyordu acaba “Üzerelermiş?” yani birden fazla kişi mi vardı yanında yoksa peşinde olduğum kişi bu kadar saygın bir sanatçı mıydı onların gözünde?

Elinin tersi ile kulis kapısını iki kere tıklatıp içeri girdi çocuk. “Taner müsait misin?”

“Evet girebilir.” Yarım aralık kapıyı benim için sonuna kadar açtı.

“Buyrun.”

Söz konusu şarkıcı arkası bana dönük bir şekilde duruyordu. Aynadaki yansımasını kendi sert vücudu ile kapatıyordu. İçeri adımladığım anda başını bana döndürdü ve omzunun üstünden bana baktı. “Selam” dedim. Kaşları havaya kalktı şaşkın bir gülümseme ile ve tamamen bana döndü. Birkaç adım daha yaklaşıp içeri girdim, o da eş zamanlı olarak ayağa kalktı. “Beni görmek istemişsiniz.”

O an ne dediğini pek anlayamadım, çünkü gözlerimiz göz göze geldi. Kahverengi irisleri dilimi yutmama sebep olmuş olmalıydı. Nedenini bilmiyorum ama ayaklarım zemine yapışmış gibi hissediyordum.

“Sesimi beğendininiz mi?”

“A şey ben…”

boyunumdaki yumruyu atmaya çalışmak için yutkundum. Gözlerimi onun gözlerinden çekemedim bir türlü.

“Evet çok beğendim.”

Bir süre birbirmizi süzdük hiçbir şey demeden. O beni baştan aşşağı süzüyordu ben de onu. İkimiz de birbirmizi daha önceden görmüş ama çıkaramıyormuş gibi hissediyorduk eminim. O da rahatsız olmadı bu durumdan. Sadece birbirmizi süzdük ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre.

“Yarın akşam pera palace de konuğum olun.” deyiverdim bir anda. O da beklemiyordu bunu dememi. Alt dudağını ıslattı gözlerinin benden kaçırırken kısa bir süre düşündü

“Olur” dedi.

“Ev adresinizi verirseniz sizi evinizden alabilirim.” dedi. Gülümsedim.

“Şöförüm halleder teşekkürler.” deyiverdim düşüncesizce. O da bana gülümsedi.

“En azından telefonunuzu alayım saat kaçta buluşacağımızı haberleşiriz.” dedi. Makyaj masasından bir kağıt peçete ve tükemmez bir kalem uzattı. Kendi numaramı ve tam adımı yazdım kağıda. Ona geri uzattım.

“Telefonunuzu bekleyeceğim.” deyip çıktım odadan. Arkamdaki çocuk hala kapıyı benim için açık tutuyordu. KOşar adım dışarı attım kendimi yüzümde mal bir sırıtış ile. Emirhanın yanına gittim. Elinin cebinden çıkardı bana öndü. “Hadi gidelim.” dedi kafası ile arabayı işaret derek.

Arabaya bindiğimizde bir süre sessizlik oldu emniyet kemerimi takıp arabayı çalıştırmasını bekledim. Dönüş yolunda otobana çıktığımızda derin bir iç çekti.

“Numarasını aldın mı bari?”

“Kendi numaramı verdim.” dedim aptal hissederek.

“Geri arar mı sence.” diye sordum.

“Tabiki arar. Böyle fırsat kimsenin ayağına gelmez.” yola bakmaya devam ediyordu. İç çekti. Yola devam ettik. Arabada bir şey aramya başladım.

“Benzinliğe girsene yolda su alıcam.”

Benzinliğe girene kadar da konuşmadık.Yavaş yavaş dağılan akşam trafiğine müsade ederek ilerledik sadece. İkimiz de yola bakıyoruk. Arabayı ben kullanmasam bile şerit değitirirken sağı ve solu onunla eş zamanlı olarak kontrol ediyordum. Niye yapıyordum bunu bilmiyorum. Bu ikimizin de yaptığı bir şeydi. Benzine ihtiyacımız olduğunu düşündüğü için her halde pompacı çocuğun yanına yaklaştı. Arabanın benzin kapağını açıp aşşağı indik. Emirhan adam ile konuşurken ben lavaboya giridim. En sevdiğim abur cuburları, iki şişe su ve iki paket touch blue parlament aldım. Ödedikten sonra dışarı çıkıp sigara paketindi açtım. Emirhan yanıma geldi. Sol cebinden zippo çakmağını çıkarıp uzattı bana. Ben sigramaı yaktıktan sonra ona da ikram ettim İkimiz de aynı markayı içiyorduk. Yine sessizce yan yana durduk. Dağılan ve sessizleşen trafiğe baktık. Sigraralarımızı içtik. Karşı dağları izledik. Pompacı çocuk ile pompacı kızın sohbetini dinledik. Sonra sigaralarımızı söndürdük. Arabaya geri bindik. Emirhan bu sefer de sağ iç cebinden parfümünü çıkarttı. İki kere kendine sıktından sonra bana da ikram etti. “Camı açsana çok kötü kokucak” dedim. Sonra parfümü üstüme bocalayıp geri verdim. Arabayı çalıştırdı. Açık cama dirseğimi yasladım dirseğmin üstüne de çenemi. Hayalperest bir çocuk gibi geceyi izledim. Soğuğun yüzüme çarpmasına izin verdim. yer yer gözlerimi kapadımyer yer gözlerimi açtım. Otobanda giden tek araba bizdik artık., otobanda giden tek araba olmanın sesini dinledim bir süre.

Bölüm sonu

5 yorum