Yaratıcı, tüm evrenlerin içerisinde yaşayan herkesin rahatsız olmadan duyabileceği bir ortam hazırladı ve eline çanın kordonunu alarak ritüele başladı. Önce konuştu sonra kordonu bir öne bir arkaya savurdu.

“Yaratıcı: (1.) Özgürlüğe. ‘!Çan sesi (DİNG!)’!
(2.) Kurtarıcıya! ‘!Çan sesi (DONG!)’!
(3.) Kurtuluşa! ‘!Çan sesi (DİNG!)’!
(4.) Tecrübeye! ‘!Çan sesi (DONG!)’!
(5.) Adalet dolu bir geleceğe! ‘!Çan sesi (DİNG!)’!
(6.) Mücadeleye! ‘!Çan sesi (DONG!)’!
(7.) Memnuniyete! ‘!Çan sesi (DİNG!)’!”
Dedi. Bu kelimeler ve çan sesi tüm evrenlerde yaşayanlara, rahatsız olmayacakları bir şekilde duyurulmuştu. Uyuyanlar bu sesi rüyasında, hastalar bu sesi rahatlatıcı bir edayla duymuş, savaşanlar gaza gelmiş, kulak problemi olanlar kısık sesle duymuş, sağırlara da malum olmuştu...
.
.
.
.
.
Kapının dışında birisi bağırarak “YETEEERR” dedi ve kapıyı sertçe açtı. Oturanlar, ayakta olanlar, konuşanlar kısaca o kapıya yakın olan herkes şaşkınlıklar içerisinde kapıya baktı. İçeriye sinirle, bezmiş ve yılgın duygularla giren kişi ellili yaşlarında, öğretmeni andıran havaya sahip birisiydi. Ancak içerideki öğrenciler bu kişiyi daha önce görmedikleri için bu bağırış karşısında ne yapacaklarını çözemediler. İçlerinden geçenler aşağı yukarı “Kim bu adam? Öğretmen mi? Öğretmense saygı mı duymalıyız?” Bu düşünceler eşliğinde adamın öğretmen tutumu sayesinde herkes neredeyse farkına bile varamadan yerlerine oturmuş sakin bir şekilde bu adamın neler söyleyeceğini bekliyorlardı. Adam sessizce ve bir o kadar sinirle herkesin suratına şöyle baktı baktı ve baktı ardından konuşmaya başlayan adam…
Öğretmen görünümlü adam: Burası- burası… Heh bana bir saniye verin!
Çantasından su ve birkaç adet kâğıt çıkardı, su şişesinden birkaç yudum su içti. O sırada öğrenciler hayret ve şaşkınlıkla bu tuhaf, sinirli adamın neler diyeceğini merak ediyordu. Öğretmen görünümlü adam suyunu içti ve konuşmasına devam etti.
Öğretmen görünümlü adam: Burası yazılım programla 101-1 sınıfı mı?
Öğrenciler “Evet!” dediler.
Öğretmen görünümlü adam sandalyeye oturup “Ohh şükürler olsun. Bu bugün girdiğim 3. sınıf girdiğim ilk iki sınıfta girdiğim sınıfa dahi bakmadan onlara sabahtandır onları nasıl zorlayacağımı filan anlatıyorum. Size böyle şeyler anlatmakla uğraşmayacağım. Beni iyi dinleyin, benim bu üniversitede ders vermeye başladığım ilk günüm. Adım Mavk, yazılım derslerinizden bundan sonra ben sorumluyum. ‘Önündeki kendine yakın kişiye çantasından çıkarttığı kağıtları vererek.’ Bir tanesini al ve arkaya uzat. Bu kâğıtlarda yazan şeylerden hepiniz sorumlusunuz. Artan kâğıtları bana geri gönderin.” dedi. Kâğıt dağıtılırken içlerinden bir öğrenci…
Öğrenci (Küçümser Bir Şekilde): Sınıflara girerken tabelaları okusaydınız şimdiye kadar sınıfa girmiştiniz. Bir öğretmen olarak tabela okumaktan dahi aciz misiniz? Sizin yokluğunuzda dersi boş sanıp kafamıza göre takılıyorduk. Siz ise kendi hatalarınızın sinirini kendi öğrencilerinizden çıkaracak kadar yetersiz ve b-a-s-i-t BASİT bir öğretmen misiniz? Sayın Mavk!!”
Mavk (Küçük bir gülümseme eşliğinde): Hmypf… Senin adın ne delikanlı!
Öğrenci (Ciddi bir tavırla): Kronj. Adım Kronj Yurwaze, en büyük imkansızlıkları bile değerlendirip yaşarken günümüzde, öldükten sonra da tarihte anılmaya devam edecek kadar büyük bir hayat yaşayacak olan adamım.
Mavk (Hoşuna gitmiş bir şekilde): Böylesine bir yaşta böylesine büyük konuşmak, işte gençliğin verdiği güç budur. Sana bakınca gençliğimi özledim doğrusu. Ama şu an ne yazık ki konumuz bu değil. O yüzden sorduğun konuya gelecek olursak ben yaşlanma evresine girmiş bir adamım yeni geldiğim bir okulda sen de tahmin edersin ki tanınmak için çok fazla uğraşamam. İşte bu yüzden diğer öğretmenlerle anlaşıp onların sınıflarına biraz daha geç girmelerini sağlayarak bazı yanlış sınıflara yanlışlıkla girmiş gibi yaparak yeni gittiğim üniversite veya başka toplu yerlerde kendimi birçok öğrenciye kolay yoldan tanıtmanın bir yolunu keşfetmiş bir adamım. (Gururlanarak) Nasıl ama dâhice değil mi?
Kronj (Hoşuna gitmiş bir şekilde): Etkileyici! Benim öğretmenim olabilecek yeterliliğe sahip duruyorsunuz.
Mavk: Ayrıca onlara kendimi uzun uzun tanıttım çünkü onlarla en azından belirli bir dönem aynı sınıfta olmayacağız size kendimi kısaca tanıttım çünkü birbirimizi tanımak için en azından bir koca döneme sahibiz. Şimdi ellerinizdeki kağıtları iyice okuyun ve haftaya kadar verilen görevleri yerine getirdiğinizden emin olun. Derse geç girdiğim için ders bitmek üzere ilk günden sizi zorlamak istemiyordum zaten açıkçası.
Öğrencilerden birisi “Sayın Mavk, verdiğiniz kâğıtlar ben de dahil olmak üzere yaklaşık 10 kişiye ulaşmadı.” diyerek seslendi. Mavk ise “Fotokopiyi alanlar, diğer arkadaşlarınız için fotokopiyi çoğaltın ya da onlara internet üzerinden fotoğraf gönderin.” diyerek karşılık verdi. Böylelikle ders bitti ve herkes üniversitede geriye kalan işlerini yaparak ve derslerine girerek evlerine ayrıldılar.
Fotokopiyi alamayanlar arasında Kronj da vardı. Eve gittiğinde telefonu eline aldığında üniversite arkadaşlarının kâğıtta yazan şeyleri paylaşmış olduklarını gördü. Aklından ‘Sadece 1 hafta içerisinde bizden bu kadar şey yapmamızı mı bekliyor? Sayın Mavk, SENİİİİ!!!!--’ biraz sinirli bir şekilde geçirdi. Şikayetlerini hemen bir kenara bıraktı ve bilgisayarının başına geçerek yapması gerekenleri yapmaya başladı. Yapması gerekenler bitince saate baktı ve saatin 23:38 olduğunu gördü. Yatmadan önce yapması gereken son iki aktivitesinin olduğunu düşünerek onları yapmaya koyuldu. İlk aktivitesi bilgisayarda çevrimiçi bir oyun oynadı. Oyun bitince öfkeli sevinçli ve stresliydi, kısaca karışık duygular içerisindeydi. Sevinçliydi çünkü yorucu bir günün sonunda bir el de olsa oyun atabilmişti. Öfkeli, sinirli ve stresliydi çünkü yenilmişti. Az önceki elin intikamını almak için bir el daha atmayı düşündü ama saate baktığında 00:19 olduğunu görünce yarın erken kalkması gerektiğini hatırlayıp oyun oynamaktan vaz geçti.
Ama Hâlen yapması gereken bir görevi daha kalmıştı. Odasında yalnızdı, evdeki herkes uyuyordu, onu rahatsız edebilecek olan ortamların azaldığından emin bir şekilde odasının kapısını sakin ve yavaşça kilitledi. Bilgisayarına kulaklığı taktı ve bilgisayarda arama motoruna kimisine göre Bilimsel Makale, kimisine göre Altın Vurgun ya da Altın Gol, kimisine göre Gençlik Tetikleyicisi olarak adlandırılan ama her yerde ortak amaçla dile getirilen “LİBİDO” evet Libidosunu harekete geçirmek amacıyla arama motoruna bir şeyler yazdı.
Sizlere o süre zarfında olan olaylar yerine size şunları sunmayı uygun gördüm.
E = mc2, fizikte kütle-enerji eşdeğerliğinin temel formülüdür.
Bu formül, enerji ile kütle arasında ilişki kurar. Bu formülde boşluktaki (vakumlanmış ortam) ışık hızının karesi, kilogram başına ne kadar nükleer enerji düştüğünü belirtir. Formülü bir cümlede anlatmak gerekirse: Bir maddede kilogram başına, boşluktaki ışığın metre saniye−1 cinsinden hızının karesinin sayısal değeri kadar enerji (joule) düşer.
(Vakumlanmış ortam) oluştuğunda (vakumsuz ortam) oluşmuş oluyor, vakumlayıcı vakumladığı ortamın ölçümünü doğru yapabilmesi için çektiği enerjiyi boşaltıp derecelendireceği ikinci vakumsuz ortamı kendi kendine oluşturup yedekleyemeyeceğinden ötürü hesap fiziksel olarak yanlıştır.
Kaynakça: https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCtle-enerji_e%C5%9Fde%C4%9Ferli%C4%9Fi
//Yazar Notu/Komik Gerçek: Çokta anladığımı iddia edemem ama genç Kronj’un yaptıklarını okumaktansa bunu okumanın daha faydalı olabileceğini düşündüm.//
Kronj’un işi bittiğinde saat-- neyse çocuğu övmeyelim ya da utandırmayalım. Saat kaçsa kaç, işini hallettikten sonra duş aldı birkaç adet şınav ve mekik çektikten sonra yatağana yattı. Tam uykusuna gireceği o esnada Bir ses meydana geldi.
Ses (Vurgulu bir tonla): Kronj, Kronj, Kronj uyumadan uyandırılanlardan oldun! Ayağa kalk!
Yatağında yatan Kronj bu yabancı gelen sese pek aldırış etmeden sakince yatmaya devam etti. Bunun karşısında ses kendisini tekrarlamaya devam etti.
Ses: Kronj, Kronj, Kronj uyumadan uyandırılanlardan oldun! Ayağa kalk!
Kronj umursamayarak yorganı üzerine çekti ve konuşmaya başladı. “Şurada uyumaya çalışıyorum. Yarın erken kalkmam gerekiyor, başka bir zaman konuşalım!” diyerek bu yabancı sese umursamaz bir tavır sergiledi. Ses bağırarak “Kalk artık şu yataktan!” diyerek karşılık verdi. Kronj ise “Diyorum ya, yarın erken kalkmam gerekiyor o yüzden yatıyorum! O yüzden git başımdan!” dedi.
Kronj bu lafları söylemesiyle kendisini böceklerle dolu bambaşka bir odada sandalyede oturur bir halde buldu.
Kronj (Sinirli ama sakince): Böcekler zehirliyse öldürmek zorundayım. Çünkü böcekleri öldürmek olsun zayıflara zarar vermek olsun bunlar bana göre değil.
Ses (Etkilenmiş bir şekilde): Enteresan bir durum az önce yatağında yatıyordun, başka bir mekâna geldin ve düşünebildiğin tek şey böceklerin zehirli olup olmadığı mı? Gerçekten ENTERESAN! Şimdi beni dinlemeye başlayacaksan odana dönelim. Ne dersin?
Kronj: Seni dinlemediğim sürece gidecek gibi durmuyorsun. Başka çarem varmış gibi gözükmüyor. Tamam dönelim ve derdin neyse konuşalım.
Kronj kendisini bir anda tekrardan evine dönmüş ve yatağında oturur bir pozisyonda buldu. Saate bakıp gece 1:38 olduğunu gördü ve “Bak, saat 2’ye 20 var! Gecenin bir vakti ne söyleyeceksen söyle yarın okulum var!” Diyerek adeta sese rest çekti.
Ses: Bu gördüklerine, duyduklarına rağmen böyle sakin bir tepki veriyor olman mükemmel bir şey. Senin yerinde başkası olsaydı şimdiye korkudan ağlardı, şaşkınlıklar içerisinde kalırdı ve hatta delirdiğini bile düşünebilirdi. Sense bunların aksine gayet sakince bir te—
Kronj Keskin ve sert bir tutumla sözünü keserek “Ne diyeceksen çabuk de ve işine yürü gi--” demeye kalktı. Bunun üzerine birden Kronj ağzı, elleri ve ayakları iple sıkı sıkıya bağlanmış bir şekilde kalakaldı.
Ses (Üstten konuşarak): Senden etkilendik diye kendini benim karşımda bir şey sanmaya filan kalkma! Sen sadece benim amaçlarıma hizmet edecek olanlardan birisisin hepsi bu! SAKIN BİR DAHA SÖZÜMÜ KESMEYE KALKMA! (Sesini yumuşatarak) Gerçi senin gibi birinin bu şekilde davranması işime gelmiyor değil.
Ses biraz duraklamış Kronj ise bu süreçte sıkılmış bir surat ifadesiyle sesi dinlemeye koyulmuştu! Ses konuşmasına devam ederek…
Ses: Benim birçok adım var ama senin bana şimdilik hitap edeceğin adım XCAVATÖR. Ben bu evrenin ve dahasının yaratıcısıyım! Benden istersen zenginlik, şan, şöhret, güç, kadınlar, hizmetçiler, köleler, makam, kendine göre bir efendi bulup onun kölesi veya hizmetçisi olmayı, sevmediğin birisinin ölmesini yani kısaca her şeyi dileyebilecek bir konumdasın. Şimdi yaratıcından dileğini dile. Eğer ben de istersem belki yaparım.
Kronj onu saran bağlarından kurtularak sesle konuşmaya başladı.
Kronj (Etkilenmiş gibi yaparak): Ah, öyle mi efendi yaratıcı/ büyük yaratıcı. O zaman beni rahat bırakmanı diliyorum.
XCAVATÖR: Tamam o halde seni bir süre rahat bırakıyorum. Hayatına kaldığın yerden devam et.
Diyerek varlığını oradan çekti. Kronj az önce duyduğu sesin cismini göremese de bir varlık hissediyordu ve o varlık hissi bu duyduğu sözlerle beraber kaybolmuştu. Kronj saate baktığında saatin 1.43 olduğunu gördü ve “Ahh! Sabah saat 8.00’de kalkıp okula mı gideceğim ben bir de?!!” diyerek az önce önemli bir şey olmamış gibi sızlandı. Sabah okula gitmek için alarm ile uyandığında zar zor gözünü açabilir bir halde yataktan kalktı. Hazırlıklarını yaparak üniversite yoluna koyuldu. Evden çıktığı sırada telefonuna mesaj geldi. Kronj telefonuna baktığında “Biz çıktık seni her zamanki köşede bekliyoruz. 5 dk. içerisinde gelmezsen okula yetişmek için gidiyoruz.” yazıyordu. Kronj mesaja cevap yazmayla uğraşmadı. Evinden çıktığı gibi onların yanına gitmek için yol güzergahından devam etti.
Onunla aynı sınıfa giden aynı zamanda çocukluk arkadaşı olan kişilerin yanına vardığında Loneryeş “Hayret Kronj, sen hiç geç kalmazdın!” diyerek gülmeye başladı. Kronj ise uykulu ve önemsemeyen tavırla “Kim? Ben mi geç kalmazdım?! Ayrıca beni beklemeniz için herhangi bir zorunluluğunuz de yok.” diye karşılık verdi. Hatkon ise gülerek “Tamam tamam! Her zamanki gibi geç kaldın! Ama bugün biraz daha fazla geç kaldın kabul et!” dedi. Kronj ise “Hadi geç kalacağız konuşmayı bırakıp yola koyulalım.” dedi. Kız arkadaşı Loneryeş söylenerek “Diyene bak her gün geç kalarak bizi bekleten sensin!” diyerek kızgın bir suratla tebessüm etti. Kronj “Tamam tamam! Diğer günlerde de olduğu gibi sizi beklettim. Ve şimdiden gelecek günler içinde peşinen söylüyorum bugün ve ileride sizi beklettiğim ve bekleteceğim günler için özür diliyorum.” dedi ve esnemeye başladı.
Hatkon: Bugün seni uykulu gördüm tüm gece bilgisayarda oyun mu oynadın yoksa projelerin üzerine çalışmalar mı yürüttün?
Kronj: Yav yok! Dün tam uykuya dalıyordum tamam mı, birden ses duymaya başladım. Ses bana “Kronj, Kronj, Kronj uyumadan uyandırılanlardan oldun! Ayağa kalk!” diyordu. Sesi umursamadım ve uyumaya çalıştım, ondan beni rahat bırakmasını filan istedim. Ardından kendimi birden böceklerle dolu bir odada buldum. Onu dinlersem beni odama götüreceğini söyledi falan filan. Sonra odama gittiğimde bana “Ben bu evrenin yaratıcısı XCAVATÖR’üm dedi. Benden ne diliyorsan dile belki yaparım.” Dedi. Ben de ondan beni rahat bırakmasını söyledim. O da gitti.
Hatkon ve Loneryeş şaşkınlıkla ‘Ne saçmalıyor lan bu sabah sabah?!’ maksadında yüz ifadesi takındılar ve hatta düşündüler. Hatkon şaşkınlığını gizlemeyerek ve gülerek konuşmaya girdi.
Hatkon (Gülerek): Ne zırvalıyorsun bir soru sorduk adam akıllı cevap versene ya! Doğruyu söyle yoksa gece sabaha kadar “Gizli Belge Bilimsel Makaleler” okudun da o yüzden mi söylemiyorsun?
Loneryeş (Rahatlamış bir şekilde): Ben de sabah sabah oturmuş ‘ne diyor ya bu?’ diyerek seni dinliyorum iki saattir Kronj. Neyse Hatkon’un dediği “GBBM” daha makul gözüküyor açıkçası.
Kronj (Sinirli bir şekilde): Siz bana yalancı mı diyorsunuz? Bunları bizzat yaşadım diyorum size.
Hatkon (Yatıştırmaya çalışarak): Eğer bu anlattıklarına gerçek gözüyle bakıyorsan, rüya görmüş olmalısın. Hani olur ya rüyada gördüğünü gerçekte yaşadığını sanma vakası. Öyle bir şeydir işte.
Kronj (Sinirle): Diyorum ya! Ne rüyayı gerçekle karıştırıyorum ne de gerçekçi bir rüyaydı!!! Bahsettiklerim gerçeğin ta kendisiydi.
Loneryeş (Üzülerek ve tedirginlikle): Kronj beni korkutmaya başlıyorsun! Yaptığın çalışmalar ve son zamanlarda verdiğin uğraşlar düzgün ve sağlıklı düşünmene engel oluyor anlaşılan. Lütfen çalışmalarına ve okuluna bir ara ver, gerekirse ufak bir tatile çık. Ama kendine gel lütfen. Hem saçmalıyorsun hem de gereksiz yere bize sinirleniyorsun.
Kronj arkadaşlarının ona karşı olan bu güvensizliğine karşılık çok hem de çok sinirlendi. Uzun zamandır hiç ihtiyaç duymadığı bir şey arıyordu. Aradığı şey ise kendisini doğrulayacak, ispatlayacak, yalancı damgalanmasından koruyacak delillerdi. Sokağın ortasında Birden bağırmaya başladı.
Kronj (Yakarışlarla): XCAVATÖR!!!! Dileğimi sormuştun değil mi?! O halde diliyorum benim söylediklerimi bu ikisine hemen doğrula.
.
.
.
.
Ortalıkta hiçbir ses seda yoktu etraflarında olan insanlar bile durmuş, Kronj’a bakıyorlardı. Kronj bu sessizlik, ispatsızlık ile arkadaşlarının yanında yalancı ve sağlık sorunları şüpheli konumuna düştüğünü bir utanç içerisinde fark etti. Bununla beraber yere dizlerinin üzerine düştü ve aklından ‘Neden, neden, neden bana şu an yardımcı olmuyorsun neden?’ diyerek geçirdi. Loneryeş hemen Kronj’un koluna girip onu ayağa kaldırmaya çalıştı. Hatkon ise ona “Kendine gel Kronj insanların içerisindeyiz. Bugünlük eve git ve dinlen yarın olunca kendine gelirsin sıkma canını.” diyerek destek olmaya çalıştı. Kronj Loneryeş’in elini üzerinden çekmesini sağladı ve ayağa kendi başına kalkarak ikisine de…
Kronj (Bağırarak): Eğer bana destek olmak istiyorsanız düştüğümde kaldırıyormuş gibi yapmanıza ya da bana tesellide bulunurcasına sözlerinize ihtiyacım yok. Bana inanmış olsaydınız bile fazlasıyla yeterdi.
Hatkon (Sesini yükselterek): Böylesine saçma bir şeye inanmamızı bizden nasıl beklersin? Yürü Loneryeş gidiyoruz. Bugün biraz tersten ve yorgun bir şekilde kalkmış.
Loneryeş (Üzülerek/Acıyarak): Onu burada bu halde nasıl bırakırız?
Kronj (Sakin ve soğuk bir tavırla): Bana acıyan gözlerle veya üzülerek bakmana gerek yok Loneryeş, şimdi evime gidip uyuyacağım. Siz de okula gidin.
Hatkon (Yumuşak ama aynı zamanda ciddi bir tavırla): Bana bak Kronj, sakına yanlış düşüncelere kapılma. Kendini toparla ve yarın yine kaldığımız yerden birlikte arkadaş olarak okula gidelim. Sakın kafanda kurup bizim seni terk ettiğimizi filan sanma. Bazen insanın dinlenmeye ihtiyacı vardır. Git ve dinlen!
Kronj bozuntuya uğramış bir şekilde evine doğru yürümeye başladı az önce sokakta bağırdığı için ona bakan insanların artık kendi işlerinde, güçlerinde, yollarında olduğunu kısaca artık onu önemsemediklerini fark etti. Evine giderken ‘Sadece farklı bir şey olursa dönüp bakarlar; onu o farklılığa iten ne diye asla sormaz, sorgulamaz veya düşünmezler bile.’ diye iç geçirdi. Bu düşünceler ışığında evine tekrar varmıştı. Evin ziline bastığında ona annesi Hanyu-v kapıyı açtı ve tebessümle “Hoş geldin Kronj.” dedi. Kronj gözlerini devirerek “Hoş bulduk anne.” diyerek karşılık verdi. Kronj çoğunlukla sakin tavırlı birisi de olsa annesi ondan gelen durgun, soluk havayı hissederek merdivenlerden odasına doğru çıkan oğluna “Kronj oğlum, annenle konuşmaya ihtiyacın olursa burada olduğunu bil.” dedi ve sıcak güven verici bir tebessüm ekledi. Kronj “Teşekkür ederim anne.” diyerek odasına çıkmaya devam etti. Kronj odasına çıkınca çantasını yere iç çekerek koydu ve hiç üstünü başını değiştirmeden yatağa yattı.
Yatakta kendi kendine düşünmeye başladı ‘Acaba onlar (Arkadaşları) böyle bir durumda olsaydı, ben onlara inanır mıydım? Ya da onlar gibi aynı tepkiyi mi verirdim!?’ diyerek bu düşüncenin varyantlarını düşünmeye koyuldu. Yine tam düşünceler içerisinde ve dünün uykusunu tam olarak alamadığı için uyuyacakken “Nasılsın?” diye bir ses duydu. Bu ses dünkü duyduğu ses ile aynıydı. Bu sesin XCAVATÖR’e ait olduğunu anlayınca yataktan sinirle fırladı ve.
Kronj: Sana ihtiyacım---- Burası… Neyse yine geçen sefer yaptığın şeylerden birisidir!! Şimdi bana söyle sana ihtiyacım olduğu zaman neredeydin bay yaratıcı?
XCAVATÖR: Her şeyden önce bana şunun cevabını ver konuşacağımız bu ortamı nasıl buldun?
Bu ortam kuş cıvıltılarıyla donatılmış ortadan berrak bir nehrin geçtiği ve bu nehrin kenarında yakılmış ateşte pişirilen et, yukarıda güneşin tatlı parlaklığı ve oturduğu yerde ise ağaçların ona güzel bir gölgelik oluşturduğu bir yerde konuşuyorlardı.
Kronj (İç çekerek): Ortam güzel, hadi konuşalım ve bana cevapları ver. Sorulardan önce benimle ilk konuşmanda uykusuzdum ve öyle hissediyordum. Şimdi ise yine uykusuzdum ancak kendimi gayet dinç, uykumu almış olarak hissediyorum. Bunun seninle bir ilgisi var mı?
XCAVATÖR: Oh! Fark edebildin demek. Aslında seninle odanda konuşacaktım ancak uykusuz olduğunu görünce uyanınca konuşayım dedim. Sonra hepsinden vaz geçtim ve senin bedeninin uyumasını sağlayarak benliğini rüya ortamında normal akli değerlerini taşıyan bir durumda seni rüya içerisine çektim. Buradan çıktıktan sonra burayı normalde yaşadığın bir şey olarak hatırlayabilecek ve aynı zamanda uyandığında uykunu almış olabileceksin.
Kronj (Sinirle): Madem bu kadar şey yapabiliyorsun neden uykusuzluğumu yok edip benim dinç halimle odamda konuşmadın?
XCAVATÖR: Beni yanlış anlama, ben sana çalışan birisi değilim. Böyle şeyler kazanabilmek için öncelikle benim takdirimi kazanmak zorundasın. Ayrıca karakterin dolayısıyla seni seçmiş olmam bile senin için başlıca büyük bir lütuf.
Kronj: O vakit, sorularıma başlayayım! Beni seçtiğini söylemiştin amacın ne? Ayrıca neden ben?
XCAVATÖR: Amacım şu ki: Benim dışarıda bir hayatım seninse orada bir hayatın var. Bir yazar olarak evrenlerimin içerisinde karakterler aradım ve onlara yaratıcıları olan kendimden lütuflar sunmaya karar verdim. Diğer soruna gelecek olursak ayrıcalıklı olan bir tek sen değilsin. Senin gibi başka seçtiklerim de var. Zamanı gelince onlarla karşılaşacaksın!
Kronj: Peki benimle ne yapmayı planlıyorsun?
XCAVATÖR: Her şeyi! En azından gittiği yere kadar. Örnek verecek olursak; benim sana gönderdiğim mücadeleler, eğlencelerle ve dahasıyla nasıl mücadele ettiğine bakacağım ve yazdığım kitabın çok çok çok çok çok çok çok çok çok hem de çok kişiye ulaşmasını sağlamak ile uğraşacağım.
Kronj: O zaman senden ne dilersem yapacak mısın?
XCAVATÖR: Tabii ki de hayır! Senin zorluklardan, sevinçlerden, üzüntülerden geçmen gerekiyor. Eğer sadece mutlu olsaydın, seninle ilgili yazdığım bu kitabın insanlar tarafından sevilme ihtimali bir hayli azalırdı değil mi!?
Kronj: Eee, ne yapacağız o zaman tam olarak?
XCAVATÖR: Benim seni uğraştırdığım görevler sonucunda, içeriğinde kazanabileceğin belgeler olacak. Bu belgeler kendi içlerinde 100 seviyeye ayrılacak. 1. seviye belge en düşük 100. seviye belge ise en güçlü seviye dilek hakkın olacak. Ayrıca seninle konuşmaya geldiğim zamanlar benden yine bir şeyler dileyebilirsin. Ama bugün sokakta yaptığın gibi benim adımı haykırdığın zaman veya başka zaman senin karşına çıkmak gibi bir zorunluluğum yok.
Kronj: Peki senin verdiğin vereceğin görevler her neyse onları yapmazsam o zaman ne olur?
XCAVATÖR: Muhtemelen ölürsün, seni seçtiğim için üzülür ve başka birisini seçip onunla bu kitabı yazmaya devam ederim ya da diğer seçtiklerimin yanına dönerim. Ayrıca böyle bir düşüncede bulunmak yerine görevlerini düzgünce yap ve belgeleri kazanarak dilediğin ne varsa gerçekleştir.
Kronj: Ölmek gibi bir niyetim pek yok çünkü benim hayalim var. En büyük imkansızlıkları bile değerlendirip yaşarken günümüzde, öldükten sonra da tarihte anılmaya devam edecek kadar büyük bir hayat yaşayacak olan adamım.
Kronj ciddi bir surat ifadesi takındı ve ufak bir es verdikten sonra konuşmasına devam etti.
Kronj (Artık işleri ciddiye alarak): İyi dediğin gibi olsun. Ne yapmamı istiyorsun? İlk görevim ne?
XCAVATÖR: O halde ilk görevin ailene ve arkadaşlarına sana verdiğim bu gücü söyle ve onların tepkilerini ölç. Ayrıca sana 1. Seviye belge veriyorum. Bunu ve vereceğim diğer belgeleri kaybetme, çaldırma; ihtiyacın olunca yanında olduklarına emin ol ve belgeyi eline alarak dilediğin şeyi söyle. Bir de ufak bir not o belgeyi gücü dahilinde kullansan da eğer işime gelmeyen bir şey olursa etkisiz kılarım. Ya da sonradan etkisini bozarım.
Kronj: Pekâlâ görevimi anladım. Peki sana bir sorum daha var. Benim bu konuşmalarımı ve diğerlerinin konuşmalarını, karakterini senin yazmadığın gerçekten benim yaşadığım nereden belli?
XCAVATÖR (Gülerek): Şu an yaşadığım evrenin içerisinde insanlar sürekli “Yaptıklarımız, söylemlerimiz, yaşantılarımız önceden yazılmış mı? Yoksa kendi iradelerimizle seçtiğimiz şeyler mi?” diyerek yaşamaya devam ediyorlar. O yüzden sen de bilemeyeceksin.
Kronj (Havalı bir şekilde): Ben irademle davranıyorum!
Kronj’un bu şekilde konuşması XCAVATÖR’ün hoşuna gitti ve konuşmayı devam ettirdi.
XCAVATÖR: Uyandığında Loneryeş ve Hatkon’un sana özür diledikleri birer mesaj atmış olmaları lazım. Bu da benim sana bir hediyem.
1. Bölüm Sonu.