Fragmanı buradan okuduğunuz gibi You Tube üzerinden de izleyebilirsiniz: https://youtu.be/aFUYZVtKGnY?si=3GWkJWa2basRNY9Z
Not: Resimleri ne yazık ki ekleyemedim. 😭😥
Eğer ki fragmanı resimli bir şekilde okumak istiyorsanız: https://www.kitappad.com/xcavator/
İlk cümle yalnızca bir çeviri değildir. Çünkü çeviriden daha fazlasıdır!
Sonunda başardın! Uyan!
Wake Up! You finally succeeded!
XCAVATÖRFYG Sunar!
İyi Seyirler!
Keyifli Okumalar!
.
.
.
.
Yaratıcı, tüm evrenlerin içerisinde yaşayan herkesin rahatsız olmadan duyabileceği bir ortam hazırladı ve eline çanın kordonunu alarak ritüele başladı. Önce konuştu sonra kordonu bir öne bir arkaya savurdu.
“Yaratıcı: (1.) Özgürlüğe! ‘!Çan sesi (DİNG!)’!
(2.) Kurtarıcıya! ‘!Çan sesi (DONG!)’!
(3.) Kurtuluşa! ‘!Çan sesi (DİNG!)’!
(4.) Tecrübeye! ‘!Çan sesi (DONG!)’!
(5.) Adalet dolu bir geleceğe! ‘!Çan sesi (DİNG!)’!
(6.) Mücadeleye! ‘!Çan sesi (DONG!)’!
(7.) Memnuniyete! ‘!Çan sesi (DİNG!)’!”
Dedi. Bu kelimeler ve çan sesi tüm evrenlerde yaşayanlara, rahatsız olmayacakları bir şekilde duyurulmuştu. Uyuyanlar bu sesi rüyasında, hastalar bu sesi rahatlatıcı bir edayla duymuş, savaşanlar gaza gelmiş, kulak problemi olanlar kısık sesle duymuş, sağırlara da malum olmuştu...
.
.
Bir Yaratıcı size gelse nasıl hissedersiniz?
.
.
Mavk (Küçük bir gülümseme eşliğinde): Hmypf… Senin adın ne delikanlı!
Öğrenci (Ciddi bir tavırla): Kronj. Adım Kronj Yurwaze, en büyük imkansızlıkları bile değerlendirip yaşarken günümüzde, öldükten sonra da tarihte anılmaya devam edecek kadar büyük bir hayat yaşayacak olan adamım.
.
.
Ses (Vurgulu bir tonla): Kronj, Kronj, Kronj uyumadan uyandırılanlardan oldun! Ayağa kalk!
.
.
Kronj: Pekâlâ görevimi anladım. Peki sana bir sorum daha var. Benim bu konuşmalarımı ve diğerlerinin konuşmalarını, karakterini senin yazmadığın gerçekten benim yaşadığım nereden belli?
XCAVATÖR (Gülerek): Şu an yaşadığım evrenin içerisinde insanlar sürekli “Yaptıklarımız, söylemlerimiz, yaşantılarımız önceden yazılmış mı? Yoksa kendi iradelerimizle seçtiğimiz şeyler mi?” diyerek yaşamaya devam ediyorlar. O yüzden sen de bilemeyeceksin.
Kronj (Havalı bir şekilde): Ben irademle davranıyorum!
.
.
Kronj (Sert bir çıkışla): Kıskançlık krizlerinizi bir köşeye koyacak olursak; yaratıcı benimle konuştu az önce kanıt sundum bir şey demeyecek misiniz? ‘!Annesi tam konuşacak gibi oldu.’! Tamam anne o hizmetçiyi bir şekilde göndeririz. Lütfen konuyu saptırma.
Ürvel (Şaşkınlıkla): Bu gerçek mi? İllüzyon filan değil, değil mi?
.
.
Zanul: Anlayabilmen güzel. O zaman şimdi başlayalım.
Kronj (Merakla): Başlamadan önce bir şey sormak istiyorum. Loneryeş’in annesi komada, eğer dediklerinizi yaparsam onu iyileştirebilecek gücü elde edebilir miyim?
.
.
Milhraj, ona “Bu işe neden ihtiyacın var bilmiyorum. Ama dün ben burada yokken bir şey olmuş doğru mu?” diyerek merakla Kronj’a baktı. Kronj anlam veremeyerek “Haa... Evet ya oldu öyle şeyler(!) Ne olmuş söyle de ona göre cevap vereyim.” diye karşılık verdi. Milhraj tebessümle “Benim hatam, düzgünce sormam gerekirdi. Bir belge kâğıdı çıkarmışsın ve dileğin gerçek olmuş. Sen de Gentu gibi seçilmiş birisi misin yoksa?” diyerek sordu. Kronj yorgunlukla “O kadar yorgunum ki kendimi seçilmiş olarak değil zorlanmış adeta alıkonulmuş kişi olarak görüyorum. Bu işi ne kadar biliyorsun emin değilim ama benim de bazı çıkarlarım olabilecek gibi duruyor. İyileştirmem gereken ve iyileştirdikten sonra hayatımı artık düzenle yaşayabileceğim bir durum var. Görevleri düzgünce yaparsam onu iyileştirebilirim. Ayrıca Gentu’yu da tanımıyorum.” diyerek cevap verdi.
Milhraj: O zaman sana bir teklifim var. Dün buradayken aldığınız şu görevi gördüm. O görevi birlikte yapalım. Karşılığında bana bir belge ver. Büyücü güçleri elde etmek istiyorum.
.
.
Hanboa: Güç nedir sence genç adam?
Gentu: Efendim? Anlayamadım!
Hanboa (Tekrar ederek): Güç nedir sence genç adam?
Gentu: Güç kastır işte. Döversen güçlüsündür. Dayak yersen güçsüz.
“Hanboa: Tebrikler(!)
‘!Şwenf’e dönerek...’! Sorularına gelecek olursak Şwenf, Yüce Yaratıcımızın planlarıyla/arzularıyla ilgili bir şüphen ya da derdin mi var?! Ayrıca daha hakem gelmeden bize bir daha yasağı çiğnediniz gibi bir şey demeye kalkarsan seni ben değersiz hale getiririm. Bundan hiç kuşkun olmasın.”
.
.
Kronj sağlıklı düşünme yetisini kaybetmişti. Öyle ki Seytua’nın onu sarsmasıyla bile kendisine gelememişti. Son olarak duyduğu ses “Onu iyileştirmeyin. Alışması ve öğrenmesi gerek!” olmuştu. Bunun üzerine Kronj ‘Neye alışmalıyım insan öldürmeye mi? Neyi öğrenmeliyim katil olmayı mı?’ diyerek yaşadığı olaylara daha fazla dayanamayıp kustu çünkü düşündüklerini midesi kaldıramamıştı. Sonra da bayıldı çünkü vücudu fiziken yaptığı sporlara ve duygusal olarak yaşadığı olaylara dayanamadı.
.
.
(Kronj) durduğu köprüden dengesini kaybedip kanlı denize doğru düşmeye başladı. Düşerken içinden ‘Yoksa onlar!!’ diyerek düşündü.
.
.
Yolda ona gittikleri zindan görevi ile ilgili bilgilendirici kâğıdı Seytua ona verdi ve okumasını istedi. Bu kâğıt Seytua’nın loncadan ilk gün seçip aldığı kâğıttı.
Kağıttaki görsele bakan Kronj “Bunlarla mı savaşacağım?” diyerek korkuya kapıldı. Seytua gülerek “Buranın halkı çizimlerde boyutları abartmayı sever. Gidince görürsün!” diyerek cevap verdi.
.
.
Seytua (Gülerek): Ne oldu korktun mu?
Kronj (Sesini yükselterek): Tabii ki de korktum! Korkutucu olanlar yılanlar değil, bu yılanların beni öldürebileceğini düşünmek! Doğal bir şekilde Ölmekten Korkuyorum.
.
.
(Yılanın ısırmasıyla) Kronj’un kolundaki çelik, üst taraftan kırıldı ancak alt tarafta kılıcın küçük parçası olduğu için çok az bir kırılma oldu. Alt dişleri kılıcın parçasına çarptığı için kafasını Kronj’un kolundan acıyla çekip “Düşündüğüm gibi! Sen güçsüzsün!” deyip tekrar saldırmak için kafasını hafifçe arkaya doğru gerdi. Kronj kolunun da acısıyla beraber kılıcını ve kalkanını daha fazla taşıyamayarak yere bıraktı.
Kronj az önce kalkan tutan kolunu yılana doğru uzattı. Yılan “Şimdi de bana o kolunu ısırmam için mi uzatıyorsun? İyi öyleyse, al bunu!” diyerek kafasını ağzını açarak yaklaştırdı.
.
.
Sterpal (Bağırarak): NE YAPTIN LAN ÇOCUĞUMA!!
Seytua yediği yumrukların acısını hissetse de yumruk yerken sakindi. Aldığı darbeler sonucu burnu kanamaya başlayınca sinir dolu bir tutumla üzerindeki Sterpal’ı duvara doğru iterek üzerinden uzaklaştırdı.
.
.
Sterpal daha henüz ayağa kalkamamışken öfkeden gözleri dönmüş olan Seytua’ya baktı. Bakışları ve büründüğü ruhani görünüş Hanyu-v başta olmak üzere, Ürvel’i de korkutmuştu. Sterpal ise normalde görse korkacağı bu dehşet bürünüşten korkmak yerine oğlu ve ailesi için büyük bir cesaretle ayağa kalkmış ve Seytua’dan gelecek olan saldırı için gardını almıştı.
Seytua sağ elinin işaret ve orta parmağını birleşik bir şekilde açıp diğer parmaklarını avcunda kapalı duracak şekilde ayarladı ve sağ kolunu yukarı doğru kaldırıp “Çok ileri gittin!” deyip kolunu Sterpal’a bakacak şekilde aşağıya indirmeye başladı.
.
.
Kronj (Hüzünlenerek): Ailem başıma neler geldiğini biliyor mu? Beni diğer evrende tutabilir ve bir ay kadar dinlendikten sonra evime bir gün sonra dönmüşçesine gönderebilirdin! Neden böyle korkunç bir şey yaptın?
Bairaw: Onların öğrenmesi ve kabullenmesi gerekiyordu. Başına gelenleri sonsuza kadar saklayamazdık. Saklasak bile oldukça saçma ve gereksiz bir uğraş olurdu. Bu yüzden olaylar daha fazla büyümeden erkenden öğrenmeleri gerekiyordu. Sen şimdi bunları bırak ve bana cevap ver. Senin seçilmiş kişi olma konusundaki fikirlerin neler?
.
.
Culgeviy: Yılanlar ve bazı güçsüz olan yaratıklar oldukça az kazanç getirdikleri ve güçlenmek isteyenlerin buraları yetersiz görmeleri sebebiyle bu tarz baskınlara zorunluluk hâsıl olana kadar pek ilgi duyulmuyor açıkçası.
Kronj içinden sinirle ‘Güçsüz mü? Güçsüz mü? Gel sen onu bi’ de bana sor!!’ diyerek geçirdi.
.
.
Mavk (Gülerek): Şey çantasıyla uğraşan çocuk, şeyy.. Senin adın Kronj’du öyle değil mi? Sen de mi yapamadın yoksa? O yüzden mi çantanla uğraşıp saklanmaya çalışıyorsun! Endişelenme verdiğim ödev öyle kolaylıkla yapılabilecek bir şey değildi zaten! HA-HAH-HOH!
Kronj (Bir şeyler mırıldanarak): Biraz daha zaman lazım! Şunu da hallettik mi!
Kronj, Mavk’ın dediklerini önemsemeyip küçük harflerle kendi kendisine konuşuyordu.
Mavk (Üstten konuşan bir tavırla): Senin önceki öğretmenlerinden nasıl bir öğrenci olduğunu duydum. Merak etme o ödevi senin akıllanman için vermiştim. Cuma günü hariç 1 haftadır seni okulda göremiyorum, anlaşılan ödevi yetiştirebilmek için okula gelmiyorsun. Ancak istesen de o ödevi bitiremezdin. O ödevi tamamen senin için ayarlamıştım. Senin de yazılım alanında yapamayacağın ya da en azından zamanında yetiştiremeyeceğin şeylerin olmasını öğrenmen gerekiyordu. Bu da sana ders olsun genç Kronj.
Kronj, Mavk’ın konuşması esnasında çantasından çıkarması gereken eşyaları çıkartıp konuşmaya başladı.
Kronj (Hayırdır çeken bir üslupla): Sayın Mavk, siz sabahtan beri neyden bahsediyorsunuz? Az bekleyin geliyorum. Oraya geldikten sonra beni övmenize devam edersiniz.
.
.
Kronj: Ya sen Yaratıcı değil misin? Amacın benimle uğraşıp, eğip, büküp artık her neyse onu yapıp, bahsettiğin Tanrı Seviyesi midir nedir ona ulaşmam değil mi? Bana bunun için görevler versene! Sana ne benim hayatımdan?
Bairaw: Seninle birlikte yapmak istediklerim listesinin en başında ne var biliyor musun?
Kronj: Emin ol bilmiyorum!
Bairaw: Birçok şeyi düzeltmek, telafi etmek, onarmak ve dahası... İşte bu yüzden birçok şeyi onaracaksam eğer, önce senin hayatınla ilgili olanları onarmak isterim.
Kronj: Benim hayatımı listenin sonlarına doğru kaydır. Şu an Cafru ile uğraşamam. Hem onunla konuşsam bu sefer senin bana verdiğin görevlerle uğraşacağım. Ne anladım ben bu işten? Adamın yanına, hadi işimize kaldığımız yerden devam edelim diye gidip, adama aynı gün hadi ben tekrardan gidiyorum mu diyeyim?
.
.
Cafru (Heyecanla): Yaratıcımız, oda ayarını ne zaman yapacak peki?
Kronj (Ortamda üstünlük kurarak): Yaratıcımız değil onun bana gönderdiği rehber yapacak. Seytua sendeyiz!
Kronj’un bunu söylemesiyle Seytua’nın odanın içerisinde belirmesi bir oldu.
“Cafru: Ortaya aniden çıkan bu kişiyle beraber delirmediğin de tescillendiğine göre gerçekten de Yaratıcı tarafından seçilmişsin anlaşılan Kronj!
(//Yazar Notu: Bu sahneyi hiç tek başına bu şekilde düşünmemiştim! Sizce ne olabilir?//🤣)
.
.
.
‘!Cafru biraz duraksadıktan sonra gülmeye başlayıp’! Kronj sana “Biz Tanrılar tarafından seçilmiş olmalıyız!” dediğim günü hatırlıyor musun?”
Kronj, ufak bir tebessümle onaylarcasına kafa salladı. Cafru bunu söylerken oyunlarını duraklatmışlardı ancak cips yemeye devam ediyordu. İkisi de sanki gündelik bir konudan konuşur gibi davranışlar sergiliyorlardı.
.
.
Loneryeş (Gözlerinden okunan özlem duygusuyla): Dördümüz bir arada olmayalı bir buçuk yıl kadar olmuştur öyle değil mi?
Cafru (Tiye alarak): Çok büyük bir olay(!)
Loneryeş (Tatlış bir kızgınlıkla): Şurada seviniyoruz, bir ortamı da bozma be!
.
.
XCAVATÖR: Düşüncelerinle; olayları, gereğinden fazla büyütmemen gerektiğini sana öğretmeye çalışıyorum. Bunu yapabilmek içinse en gerekli olan şeylerden birisiyse, seni destekleyerek o şeyi sana yapabileceğini söyleyen kişinin var olmasıdır.
.
.
Kronj (Kararlı bir şekilde): Kabul ediyorum. Sevdiklerime zarar vermemeniz karşılığında kabul ediyorum! Ejderha kalesine geleceğim! Sadece tek bir ricam var! XCAVATÖR ile görüşmek istiyorum onunla yalnız konuşmak istiyorum!
Zanul (Gülerek): HAAA? Yaratıcımızla görüşmek mi istiyorsun?!! GAAAHAF-FAAAFAAGGA! Görüşme filan yok gidiyoruz. Hemen!
.
.
XCAVATÖR: O zaman sen gelecek için, güzellik için, beklenen Tanrı adayı olduğun için, düzelteceğin geçmiş için... Ümidin Tanrısı ol. Sen Umudun Tanrısı olacaksın!..
.
.
Öjina gördüğü bu destekten hoşnut kalarak Yaratıcı, Tanrılar ve Şeytanlara atfedilmiş bir marş okumaya başladı. Ordusu da kendisine eşlik ederek hep beraber gür ve yüksek sesle okumaya başladılar. Öylesine gür ve yüksek sesle okudular ki o bir avuç insan bulundukları tepeden diğer tepelere kadar yankı yaptıracak kadar güçlü okuyorlardı. Hatta kalenin içindeki halklarından olan savaşa katılmayacak insanlar bile bu marşa eşlik etmeye başlamışlardı. Az önce güçsüz ve bitik hâlde olan bu insanlara bambaşka bir güç gelmişti adeta!
.
.
Asker (Psikopatça bir tebessümle): Öjina Hanımefendi hiç hayatınızda Tanrılar ve Şeytanlar gördünüz mü? Az önceki marşta adı geçenler gibi!
Öjina (Anlam veremeyen bir suratla): Tabii ki de görmedim Asker!
Asker: Benim adım Seytua ve bugün Şeytanlardan öfke günü. Yani benim günüm. O kısmı bir daha söyleyebilir misiniz?
.
.
XCAVATÖR, Bilgelik Tanrısı Anglonder’in yanına gidip konuşmaya başladı.
XCAVATÖR: Yeni bir Tanrıya ihtiyacımız var! Anglonder, bu duruma sen ne diyorsun?
Anglonder: Her zaman her şeye ihtiyaç vardır. Sadece öncelikler konusunda çabuk kararlar veririz hepsi bu kadar. Yüce Yaratıcımız.
XCAVATÖR: Sadece bu evrenlerin değil kendi evrenimin kendi gezegenimin de bir Kurtarıcıya bir Yaratıcıya ihtiyacı var. Yaşadığım gezegende her yer savaş alanına dönmeye başladı. Tanrılar gerek tarih gerekse mitolojik hikayeler boyunca ortaya çıkma veya bir kurtarıcı gönderme zamanlarını hep kaosa göre ayarlamışlardır. O Tanrılardan, kurtarıcılardan veya Şeytanlardan birisi biz olabiliriz. Ama kurtarıcı konumunda olmak hoş olabilirdi. Ya da gerçekten kurtarılan tarafta olmak!
Anglonder: Peki bunu başarabilmek için planınız nedir?
XCAVATÖR: Kronj’u, Özgürlüğün Tanrısı ve Çöküşün Şeytanı sıfatlarına sahip birisi yapacağım. O buna uygun birisi.
.
.
Savaş bu şekilde ilerlerken Hanboa durumu kabullenemeyerek “Ama bu sayılmaz be! Ben buradakilerin gücüne oranla savaşıyorum. Sen bodoslama dalıyorsun! Sonuçlar ne çıkarsa çıksın ben kazanmış sayarım Seyua!” diyerek serzenişte bulundu!
.
.
Kaleyi kuşatanlar tamamen öldürüldüğünde Öjina kalan son komutan ve aynı zamanda son kişinin yanına gitti. Komutan savaşta ağır yara almış ve ölümünü bekler bir vaziyetteydi. Öjina tek kılıç kullanan birisi olmasına rağmen yerden aldığı bir başka kılıçla birlikte son kalan savaşçının boynunu iki kılıcıyla birlikte bizzat kendisi aldı.
.
.
XCAVATÖR (Emrederek): Öyleyse, Mangevle hazırlan! Hizmetçiler; çanı, davulları ve masaları hazırlayın!
Emretmesi üzerine hizmetçiler büyükçe bir çanı, davulları ve masaları getirdiler. Çanı ve davulları yan yana koydular. On altı tane taht koltuğu vardı; bu koltukların her birinin önüne de masa ve üzerlerine bir adet altın kadeh koydular. Hizmetçiler görevlerini yerine getirir getirmez odadan ayrıldılar. Hizmetkârlar ve XCAVATÖR ellerine kadehlerini alarak ileride bulunan kırmızı nehre doğru ilerlediler.
.
.
XCAVATÖR tüm evrenlerin içerisinde yaşayan herkesin rahatsız olmadan duyabileceği bir ortam hazırladı ve eline çanın kordonunu alarak ritüele başladı. Önce konuştu sonra kordonu bir öne bir arkaya savurdu.
“XCAVATÖR: (1.) Özgürlüğe. ‘!Çan sesi (DİNG!)’!
(2.) Kurtarıcıya. ‘!Çan sesi (DONG!)’!
(3.) Kurtuluşa. ‘!Çan sesi (DİNG!)’!
(4.) Tecrübeye. ‘!Çan sesi (DONG!)’!
(5.) Adalet dolu bir geleceğe. ‘!Çan sesi (DİNG!)’!
(6.) Mücadeleye. ‘!Çan sesi (DONG!)’!
(7.) Memnuniyete. ‘!Çan sesi (DİNG!)’!”
Not: Resimleri ne yazık ki ekleyemedim. 😭😥
Eğer ki fragmanı resimli bir şekilde okumak istiyorsanız: https://www.kitappad.com/xcavator/