İçeriğe geç

Platonik Yazar

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Platonik Yazar

Bölüm 6

Kimsesiz

İşimin ilk günü saçlarım darmadağın üstüm rezil bir vaziyette. Kimin umrunda ki? Bir kitapçıda çalışıyorum. Arada müşteri yokken kitap okumayı deniyorum, kafamı veremiyorum.

Ayaz ile ayrılmamızdan yirmi iki gün geçti. Telefonumu vermiyorlar. Ailem bu son günlerde benden iyice nefret etmeye başladı. Ama artık onları umursamıyorum. Arda ve Ablam ailemden tek kalanlar beni hâlâ çok seviyorlar. Akrabalarım bizim yüzümüze bakmaz oldu.

Beni gördüklerinde tiksinti ile kafalarını çeviriyorlar. Bir kısmı İstanbulda. Müşteri içeriye girdi, ayağa kalktım. "Romantik kitapların olduğu bölüm nerede?" Diye sordu elime işaret edip "şuradan dönünce görürsünüz." Dedim kadın kafasını sallayıp işaret ettiğim yere ilerledi.

Bende yerime geri oturdum. Yirmi iki günde artık deli olmuştum. Her gün 'Acaba Ayaz nasıl?' 'Ayaz beni unutmuş mudur, unutmadıysa unutmalı. Beni bir daha göremez...' ve daha bir sürü düşünce beni aşkımdan vazgeçirdiler. Unutmaya zorladılar, hâlâ zorluyorlar.

Kadın elinde üç kitapla geldi. Parasını uzattı bend poşete yerleştirdim. "Kolay gelsin." Kısık sesle "teşekkürler." Dedim ve yerime oturdum. İnsanlar beni görünce ikinci defa dönüyordu. Çünkü gerçekten korkunç bir haldeydim.

Saçlarım savaş alanı gibi, iki haftadır yıkanmıyorum, iki haftadır aynı kıyafetleri giyiyorum. Gün geçtikçe yokluğu daha da zor oluyor. Kendi içimde bile adını söylerken kendimi kötü hissediyorum.

Onu çok özledim ne yapacağımı bilmiyorum. Annem içeriye girdi. Evimiz kitapçının karşısındaydı. Bilerek böyle seçmişlerdi. Beni kontrol etmek için. Annem bana bakındı tek kelime etmeden gidecekti ki.

"Onu bir daha göremeyecek miyim?" Dedim annem bana döndü "ortada bilmediğin şeyler var Sidelya, onların ailesi kötü." Sinirle "söyle de bileyim o zaman." Dedim kafasını iki yana salladı "eski meseleler, bilmesen de olur. Ama o çocuk sana zarar verir onunla birlikte olmamam en doğrusu." Dedi ve gitti.

"Şaka mı bu!" Diye bağırdım bana yalan söylüyor ondan nefret etmem için uğraşıyor ama bu imkansız ondan nefret etmeyeceğim. Hiçbir zaman hemde. Ağlamamak için zor duruyordum. Fısıldayarak "burada olmaz Sidelya." Diye uyardım kendimi burada ağlamamalıyım. İnsanların görmesine gerek yok.

Sandalyeye kendimi bıraktım. Yığıldım resmen. Arda koşarak dükkana girdi. "Abla!" Diye bağırdı neşeli bir sesle gülümsedim "efendim bebeğim." Dedim Arda kucağıma atladı. "Okulda öğretmen bana 'aferin' dedi" dedi neşeli bir sesle buruk bir tebessüm ile "benden de aferin aldın o halde." Dedim ve yanağına bir öpücük kondurdum.

Kucağımdan indi "ben eve gidiyorum, ödevlerim var. Görüşürüz!" Dedi ve eve doğru koştu. Beni tek gülümseten kişi Ardaydı.

Sandalyede sıkıntı ile dönmeye başladım. Kolumdaki saate baktım. 18:34 olmuştu yarım saat sonra işim bitecekti. Dükkanı kapatıp eve gidecektim. Yarım saat kitap okumayı deneyebilirdim. Raftan bir klasik kitap çıkarttım. Okumaya başladım.

Zor da olsa kitaba biraz kendimi vermiştim. Saat 19:00 olduğunda dükkanı kapattım. Eve doğru ağır adımlarla yürüdüm. Kapıyı Arda açtı. Mutfağa gidip bir bardak su içip odama kapandım. Ablam yemek getirene kadar yemek yemeyecektim.

Yatağıma uzandım. Şimdi rahatlıkla anlayabilirdim. Kalbimin sesi yirmi iki gündür susmuştu. Kalbim yoktu. Donmuştu, sadece ağlayan ve düşünen bir aptala dönüşmüştüm. En olmak istemediğim kişiye.

Odam darmadağındı, benim düşündüğüm tek şey onun bana dedikleri, güzel sözleri, güzel zamanlarımız. Dansımız, öpüşmemiz, yemek yapışımız, uyuyuşumuz, film izleyemeyişimiz...

Bunları düşünmek ve tekrar tekrar yaşamak bana az da olsa iyi geliyordu. Ama ardından gözümün önüne babamın beni götürürken onun yıkılışı, mahvoluşu geliyor. Güzel zamanlarımızı bir kara sis gibi çürütüyordu. Bu göz yaşlarımın sebebi babam ise hiçbir suçluluk duygusu yaşamıyordu.

Zaten babamı nadiren görüyordum. Annem beni her gün iki, üç defa dükkanda kontrol ediyordu. Kaçmış mıyım diye. Ablam part time yapıyordu okuldan eve evden işe.

Paraya ihtiyacımız olmamasına rağmen ikimiz de çalışıyoruz. Ben cezalıyım. Ablama dedikleri şey ise 'hayatı öğren çalış da' bu bunu diyorlarmış ben duymuyorum tabii ki ablam bana anlatıyor ablam gece 00:20 gibi eve geliyor.

Geldiği gibi yemek getiriyor bana tabii ben yemeğimi bile yiyemiyorum hiç iştahım olmuyor. Yirmi iki günde on kilo verdim. Çok kötü bir haldeyim, ben bu haldeyken annem ve babam bir o kadar iyi. Gerçek bir baba ve anne asla değiller. Ya da bana değiller.

Ama Arda'ya ablam ile bana davrandıklarından çok daha iyi davranıyorlar. Sanırım erkek olduğu için. Sönmez soyadını devam ettireceği için. Emin değilim ama büyük ihtimalle böyle.

Ablam geldi yemeğimi getirdi. Geceleri uyumadığımı bildiği için sanırım yemeklerime uyku ilacı koyuyor. İki gündür uykum gelmese bile uyuyorum.

Artık ailemiz eskisi gibi değil, hiç değil. Bunun sorumlusu benim aşık olmam mı? Annem ve babam umrumda değiller. Ama eğer ablam ve kardeşim zarar görecekse bu masum aştan. Vazgeçerim ben yanan biz oluruz ama onlar iyi olsun diye vazgeçerim.

Uyuyakaldım.

Sabah annem beni uyandırdı. "Uyan." Dedi ve gitti üzerimi bile değiştirmedim. Yataktan çıktım yüzümü yıkadım ve dükkana gittim. Sandalyeye oturdum. Müşteri çok az geliyor. Pek satan bir dükkan değil. Sanırım eski tarzdan kitaplar olduğundan.

Tekerlekli sandalyede dönmeye başladım. Burada canım çok sıkılsa da dükkanın önünden geçen insanları izleyerek sıkıntımı gidermeye çalışıyordum. Gitmese bile.

Akşam oldu dükkanı kapattım. Eve geçtim. Dün olduğu gibi, ablamı bekledim yemeğimi yedim ilacın etkisi ile uydum sabah oldu dükkana gittim dükkanı kapattım eve geldim, her zamanki şeyler olmaya devam etti.

Bugün yirmi dokuz gün oldu. İntihar etme fikirleri doğmaya başladı aklımda. İlk defa bunu bu kadar ciddi düşünüyorum. Gerçekten de ölsem biter miydi bu acı?

Kim üzülürdü ki kardeşlerimden başka, o üzülürdü. Tabii öğrenirse.

Gerçekten şuan dükkanda oturmuş ölmeyi düşünüyorum. Kendimi öldürmeyi. Böyle yaşamaya daha fazla devam edemem. Yerimden kalktım dükkanda dolanmaya başladım.

En büyük korkusu ölmek olan kız, intihar edecekti.

Hayat bana neler yaşatıyordu, bunu yapıp yapmamak arasında çok kararsızdım. Sandalyeme döndüm. Kendimi arabanın önüne atsam. Hemen ölür müyüm? Yoksa acı mı çekerim? Hâlâ ölmekten çok korkuyorum, ama bir o kadar da ölmeyi düşlüyorum.

İçeriye müşteri girdi. Bana bakmadı bende ona bakmadım hâlâ bu konu üzerinde düşünüyordum. Ellerim titremeye başlamıştı. Kendimi ölürken hayal ettim. Ettikçe öldüm.

Müşteri karşımda durdu, ona bakamayacak kadar kötü durumdaydım. "Sidelya?" Diye bir ses duydum. O tanıdık sesi. Yirmi dokuz gündür her gün her saat duymak istediğim o sesi.

Yerimden fırladım. Gözlerine baktım. Ayaz tam karşımdaydı. En az benim kadar berbat haldeydi. Bu konuda yarışırdık. İkimiz de öylece dikiliyorduk. Ne tepki vermem gerektiğini bilmiyordum.

Aptal gibi bekleyecek misin gerçekten? Yirmi dokuz gün az mı geldi. Dedi içimdeki ses bekleyemezdim bir saniye bile. Ayaz'a koştum. Kucağına atladım. Bacaklarımı beline doladım ve onu doya doya öptüm. Özlemle o da özlemle karşılık verdi.

Bir aydır dudaklarımız birbirine aç bir şekilde beklemişti. Duramazlardı. Şuan hiçhir şey umrumda değildi. Ellerim Ayaz'ın suratını sıkıca kavramıştı. Sanki elimi çeksem şimdi gidecekti. O da aynı şekilde belimi kavramıştı. Tam da beklediğim gibi o dakika babam beni kontrole geldi.

Bağırmaya başladı. Ayaz'ımın kucağından indim. Fısıldayarak "başlıyoruz." Dedim babama döndüm "sana bir şeyi tam olarak izah edemedim sanırım! Sana dedim ki seni evlatlıktan reddederim." Kafamı salladım. "Biliyorum. Bende bunu istiyorum. Ben az önce şurada oturmuş ikiniz yüzünden intihar etme planları kuruyordum. Belki de yarın hayatta olmayacaktım!" Diye bağırdım.

Bu sözlerim o an sadece Ayaz'ı üzdü. Üzmüş olacak ki elimi sıkıca kavradı. Babamın gözleri ellerimize kaydı, babam ellerimize bakarken daha sıkı tuttum Ayaz'ın elini. Babam dişlerini sıktı. Dişlerinin arasında.

"Bir daha gözüme gözükme, senin gibi bir kızım olduğu için utanıyorum! Senden nefret ediyorum!" Dedi ve ekledi "keşke hiç doğmasaydın." Yutkunamadım boğazımda bir yumru oluştu böyle düşündüklerini biliyordum ama bunları babamdan duymak...

Annem babamın yanında devam etti. "Seni doğuracağıma taş doğursaydım." Dedi ve daha fazla burada durmak istemez gibi buradan ayrıldı. Babam çok yüksek bir sesle "Defol! Bir daha sakın bana gözükme! Karşıma çıktığın gün seni buna pişman ederim." Dedi ve o da gitti.

Ben oracıkta dizlerimin üzerine yığıldım. Ağlayamıyordum, konuşamıyordum nefes almakta bile güçlük çekiyordum. Ayaz yanıma eğildi "Sidelya. Güzelim kendine gel. Birlikte aşacağız bunları." Dedi ve bana sarıldı. Ona sarılamadım o kadar kendimde değildim ki. Bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim.

Onları bir daha göremeyecektim. Kardeşlerimi de öyle. Artık kimsesizdim. Bir ailem Yoktu. Ablam, kardeşim, annem, annem ya beni doğuran kadın! O nefret etmişti benden. Herkesten beklerdim ondan beklemezdim. Aile çocuğunu yanlışları ile kabul etmez miydi? Benim yanlışım aşık olmak mıydı? Hayatlarından silinme nedenim bu muydu?

Ayaz beni kucağına aldı ve arabaya bindirdi. Arabada gidiyorduk ama ben hiçbir şeyi duymuyordum. Etraf bulanıktı. Kimsesizlik duygusu dışında bir şey hissetmiyordum. Ablam gece eve gelecek. Bir tabak ilaçlı yemekle beni odamda göremeyecek. Çok üzülecek, özleyecek.

Ağlayacak gücü bile şuan kendimde bulamıyordum. Sidelya Sönmez, artık bir soyadı bile olmayan kadın. Sidelya. Tek başına Sidelya. Terk edilmiş Sidelya.

Ayaz hâlâ arabada bir şeyler söylüyor. Beni sakinleştirmeye çalışıyor. Bilmiyor ki ben onu duyamıyorum bile.

Saatlerdir yoldayız sanırım. Bir eve geldik. Ayaz bir an bile elimi bırakmadı. Eve girdik evde bir kadın var. Kadın bana annemden bile ilgili bir şekilde. "Kızım, iyi misin?" Dedi Ayaz'ın ve kadının yardımı ile koltuğa oturdum.

"Anne bir bardak su getirebilir misin?" Dedi Ayaz bu kadın Ayaz'ın annesi miydi? Biz şuan İstanbul da mıydık? Ayaz'a döndüm bana bakan düşünceli bir o kadar da tedirgin gözleri ile karşılaşınca ağlamaya başladım. Eli ile göz yaşlarımı sildi.

"Ağlama nolursun." Dedi çaresiz bir şekilde "birlikte atlatacağız, mutlu olacağımız günler çok yakın güzelim ağlama." Dedi onun için göz yaşlarımı durdurmayı denedim.

Ayaz'ın annesi suyumu getirdi ve yanıma oturdu. Suyu içtim. Masaya koydum. "Kızım benim adım Zeynep. Annen sayılırım. Bizimle kalacaksın tamam mı kuzum?" Dedi dolu gözlerim ile kafamı salladım ve Zeynep anneye sarıldım.

Kimsesiz kaldığım gün Ayaz ve annesi hayatıma bir ışık oldular. Bir umut. Kendimi kimsesiz hissetmemem için her şeyi yapmaya hazırdılar. Hayatımda sadece dört kişi kalmıştı. İki arkadaşım, Zeynep annem ve hayatımın aşkı. Mutlu olabileceğim tek adam.

Bu hikayenin sonu mutlu bitmeli. Mutlu bitmesi için çok uğraşacağız Ayaz ve ben mutlu olacağız. Bunu hak ediyoruz.

Üç bölümdür kaoslar durmak bilmiyor. Bu bölümden sonra pamuk gibi bölümler sizi bekliyor olacak. Kelebek hissi uyandıran bölümler.

Benim yazarken gözlerim dolmadı değil. Duygulandım, üzüldüm kendimi Sidelya'nın yerine koydum. Ölüm gibi bir şey bu ya, gerçekten.

Neyse kendinize çok çok iyi bakıyorsunuz. Hoşçakalın okur kalınntrong>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.