Ecem nihayet kuzeninin yanından tatilini bitirip dönmüştü.
Bil hassa sevecen davranmıştım ona karşı. Yaşı küçük bir kız çocuğu olduğu için, beni abisinden veya ailesi üyesi olmamdan kıskanabilirdi. Yeterince kendimi tanıttım ona. Zaten o gün plajda tanıştığımızda birbirimizi sevmiştik, ama bu seferki durum farklıydı sizde biliyorsunuz.
Gelir gelmez odasına bavulunu yerleştirmeye gitti. O sırada biz de Mehmet'in annesiyle birlikte öğle yemeği hazırladık. Bugün Ecem geleceği için herkes evdeydi. Ne kadar da sevilen bir çocuktu, içim burkuldu. Yine de onun bu şansından dolayı seviniyordum içten içe.
Ecem yol yorgunu olduğu için biz yemekleri hazırlayana kadar uyudu. Mehmet'de bize masayı kurmada yardım etti. Hep bir elden güzel bir sofra kurduk ve Ecem'i uyandırmak için Mehmet odaya gitti.
Yorgunluğu her halinden belli olan Ecem sofraya geldi ve yemekle birlikte bize tatilinin nasıl geçtiğini anlattı.
"Anne seneye sizde gelin birlikte gidelim orası bir cennet" dedi Ecem.
"Olur kızım, inşallah Sinemde bize eşlik eder "dedi Emel anne.
"Tabii çok sevinirim" dedim.
"O zaman hep birlikte gideriz benim arabayla" dedi Ahmet babam.
" yorulursan da ben geçerim direksiyona" dedi Mehmet.
"Olur olur iyi olur"dedi Ahmet baba.
"Bırakın şimdi seneye olan planı da yemekler nasıl olmuş onu söyleyin bakalım " dedi Emel anne.
Lafa ilk atılan Ecem olmuştu.
"Çok özlemişim anne yemeklerini hepsi harika ellerine sağlık "
"Afiyet olsun kızım ama yemeklerin çoğunda Sinem bana yardım etti, onun elinin lezzeti de geçti yemeğe" dedi Emel anne sağolsun.
"AA öyle mi? O zaman senin de eline sağlık abla" dedi Ecem. İçinden gelerek söylüyordu yapmacık değildi.
"Afiyet olsun ablam, ben hep yaparım size"dedim. Bir yandan da gülümsedim.
"Aşkım şımartıyorsun bizi" dedi Mehmet. Yemek yaparak bir insan şımaracaksa ben hep yapayım o zaman dedim içimden.
Ama sadece gülerek cevap verdim sevgilime.
Güzel bir yemeğin ardından hep birlikte bahçeye çıktık. Zaten bahçede hasırdan yapılmış güzel ve büyük masa vardı. Hepimiz oturduk sandalyelerimize. Bu sefer servisi bize Ecem yaptı.
Yeşil çay demlemiş bize , fincan fincan içtik.
Samimiyeti artırmak istiyordum, o da istiyordu. Konu konuyu açıyordu sürekli, sohbet bitecek gibi değildi, ama artık akşam olmuştu ve oturmaktan sıkıldığımız için içeriye odalarımıza dağıldık. Mehmet telefon görüşmesi yapmak için odasına gitti. Bende onun odasından bir kitap seçtim kendime ve okumak için bende odama geçtim. Jack London'ın "Martin Eden" kitabını bir oturuşta yarısına kadar okudum. Bakmayın bir oturuşta dediğime, içecek birşey almak için odadan çıktığımda herkes çoktan uyumuş, muhtemelen gece yarısı olmuştu. Kitabın konusu o kadar sarmıştı yani. Saat gerçekten geç olduğu için, bir bardak suyumu alıp, uyumak için odama döndüm. Mehmet bu saatlerde günlük yazardı biliyordum artık, ama onunla mutfakta karşılaşmadığıma göre bu gece yazmamıştı. Kitabın kalan sayfalarını yarın okumak için baş ucuma koydum ve derin bir uykuya geçtim...
Bu sabah kahvaltıyı Ecem hazırlamış, onun sesiyle uyandım.
"Abla hadi uyan kahvaltıya bekliyoruz seni"
Hemen gözlerimi açtım, saate baktım. Neredeyse 10:00 olmuş saat. "Babam gitti mi işe?" Diye sordum.
"Evet gitti, abim ve annem evde ama" dedi.
"Tamam ablam sen geç , ben yüzümü yıkayıp hemen geliyorum " dedim ve lavaboya elimi yüzümü yıkamaya gittim. Ayndan söyle bir kendime baktım, muhtemelen gece geç yattığım için, gözlerim kırmızı ve şiş görünüyordu. Biraz toparlanmak adına bol bol soğuk suyu çarptım yüzüme. Artık havalar da o kadar sıcak olmadığı için klima açmıyorduk. Sadece içeriye esinti girsin diye camları açık bırakıyorduk ama banyonun camı kapalı kalmış. Bu yüzden bunaltıcıydı içerisi. Yüksekte olan camı açmak için klozetin kapağını kapattım ve üstüne basmamla ayağımın kayması ve benim düşmem bir oldu. Ufak bir baygınlık geçirdim sanırım, çünkü ilk beş on saniye bilincim gitti. Düşmemle birlikte büyük bir patırtı sesi geldiği için , Mehmet tüm hızıyla banyoya girdi . "Sinem!".
Ben yerde öylece hareketsiz ve konuşamadan yatıyordum. Mehmetin sesini duyuyordum, ama cevap veremiyordum.
Mehmet korku ve panik içindeydi. Hâlâ bana seslenmeye devam ediyordu. Yüzüme yaklaştı "Sinem ne oldu sana aşkım, kendine gel" Diye beni kendime getirmeye uğraşıyordu. Ama ben hâlâ cevap veremiyordum.
Başımı dizine yatırdı "anne çabuk gel" Diye Emel anneye seslendi. Bir hışımla Ecem ve Emel annem de banyoya girdi. Büyük bir şok hareketiyle ellerini ağzına götürüp "aaa" Diye bağırdı ikisi de. Gözlerimi oynatabiliyordum, herkesi ve herşeyi görebiliyordum,ama başım da acayip dönüyor ve acıyordu. Sonra Mehmet beni kucakladı ve salona taşıdı. Herkes benim peşimden geliyordu, bana ne olduğunu merak ediyorlardı.
Kendime geldim sayılırdı, biraz cümle kurmaya çalıştım. "İyiyim ,iyiyim, camı açayım derken düştüm " dedim zar zor.
"Hastaneye götürelim mi kızım seni?" Dedi Emel anne.
"Şimdi nasıl hissediyorsun aşkım?" Diye sordu Mehmet.
Toplu cevap verdim."sağolun ama ben iyiyim, biraz kafam acıdı, uzansam iyi gelir" dedim.
"Emin misin?" Diye sordu sevdiğim.
"Evet canım gerçekten iyiyim ben"dedim.
"Biraz dinlen o halde, Mehmet senin başında dursun birşey olursa seslenin bize " dedi Emel anne ve yanımızdan ayrıldı.
Mehmet uzun süre başımdan ayrılmadı. Yarım saat kadar sonra ben kendimi tamamen iyi hissetmiştim ve ayaklanmıştım. Talihsiz bir kazaydı işte , biraz da dikkatsizliğimden kaynaklanıyordu. Bir şekilde olmuştu işte, bu yüzden daha dikkatli olmam için bir ton tembih aldım aşkımdan. Gerçekten bir yerime iğne batsın, üzüntüden ölecek bir sevgisi olduğunu daha iyi anladım. Beni bu denli önemsedikleri için her birine ayrı ayrı teşekkür ettim.
Bugün de böyle geçti.
Biz Sinem ve Mehmet.
Her gün artan bu aşka şahitlik etmek için beğen, takip et ve puanla ❤️
Instagram-oykumarslaan ❤️