İçeriğe geç

PİYAN

Bölüm 3 · 13 dk okuma

PİYAN

Bölüm 3

GÜN BEYAZI

3. BÖLÜM "GÜN BEYAZI"

Atılamayacak adımlarım vardı önümde. Belki biraz sağımda hatta belki biraz da solumda. Geri de bıraktığım her şeyi bir savaşla kazandım ben, tek başıma, yapayalnız.

Kimi suçlayabilirdim diye düşünmeye başladığımda içim de ki o sönmek bilmez yangın her seferinde büyüyor, harlanıyordu.

Yüzlere baktığımda gördüğün o karartı beni hep rahatsız etmişti, görmemek için çabaladım, bilmemek için çok uğraş verdim. Ben annemde o karartıyı görmek istemedim, kabullenemedim hiçbir zaman.

Yanı başımda gerçekleşen olayların farkında olmak olmamaktan daha azap vericiydi, bu acıya da şahittim.

Hayal ettiğimiz düşler gerçekleşmez, çoğu zaman. Peşinden koşamazsın, kimsenin umurunda olmazsın, benim için de bulunduğum girdap buydu. Bana karada olan güzellikleri gösteriyor fakat beni içine çekmekten alıkoymuyordu.

Ben ısrarla çekildiğim girdaptan çıkmak için Esen’e tutundum, ben umdum, Esen umudumu hep diri tuttu. Onun bir gün kurtulacağıma olan inancı kendime olan inancımdan hep daha fazlaydı.

Rüyalarımda acılarımın sesleri vardı, her sesin birer sahibi, birbirlerini yiyip bitiren bedenler, ayrılmayan parçalar vardı, şerit gibi gözümün önünden geçen.

Gözlerimi aralamış, uzun camlardan oluşan balkonun dışarıyı gösterdiği kadarını izliyordum. Düşüncelere dalmışken saatin geçmiş olabileceğini fark ettim ve hemen doğruldum, telefonumu yastığın altından çıkartıp saate baktım. Yarım gün uyumuştum, hava biraz kararmaya başlamıştı.

Dışarısının kış soğuğunu içimde hissedince yorganın altından çıkmak yerine daha da sokulmak istedim fakat aşağıya inmeliydim. Ayağa kalkıp dün yanımda getirdiğim sırt çantamdan kıyafetlerimi çıkarıp yatağın üzerine attım, siyah taytımı çıplak ve oldukça zayıf bacaklarımdan geçirdim, kalın, kalçamı örten kahverengi kazağımı giydim, kirli çamaşırlarımı banyo olduğunu anladığım yere, kirli sepetine bıraktım ve elimi yüzümü yıkadım.

Aslında bir duş almam çok iyi olurdu ama daha sonraya ertelemem gerekiyordu. Saçım kötü bir durum da değildi, ne halde olduğu bile pek umurumda değildi aslında. Esenin sabaha karşı geleceğini hatırlayınca odanın kapısına doğru ilerledim. Kapıyı ardımdan kapatıp merdivenleri inmek için birkaç adım atmıştım ki konuşma sesleri doldu kulağıma.

" Nasıl öğreneceğiz peki.? " Uhre'nin ağzından çıkan bu üç kelime dikkatimi çekmişti, bahsedilen konunun ne olduğunu pek kavrayamasam da onları dinlemek istemediğimi biliyordum. Merdivenin ilk basamağına indim ve nedenini bilmek istemeyeceğim bir bekleyişle karşılaştım.

Esen'i bulup buradan gitmek istiyordum, tanımadığım insanlar tuhaf olan bir şehir, güvenli bir yere geldiğimi pek hissedemesem de başka bir yerin benim için bir güvencesi ne denli vardı bilmiyorum.

"Bilmiyorum ama eğer bir şeylerden kuşku bile duysalardı anlardık, boş durmazlardı." Bunu diyen kesinlikle Esendi. Bir an içim o kadar rahatlığa kavuştu ki sanki dünden bu yana bedenimi bir sarmaşık sıkıyordu.

"Kartal, bizi oksijenimizle boğar, nasıl yapıyoruz bilmiyorum ama biz bir şey yapmadan öğrenirlerse, kazık seçtirirler bize haberiniz olsun. Kartal ve fantezileri. Aman tanrım ne etkileyici." bunu söyleyen ise Ataydı.

Anlam yüklemeye çaba harcamadan beyaz merdivenleri inmeye başladım. Onlara sormak istediğim yığınla soru vardı. Şu ana kadar sormadıysam kesinlikle suların dizginlemesini beklemekti.

_

Onlar görüş alanıma girdiklerinde Uhre tam konuşacaktı ki beni görünce sustular. Esen beni görünce yüzündeki rahatlama ve sıcacık gülüşle hemen ayağa kalkıp bana doğru koştu bende ona doğru ilerledim, kolları bedenimi sarmaladı ve sımsıkı sarıldı. Onu özlemiştim ve bir iki gün içerisinde hiç duymadığım kadar ihtiyaç duymuştum. O çok özel ve değerliydi.

"Seni öldürmek istiyorum." Gerçekten istiyordum, dün içerisinde fazlasıyla stres yaşamıştım ve hep olduğu gibi olanın dışında Esen yanımda yoktu. Bana sıkı sıkıya sarılan kolları gevşerken ellerini kollarıma koydu. Sütlü kahve gözlerini siyahın gölgesinde sığınan koyu kahve gözlerime dikti.

"Yaşatmak istersin diye korkuyordum doğrusu." Cümleyi bitirmen önce gülmeye başladığı sırada omzundan onu ittirdim. Sinirimi bozuyordu kahrolacasıca şey. Göz devirerek yanından geçtim.

" Günaydın." Dedim ve karşıdaki krem rengi tekli koltuğa oturdum, ardından Esen de yanımda ki L koltuğa oturdu. Uhre ve Ata da sabahımı kutladıktan sonra uzun bir sessizlik yaşanıyordu..

Aklımda dolaşmaya başlayan soruları ellerimle bir araya toplayıp oturduğum yerde rahat bir pozisyon alırken, bir telefon sesi doldurdu geniş salonu. Ardından Esen arka cebinden bir telefon çıkarırken gözlerim telefonda takılı kaldı çünkü bu Esen'in telefonu değildi kaşlarımı çattım ve telefonun ekranına bakışını seyrettim. Uhre uzandığı yerden doğruldu ardından Ata'nın gözleri kendi telefonundayken Esen'e doğru yol aldı buna sebebiyet veren Esen'in telefonu açmıyor oluşu idi.

"Biliyordum." Diyen Ataya kaydı gözlerim. Sıkıntıyla bakan gözleri artık kapanmış ve kollarını birleştirmiş başını ise koltuğun arkasına yaslamıştı.

"Aç şunu daha ne kadar çalacak aç ve öğren işte." Uhre haklıydı. Neydi şimdi bu?

Esen ayağa kalkıp telefonu açınca Uhre dirseklerini ayaklarının dizlerine koydu, Ata ise başını doğrultmuştu. Ben ise ne telefondaki kişiyi tanıyordum nede diğerleri gibi diken üstü, ne söylenip ne söylenilmemesi gerektiğini bile bilmiyordum çünkü tanıdığım sadece bir Esen vardı.

" Evet." Diye söze başladı Esen. Ardından karşı tarafı dinledi bir süre, arada bir gözlerini hepimizde dolaştırıyordu. Sonra gözleri hafifçe büyüdü anlam veremesem de o telefon kapandıktan sonra diyeceklerini çok merak ediyordum.

"Bir bilgim yok, öyle bir şey kulağıma gelmedi ama gelirse biliyorsun benden bir şey kaçmaz Kartal." Derken sırıtmaya çalışmıştı karşı ki tarafa bir şeyi ispat etmeye çalıştığının farkındaydım çünkü karşımda duran bu kız kesinlikle rahat ve sırıtır gibi duran bir görsel sunmuyordu.

Uhre ve Ata bir birlerine baktılar ardından bana döndüler. Beklemediğim bakışlarla bir an karşılaşınca kaşlarımı çatmadan edemedim.

"Aa şey, tabi ki.. Üçümüzde geleceğiz." Dedi ve karşıyı dinledikten sonra telefonu kapatıp arka cebine koydu.

"Evet arkadaşlar Ata'nın dediği gibi seç beğen al." Esen'e dönen bakışlarımın sonunda Ata sözü devraldı.

"Ben size demiştim, lanet olsun size. Ne yapacağız, ne dedi tam olarak."

"Bence ondan önce bana bir şeyleri anlatmanız gerekmiyor mu hani." Devam eden konuları anlayabilmem için başını bilmem gerekiyordu. Bilmediğim şeyler bildiklerimi geçince etrafımdaki herkes çevremde bir halka oluşturmuş, beni de ortalarına almışlar ve kulaktan kulağa konuşuyorlarmış gibi hissettiriyorlardı.

Birbirine değen bakışlar en sonunda Esende son bulunca Esen derin bir nefes alınca bende bütün dikkatimi ona verdim.

"Sen kaçmak isteyince seni korumak istedim. Eğer kendi başına gitseydin Annen seni bulabilirdi, belki şimdi de seni bulur ama ihtimali daha az. Senin için seni buraya getirmek zorundaydım Besra." Tam haklıydı hatta anlattığı son derce mantıklıydı da ama buranın ne özelliği var buranın beni daha güvenli kılmasının sebebi ne.

"Burası tam olarak ne, adı geçen isimler kim, neden birilerinden kaçıyoruz yada kaçmak zorundaymışız gibi bakıyor ve davranıyorsunuz."

Sinirlerim tekrar bozuluyordu. Yaşadığım şey o kadar saçmaydı ki anlam vermem de bir o kadar zor.

"Şöyle ki burası Ankara yani İzmir'den Ankara trenine bindin. Seni buraya bu kadar gizlice sokmaya çalışmamızın sebebi ise Kartallar."

Gözlerim hafifçe irileşirken son kelime hayat buldu gözlerimde, aklıma gelen ölüm siyahlarıyla beraber Esen'e döndüm.

"Kartallar derken..? ve onlardan beni neden gizliyorsunuz... Bu çok saçma." Merakla kabaran duyularımla Esen'i dinliyorduk.

"Kartal aslında Barlas, Kartallar ise onun nasıl denir kanatları gibi düşünebilirsin, Genelde onlar ilgilenir yani bu bulunduğumuz yer Kartalay. Buraya Barlas tan habersiz kimse alınamaz yani kural bu.

Devam edecekken Uhre araya girdi. "Kısacası seni buraya onay almadan soktuğumuz için büyük ihtimalle ceza alacağız. Burası onun, ve onların eğer buraya geliyorsan bir şeyleri göze alıyor olman gerekir ki sen almadın bizde buna göz yumduk." Demesiyle neredeyse birbirine değen kaşlarım beni istemsizce rahatsız etti. Bu çok büyük saçmaydı, anlam verebilmek bir o kadar da zor.

"Yani Clary en kısa zamanda kazık seçeceğiz, Tanrı affetsin." Uhre Ata'nın kafasına yastık fırlatırken benim aklım Kartal'a yani Ölüm Siyahı gözleri olan Barlas'a doğru yol aldı. İsminde hislerimi körükleyen bir etki vardı... Nedendir bilmiyorum bir yandan ürkütücü gelirken bir yandan güneşin çevresinde dolaşıyormuşcasına hissettiriyordu.

Bu garip histen kendimi alı koyunca " Şimdi ne yapacağız." Önemli olan bundan sonra ne olacağıydı.. ben başkalarının altında kalmak birilerine boyun eğmek falan istemiyordum, bunu anneme karşı zaten fazlasıyla yapmıştım.

"Aa evet az önce Polat aradı.. Birinin Kartalay'a gizlice girdiğini biliyorlar.." Herkesin yüzünde dolaşan gözlerim bir anlam çıkarmayı amaçlıyordu fakat tedirgin bakışlar beni de geriyordu.

"Onlara söyleyelim işte, söyleyelim ve kurtulalım." Atanın gerilmeye başlayan damarları kendini belli ederken Esen araya girerek ellerini Ata'nın omuzlarına koydu ve;

"Bu akşam baş Club'te eğlence varmış herkesi çağırıyorlarmış.." Ata'yı ayar devrelerine geri getirmeye çalışıyordu sanırım. Birkaç kez denk geldiğim dengesiz hareketleri aslında ne kadar pozitif bir insan olduğunu gösteriyordu. Uhre onun aksine daha dik başlı bir kıza benziyordu ama sanki onların yanında bir insan sıkılmazmış gibi geliyordu bana.

Club dedikleri bildiğimiz şu doludizgin gençlerden oluşan bir yerdi ve oraya gidecektik, ben hayatım boyunca öyle yerlere sayılı kez girmiş biri olarak ortamı az çok tahmin edebiliyordum.

"Amaçları şu ki eğlenceye gelmeyen kim varsa isimleri alınacak çünkü gizlice gelen kişi ve yardım edenler onu tek bırakamayacak olan ya da olanlar da eğlenceye gelemeyecek." Uhre'nin dediği mantıklıydı bu bir çözüm müydü orasından emin değilim.

"O zaman Besrayı evde mi bırakacağız?" Gözlerim hızla Eseni bulunca söylediği şeyi iki kez süzgeçten geçirdim.

"Tek başıma mı kalacağım.? " Tek kalmak ne kadar doğru bilmiyorum, onlarla kalabalıkla dikkat çekmem olanak dışıydı. Ya da öyle olmasını istiyordum. 'Bilmediğim bir yerde garip şeyler dönüyorken..'

"Girişte isim alabilirler, burada kalman daha iyi hem biz çok kalmayız merak etme, ortada bir şüphe varsa ortadan kaldırmaya yardımcı olabilir." Uhre'nin söylediği ne kadar doğru olsa da benim içime sinmeyen bir şeyler vardı sanki..

Nereye sürüklendiğim hakkında bir fikrim yok. Kara kutunun içinden bir uçurtma çıkarmıydı. Esen söylediğinde beklentim daha farklı şeylere yönelikti ama şimdi o uçurtmaya açılan delikler var gibi hissediyordum, sanki birazdan uçurtmam gökyüzünden yeryüzüne doğru süzülecekmiş gibi. Bir yağmur yağacak ve yerle bir olacak ama sadece uçurtma olmayacak. Bir kasırga alıp götürecek beyazlarımı, istemiyorum.

Benim beyazlarım özeldi, Benim arkamda tuttuklarım değerliydi çünkü beni ayakta tutanlar geçmişim için geleceğime sardığım umutlarımdaydı.. Anlattım, insanlarla defalarca kez konuştum, tüm insanlıkla bir perdenin arkasından konuştum, herkes buradaydı ama kimse yoktu ben görmüyordum ama onlar beni görüyorlardı.. Beni asla duymadılar. Bende ışığımı söndürdüm, oturdum bekledim, neyi bilmiyorum ama bekledim şimdi de bekliyorum, belki de bunca zaman yapmaya çabaladığım şeyi, birilerine sesimi duyurabilmeyi bekledim, bekliyorum...

Biraz düşündükten sonra üstünde durmamaya karar verdim, bir şeylerin öyle ya da böyle olması gerekiyorsa öyle olacaktı. Doğan güneşe kafa tutulmazdı..

"Tamam, o zaman gidin, bende biraz neye bulaştığımı falan düşüneyim." Ellerimle saçlarımı geriye doğru attım ve merdivenlere doğru ilerledim. Uyumayı kendime ihtiyaç görüyordum çünkü düşünmek hoşuma gitmiyordu. Yarın ne olacak diye merak etmeden edemiyordum.

"Hey Besra bize yardım edeceksin öyle kaçmak yok.!" Esen'in sesi duydum fakat durmadım dün gece uyuduğum odaya ilerledim. Arkadan gelen sesler kulağıma kadar ulaşıyordu.

"Hiç değişmeyecek." Hafifçe sırttım ve odanın içerisine adım attım ardımdan da Esen ve Uhre geldiler..

Ardımdan gelen bu iki kız ayakta durmuş garip bir şekilde beni izliyorlardı, onları düşünmeden yatağa ilerledim ve üzerine oturdum.

"Ne oldu, neden öyle bakıyorsunuz?.." üzerimde bir şey var mı diye bakmadan edemedim. Ama yoktu.

"Göz zevkine güvenebilirmiyim ?." diyen Uhre'ye anlam dolu baktım. Onları giydirmemi istiyorlardı Esen'in yüz ifadesine bakılırsa çok zevk alıyora benziyordu.

"Banyo yapacağım kendiniz hazırlanın." Rahatlamak ve temiz kokmak istiyordum dünden kalan ter kokum ve kirli hissediyor oluşum inanılmaz huzursuz ediyordu beni.

"Ondan önce biz geliyoruz Besra hanım. Bu gece dikkati güzelliğimizle çekelim öyle değil mi ." diyen Esen'e baygın bakışlarımı gönderdim.

"Tamam yapacağım." Başımı sallayarak dediğimi onayladım. İkisinin de bakışları uslanmaz çocuklara benziyorlardı. Essen dolabına doğru ilerledi, bu sabah açtığım kapağın yanında ki kapağı açtı ve birden çok elbise olduğunu gördüm. Esen gözüne kestirdiği kıyafetleri seçerken ben yatağın başlığına yaslanmış Esen'i izliyordum. Uhre de dolabın yanında Esen'i bekliyordu. Seçimini mavi çapraz kesim bir elbiseden ve siyah bir diz kapağının biraz üzerinde biten kalem elbiseden yada kullanmıştı.

Bana döndü ve ikisini de üzerinde tutarak bir tercih yapmamı bekledi, aslında ikisi de ona çok yakışmıştı. Kumral ve dikkat çekici olması için sanırım o mavi elbise daha uygundu.

"Mavi olan daha güzel olacaktır." Tebessüm ettim. Uhre de dolabın önüne geçince oda birkaç seçim yapmaya başlamıştı. Esen banyoya geçtikten sonra Uhre de birkaç tane seçmişti. Yatağın üzerine hepsini sırasıyla koyunca birkaç tanesini yüzünü buruşturarak dolaba geri koydu. Beğendiği bir elbiseyi üzerinde tutarak bana gösterdi, koyu mavi saçlarına göre Gri ince çizgili kısa ama şık olan elbise oldukça güzeldi. " "Seçim başarılı." Uhreye gülümsedim, oda çok şükür dercesine ofladı ve banyodan çıkan Esen'in ardından banyoya girdi. Esen olduğundan da güzel gözüküyordu.

"Bu halde eve sağlam gelmezsen seni öldürürüm." Umarım bir olay olmazdı. Umarımlar dilimde dizilmeye başlayınca kendimi dizginledim ve Esen'in saçını ve makyajını yaptım. Ardından banyodan çıkan ve bizi bekleyen öbür güzel kızımızın da işini hallettikten sonra, Aşağıda tüm sıkılmışlığıyla kızları bekleyen Ata patlamak üzere olduğunu tüm çıplaklığıyla belli ediyor ayağını sallıyordu. Merdivende topuklu seslerini duyunca kafasını kaldırdı daha sonra o büyük vücudunu. Kafasını aşağı yukarı salladı ve beğendiğini belli etti.

"Evet çok güzelsiniz, artık gidelim, neredeyse dört saat oldu." Dedi ve kapıya doğru yöneldi. Uhre ardından Ata ya söylenirken birlikte çıktılar evden. Esen evden benimle çıkışa doğru ilerledi.

"Işıkları yakma dikkat çekmesin, banyo edebilirsin biliyorsun,istediğini yapmakta serbestsin ve her şey düzelecek sadece bana biraz zaman ver olur mu?.." ardından sarıldık, düzelmeliydi Esen.. Düzelmeliydi..

"Önemli değil, sen olmasan hiç kimseyi tanımadığım bilmediğim bir yerde olacaktım şuan, ama burada sen varsın. Sadece sormak istediğim şeyler var?.." sormak istediğim bir çok şey vardı Cevaplarını da alacaktım.

"Elbette, elbette en kısa zamanda.. Gece yanına geleyim mi?.." birlikte uyuduğumuz günler oldu bir çok kez. Yine olacaktı çünkü o benim tek yakınımdı.

"Soru mu buda, Hadi sen git bekliyorlar seni." Dedikten sonra sıcak gülümseyişinden bahşettikten sonra arkasını döndü, kapıdan çıktı ve arabaya doğru ilerledi.

Araba hareket edince arkasından bakmadan içeriye girecektim..

Karşıdaki sol ara sokağın girişin de uzun boyuyla tam duvarın kenarında duran bir adam.. Karanlık havada sadece uzun boyunu görüyordum. Acele ile içeriye girdim ve kapıyı kilitledim. Beni öğrendiyseler, Ya onlardan biriyse, Kapının gözünden baktığımda belli olmuyordu. Işıkları yakmadan odama zar olsa da çıktığımda pencereden baktım ama orada kimse yoktu.

'Belki başkasını bekliyordu' Düşünmemek için duş almaya karar verdim ve banyoya ilerledim, banyonun ışığını açıp açmamak konusunda kararsız kaldım ama açmadım. Banyo dolabından temiz bir havlu ayarladım ve üzerimdekileri çıkartıp duş kabinine girdim. İlk önce buz kesiği olan su yavaş yavaş ısınmaya başlayınca bende biraz olsun rahatlamıştım, sıcak su iliklerime kadar işleyince beni mayıştırıyor daha da uykumu getiriyordu. Tüm hayalarımı güzelce temizledikten sonra o ter kokusunun rahatsız edici hatırlatmasının son bulacak olması bana kendimi iyi hissettiriyordu.

Kabinden çıktıktan sonra havluyla sardım vücudumu. Karanlıkta bunları yapmak ne kadar zor olsa da sonunda iyi hissediyordum.

Birkaç takırtı doldurdu kulağımı, tedirginlikle olduğum yerde durdum, sesi tekrar duyarım diye nefes bile almıyordum ama yoktu, bir tekrarı olmamıştı.

Üzerimi giyebildiğim kadar hızlı giymeye çalıştım ama banyonun buharı nefeslerimi kısıtlıyordu, banyodan çıkıp odama geçtim giyindiğim iç çamaşırlarımın üzerine kıyafetleri giyebilmek için ellerimle baş taraflarını arıyordum siyah yünlü kazağı kafamdan geçirirken yatağın yanında ki tekli koltuktan çıkan o derinin sesi.

Biri orada nefes alıyordu biri tam karşımda durmuş görünen silüetime bakıyordu artık orada oturmuyor benimle beraber ayakta duruyordu. Benim nefes alışverişlerim yavaşlamış dumura uğramış gibi kalakalmıştım.

Ve bana doğru atılan bir adım ve bir tane daha..Taytımı bile giyememiştim.

" Orada kal! Kimsin sen, ne işin var bu evde.?" Sesim neredeyse evin her köşesine ulaşmıştı. Artık titremeye başlayan ellerim gerginliğimin ve korkumun önüne geçiyordu. Cevap gelmedi ama o bana doğru gelmeye devam etti.

"Sana diyorum! Yaklaşma! Çığlık atarım!.." kıkırdama gibi gelen o sesi beni ürpertmişti. Ve tam dibimde durdu, beni vücuduyla üzerime gelerek yönümü değiştirdi ve arkamda ki masa lambasına

eğildi. Tam çıplak bacaklarımın yanında duran başına Masada fil şeklinde ki aksesuarı vuracaktım ki, Işığı yakmış ve elimi engellemiş bir şekilde bana bakan iki Ölüm Siyahı gözlerle karşı karşıya kaldım.

Gözlerinin, bir rengi yoktu, o kadar siyahtı ki insan kaybolurdu, kendini o boşluğa asardı.

" Se-..Senn-.Sen?" Uzun kirpiklerinin arasında yer alan o Ölüm Siyahları, keskin biçimli burnu ve yüz hatları, adamı ısrarla intihar ettirirdi. Gözlerini inatla gözlerimden çekmiyordu.. İnatla konuşmuyor inatla hapsediyordu. Kokusu öyle bir şeydi ki beynime bütün mevsimleri hazır olda saydırttı...

"Bulamam, anlamam ve unuturum sandın değil mi ?. " dedi ve bir adımlık yer bıraktı aramızda, ardından sesi tekrar doldurdu siyah odanın içini.

"Ben o gözleri unutmam!..

Bahşedilen o küçük günahlar büyüklerinin gölgesine sığındı, bir çığ oldu yağdı,

Şimdi hangi melek tutar omuzlarımdan, ben bu kadar günah olmuşken...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.