2. BÖLÜM "ÖLÜM SİYAHI"
Atılan adımlar, yeryüzüne inmeye korkan yağmur taneleri için can atar mıydı, ağlamaklı gözler yağmura bezenip gülücükler saçar mıydı?
Var olan ne varsa hayatımda bir anda yok oldu, elimin içinde olan her şeyi hayatın yüzüne fırlattım, kaç yıl oldu saymadım, saymak istesem sayardım ama bunu yapmak istemedim, bir şeylerin farkında olmak olmamaktan daha zordu, neyin ne olduğunu bilmek acıdan başka bir şey değildi benim için.
Ben kendim için hayatımda olan bütün siyahları beyazların gerisine attım, denedim...
Kendim için yarından kalmaydım hep, ama dünden daha canlı, daha iyi. Öyle olmak istedim.
Ne ara buraya geldim hangi saniye karar verdim hangi akılla bu işe girişmiştim hatırlamıyorum fakat bildiğim şey yıllardır bu hissin özlemiyle yanıp tutuştuğumdu.
Ata kapüşonunu kafasına attı cebindeki sigaraya uzandı ve bir dal yaktı ve ardından bana döndü, bir iki adım kadar gerisindeydim, paketi bana doğru uzatınca onaylamaz bir tavırla başımı iki yana salladım.
"Esen seni ısrarla buraya getirttiyse onun için önemli olmalısın." adımlarını yavaşlattı ve benimle aynı tempoda yürümeye başladı. Yüzümdeki sıcak gülümsemeyi fark ettiğinde onun da yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu.
"Birlikte büyüdük sayılır, aramızda hep farklı bir bağ olmuştur.” dedim.
Kulağıma eğildi bir an öyle çok yakınlaştı ki donup kaldım tepki vermeme fırsatım olmadan konuştu.
"Seni buraya getirttiyse, buradan daha büyük sorunların olmalı." dedikten sonra uzaklaştı ve göz kırptı. Garip bir tipti, uzun boyu sinirimi bozuyordu ve biraz yavaş gitse fena olmazdı hani.
Daha büyük sorunlarım değil, sorunum vardı. Bu sorunu bilmesini istemiyordum, kimsenin benden bundan dolayı uzaklaşmasını istemiyordum. Onu onaylamak istemedim fakat söylediği şeyin doğruluğunu ikimizde biliyorduk.
"Ne kadar kaldı acaba, biraz yorgunum da?" ayak baldırlarım da ki sızı ciddi anlamda artıyordu. Yürüdükçe uyuşmuş gibi olsa da uyuşmuyor daha da çok ağrıyacağını haber veriyordu sanki. Adımlarımı biraz fazladan alıp onun tam hizasında yürüyüşüme devam ederken cevap verdi.
" Çok kalma-." derken bir an ne olduğunu anlamadım ve kendimi apartmanın duvarına yaslanmış buldum. Ata'nın parmağını kendi dudaklarının üzerinde sus hareketi yapıyordu, ne olduğunu anlamak için ağzımı açacaktım ki bu sefer onun eli benim ağzıma kapandı ve beni susturdu.
Bir süre sonra kafasını duvardan yola doğru uzattı ve etrafta gezdirdi gözlerini, ardından bir küfür savurdu.
"Siktir!" dedi ve bana baktı.
"Şimdi bu apartmanın etrafından koşacağız tamam mı? Sakın geride kalma, koşabileceğinden fazlasını yap!"
Sorgulamak istedim. Ağzımı açıp bir şeyler söyleyecekken beni susturdu. “Sadece yap!”
"Tamam, yapacağım!" dedim telaşlanmış bir halde. Ardından “Şimdi” dedi ve koşmaya başladı, bende koşmaya başladım, neden koştuğumuzu sorgulamadan, sorgulayamadan koştum.
Bacaklarımın alev aldığını hissediyordum, sanki tutuşmuş gibi acıyorlardı. Sürekli önüme gelen omuzlarımın üzerindeki saçlarımı bir yandan da koşarken kulağımın arkasına sıkıştırmaya çalışıyordum.
Ata'yı yetişmeye ne kadar çalışsam da aramızda belli bir mesafe vardı apartman dairelerinden öyle kıvrık hareketlerle geçiyordu ki yıllardır yapıyordu bunu sanki. Oysa ben bir dönmede yavaşlamadan dönemiyordum.
Ata'yı şansa gördüğüm saniyeliklerle peşinden gidebiliyordum, sık sık ev olan, fazlaca sokağı olan bir mahalleydi burası.
Benim onun ardından geldiğimden haberdar olduğunu sanmıyordum, soğuk bir sızı boğazımda belirmişti. Onu kaybetmekten korkuyordum, kaybedersem diye başlayan bütün düşünceleri koşarken gerimde bırakmak amacıyla atmaya çalışıyordum.
Ve ben neden koştuğumuzu anlamlandıramıyordum. Kimden, neyden kaçıyorduk?
Onu gördüğüm son dönemeçten tam döneceğim sırada siyah bir silüet önümdeki sokaktan ilerledi, durdum. Ata’yı kaybetme korkusu oldukça canlıydı. Tek kalma korkusu oldukça canlıydı.
Başımı hızla çevirdim sarı saçlı uzun boylu ve yapılı bir erkek arkasını dönmüş apartman kenarından sağa dönüyordu, saniye sürmemişti ortadan kaybolması, yüzünü görememiştim., kaçtığımız kişi olsaydı gelirdi diye düşündüm ve kendimi rahatlatmaya çalıştım.
Ardından biraz yavaşça koşmaya başladım, adamın dönüğü sokağın başına geldiğimde bir alt sokağın başında Ata'nın beni beklediğini gördüm, yanına ilerledim, birinin sırtının dönük olduğunu fark ettim ve Ata ya tekrar kaydı gözlerim, gergin gözüküyordu ama belli etmemeye de çalışıyordu, karşısında ki kimse ona yalan söylüyordu bunu anlayabiliyordum, aşağıdaki eliyle git işareti yapmaya çalışsa da demek istediğini anladım ve eski püskü tek katlı bir dairenin içerisine girmek için adım atacaktım ki dairenin arkasında ki yolda bir arabayı fark ettim.
O an ne hissettiğimi ne yapacağımı unuttum. Az önceki sarışın adam arabaya doğru yürüyordu, beni bir daha görmemiş olduğu ve Ata'nın konuştuğu adama yakalanmak istemediğim için adım atacağım sırada o arabanın camı aşağı indirildi, siyah arabanın içerisindeki birini fark ettim.
Siyah gözler beni merceğinin altına aldığında bedenimdeki ürpertiyi asla yaşamadığımı düşündüm. İki çift siyah gözlerden bana yetişmeye çalışan sisler vardı sanki. Adrenalin bedenime korkunun elini tutarak yüklenmiş gibiydi. Hipnoz olmuş gibi bakıyor ve tepkisizce bakışlarımız ortaktı. Camı sadece gözlerini görebileceğim kadar indirmişti. Başını dışarı çıkarmamıştı ama gözlerinin ve saçlarının siyahlığını fark etmiştim, kim olsa anlayabilirdi, çünkü olağandan siyahtı.
Siyah boncuk gibiydiler fakat ürkütücülüğü bir boncuk gibi değildi.
Hemen gözlerimi ondan aldım ve demir gibi gözlerinden kurtardım kendimi, yanımdaki eski daireye girmek için adımlarımı hızlı ve sessiz atmaya çalıştım. Bir dairenin girişine girince bekledim.
Gördüğüm gözler gözlerimin önündeymiş gibi hissetmiştim, sanki bir adımlık mesafeden görmüştüm gözlerini, ölüm siyahı gibiydiler.
Umarım fazla dikkat çekmemişimdir diye diliyordum ki birkaç ses geldi. Bir telefon çalma sesi geliyordu dışarıdan hemen kendi telefonumu kontrol ettim ve sessize aldım, bir aksiyon daha yaşayamazdım, Bir gün içerisinde zaten fazlasıyla stres yaşamıştım.
"Ama Kartal, bu itte bir şey var." bunu diyen Ata değildi.
Ata'nın yanındaki adam olmalıydı. Kartal dediği kişi kimdi bilmiyorum ama dediğini dinlediği anlaşılıyordu. Bir süre ses gelmedi. Gitmiş olacağını düşündüm ve yavaşça doğrulacaktım ki adım sesleri geldi, ilk düşündüğüm şey o adamın benim buraya girdiğimi görmüş olmasıydı.
Aynı ses tekrar konuştu. "Tamam geliyorum." hoşnutsuz ve memnuniyetsizdi sesi.
" Ve sen fazla dikkat çekiyorsun.!" bunu Ataya söylemiş olmalıydı.
Ardından bir iki dakika daha hiç ses gelmedi çıkışa doğru tüm cesaretimle çıkacaktım ki adım sesleri doldurdu kulaklarımı bu seferde daire girişinden içeriye giriyor olmalıydı. Kapının arkasında gizlendim, Ata'nın bana seslenmesiyle rahat bir nefes aldım.
"Besra? Çıkabilirsin. " ve kapının arkasından çıkıp bina kapısına yürüdüm orada beni bekliyordu yanına ulaştığımda ona sarıldım, istem dışı olan bu şey beni utandırmıştı.
“Korkma atlattık, az kaldı eve gideceğiz. Sadece daha dikkatli olalım.” dedi, sakinleştirici sesi. İhtiyacım olan neydi bilmiyorum fakat bir an önce bu geceyi atlatmış olmak istiyordum.
"Sadece biraz korktum." derken kollarımı indirmiştim, ona sarılmama şaşırmış gibi değildi.
“İyi misin?” dedi. Etrafını kontrol etmeyi ihmal etmiyordu.
“Evet, iyiyim.” dedin derince nefes alarak. Kendimi toplamaya çalıştım.
" Artık gidelim yoksa iyi bir kazığa oturacağız." dedi ve sırıttı bende onun üzerine ona sırıttım.
“Bu korkunç bir şey.” dedin onun üzerine. İlerlemeye başladığında onu takip ettim.
Hala tedirgindim, korkuyordum. İçimde koca bir kütle vardı ve ben onu nasıl yok edeceğimi bilmiyordum. Bu birkaç saatte bile fazlaydı, benim isteklerime fazlaydı, ben böyle bir şey hiç istememiştim.
Zihnimde ben rahatsız eden sorular dolanıyordu, annemi merak ediyordum. Beni görmeyince, bulamayınca ne yaptığını ne hissettiğini merak ediyordum.
"Seni görmemeleri iyi oldu yoksa Esen beni keserdi. Onun azabından tanrıya sığınırım." dedi ve iki siyah göz gözlerimin önünde belirdi o kadar uzak mesafeden nasıl bu kadar yakınımdaymış gibi hissediyor olabilirdim.
" Ben iki kişi gördüm ama yüzleri yok biri sarışındı, diğeri ise..." devam edemedim uzaktan arabanın içerisinden bana bakışı düşüyordu aklıma, Ata ya söylemeli miydim, evet tabi ki söylemeliydim. Bir an telaşlanır gibi oldu ve bana döndü.
" Seni gördüler mi, önemli olan bu" evet baya endişeli gözüküyordu ve beni de ister istemez telaşa sokuyordu.
"Hayır. Yani evet, yani hayır görmediler, saklandım. Görmedi beni tamam mı? Yani öyle umuyorum." beni tedirgin etmeye ve telaşlandırmaya başlamıştı.
O adamla göz göze geldiğimi söylemek istemedim çünkü o adam kaçtığımız biri olsaydı beni bulurlardı, öyle değil mi?
"Çabuk gidelim buradan Besra." dedi ve sinirden ve endişeden almış olduğu soluklu nefesleri sinirimi bin kat daha fazla bozuyordu.
Ah hayır söylemeliydim işte. Bir engel çıkmamalıydı.
"Ama diğeri beni görmüş olabilir." söylemeliydim, görmüştü, hatta bakışları hafızamdan silinmeyecek, silinmesini de istemeyecek gibi bakmıştı.
O beni görmüştü, ölüm siyahıydı adı...
Bana gözlerini büyüterek baktı, olmasını isteyeceği son şey buymuş ve söylediğimi geri almamı bekliyormuş gibiydi. Almadım. Bir şey demeden ben anlatmaya başladım.
" Sen bana işaret yaptığında dairenin içerisine girecekken arabada onu gördüm camı indirmiş bana bakıyordu ama sadece gözlerini gördüm, eğer kaçtığımız kişi olsaydı beni bulurdu, hangi daireye girdiğimi de gördü. Öyle değil mi?" sonra gözlerim yoldaki taşlara kaydı bir an ve durdu.
Ölüm siyahı gibiydi gözleri, biraz daha baksaydım ölecekmişim gibi. Gözlerimi tekrar Ata ya çevirdim kim olduğunu anlamış gibi bir hali vardı, onu sarstım.
" Ata? tamam hadi gidelim, hadi... uzaktı kim olduğumu görmemiştir. Hadi." dedim ve saçlarını geriye attı.
"Eğer tahmin ettiğim kişiyse, dua et yüzünü ezberlemesin o adam, yoksa burada barınabilir misin bilmiyorum, habersiz yapmamalıydık." Ne demekti şimdi bu? Konunun bağlantısının annem olmasını anlayabiliyordum Esen biraz bahsetmiş fakat tamamlamamıştı da.
O adam bu kadar korkunç biriyse ve Esen bu duruma vereceği tepkiyi biliyorsa neden bu yolu seçmiştik?
O adam neden bu konularda korkulan bir insandı?
Neden yaşamak istediğim yerde ondan izin almalı ve habersiz bir şey yapmamalıydım?
Ben özgürlüğümün peşinden koşmuştum, bu durum bana bunu sunmuyordu.
" Nasıl yani anlamadım?" kim kime nerede yaşayabileceği konusunda karışabilirdi ki. "Her insan kendi kararlarında özgürdür." Diye eklemeyi unutmadım.
Benim yaralı ve yıpranmış yanımdı, tam tadına varamadığım, tatmadığım bir dilimdi.
" O bir Kartal Besra, o özgürlüğümüzün istediği anda katili olabilir. Şimdi yürü de ne kadar özgür kalabileceğiz görelim." Dedi.
“Kartal mı?” diye sormadan edemedim. Sanırım bahsettiği şey bir hayvan değildi? Sessizce sormam gerektiğini bana attığı bakışlardan anladım ve kaşlarımı anlarcasına kaldırdım.
“Barlas Kohan, gerçek kimliği bu.” dedi anlayabileceğim bir sesle.
“Yani, bir insan kişilik hakkımızı elinde tutabiliyor ve hatta bunu istediği gibi kullanabiliyor, bunu mu söylüyorsun.” dedim. Korkum yerli yerindeydi. Bir süre benden ayrılacağını düşünmüyordum fakat anlam kazanan cümleler bende bir sinir oluşturdu. Bu kabul edebileceğim türden bir şey değildi benim için.
“Bunları Esen sana daha net bir şekilde ve ‘mantıklı’ şekilde tabi anlatacaktır, bunları sokakta konuşmayalım.” dedi. Uzun bedeni yanımda ilerlemeye devam ediyordu, konuşulan konu onu asla rahatsız etmemiş aksine benim sorgulamam onun dalga konusu olabilirmiş gibi bir tepki vermişti.
Anlattığı şeyler ve anladığım şeyler olarak kaça ayrılırdı bilmiyorum fakat, kaçtığım dalgadan kurtulduğumu düşünürken, burada bir başka dalgaya yakalanmak istemiyordum.
Bu konuştuğumuz birkaç cümleyi tabi ki Esen’e soracaktım. Her şeyi biliyordu, beni o dalganın içine çekmemiş olduğuna inanmak için çaba sarf etmemem gerektiğini bile kendime sürekli hatırlatıyordum.
Ve o adamın zihniyeti, balçığa bulanmış ve ardından o balçık kuruduktan sonra orada kalmıştı.
Gökyüzü kararmaya yüz tutmuştu, sakinleşmem ve biraz daha beyaz düşünmem gerekiyordu. Fakat zihnim annemin son görüntüsüyle doluydu. Yüzümdeki his asla gidecek gibi değildi.
Akşamı nasıl edeceğimi bilmiyordum, bütün bunlar neden benim başıma gelmişti bilmiyordum, hayatın bana bunları yaşatmasının bir sebebi olabileceğini düşünüyordum hep, kötü bir insan mıydım? Kötü bir evlat? Hayır. Bana hiç bunlar için alan ve zaman tanınmamıştı.
Önümdeki adama baktım, kim olduğunu bilmiyordum. Gideceğim yeri, sokağı bilmiyordum. Yürüyordum. Ne kadar yürüdüğümü bilmiyordum, ayak tabanlarım artık uyuşmuş dereceye gelmişti.
Daha sonra bir ara sokağa girdik çok geniş bir ara sokaktı, daha sonra hemen sağda, bir iki katlı sıcacık bir ev belirdi. Ata’nın oraya yürüdüğünü görünce şaşırmadan edemedim. Ata benim yavaşladığımı hissetmiş olmalı ki arkasına döndü ve "Hadi devam et, acıkmışsındır.” Dedi ve son kelimeyi uzatarak ve garip bir sırıtmayla söyledi, nedense sıcak buldum ve bende ona tebessüm ettim. O kadar yorulmuştum ki bir kez uyusam bir daha kalkamazmışım gibi yorgundum.
"Burası senin mi?" Ev çok sevimli ve şıktı, tam kapıya geldik derken kapı bir anda açıldı ve kızgın bir yüz karşıladı, bakışların sahibi Ata ya bakıyor, onu öldürmek istiyor gibi bakıyordu. Uhre sert bakışlarını Ata dan çekip bana çevirince bakışları yumuşadı ama hala sert ifadesini yüzünde sabit tutuyordu.
"Neredesiniz siz ya, sizin benden önce gelmiş olmanız gerekiyordu, kaç saattir yoksunuz, neredeydiniz ne yaptınız-." devam etmesine kalmadan Ata onu böldü.
"Sadece ufak bir macera yaşamak istedik o kadar, o yüzden yani." dedi ve bana dönüp göz kırptı ardından içeriye girdi. Uhre gözlerini devirip bana bakınca ellerimi cebime soktum ve Uhre ye bakmadan etrafa bakındım.
“Ne demek bir macera, sen gelirken dayak falan mı yedin! Ne demek ufak bir macera!” diye arkasından bağırıyordu. Endişesi yüzünden okunuyor, kısa boyu ve lacivert saçlarıyla salonun ortasında Ata’ya bağırıyordu.
“Ben dayak yer miyim ilahi sende?” dedi Ata ona bakarken. Fakat bakışlarında öfke yoktu, oldukça sakindi.
“Neden geç kaldınız, söylenilen saatte burada olmalıydınız.” dedi Uhre, tedirgindi.
“Ah şu kadın milleti.” dedi ve Uhre Ata’nın oturduğu koltuktan yastığı tuttuğu gibi kafasına geçirdi.
“Bana bak boğazını keserim senin, duydun mu?” dedi. Şakası olduğunu sanmıyorum.
“Berbat bir gerçek bu.” dedi Ata korkuyu yüzüne taktığında. “Kartalın adamlarıyla karşılaştım ama sorun çıkmadı.” dedi Ata. İstemediğim ve istemsizce beliren bir korku yüreğimi sıkıştırdı sanki.
Gözlerimin önüne gelen siyah sisleri başımı sallayarak atmaya çalışırken, kapının önünde dikildiğimi fark ettim. Çantamı hemen duvar kenarına bırakırken montumu yanımdaki askılığa bıraktım ve onların yanına çekinerek oturdum.
“Seni nasıl orada buldular ki.?” dedi doğaçlama bir tonda.
Yavaşça karşılarındaki koltuğa oturdum.
“Bilmiyorum, herhangi bir işleri olabilir, Apo kartalı aradı yanımda, uzatmadılar.” dedi başını koltuğa yaslarken. Gözleri anında beni buldu.
“Fakat eğer arabada gördüğü Kartalsa Besrayı görmüş.” dedi ve üzerimdeki ağırlık tonlarca arttı. Beni terk etmeyen korku tekrar benliğimi kuşatırken nefes alışlarımda bir bozulma oluyordu. “Ne!” dedi Uhre.
Korku sadece benim bedenimde değildi. Uhre bana baktı, bir şeyler söyleme gereği duydum. “Sadece normal bir göz göze gelişti, bahsettiğiniz kişi olsa girdiğimi gördüğü daireye girer ve beni bulurdu.” dedim. Kendimi savunmam hazırdı, kendimi rahatlatma sebebim belliydi, sorun olmayacak ve ben Bir problemde daha var olmayacaktım.
“Tamam, tama, kötü düşünmüyoruz. Yarın Esen ile konuşuruz bunu. O bir şekilde öğrenir.” dedi ve kendini tekli koltuğun üzerine bıraktı.
“Umarım her şey yolunda gider.” dedi başını ovalarken. Benim yüzümden başlarına bir bela gelmesini asla istemiyordum, bu isteyeceğim son şey bile değildi.
“Gider gider merak etme bu kadar, fazla merak göte yarr-” devam ettiremeden kafasına bir yastık daha yiyen Ata sanırım bu sefer hak etmişti.
“Allahın dağ porsuğu, yürü git yat, görmeyelim seni.” Uhre derin derin nefes alıyordu fakat bunun sebebi ani hareket edişindendi ve Ata’nın yatması konusunda yüzünde inanılmaz bir ciddiyet hakimdi.
“İşim gücüm var benim, sen yat.”
“Oh ne güzel, yatacağım zaten birazdan.”
“İyi zıbarırsın o zaman.”
“Sanane istersem zıbarırım, sana mı soracağım.”
“Ne yaparsan yap, hatta bayıl istersen bir de feriha.” dedi ve Uhre’nin bakışlarını görür görmez ayağa kalkıp salonun kenarındaki merdivenlere yürümeye başladı. Söyleniyordu fakat bilerek duyurmuyor gibiydi.
Ben ortada kalmış sadece onları izliyordum.
“Bir de söyleniyor, sinirlerimi bozdu ya.” dedi bana sevimli bir tebessüm atarken. Karşılık verdim.
“Söylenirim arkadaş.” diye seslendi ve merdivenin yanındaki kapıdan içeri girip kapıyı kapattı.
“Sabır taşı olmadığım için tanrıya dua ediyorum. Sürekli!” dedi ve bebek saçlarımı topuzlarına doğru iteledi.
Hiç tanımadığım bu insanların ortasında ve ortamında kendimi oldukça yalnız hissetsem de kendimi rahatlatmaya çalışıyordum çünkü bedenim negatif duygulara karşı zorluk çekiyordu, hissediyordum.
“Yorulmuşsundur, istersen hemen bir odana götüreyim seni, ne dersin?” dedi düşünceli haliyle.
“Çok iyi olur.” dedim ve kazağımın uçlarını çekiştirdim. Saçlarımı kulağımın arkasına yerleştirdim. “Esen yarın mı gelecek?” diye sordum.
Ruhumdaki huzursuzluğun tarifini asla veremezdim.
“Evet, sen şimdi düşünme hiçbir şey, yarın her şey konuşulur. Güzelce dinlen.” dedi ve elini sırtıma koyarak ilerlememi istedi.
Önüme geçtiğin de merdivenlere atılan adım sesleri kalbimde gümbürdüyordu. En üst kata geldiğimizde bana bir odayı gösterdi. "Burası Esen'in, fazladan oda var aslında ama örtüleri yok burada yat bu akşamlık yarın hallederiz. " dedi.
“Teşekkür ederim Uhre, benim için çok şey yaptınız.” dedim. Ona mahçup bir şekilde bakarak. Başlarına benim yüzümden bir şey gelsin istemiyordum. Onlar benim için çabalamışken, hiç tanımadıkları benim içi bu kadar riske atlamışlarken, kötü sonuçlar doğursun istemiyordum.
“Düşünme, güzelce uyumaya çalış.” dedi ve arkasını döndü ve kapıyı ardından kapattı.
Nasıl uyuyacağımı bilmiyordum. Bu gece başka bir yastıkla yatacak ve umuyordum ki farklı bir sabaha uyanacaktım. Bundan sonraki sabahlarımda annem olmayacak ve ben sadece kendim olacaktım.
Şimdi dinlenmem gerekiyordu, saatlerce günlerce belki haftalarca ama dinlenmem gerekiyordu. Üzerimdeki kalın badiyi çıkardım, pantolonumu da çıkardığımda yatağın içerisine girdim.
Hiçbir şey düşünmeden uyumak çok zordu fakat gerçekten güzelce dinlenmem gerekiyordu, bedenim de ki ağrıların kendini belli etmesiyle rahatsızca kıvransam da bir anda gözlerimin önüne o gözler düştü ve sızlayan ayaklarımı unuttum.
Ölüm siyahı gözler beni ürkütüyordu. O siyahlıkları unutmak mümkün değildi, zihnimde artık yer edinmiş ve Medusanın başındaki yılanlar kadar da benimleydi sanki.
Bir daha karşılaşmamak üzerine diledim bütün dileklerimi. Onun gözlerine bakan sanki beyazlarından oluyordu ve ben bunca zaman özenle kaybetmemek için çabalamıştım beyazlarımı...
Bir şey ölmez. Duygular ölür, hisler ölür ama hissettirdikleri asla ölmez. Ölüm Siyahı sahibi gözlerinin bana hissettirdilerini asla unutmayacağım.!
BEĞEN VE VOTE ATMAYI UNUTMAZSANIZ