Kadın bizi beyaz bir koridora getirdiğinde kendime az da olsa çeki düzen verebilmiştim. Floresan lambaların beyaz ışıkları gözlerimi alıyordu. Elimi önüme siper ederek yürürken kadın yine bembeyaz bir kapısı olan bir odaya getirdi. Kapıyı açtıktan sonra gülümseyerek bizi içeriye çağırdı. Gülümseyerek kapıyı açtığı için teşekkür ettikten sonra en önde ben olmak üzere üçümüz içeri girdik.
Oda beklediğimden çok tuhaftı. Sanki işkence odası gibiydi. Odada yan yana dizilmiş dört deri koltuk. Üstlerinde de kafaya takıldığını düşündüğüm duvara kablolarla bağlı olan garip aletler. Kadın içeri girip kapıyı kapattığında bizi teker teker oturacağımız koltuklara yönlendirdi. En sağdaki koltuğa ben, benim yanıma Tunç abi ve Tunç abinin yanına da Tuna oturdu. En soldaki koltuk boş kalmıştı.
Deri koltuğa oturduğum anda üstümde pantolon olmasına rağmen bir üşüdüm. Kadın elindeki tablete son birkaç kez bakıp bir şeyleri hallettikten sonra üzerimizde duran aletlerden elektronik sesler çıkmaya başladı. Seslerden ve titreşimlerden anladığım kadarıyla otomatik olarak iniyorlardı. Kafamda demirin soğukluğunu hissetmeyi beklerken koltuktaki gibi deri bir tabanla karşılaştım. Aletler kafalarımıza tam oturduğunda kadın
"Lütfen cihazların altında bulunan güvenlik kemerini takın ki kafanızdan çıkmasın" dedi.
Ellerimi aletin alt kısmına götürdüğümde gerçekten küçük kemeri fark ettim. Birbirine kenetleyip kafama göre sıkılaştırdıktan sonra kadına döndüm. Hazır olduğumu işaret ettim. Kafamı çeviremiyordum ama yan tarafımdan gelen seslerden anladığım kadarıyla Tunç ve Tuna da takmıştı. Kadın tekrar tabletine baktıktan sonra
"Lütfen gözlerinizi kapatın. Sizi şimdi bilinçaltınıza göndereceğim. Korkmanıza gerek yok." dedikten sonra kocaman gülümsedi
Bizi bilinçaltımıza gönderecekti ve korkmayacaktık, öyle mi? Hiç sanmıyorum ama olsun. Sonuçta zorunluydu. Derin bir nefes alıp gözlerimi yumdum. Kadının arkadan sesi geldi
"Hazırsanız başlatıyorum"
Garip sesler gelmeye başladı. Sanırım cihazları çalıştırıyordu. Karanlık... Şu anda da karanlıktı ama bu gözlerini kapattığındaki karanlık değildi... Daha farklı, daha garipti. Hatta kokusu bile vardı sanki... Bir çiçek gibi kokuyordu ama hangi çiçek olduğunu kestiremiyordum. Kokuyu daha iyi alabilmek için etrafımı iyice kokladım. Koku arkamdan geliyordu.
Arkamı döndüğümde kendimi gördüm. Ama bu ben değildim ki... Ben burdaydım yani... Bu ben olamazdı. Bana bakmış üzerindeki siyah elbisesiyle gülümsüyordu. Hiç hareket etmiyordu. Göğüs kafesi bile etmiyordu. Yanına temkinli adımlarla yaklaşırken
"Merhaba?" dedim.
Bana hala aynı şekilde bakıyordu. Daha da yaklaştım. Sanki ben yaklaştıkça o uzaklaşıyordu. Aramızdaki mesafe hiç kapanmıyordu. Adımlarımı hızlandırdım. Ben ona yaklaşmaya çalıştıkça o da benim gibi hızlı adımlar atmaya başlamıştı. Ama geriye doğru... Bacakları hariç hiçbir uzuvu hareket etmiyordu. Aynı bir... Bir yaşayan ölü gibiydi...
Adımlarımı durdurduğumda o da durdurdu. Bu bir testti. Geçmem bekleniyordu. Gözlerimi kısıp ona daha yakından bakmaya başladım. Hareket ediyordu. Evet, hareket ediyordu. Ağzı hareket etti. Dediğini duymadım ama anladım...
"Yardım et.."
Karşımdaki kopyamın gözünden bir yaş aktı. Kanlı bir yaş... Sonra bir daha, bir daha ve bir daha... Artık gözünden akan kanlı yaşların haddi hesabı yoktu. Ayağımda bir sıcaklık hissettiğimde aşağıya baktım. Her yer onun veya benim gözyaşım olmuştu. Durmuyordu gözyaşları. O durdurmadıkça ben bunun içinde boğuluyordum. Dizime kadar her yer kan olmuştu. Ayaklarımı hareket ettirmeye çalıştım ama sanki kan kuruyup beton olmuştu.
"Dur! Dur, lütfen dur!"
Beni duymuyor gibi ağlamaya devam ediyordu. Bu gerçek değildi. Hayır gerçek değildi, testti. Bunu geçmem lazımdı. Kanlar belime kadar gelmeye başladığında haykırdım.
"Sana yardım edeceğim, düzelteceğim kendimi. DÜZELTECEĞİM!"
Gözyaşları durdu. Hatta damlamak üzere olan kanlı gözyaşı bile durdu. Tüm kanlar görünmez bir deliğe çekiliyormuş gibi yavaş yavaş yok oldu. Ayaklarım serbest kaldığında koşarak bedenimin yanına gittim. O benim kopyam değildi, bedenimdi. Ben şu anda bilinçaltımdaydım, yani şu anda 'ben' dediğim şey bilinçaltımdı. Koşarak ona sarıldım.
Dışarıya yansıttığım kişiliğim ve gerçek benliğim o kadar farklıydı ki aralarında artık dağlar oluşmuştu. Benliğim dışarıya yansımaya başladığı her zaman bedenim buna engel oluyor, yaralanıyordu. O kadar çok yaralanmıştı ki bedenim, artık benliğimi görünce dayanamamıştı. Ama artık benliğim ve bedenim birleşmişti. Artık ben gerçekten bendim...
Bedenime sarıldığımda yavaş yavaş soluklaşmaya başladım. Bedenimle bütünleşiyordum testi geçmiştim. Karanlık yerini yavaş yavaş beyaz bir ışığa bıraktı.
Derin bir nefes alarak gözlerimi açtığımda yine test odasındaydım. Hemen güvenlik kemerini çıkardım ve koltuktan fırladım. Kadın gülümseyerek
"Tebrikler, bilinçaltı testinizi geçtiniz" dedi.
Yüzümü buruşturarak
"Böyle test olmaz olsun, bu nedir ya?!" dediğimde kadın şoka uğradı adeta.
Daha sonra yüz ifadesini tekrar değiştirdi ve gülümseyerek
"Zor olduğunu biliyorum ama şu yönden bakın, ilk siz bitirdiniz. Hem de çok kısa bir sürede" dedi.
İlk ben mi bitirmiştim? Bana yıllar geçmiş gibi gelmişti adeta. Tunç ve Tuna'nın oturduğu yere baktığımda ikisinin de hala oturduğunu gördüm. Kadına dönüp
"Ne kadar sürdü?" diye sordum.
Kadın tabletinden saate bakıp
"Yaklaşık bir 20 dakika kadar" dedi.
20 dakika mı? Çüş! Bir de haberlerde en az 1 saat sürebilir falan demişerdi. Şaşkınlıktan ağzımdan
"Oha!" kaçırınca kadın bana tekrar dönerek
"Anlamadım? Ne dediniz?" dediğinde dudaklarımı büzüp
"Bir şey yok" deyip başımı salladım.
Yok artık! Bunu ben mi söylemiştim? Bu kadar kaba olmamalıydım. Kafamı aşağı indirip kadından mahcup bir şekilde
"Özür dilerim biraz şok olmuştum" dedim.
Kadın anlayışla karşıladı ve böyle olabileceğini söyledi. Ayrıca bana istersem tekrar annemlerin yanına gidebileceğimi ya da burada bekleyebileceğimi söyledi. Burada bekleyeceğimi söyledikten sonra kendimi sandalyelerden birine attım. Bana ne oluyordu? Testten sonra bir anda kişiliğim değişmişti. Yoksa gerçek kişiliğim bu muydu?