İçeriğe geç

PİJAMALI KIZ

Bölüm 12 · 5 dk okuma

PİJAMALI KIZ

Bölüm 12

12. Bölüm

✨✨✨

Tabakları masaya koyduktan sonra geri döndüm. Masalların arasından geçerken Ulaş'ı görmemle adımların olduğu yerde kesildi. Kendisi gün boyunca mutfaktaydı sadece mola vermek için çıkıyordu o da çok olmuyordu. Sabah erkenden buraya gelip çalışmaya başlamıştık ve Ulaş'ın bana karşı hiçbir şey hissetmediğini söylemek zor değildi.

"Patronunu böyle dikizlemeye devam edersen işleri aksatırsın" arkamda Mert' in sesini duyduğumda gözlerimi Ulaş'tan zorlaki bir şekilde çekip Mert'e döndüm.

Gözlerimi kırpıştırırken güldü "İşine geri dön garson" ben utanırken aksine o eğleniyor gibiydi "Şey bencede" hızla kaçarcasına yanından geçtim.

Siparişleri almaya devam ederken telefonuma gelen bildirimle insanlardan ayrı restoranın balkonuna çıktım.

Dicle: Orada havalar nasıl?

Olca: hiçbir şey olduğu yok.

Dicle: Öyle diziklemekten öteye gitmezsen aranızda hiçbir şey olmaz.

Beni takip mi ediyor diye etrafıma baktım. Beni bu kadar iyi tanıması şaşırtıcıydı.

Olca: ne yapmamı bekliyorsun? Kucağına mı atlayayım.

Dicle: Biraz güzelliğini kullanabilirsin.

Çocuğa yakın ol.

Olca: işlerim var sonra yazarım.

Telefonu kapatıp içeri geri geçtiğimde bir süre çalıştım "Garson?" Mert'in seslenmesiyle ona doğru döndüm. Ulaş ile karşılıklı oturmuş beni çağırıyordu.

Onların masasına geldiğimde Ulaş telefonundan kafasını kaldırmadı bile. "Bize içecek getirir misin Olca? Bana bir limonata, Ulaş sen ne istiyorsun?" Ulaş başını kaldırmadan iki yana salladı "İçmiyeceğim" yüzüm düşerken Mert'in Ulaş'ın elinde ki telefonu çekip almasıyla ikimizde şaşırdık.

"Oğlum sen bu aralar çok bağımlı oldun şu telefona. Biraz konuşalım dedim sen yüzüme bile bakmıyorsun" Mert'in sözleriyle elinde ki telefonu masaya bırakıp bana döndü "Bana çay getir lütfen Olca" dedikten sonra ben onlara sırtımı döndüm. Sadece bunun için yüzümde saçma bir tebessüm vardı.

Çay ve limonata ile masaya geri geldiğimde bardakları önlerine koydum. İkisi sohbet ederken Ulaş bir kere bile dönüp bana bakmamıştı.

Onları masada bırakıp ilerlerken "Olca bunu balkona götürür müsün?" burada yeni tanıştığım kızlardan biriydi Elif. Elindekileri alıp balkona çıktığımda sadece bir masa doluydu. Şuan çok kişi yoktu. Restoran genelde akşam saatlerinde kalabalık olurmuş.

Tek başına oturan otuzlarının başındaki adamın masasına geldiğimde tabakları masaya yerleştirmeye başladım. Bu kadar şeyi nasıl yiyeceğini anlamazken bana dönük bakışları sarhoş olduğunu düşündürdü.

"Sen garson musun?" üzerimde ki kıyafetten belli olmuyor muydu sanki? "Evet" gözleri çekinmeden bütün bedenimi süzerken güldü "Turuncu saçlı bir kız ilk kez görüyorum" ağır ağır konuşmasına cevap vermedim.

Ayağa zor bir şekilde kalktığında sabit kalamayacak kadar sarhoş olduğu için tekrar sandalyesine düştü ama bu sırada tutunmak için kolumu tuttuğu için benide kendisine çekmişti.

İçkinin kokusu burnuma geldiğinde yüzümü buruşturup bana arsız bakışlar atan adamdan elimi kurtardım. "Afiyet olsun" arkamı dönüp içeri ilerlerken sözlerini duymuştum "Nereye gidiyorsun be kızım, eğleniyorduk ne güzel." bu saatte neden sorhoş olurdu ki insan?

Restoranda bir süre işlerle ilgilenirken o adam oturduğu masadan kalkmadığı gibi sürekli bana bakıyordu. Akşam olurken o adamın görmediği içeri kısımlarda çalıştım. Beni çok rahatsız ediyordu.

Elimdekileri bırakırken balkon kısmına çıktım. Ama o adamın hâlâ burada olduğunu düşünmemiştim ama o hâlâ buradaydı. Biraz daha içerse komalık olurdu.

Onun masasına ilerlediğimde "Hesabı getirmemi ister misiniz?" dedim sol ayağıma ağırlığımı verirken adam güldü "Ne hesabı?" kafası yerinde olmadığı için konuşarak anlaşacağımızı sanmıyordum.

"Ben boşları alıyorum. Birazdan hesap gelir" masada ki boş bardakları alırken adama dönmedim hiç. Belimde hissettiğim eliyle kendimi ondan hızla çektim.

İçinde su olan bardağı tutup adamın yüzüne çarptırdım. "Sen ne yaptığını sanıyorsun!" masadan ayağa kalkarken eliyle masadan destek alıyordu.

"Niye bağırıyorsun güzelim eğlenicektik"

Üzerime adım attığında kendimi korkuyla geri çektim. Adam destek alamadığı için tutunduğu masanın örtüsünü çekerek hepsini yere düşürdü "Neler oluyor?" Ulaş'ın sesiyle ona döndüm.

Üstünde sabahki kıyafetleri olduğu için restorandaki işinin bittiğini anladım. Hemen ardından Mert geldiğinde parmağımla adamı gösterdim "Bu adam beni taciz ediyor" sesim o kadar kısık çıkmıştı ki duyduklarından emin değildim Ulaş'ın adamın yakasına yapışana kadar.

Ulaş'tan böyle bir şey beklemediğim için şaşırmıştım. "Sen ne yapıyorsun lan!" Ulaş adamın tuttuğu yakasından ittiğinde adam sandalye ile birlikte yere düşmüştü. Burada oturan müşriteriler rahatsız olduğu için giderken Mert Ulaş'ı tuttu "Tamam abi hallederiz. Kerim buraya bakın. Atın şu adamı buradan" Mert'in çağırdığı Kerim gelirken yanında adını bilmediğim çocukta vardı.

İkisi bir olup adamı götürürken Ulaş bana döndü. Yüzünde benim için endişelendiğini gördüğümde bu olaydan dolayı mutlu olmamam gerekirdi ama kalbim buna engeldi. "Olca iyi misin?" benim için endişelenmesi hoşuma gitmişti.

Sağ elimi sol koluma doladığımda başımı salladım ama sormadan edemedim "Beni neden korudun?" dediğimde alıcağım cevap hiçbir şekilde duyduğum sözler değildi. "Ben senin abin sayılırım Olca"

Biraz önce umut kırıntılara gebe olan kalbim kırılmış ve gerçekleri yüzüme vurmuştu. Ulaş kendisini abim olarak görüyordu.

Dolan gözlerimi gizlemeye çalışırken "Ben elimi yüzümü yıkayacağım" dedim arkamı dönüp giderken onların son konuşmalarını duymuştum.

"Adam yüzünden mi üzüldü?" diyen Ulaş sanki kalbimin üstünde depiniyordu "Senden adam olmaz Ulaş" Mert'in sert sesi iç sesim gibiydi.

Tuvalet yerine çıkışa ilerlediğimde merdiven basamağına oturdum ve ağlamaya başladım. Göz yaşlarım akarken yoldan geçen insanlara baktım.

Ben boş ümitler ederken onun bakışları bile bana değmiyordu. Bugüne kadar bana aşık olmamış adamdan ne bekliyordum ki? Tek yaptığım ümitlenmek.

"Karşında bir kör var" Mert'in sesini duyduğumda yanıma oturmuştu bile. Elinde ki peçeteyi uzattığında alıp burnumu sildim. Yüzünü buruştursada umrumda olmadı. Ben burada aşk acısı çekerken onun gözünde nasıl göründüğümle ilgilenmiyordum.

"Neyden bahsediyorsun?" göz yaşlarım duraklarken ona döndüm "Ulaş'a karşı hissettiklerini görmemek mümkün değil. Bakışların bile belli ediyor" dediğinde durakladım. Gizliyemediğimi zaten biliyordum ama bu kadarda belli ettiğimden haberim yoktu.

"Ama o görmüyor? Manevi kör filan olabilir mi?" dedim kaşları çatıldı "o ne? Her neyse bizim Ulaş biraz kör yapacak bir şey yok. Galiba seni görmemesinin sebebi yıllardır beraber olmanız ve ailelerinizin dost olması. Eğer şüphelendiyse bile ailenizin dost olduğunu bildiği için kendi kafasında bu şüpheden kurtulmuştur."

"Ne yapıcağım? Artık bana hayır demesi bile umrumda değil. Ona karşı hissettiklerimi anlasın yeter" sözlerime tebessüm etti "Gidip düz bir şekilde seviyorum diyedebilirsin" güldüm "Öyle yaparsam hayır cevabı kesin olur. Ben onunda bana aşık olmasını istiyorum ama öyle pat diyede ona söyleyemem" önüme döndüm "Ona söyliyebilseydim zaten bugüne kadar söylemiştim" başını beni mantıklı bulduğu için salladı.

"Neyi söylemiştin?" Ulaş'ın sesiyle ayağa kalktım hızla. Mert benden daha sakin bir şekilde ayağa kalktı Ulaş'ın yanımıza gelirken Mert bana doğru eğildi "Ben sana yardım ediceğim" Kulağıma fısıldadıktan sonra bana göz kırpıp gittiğinde Ulaş onun arkasından baktı.

"Sana ne söyledi de bu kadar mutlu etti" yüzümde ki gülümsemeden bahsettiğini anladığımda omuz silktim "Öyle" başını salladı "Daha iyi misin?" Benim için endişelendiğini anlıyabiliyordum ama abim olarak. Bu abi kelimesini hayatımızdan çıkarmalıydık. Ben tek çocuktum.

"Eve gidelim" üstümde garson önlüğünü gösterdim "Ben çantamı alıp geleyim" yanından geçip giderken restorana girdim.

Onun benim abim olmadığından başlayabilirdim. Bu bir ayda duygularımı anlamak zorunda.

Bölüm sonu

33 yorum