İçeriğe geç

Peyda

Bölüm 1 · 13 dk okuma

Peyda

Bölüm 1

Hesaplaşma

04/08/24

Kırk birinci bölümümüze hepiniz hoş geldiniz.

Keyifli okumalar:)

Bölüm şarkısı:

Oğuzhan Koç- Gitsem Diyorum

🎀

Bu bölümde geçenler hayal ürünüdür, gerçeklikle bir alakası yoktur.

"Hesaplaşma"

22 Kasım 2023

İstanbul, Türkiye

Hayatım genel anlamda kötüydü ve bazı şeylerin daha kötüye gittiğinin farkındaydım ama bunu engelleyecek neredeyse hiçbir şey yapmıyordum.

Çünkü yorulmuştum.

Bu, öyle alelade bir vücut yorgunluğu da değildi. Benim kalbim yorulmuştu, bir şeyler için ümit eden çocukluğum yorulmuştu, küçük de olsa bir iyilik huzmesi için yalvaran tarafım yorulmuştu.

Ben yorulmuştum.

Fakat şu an onlarca yorgunluğun içinde uğraştığım bir şey vardı, içimde içten içe büyüyen o intikam duygusu gibi...

Şu an Haşmet Bey'in bağırıp çağırmasından memnun olmam kötü bir şey miydi?

Duygularımı kontrol edemediğimi çok önceden fark etmiştim ama şimdi içimde gitgide büyüyen bu acımasız tarafımı Alatonlara göstermekten çekinmemem beni kötü biri yapar mıydı?

Hayır, yapmazdı.

Onlar, iyilik meleği gibi hayatlarına devam etmişlerdi, hem de bana yaptıkları onlarca şeyden sonra. Ne var ki ben de hayatıma onlar gibi devam edebilirdim.

"Ne yani benim torunum yıllardır Cavit Alaton'un elinde miydi?" Haşmet Bey'in gür sesi büyük salonda yankılanırken Cihan Bey'in yerinde dikleştiğini fark etmiştim çünkü bakışlarımı bir an olsun ondan ve karısı Nazlı Hanım'dan çekmiyordum.

"Bu ne demek lan?! Ne demek bu, Cihan?!" Cihan Bey çekingence bakışlarını kaldırıp Nazlı Hanım'ın en büyük abisine yani Adem Bey'e bakmıştı, onun bu sözlerinin ardından. Adem Bey de en az Haşmet Bey kadar sinirlenmiş duruyordu.

"Adem abi-" Nazlı Hanım'ın araya girme çabası Haşmet Bey tarafından bölünmüştü. "Sen karışma, Nazlı! Zaten bunca zaman buna karşı susmuşsun, hâlâ onca olana rağmen bu adamın peşinde dolanıyorsun!"

Cihan Bey, Haşmet Bey'in bu çıkışına sinirlenmiş olacak ki sonunda konuşmayı başarabilmişti. "Bana istediğinizi söyleyin ama bu konuda hiçbir suçu olmayan kızınıza kızmayın, Haşmet Bey!" Haşmet Bey'in ateş saçan bakışları Cihan Bey'e döndüğünde Cihan Bey de ona aynı şekilde bakıyordu.

"Sen, sus! Suç zaten onun değil, bu suç hepimizin! O gün, ikizlerin doğum gününde Peyda'nın ölümünü öylece kabul etmeseydiniz hiçbir şey böyle olmayacaktı." Her kelimesini vurgulamıştı Haşmet Bey, her kelimesi öldürücü bir darbe gibiydi. Bunu, Nazlı Hanım'ın gözlerine bakarken anlamıştım. Babasının onu suçlaması onu üzüyordu belli ki, ama benim kadar üzülmediği belliydi.

Bu kadar az üzülmesi bana yetmezdi, daha fazlasını istiyordum.

Zehirliydi bu istediğim biliyordum ama içimdeki arzuyu durduramıyordum.

"Bize kızın öldü dediler! Ne yapmamızı bekliyordun baba, kabullenmeyip ne yapsaydık? Sorgulasaydınız diyorsun ya, ölümün nesini sorgulayacaktım ben, baba? Neyini, ha, neyini sorgulayacaktım?!" Nazlı Hanım'ın bir anda bağırması herkesi korkuturken kucağında oturan Can ise yerinde zıplamıştı.

Can'ın irkildiğini fark eden Mert onu annesinin kucağından aldığında Nazlı Hanım daha da celallenmiş gibi Cihan Bey'in onu tutan kollarını, etrafındaki onlarca insanı umursamadan devam etti. "Sen annemin ölümünü sorguladın mı ki baba, ben kızımın ölümünü nasıl sorgulayayım? Ben daha Mert'i yeni doğurmuştum ya, kızımın da oğlumun da ağlayışını duydum ben ama sonra ne oldu? Geldiler kızın öldü dediler, inandım mı zannettin baba, yanımda mıydın ki o zaman?!" Sesindeki büyük acıyla devam etti, bu sırada Mert de kucağındaki Can'ın kulağını kapatmıştı. "Değildin baba, değildin, yanımda değildin! Hiçbiriniz değildiniz, yalnızdık biz!"

Haşmet Bey kızının sözleriyle hem daha gerilmiş hem de birazcık yumuşamış gibiydi, Nazlı Hanım onu göz yaşlarıyla iyi manipüle etmişti.

"Nazlı, kızım-" Nazlı Hanım, babasının sözlerini bir bıçak misali yarıda keserken ben onun yüz ifadesini inceliyordum ve anladığım kadarıyla şu anki gözyaşları sadece timsah gözyaşlarıydı. Manipüle etmeye çalışıyordu ağlayışıyla, kendini acındırmaya çalışıyordu. Haşmet Bey'e inandırabilirdi ama bu saatten sonra bana asla inandıramazdı sözlerine.

"Kızım deme bana, her geldiğinde beni aşağılamaktan başka bir şey yapmıyorsun, ben mi istedim Peyda'nın kaçırılmasını? Ben kızımın benden ayrı büyümesini ister miydim?" Ne kadar aksini iddia etsen de, inkar edecek olsan da isterdin Nazlı Hanım. Ceyda ile bir ömür geçirmek için beni feda edebilirdin.

Sana sorsalardı anne, değiştirmek istemezdin geçmişi çünkü sen Ceyda'yı çok seviyorsun. Öyle seviyorsun ki, ona olan bu sevgin yüzünden gözlerinin önünde ölen beni bile görmedin.

"O yüzden mi bir hafta sonra Ceyda'yı evlatlık alıp onu unuttun? Bir daha adını anmadın sen Nazlı, babam yanında değildi bilmiyor olabilir ama ben senin yanındaydım ve hatırlıyorum!" Nazlı Hanım, abisi Adem Bey'den gelen bu tepkiyle dumura uğramış gibi bakışları ona döndü. Benim de bakışlarım Adem Bey'e döndüğünde bakışlarında bariz bir suçlama olduğunu gördüm. Odadaki herkes bu konuşmanın nereye varacağını bilemez gibi dururken Adem Bey'in bu kesin bakışları ve sözleri hepsini şaşırtmıştı.

Beni ise yakmıştı. Ben içten içe daha da körüklenmiştim bu bilgilerle, benim yerimi doldurduğu yetmiyormuş gibi insanlara beni unutturmuştu demek. Ben yıllarca acı çekerken o mutluydu, sebebi ise beni çoktan unutmasıydı.

Benden bir hafta sonra, daha gittiğim yerde hissettiğim annesizlik hissi geçmeden, ölmüş olsam bile mezarımdaki bedenim soğumadan yerime başkasını koymuştu o.

Şimdi içimde soğumak bilmeyen bir duygu vardı, her anımda geçmişi hatırlatan ve benim peşimi bırakmayan bir şeydi bu. Adına intikam derdi bazıları, ben ise hesaplaşma...

"Abi..." Nazlı Hanım o an abisine cevap olarak 'unutmadım' diyemedi. Ben bu anı ölsem unutmazdım.

"Ne abisi Nazlı, suçu babama atmaya çalışıyorsun bir de. Daha Peyda'nın öldüğünü kabullenmeden Ceyda'yı getirmedi mi bu adam sana, sen koymadın mı onu Peyda'nın yerine? Siz ikiniz el birliğiyle bu kız hiç ölmemiş gibi davranmadınız mı?" Adem Bey, eliyle Cihan Bey'i göstererek devam etti sözlerine, ben ise o sırada Ceyda'nın dolan gözlerine bakıyordum. "Ya bu adam, senin kocan olacak bu adam kızını babasının kaçırdığını fark etmemiş, sen de üstüne onu unutmamışsın gibi toz pembe davranıyorsunuz ama gerçekler bunlar!"

Ne yazık ki Adem Bey'in tüm sözleri doğruydu ve buna karşılık öz annem yine benim duygularımı görmezden gelerek gözleri dolu dolu dayısına bakan Ceyda'ya dönmüş ve anında ayağa kalkmıştı. "Abi yeter, sus artık! İkiniz de böyle davranarak Ceyda'yı üzdüğünüzün farkında değil misiniz, o sizin yıllardır yiğeniniz değilmiş gibi davranmanız çok acımasızca!"

"Asıl senin yaptığın çok acımasızca, abla! Evet, Ceyda bizim yiğenimiz ona lafımız yok ama senin iki kızın da gözleri dolu doluyken diğerine dikkat bile etmeden Ceyda'ya koşman daha acımasızca!" Bu sefer konuşan Nazlı Hanım'ın kardeşi Asaf Bey'di.

Onun sözleri üzerine dolduğunu bile bilmediğim gözlerimi kırpıştırdım ve yanaklarıma süzülen sıcak damlayı hissettim.

Parmaklarım gayri ihtiyari yanağıma gittiğinde çeneme ulaşmadan göz pınarlarımdan damlayan o yaşı fark ettim. O damla aslında bana duygularımı hatırlatan bir simge gibiydi gözümde.

Ben de yaşıyordum bu hayatı ve benim de duygularım vardı, herkes gibi. Kimsenin önemsemediği bu duyguları ilk kez birinin fark etmiş olması garibime gitmişti. Bu yüzden başımı, gözlerimin dolu olduğunu fark edecek kadar dikkatle beni izleyen adama çevirdim. O bana bakmıyordu, doğruca ve suçlarcasına Nazlı Hanım'a bakıyordu. Nazlı Hanım ise şaşkınlıkla benim gözlerimden yanağıma akan tek damla yaşa bakıyordu.

Haşmet Bey, oğlunun sözleriyle daha da celallenmiş gibiydi, bir anda yerinden kalkması ve beni de kolumdan tutup kaldırmasıyla neye uğradığımı şaşırmıştım. "Ben anlayacağımı anladım, siz bu kıza ne el kadar bebeyken bakabilmişsiniz ne de şimdi bakabiliyorsunuz!" Beni kolumdan nazikçe -ne kadar nazik olabilirse- tutup kapıya doğru yürütürken Cihan Bey'in ayağa kalktığını ve önümüzde durduğunu gördüm.

"Haşmet Bey, kızımı nereye götürüyorsunuz?" Damadını karşısında gören Haşmet Bey duraksadı, bir an ona bakakaldı ama ardından gözü bana değdiğinde özellikle de sanırsam aklına gelen Cavit Alaton gerçeğiyle tekrar ilerledi. Bu sefer önüne Alparlsan abim çıktığında önce benim sarsak adımlarım duraksamıştı, sonra da onun kendinden emin adımları durmuştu.

"Kardeşimi nereye götürüyorsun, dede?" Çok nazik sormuştu bu soruyu, o sırada Nazlı Hanım da yanlarına gelmişti. Şimdi karşımızda Cihan, Nazlı ve Alparslan üçlüsü vardı ve Haşmet Bey eminim ki sadece Alparslan'nın hayrına bu soruya cevap vermişti.

"Onu memleketine, olması gereken yere, Adana'ya götürüyorum!" Sözleri koca salona bomba gibi düşerken bacaklarımda hissettiğim dokunuşla bakışlarım aşağıya düşmüştü. Can, bacaklarıma sarılmış ve gitmemem için adeta kollarıyla bacaklarımı esir almıştı. Ben ise daha Adana lafının şokunu atlatamadan Can'ın ağlayan yüzüne bakakalmıştım.

"Peyda gitme, nolur gitme!" Can'ın sesi yüksek sesle konuşan aile üyelerinin ve ayağa kalkan diğer herkesin dikkatini çekmişti. Herkes bir anda sessiz sessiz ağlayarak bacaklarıma sarılan ve gitmemem için yalvaran çocuğa bakakalırken sadece Kağan hepimizin aklındaki soruyu dillendirebilmişti.

"Ne demek Adana'ya götürüyorsun, dede? Bu kız sahipsiz mi, öylece çıkıp gidesiniz?"

"Sahipsiz değil ama öyle hissettirmişsiniz benim torunuma, ben onun bakışlarından anladım bunu. Gözleri kimsesiz bakıyor bu kızın, halbuki bir aydır sizin yanınızda bu çocuk, adam olaydınız da ben bu bakışları görmeyeydim!" Can'ın üzerindeki gözlerim Haşmet Bey'in konuşmasıyla ona doğru dönmüştü, bana bakıyor ve benim için konuşuyordu. Bu, ona derince gülümsememe neden oldu fakat bu gülümsemenin ardında Alatonların şaşıracağı bir cevap taşıyordum.

"Teşekkür ederim," diye mırıldandım önce, sonrasında ise bileğimi onun elinden kurtardım. Bileğimi çok fazla sıkmamıştı ama yine de ince bileğim onun kalın parmakları arasında sürüklenmekten kızarmıştı. Bileğimi ovarken devam ettim. "Ama sizinle Adana'ya gelemem."

Tarık'ın bariz bir rahatlamayla elini yüzüne götürüşünü gördüğümde gülümsemem daha da genişledi çünkü nedenim onu da rahatsız edecekti ve ben, Alatonların rahatsız olmalarından zevk alıyordum adeta.

Beni bu hale onlar getirmişlerdi.

Bunu ben istememiştim.

"Senin fikrine saygı duyarım torunum da, nedenini öğrenebilir miyim?" Haşmet Bey'in naif tarafını görmek hoşuma giderken Alatonların birazdan buz kesilecek olmalarını bilmek daha da hoşuma gidiyordu.

Bakışlarım bana merakla bakanlara döndüğünde son olarak Cihan Bey'de durdu. Ben ona dik dik bakıyordum ve gülümsüyordum, o ise bana bir şeylere anlam vermek ister gibi bakıyordu.

"Babam, Cüneyt Zalim geri döndü." Onalrın ocağına bir yangın düşürerek Van'ın elini tutarak odadan çıktım.

Zalim'in namını duyanlar bilirlerdi ki Cüneyt'in gidişi de gelişi de olaylı ol

urdu. Konuşmayan bir adamın sesi yankılanırdı kulaklarda, yankılanan sesi ise felaketi çağırırdı.

〰️〰️〰️

Can ile birlikte odaya geçtiğimizde önce biraz onunla konuşmuştum ve ardından ise onu bacağıma yatırmış, saçlarını okşarken çocukken sadece bir kere dinlediğim masalı ona anlatmaya başlamıştım.

Benim yarım yamalak dinlediğim ve ona, bende eksik kalan kısımlarını tamamlayarak anlattığım hikayenin ardından uyuduğunu fark etmiştim.

Ceyda'nın odasının aydınlık olması onun uykusunu etkilemiyormuşçasına rahat uyuyordu. Onun rahatlığı bana da bulaşmış gibi rahattım ve sırtımı bazanın başlığına yaslamış bir şekilde gözlerimi dinlendiriyordum.

Odada sadece Can'ın ve benim nefes alma seslerimiz vardı, bazen de aşağıdan gelen bazı tartışma seslerini duyuyordum ve ortamın huzursuzluğundan Can'ı çıkardığım için daha da mutlu oluyordum.

Onların huzurunu bozmak benim için sıkıntı değildi, huzursuz geçirdiğim on yedi yılıma saysınlardı. Ayak seslerini dinleyerek ve kimsesizliğime ağlayarak uyuduğum onlarca gecenin hatrınaydı tüm hepsi.

Benim hesaplaşmam da böyleydi.

Fakat bu huzursuzluğun Can'a yansımasını asla istemezdim. Can benim için değerliydi, o benim kardeşimdi.

Aşağıdan gelen seslerin birkaç dakikalığına sustuğu bir zamanın içerisindeyken odaya bağlı olan balkondan gelen sesler ayağa kalkmama neden oldu. Bir şeylerin bariz bir şekilde yere düşmesi ve birinin savurduğu küfürler kulağıma dolduğunda refleksle Can'ın üzerini çarşafla kapatmış ve elime yastığımın altına koyduğum meyve bıçağını almıştım.

Evet, bu evde kaldığım her dakika tedbir halindeydim ve mutfağa gittiğim ilk an elime geçen ilk bıçağı odama getirmiştim. Sadece kendimi savunma amaçlıydı bu hareketim, Alaton Malikanesinde yaşadığım yıllar boyunca da her zaman yanımda kendimi savunmak için bir şeyler olurdu.

Balkonun kapalı perdesini bir hışımla çektiğimde gördüğüm manzara dudaklarımdan bir "Ah!" nidasının çıkmasına sebep olmuştu. Ellerim şaşkınlıkla dudaklarıma kapandığında balkonun kapısını hızlıca açmıştım.

"Zahir, senin burada ne işin var?" Sesimi duymasıyla başını kaldırıp bana bakması bir olmuştu. Gülümseyip uzandığı yerden el sallamasıyla balkonda sere serpe uzanan bedenine doğru yürüdüm ve elimi tutması ve kalkması için ona uzattım.

"İnsan önce hoş geldin der, sahte sevgilim." O benim elime tutunup kalkarken beni iğnelemesiyle boştaki elimle omzuna vurdum hafifçe.

"Dalga geçme Zahir, kapıyı çalmak varken neden balkondan girmeye çalışıyorsun?" Ayağa kalktığında üzerini silkeledi önce, ardından ise üzerindeki deri ceketini çıkardı ve koluna astı. Böylece vücuduna tam oturan siyah tişörtü ise onun ne kadar yerinde bir fiziğe sahip olduğunu belli ediyordu.

"Denemedik sanki," Ağzının içinde mırıldanmasıyla ona ters ters baktım, bakışlarımı gördüğünde açıklamasının devamını getirdi. "Sabahtan beridir kapıda bekliyorum, bir yandan Tarık bir yandan Cihan beni eve almamakta kararlılardı." Tarık ve Cihan Bey neden Zahir'i eve almıyorlardı ki? Aklıma babamın gelmesiyle tereddüt içinde sordum.

"Neden eve almadılar seni?"

Omuzlarını kaldırıp indirerek "Bilmem ki, almadılar işte." dedi ve "Şimdi sen buraya aniden neden geldiğimi de sorguluyorsundur." diye ekledi. Başımı sallamamla eliyle içeriyi göstererek "Yaran taze hem çok ayakta duramazsın hem hava da çok soğuk zaten, içeride konuşsak olur mu?" dediğinde aklıma içeride uyuyan Can geldi fakat onun uyanmayacağına inanıyordum.

"İçeride Can uyuyor ama sessiz olursak ve senin için sıkıntı olmayacaksa gelebilirsin." Başını sallayarak benim arkamdan içeriye girdi.

Oturması için Ceyda'nın çalışma sandalyesini çektiğimde başını öne eğerek küçük bir teşekkür etti ve ben de onun hemen karşısına, Ceyda'nın yatağına geçtim.

"Ee, neden geldin sabah sabah?"

Bakışlarını kolundaki saate çevirip geri yüzüme baktı. "Sabah mı? Saat öğlen üç Peyda!" Elimi boş ver der gibi salladım. "Hem sevgilimin evine istediğim gibi gelemeyecek miyim ben?" Muzip tavrına güldüm istemsizce.

"Sahte sevgilim demek istedin herhalde?"

Ellerini havaya kaldırdıktan sonra omuzlarını yukarı kaldırıp gözlerini belerterek "Doğru sahte," dediğinde bu tavrına karşılık sadece "Hey! Yapma şöyle!"diyerek ve hafif güleç tavrımla omzuna vurdum.

"Ne yapmayayım?" dediğinde hâlâ gözlerini bilerek belertiyordu.

Gülüşlerim arasından "Belertme şu gözlerini." dediğimde o da benim gibi gülerek normale dönmüştü.

"Tamam, tamam dalgayı bırakıyorum ve buraya neden geldiğimi açıklıyorum."

"Bekliyorum." Elimle hadi işareti yaptığımda başını salladı derin nefes aldı ve hafifçe öksürerek sözlerine başladı.

"Peyda bizim dünyamızın karanlık bir dünya olduğunun farkındasın değil mi?" Başımı salladım, bizim dünyamız karanlıktı ve bu karanlık hepimizi içine hapsetmişti. "Farkındasın elbette, sen de bu dünyada doğdun fakat sana çok daha önemli bir sorum var." Tereddütlü bakışlarına istinaden elini tutup onu rahatlatmak istedim, yaptım da.

Yavaşça parmaklarımı dizlerinin üzerinde yumruk olan eline götürdüm ve "Bana istediğini sorabilirsin Zahir, gerilmene gerek yok." dedim. Bakışlarıyla teşekkür etti bana, bu ise benim çok hoşuma gitti.

"Peyda sen bizim dünyamızın karanlık düzenini biliyor musun?" Kafam karışmış bir şekilde bakıyordum ona, anlam veremediğim bazı şeyler vardı. Bir düzenden bihaberdim. "Açıklayayım... Yani karanlık düzen derken Cavit'in yaptığı kötülüklerin bağlı olduğu bir düzen olduğunu biliyor muydun?"

"Mafya gibi mi?"

"Yok yok, hayır, öyle değil. Daha çok..." Parmaklarını şıklatarak bir şeyi hatırlamaya çalışıyormuş gibiydi. "Daha çok evrensel bir şeyden bahsediyorum."

"Zahir inan seni anlamıyorum, bir şeyleri dolandırmadan en başından anlatır mısın?" Zahir anlattığı şeyleri bilmediğimi anlamış gibiydi, bu onu rahatlatmış olmalı ki derin bir nefes aldı ve onun elleri arasında unuttuğum ellerimi sıkarak varlığını hatırlattı.

"Tamam, baştan başlıyorum ama lütfen beni iyi dinle ve anlamaya çalış." Ellerimle oynarken devam etti. "Yıllar önce, kötü insanların ve dünyanın düzenini bozan düzenbazların kendilerine kurdukları bir düzen bu. Üç aileyle başlayan bu düzen yıllar içerisinde parça parça dünyanın tüm bölgelerine dağılıyor ve bize, yani Türklere kalan bölüm ise yedi parçaya ayrılıyor. Bu parçalar ülkemizdeki yedi bölgeye dağıtılıyor, bu yedi bölge ise yedi aileye veriliyor ve yıllarca varislerini seçerek bu yedi aile günümüze kadar geliyor. Seni ilgilendiren kısma gelirsek... Bunlardan biri de senin ailen Peyda."

"Ne!" Tek diyebileceğim buydu. Bu kadar köklü bir düzenin parçası olduğumuzu bu dünyanın içerisinde doğup da ilk defa on yedi yaşımda öğrenmek garibime gitmişti.

"Sözlerimi bitirdiğimde şaşırmak için gerçek nedenlerin olacak Peyda, bunlar herkesin bildiği şeyler."

"Tamam, devam et. Bu düzenin beni ilgilendiren kısmını merak ediyorum." Başını salladı ve devam etti.

"Bu düzen yıllardır Alaton Ailesinden varislerini belirlemesini istiyorlardı. Cavit Alaton'un ise iki seçeneği vardı. Ya öz oğlu Cihan'ı ya da üvey oğlu ve sağ kolu Cüneyt'i seçecekti. Cihan onun öz oğlu olduğu için asıl varis olması gereken kişiydi fakat Cüneyt, üvey olmasına rağmen bu koltuğu en çok hak eden kişiydi. Cihan hem bu koltuk için fazla iyi biri kalıyordu hem de bu koltuğa sahip olmak istemiyordu, Cüneyt ise üveydi, kimsesizdi ve bu koltuk tüm kurul toplanıp onay vermeden onun olamazdı." Meraklı ve şaşkın bakışlarıma küçük ve gergin bir tebessümle karşılık verdi. "Cavit yıllarca ikisini de eğitti ve gözlemledi, yıllar sonra bugün ise kararını verdi."

"Kimi seçti, babamı mı?"

"Hayır, Peyda. Cavit seçimiyle herkesi şaşırtmayı tercih etti."

"Cihan Bey'i mi seçti yani?" Gözlerime baktı, bir şeylerden habersiz yaşadığım yılların sonuna geldiğimi belli etti. Ben ise onun bakışlarından hiçbir şey anlamamıştım o dakika, farkına vardığımda ise her şey çok geçti çünkü ben gerçekleri çoktan öğrenmiştim.

Hayatımın bir kere daha benden habersiz mahvedildiğini ve mahvolanın sadece benim hayatım olmadığını, peşimde istemeden de olsa Zahir'i sürüklediğimi anlamıştım.

"Peyda, Cavit seni seçti." Bakışlarım donuklaştı ve onun acılı bakışlarına katıldı. Bakışlarımız birbiriyle dans ettiler ve dans pisti Zahir'in son sözleriyle yıkıldı. "Alatonların yeni varisi sensin."

Bakışlarımız çöken pistin altında kalırken ben battığım bataklığı yeni tanımaya başladım.

Onu tanıdım, tanımak beni ona daha da batırdı ve ardından farkettim ki ben de kendimi çiçeği zannettiğim o bataklığın bir parçası olmuşum.

🎀

Peyda 41. Bölümün sonu.

Kırk bir kere maaşallah diyebilir miyiz, deriz bence djjdjdjf

Bölümü beğendiniz mi?

Bölümü çok geç attığımın farkındayım fakat bir süre ara vermişim de geri dönmüşüm gibi düşünebilirsiniz, bundan böyle yine aynı düzende ilerleyeceğiz.

⭐ Yıldızı parlatmayı, düşüncelerinizi paylaşmayı ve bölümlerden haberdar olmak için everybodylies39 beni takip etmeyi unutmayın lütfen:)

İnkspired: everybodylies39

Çizgi Stüdyo: everybodylies39

Twitter: evnights

Bir sonraki bölümde görüşürüz >

Sizi seviyorum 💗

İyi akşamlar🤍

Bölüm sonu

1 yorum

  • Wattpadde okuyordum kapanınca okuyamayacağım için çok üzülmüştüm burda devam etmen çok güzel kalemine sağlık çok güzel bir kitap💖