"A... Şey... Me-merak ettim de... Bu özel mesele... Peşindeki o psikopatla mı bağlantılıydı?"
Bir süre öylece baktım yüzüne. Ardından onay verir biçimde başımı aşağı yukarı salladım.
"Tamam, sormak istediğim binlerce soru olsa da tek bir soru dahi sormayacağım. Merakımı gidermem için yeterli değil ama olsun. Ne yapalım?"
Gülümsedi.
Benim de iç çekişlerimle beraber burun çekişlerim giderek azalmıştı. Boğazımdaki o koca düğüm giderek küçülmüş gibiydi ve biraz önceki kadar canımı yakmıyordu.
Ben de ona gülümsedim.
"Oh be, şöyle yaa... Jeongin beyimizin en başta da söylediği gibi, gülmek sana ne kadar da yakışıyor baksana! Hep gül. Ağlama. Ayrıca kızma da! Gerçekten çok korkunç oluyorsun. İtiraf etmeliyim ki sen her bağırdığında tırstım."
Beni güldürebilmeye devam etmek için abarttığını biliyordum ama yine de sesimi çıkarmadım ve yüzümdeki gülümsemeyi artırdım.
Bu esnada kapıdan eğilerek başını uzatan bir adet Jeongin belirdi.
"Biri beni mi andı? Kulağım çınlar çınlamaz geldim."
Felix gözlerini devirerek başını olumsuz anlamda bir sağa bir sola bıkkın bir şekilde sallayıp söze girdi.
"En başından beri orada olduğunu kabul etse olmuyor yani? Diğerleri de orada, biliyorum. Hadi, dökülün bakalım. Çıkın artık ortaya."
Der demez gerçekten tüm üyeler teker teker, en başta Jeongin sırıta sırıta mutfağa girerek yanımıza geldiler.
Yüzlerinde nasıl desem... Yaramazlık yapmış küçük bir çocuğun annesine attığı bir o kadar masum, tatlı ve muzur bakışlar mevcuttu.
Onların bu hâline daha çok gülümsedim.
Sanırım... 1-2 gündür her ne kadar yeniden kötü olaylar yaşasam da gerçekten birkaç senenin ardından ilk defa bu kadar samimi bir şekilde gülebilmiştim.
Onlar beni güldürmeyi başardılar. Hem de bunca yaşadığım şeye rağmen.
Yaşadığım şeylerden sonra hep sanatçılardan nefret ettim. Seslerini duymak istemedim. Yüzlerini görmek istemedim. Onları duyamayacağım ve göremeyeceğim bir yere gitmek istedim.
Aslında... Öncesi de var. Yaşadıklarımdan sonra duyduğum vicdan azabı beni sürekli ölmeli olduğum düşüncesine itiyordu. Her şeyimi kaybetmiştim çünkü. Tüm sevdiklerim bir anda elimden gidivermişti.
Hayata tutunabilecek hiçbir sebebim kalmamıştı.
Ancak... Ne zaman ki intihar etmeye kalksam hep o psikopat bana engel oldu. Hâlâ anlayamıyorum. Benimle neden uğraşmıştı? Beni öldürmek mi istiyordu yoksa kurtarmak mı? Defalarca intihardan kurtardı. Ama kurtardıktan sonra hep yüreğime bir korku serpip benimle psikopatça oynadı. En son yine kendisi vurdu.
Gerçekten... Hâlâ bir anlam ve veremiyorum. Yaşasaydı eğer ona yönelteceğim daha nice soru olurdu.
Sanatçılardan nefret ettiğim zamanlarda onlardan uzaklaşabilmek için kendime geleneksel köylerden birinde ev tuttum.
Bu köy ormanın yeşillikleri ve tüm güzelliği içinde, yanı başında şırıl şırıl dere akan bir mevkide bulunuyordu.
Geleneksel, küçük bir evdi. Ahşaptı. Ayrıca köy çok da büyük değildi. Çevremde sıralanmış, benim evim gibi bir 20-25 hane daha vardı.
En güzeli teknoloji denen şeyin orada olmamasıydı. İnsanlar hastalansa dahi içinde bulundukları doğanın kendilerine sunduğu nimetlerden faydalanıyorlardı.
Doğal besleniyorlardı. Her şeylerini bizzat kendileri üretiyordu.
Ben hasta olduğumda da üzerlerimde az emekleri geçmedi. Gerçi... O bir avuç insan her daim yanımda oldular.
Kendimi onlar sayesinde de giderek iyi hissetmeye başlıyordum. İçinde bulunduğum ormanın bize sunduğu güzellikler bile iyileşmek için yetiyordu aslında.
Acılarımdan biraz olsun uzaklaşabiliyordum.
Ancak oradaki mutluluğum da uzun sürmedi.
Bu psikopat yeniden ortaya çıktı. Ve ben... Başka birilerine daha benim yüzümden zarar gelebilmesi korkusuyla o köyden, sevdiğim insanlardan yine onlar için uzaklaştım.
Şehirdeki hayatıma yeniden döndüm. Bir süre sonra aslında nefretimin sanatçılara karşı değil değil de bizzat kendime karşı olduğunun farkına vararak o konuda da düzelmeye başladım.
Artık sanatçılardan nefret etmiyordum.
Sadece... Tüm her şeyin sorumlusu olduğum için kendimden ölesiye nefret ediyordum.
"Mi Yeon-ah? İyi misin? Duyuyor musun bizi?"
İşittiğim seslerle ufak bir sıçrayışın ardından çevremdeki kalabalık erkek topluluğuna döndüm ve, "Bir şey mi dediniz?" diye sordum.
Lee Know umutsuz vakaymışım gibi konuşarak, "Ohooo! Gitmiş bu çoktan," dedi.
"Dalmışım ben. Kusuruma bakmayın. Ne demiştiniz?"
Hepsinde teker teker göz gezdirdim. En son yine Felix söze girince bakışlarım onda sabitlendi.
"Defterini de alabilirsin. İlk bakışta belli oluyor o defterdeki emek. O defterdekiler senin emeklerin Mi Yeon. Üstelik çok ünlü bir anime için animeye uygun sözler yazmam, besteyi animeye göre ayarlamam gerekiyor. Yazdığım şarkı animenin OST'lerinden biri olmakla kalmayacak, bir açılış şarkısı olacak."
"Sorun yok Felix, artık benim işime yaramayacaklar. Başka projelerde işinize yararlar. Bu arada... Daha önce anime müzikleri de yazıp seslendirdim. Hangi anime için şarkı yazacaksın. Sözleri yazmanda yardımcı olabilirim en azından."
"Solo Leveling."
Yüzüme büyük bir tebessüm yerleştirdim.
"Serisini çok severek okudum. Animesinin ilk sezonunu da büyük bir heyecanla izleyip bitirdim. Yoksa sen... 2.sezonun açılış müziğini mi yapacaksın?"
Felix de gülümsedi.
"Doğru tahmin. 2.sezon için. Bu arada, harikasın gerçekten Mi Yeon. Ben de çok severim. Ve bak, ne güzel sen de seviyormuşsun. Keşke sevdiğin bu serinin müziğini biz yapabilsek. Keşke kabul etsen."
"Olmaz, Felix. Olmaz ama dediğim gibi sözler konusunda yardımcı olurum. Okuduğum ve izlediğim her şey aklımda."
Derin bir nefes alıp verdiği esnada aklıma takılan bir diğer soruyu dillendirdim.
"Neden gruptan bir arkadaşınla düetini yapmıyorsun?"
"Kız olmak zorunda. Daha öncesinde haberi duyuruldu ve herkeste merak uyandıracak haberler yapıldı. Benim yanımda düet yapacağım bir kız gölgelendi ve onunla ilgili birçok haber yapıldı. Herkes onun kim olduğuyla ilgi konuşmalara başladı. Şimdi kalkıp da gruptan biriyle yaparsam olmaz. İnsanlar, onlarla alay ettiğimi düşünür. Linç etmeye başlarlar."
Anlayışla başımı salladım. Felix ise sözlerine devam etti.
"Ben... Ben çocuklarla beraber yetiştiririm. Düet yapacak bir kız bulamasam da en fazla sözleşmeye uymadığım için çok ama çok yüklü bir tazminat öderim ve linç edilip gözden düşerim, o kadar."
Ah Felix ah! Konuşmasının başında gerçekten vazgeçecekmiş gibi, ciddi ciddi konuşuyordu. Ama sonlarına doğru söylediği kelimelerle âdeta kendisini bana acındırmaya kalktı. Kim olsa anlar ve Felix'in bu acındırma oyununa alkış tutardı.
Zaten biraz önce karar verdim. Her ne kadar benim için zor olsa da hayatta kolay diyebileceğimiz hiçbir şey yoktu sonuçta.
Daha fazla düşünmeye ve beynimi yormaya gerek duymadan Felix'in bu hâline tebessüm ettim. Ardından aklımdakileri dile getirdim.
"Ah, Felix! Tamam, kabul. Seninle beraber düet yapacağım. Yıllarca, her geçen gün içimde büyüttüğüm bu korkuyu yenmem gerekiyor. Zor olsa da, zorlanacağımı bilsem de yapmak istiyorum. Yani... En azından denemek. Tabii teklifin hâlâ geçerliyse."
Sözümü bitirir bitirmez büyük bir heyecanla atladı boynuma.
"Geçerli tabii geçerli! Sen bir tanesin sen! Sen kahramansın sen! Sen cansın sen!"
Yaramı unuttu galiba. Zaten ağrısı giderek artan yaramın acısıyla telaş içerisinde bağırdım.
"Felix! Felix yaram Felix! Acıyor, ahhh!"
Felix ne yaptığını idrak eder etmez hızla benden uzaklaştı ve telaşa bürünen suratıyla ses tonunu benimkisi gibi tutarak konuştu.
Aynı zamanda yaramın olduğu yere endişe içerisinde elleriyle hıphızlı yelpaze yapıyor, nefesiyle saniyede bir üflüyordu. Sanki üflese geçecekti.
"Ayyy! Çok özür dilerim Mi Yeon. Unuttum ben gerçekten. Çok özür dilerim. Aptalın en ama en ama en ama en önde gideniyim cidden. Üfff! Üfff! Üffff!..."
Onun üfleme çabalarına ve resmen tepinmesine tüm acıma rağmen gülümsediğimde telaşla bizleri seyreden diğer üyeler de gülmeye başladılar.
Ah, Seungmin hariç.
Centilmen beyimiz hafif tebessüm ederken benim mutfak masasının üzerinde duran ağrı kesicilerimi bir bir çıkararak sol eline almış ve bir bardak da su alarak karşıma geçmişti.
Tebessüm etmeye devam ederek sol elini açtı ve farklı farklı olan üç adet ağrı kesici hapı bana uzattı.
Ben de ona aynı şekilde tebessüm ederek, "Teşekkür ederim," dedim. Ardından sol elindeki hapları alarak ağzıma attım. Sağ elinde uzattığı suyu da alarak hapları mideme gönderdim.
...
*Sizce bu özel mesele ne olabilir?😏
