İçeriğe geç

Peşimdeki Tehlike // FanFiction

Bölüm 15 · 5 dk okuma

Peşimdeki Tehlike // FanFiction

Bölüm 15

15🩹İngilizler

Jisung hırsla topu yeniden önüne koydu ve geri geri giderek kalede topa odaklanmış bana bakarak, "Bu sefer bittin!" diye yüksek sesle bağırdı.

"Öncekileri kız olduğun için acıyarak atmıştım ama bu sefer kolla kendini."

Aslında hepsini aynı atmıştı ama ben bir türlü gol yemiyordum işte.

Bunu görüp tribünde oturan üyeler de kahkahalara boğularak ikimizi izliyor ve Jisung'a yüksek sesle laf atıp duruyorlardı.

"Ulan bir kıza bir gol atamadın bee!" diye bağıran Lee Know'a karşılık Jisung daha da hırslanıyor, topa her seferinde daha sert vuruyordu.

Jisung, bu vuruşu için geri geri gitti. Daha sonra hızla koşarak sağ ayağıyla sertçe topa vurdu. Top havada ilerliyordu ve şu an herkes pür dikkat o havada ilerleyen topa merakla bakıyordu. Kalede kendimi sağ tarafa bıraktım. En sonunda top kalenin filelerini buldu! Jisung heyecanla, "Oldu!" diye bağırdı ve olduğu yerde sevinçten zıplamaya başladı.

Topu tutmak için sağ tarafa atlayıp yeri boylayan ben de nefes nefese onun sevincine ortaklık ediyordum.

Aslında bu golü de vermezdim ama üyelerin onunla daha fazla dalga geçmesine dayanamayarak bilerek gol yedim.

"Oldu işte oldu! Ne oldu beyler? Hadi kolaysa şimdi siz gelin de yapın. Hadi! Gerçekten yaptım! Mi Yeon topumu tutamadı."

Sevinçten sıçraya sıçraya benim yanıma geldi. Ardından şebekçe benim önümde dans ederek aynı anda elini uzattı.

Onun elini tutarak ayağa kalktığımda susuzluktan öleceğimi bildiğim için:

"Jisung," dedim. "Su alalım, su. Çok susadım."

"Tamam, gidelim. Ben de çok susadım. Nasıl yedin golümü ama?"

Bunun üzerine halı sahanın hemen karşısında bulunan küçük büfeye doğru şakalaşa şakalaşa ilerlemeye başladık. Jisung 2 su aldıktan sonra benimle gitmek üzere ayaklanmıştı ki duyduklarım yüzünden bir anda durmamla o da durdu.

"Ne oldu?" diye sordu.

Ama sorusu cevapsız kaldı. Çünkü ben hemen harekete geçerek büfenin önündeki küçük masanın çevresinde oturan genç erkeklerin yanına gittim. Ardından sertçe ellerimi masaya koyarak onlara baktım.

Neler olduğunu anlamayan Jisung, olduğu yerde şaşkınca bana bakmaya devam ediyordu.

Ben konuşan bu gençlerin Güney Kore milli takımı ile dalga geçtiklerini, onları aşağıladığını işittiğim için bu hareketi sergilemiştim.

"Ne oluyor? Kimsin sen?"

İçlerinden biri sorusunu İngilizce olarak yöneltince ben de hemen İngilizce konuşarak söze girdim.

"Siz az önce ne dediniz? Güney Kore milli takımı ile dalga mı geçtiniz, ben mi öyle anladım?"

Mavi gözleri ve sarı saçlarıyla hiç Koreliye benzemeyen bu gençler sırıttılar ve içlerinden biri ukala bir tavırla sordu:

"Geçtik, ne olmuş?"

Ardından devam etti.

"O aptallar oynamayı bile bilmezken nasıl futbolcu olmuşlar hâlâ anlamıyorum. Ayrıca ne takımından bahsediyorsun? Ortada bir takım bile yok. İsimlerini kaç kişi biliyor sence?"

"Aptallar mı? Nerelisiniz siz?"

Hep aynı çocuk konuşuyordu. Yine o söze girdi. Hem de gururlanırcasına sırıtarak konuşmuştu.

"İngiltere. İngiliziz biz. Futbol bizden sorulur."

Ben de aynı onlar gibi sırıttım ve dalga geçer gibi çıkan ses tonumla sordum.

"Öyle mi?"

"Öyle."

Şaka gibi ya? Kendisinin aptallar diye itham ettiği insanların vatanında ne işi var acaba? Gelmiş bizim vatanımızda, bizim insanlarımıza laf atıyor. Ben de Nam Mi Yeon isem bu sarı kafaya milletimizi, milli takımımızı yedirtmem!

Diğer üyeler de yanımıza geldi. Jisung'a sordukları soruyu dahi işittim.

"Bir şey mi oldu? Neler oluyor?" diye sordular.

Ancak Jisung omuzlarını kaldırıp indirerek, "Bunu açıklaması zor. Mi Yeon harika birisi. Ülkemiz için yapıyor her şeyi," dedi ve beni izlemeye devam etti.

Bu esnada ellerimi masanın üzerinden kaldırarak kollarımı birbirine bağladım. Ardından onlara meydan okumak üzere söze girdim.

"Demek İngilizsiniz ha, güzel. Futbol da sizden soruluyormuş öyle mi? Bu aptal diye itham ettiğiniz Koreliler de bir halt edemiyormuş ha? Hmm... O hâlde... Bir maça ne dersiniz? Bir Güney Kore kızına karşı, siz İngilizler."

"Şaka mı yapıyorsun?"

"Yoo, gayet ciddiyim. Ne o? Korktunuz mu yoksa? Hem de bir Koreliden, üstüne üstlük bir de kızdan?"

Kızlar her konuda yeteneklilerdi ancak hâlâ belli bir kitle kızları her konuda dışlayabiliyordu. Kızlara karşı yenilmeyi asla kabullenemiyorlardı. Stray Kids üyeleri Jisung ile oynarken dalga geçiyor olabilirlerdi ancak ciddi olmadıklarını hissedebiliyordum. Onlar bir kıza bile yanılıyorsun diyerek Jisung'a bağırsalar bile bana göz kırpıyor ve Jisung'a nispeten yaptıklarını belli ediyorlardı.

Bunlar, kızlara karşı yenilmeyi asla kabullenemeyen varlıklardandı. Bu sebeple son sözümle birlikte aralarındaki genç hırsla ayağa kalktı.

"Beyler, kalkın."

Hepsi bir anda ayağa kalktılar. Üzerlerindeki üniformalardan futbol oynadıkları kesindi. O hâlde bu sürekli konuşan kişi takımın kaptanı olmalıydı.

"Arkadakiler arkadaşların mı? Onlar da oynayacaksa takımla çıkalım. Oynamayacaksa sadece sen ve ben."

Tek olduğumu söylemek üzere ağzımı açmışken Bangchan İngilizce konuşarak araya girdi.

"Evet, biz de varız."

Bunun üzerine büyük ihtimalle kaptan olan çocuğun takımı da ayaklandı.

Hep beraber sahaya doğru ilerlemeye başladık.

Biz sahaya doğru ilerlerken büfeyi işleten adam ve oğlunun bile gözlerini dört açmış merakla bizi izlemeye başladıklarını gördüm. Sonucun ne olacağını onlar da merak ediyordu galiba.

İlerlemeye devam ettik. Yolda ilerlerken Stray Kids üyelerine dönerek, "Siz emin misiniz ya?" diye sordum. Sonuçta onlar ünlüydü ve bu İngilizler onları sakatlayabilirdi de.

"Eminiz sen bize güven," diyen Changbin'in ardından da Hyunjin bana bakarak düşüncesini yöneltti.

"Benim de kaleciliğim iyi sayılır. Hem boyum da uzun. Sen oyuna gir bence. Bizimkiler de olduğunca sana pas verir ve senin gol atmanı sağlarlar. Alay ettikleri kişi sensin. Golleri sen at ki apışıp kalsınlar."

Onlara, bu düşünceli adamların her birine gamzelerimi çukurlaştırarak gülümsedim ve:

"Tamam," dedim. "Çok teşekkür ederim."

Daha sonra sahaya girdiğimizde kendi elimde bulunan Lee Know'un eldivenlerini çıkardım ve Hyunjin'e teslim ettim.

Herkes pozisyonunu belirledi. Onlar 7 kişiydi. Biz de 7 kişi olmalıydık. Bu sebeple Lee Know ve Jeongin gönüllü olarak dışarıda kalıp tribünlere yerleştiler. Herkes yerlerini aldı. Topu ayağında bulunduracak taraf İngilizler olarak belirlendi. Ve maç başladı.

Öyle heyecanlı, öyle zor, öyle eğlenceli gidiyordu ki... 1 yarı oynayacaktık. Yani 45 dakika. Ama çoktan 40 dakikası golsüz bir şekilde bitmişti bile.

Lee Know ve Jeongin tribünlerin olduğu tarafta yerlerinde oturamayarak deli gibi bağırıp tezahürat yapıyorlardı.

Üyeler ise maçta çok iyi bir şekilde paslaşmaya devam ediyordu. Hatta öyle ki Felix ve Jisung başta olmak üzere hepsi topu ayağında en iyi şekilde bulundurup koruyor, karşılarında mücadele ettikleri kişilere gülerek topu ayaklarından bir türlü alamadıkları için dalga geçiyorlardı.

Yine Stray Kids ile beraber onların kalesine yaklaşmayı başardık.

Felix Seungmin'e rakibinden sıyrılarak mükemmel bir pas verdi. Seungmin en yakınında bulunan Jisung'a topu sorunsuz bir şekilde gönderdi. Jisung da son olarak topu bana gönderdi. Topu alarak yapay çim üzerinde muhteşem bir şekilde sürdüm. Kaledeki boşluğu fark eder etmez topu gönderdim ve top ağlarla buluştu! ⚽

Lee Know ve Jeongin heyecandan çığlık çığlığa tribünlerden indi ve üzerime koşarak dikkatle bana sarıldılar.

Aynı zamanda yine gözlerim büfenin sahibi ve oğlunun bile heyecanlanıp 'gooll' diye bağırarak birbirlerine sarıldıklarını gördü.

Diğer Stray Kids üyeleri durur mu? Hepsi de gelip hep birlikte, benimle beraber birbirlerine kenetlendiği esnada İngilizler sinirlenerek sahayı bir bir terk etmeye başladılar.

Onların yüz ifadeleri görülmeye değer cinstendi.

...

Bölüm sonu

2 yorum