Nesne sevgisi bize sevgi ve nefret olarak bir iki kutupluluk da sunuyor. Ama iki ayrı kutuplaşmayı içermeyenleri iltilendirmeyi nasıl becerebiliriz? Birinin diğerinin nedeni olduğunu bize bildirdiniz mi? Öteden beri cinsel dürtünün sadistik bir parçası olduğu belirtildi.Bildiğimiz gibi bu kendini bağımsızlaştırabilir ve sapkınlık halinde kişi bütün cinsel yaşadığına egemen olabilir. Bu "doğum öncesi örgütlenme", mevcut durumda da egemen bireysel girişler olarak belirlenmektedir. Ama nesnenin zarar görmesini sağlayan sadistik girişler nasıl olur da yaşam devamte olan Eros'tan türeyebilir? Burada bu sadizmin aslında ölüm soruşturması olduğu tahminine yaklaşılmıyor mu? Ve bu sadizm, narsistik libidonun benden itilmiş ve ancak nesneyle ilişkide görünmesi hale gelmiş değil midir? -Sigmund Freud
Şimdiki zaman Hare
Baş şüpheli olmaktan kurtulmuş olmama rağmen, içimde hâlâ bir belirsizlik ve gerginlik vardı. Avukatımın sayesinde suçsuzluğum kanıtlanmış olsa da, geçmişimin karanlık köşelerine dalmak, beklediğimden çok daha zor gelmeye başlamıştı. Zihnimi istemsizce istila eden anılar, yaşadığım her anın bir parçası gibi duruyordu. Özellikle kendimle ilgili duyduğum şüphe ve korku, içsel çatışmalarımı daha da derinleştiriyordu. Ellerim titremeye başladığında, yanımdaki erkek kardeşim bana endişe dolu bir bakış attı. O bakışta, hem kendi korkusunu hem de benim için duyduğu kaygıyı görebiliyordum. Ona zarar verebilecek biri olabileceğim düşüncesi, içimi daha da acıtmıştı.
"İyi gözükmüyorsun." Dedi endişeli bir sesle. Derin bir nefes alıp verdim. "Sen katil değilsin Hare." Konuşmaya devam etti. Annem ve babam mutfakta benimle ilgili özel konuşurken erkek kardeşim yanımda kalmayı tercih etmişti. Güçlükle "Onu ben öldürmüş olabilirim." dedim sesim titredikçe kardeşimin yüzü daha da telaşlı bir hal alıyordu. "Sen katil değilsin sen kurbansın belki de Akay bilerek suçu senin üzerine atmak için kendini öldürtürdü o çocukta her bok var böyle bir şey bile yapmış olabilir seni Mügeyle aldatıp babamın arabasının üzerine prezervatif koyan bir piç kendini öldürtmüş olabilir. " Gerginlikle elini saçının arasından geçirdi.
" O hayatımıza girdiğinden beri aile yaşantımız bile kalmadı şimdiyse bu durum hala devam ediyor." Onur 'un bu durumdan hoşnut olduğunu hissetmeye başlamıştım. Parmaklarımı şakaklarıma bastırdım fena ağrıyordu." Bu benim küvete bulunmamı açıklamaz." dedim kuru bir sesle. "Arkadaşlarımdan ben terapistin yanındayken gelen oldu mu?" diye sordum. Nedense Akel'in adını duymayı istiyordum ve onun gelmiş olabileceğini seziyordum. Bakışlarımı erkek kardeşimin gözlerine diktim. "Müge ve Akel sabah buraya geldi." Geldiklerinde içeri almadık. Seninle önemli bir şeyler konuşacaklarmış. Annemler sana haber vermememi söyledi, ama ben haber vermenin iyi olacağını düşünüyorum." dedi gergin bir sesle, " dedi gergin bir sesle. "İkisinin de yüzü fena derecede berbat gözüküyordu. Hare onlarla görüşmene bile gerek yok bu seni kötü etkiler." diyerek ilave etti. Beni kötü etkileyen tek şey vardı. O da Akay'ın yanımda olamamasıydı onu şimdiden özlemeye başlamıştım. Gözlerimden düşen yaşlar boynuma doğru indiğinde Onur bana sıkıca sarıldı.
"Onur ben iyi değilim Akay toprağın altında yatarken de iyi olabileceğimi hiç sanmıyorum.''
nur yutkundu. 'Bak, benden bir yaşcık büyük olan ablam... Kendine gel, tamam kabul ediyorum onu seviyorsun, o senin ilk aşkın. İlk masumiyetin her anlamda ilkin. Ama ablacığım, o ilklerin adamı yaşasaydı da hiçbir şey değişmezdi. Onunla senin bir sonun yoktu.'
Derin bir soluk aldım. İlk aşkımı Akay sanıyordu, hafızama gömdüğüm kısmı kimseyle paylaşmamıştım. İlk aşkım Akay sanılıyordu ve öyle kalmalıydı. Hatırlamamalıydım. Bilinmeyen kısım dökülmemeliydi. 'Akay kötü biriydi, insanlara zıkkım satan biriydi. Başkalarının canıyla oynamak ona kolay geliyordu. Sen böyle bir adamla ilişkine devam edebilir miydin? Belki de kendi çocuğuna bile bunları içirtecekti.'
Onur'un sözleri zihnimde yankılandı, geçmişteki karmaşık duyguları yeniden canlandırarak içimi hüzün ve öfkeyle doldurdu. Akay'ın gerçek yüzünü hatırlamak istemiyordum, ancak Onur'un sözleriyle birlikte o günlerin karanlık gölgeleri yeniden belirginleşti.
"Onur, Akay bunları yaptığı için aşağılık birisi ama ölmeyi hak etmiyordu onun gerçekten büyük ailevi sorunları vardı ben onu iyi birine dönüştürmeye çalışıyordum.'' Kendimle yüzleşmek yerine yine bahaneler kuruyordum.
" Onur tek kaşını havaya kaldırdı. "Bir insan bir insanı bu kadar çok sevmemeli " dedi.
Gözlerimi kaçırdım. "Biliyorum, ama benim için farklıydı. Onun için umut vardı, değişebileceğine inanıyordum." dedim.
Onur tek kaşını havaya kaldırdı. "Bir insan bir insanı bu kadar çok sevmemeli " Büyük bir yenilgiye uğramışçasına omuzlarımı daralttım.
"Ona ne olduğunu öğrenmek için Akel'in yanına gitmeliyim." Derin bir soluk verdim. "Telefonunu kullanabilir miyim? malum benimki incelemede." dedim. Onur telefonunun eşofmanının cebinden çıkarıp bana uzattığında yavaşça kilit ekranını girdim. " Onlarla hiç konuşmak istemiyorum ama içimden bir his onlarda bir yanıt olduğunu söylüyor." diyerek Akel'in numarasını tuşladım.
"Hangisini arıyorsun?"
"Akel'i. ''Dedim dişlerimi sıkarak. Baş şüpheli benken onun erkek kardeşini arıyordum. Akel yorgun bir sesle telefonu açtığında yanağımın içini gerginlikle ısırdım. "Müge ile eve gelmişsiniz önemli bir şey olduğunu söylemişsiniz galiba." dedim.
"Acilen konuşmamız gerekiyor." bedenim aniden titremeye başlamıştı. "Erkek kardeşinin katilini neden arıyorsun belki de ben katilimdir." Dudaklarımdan aniden dökülenle Onur elimden telefonu çekip aldı.
"Ablam iyi değil. "elini saçlarının arasından geçirdi. "Kahrolasıca kardeşin yüzünden ablam berbat bir halde."
"..."
"Sen ne saçmalıyorsun Akay öldü sen aklını mı yitirdin?" Onur'un şaşkınlıkla dudaklarından dökülenleri idrak ettiğimde telefonu elinden sertçe çektim. "Akel ne söyledin Onur'a çabuk anlat." dedim cümle kuramıyordum. Akel'in düzensiz nefes alışveriş sesini duyduğumda "Çabuk anlat. "dememle çağrının kapanması bir oldu.
"Onur benim gitmem gerek önemli bir şey oldu hissediyorum." Dedim.
Onur tek kaşını havaya kaldırdı. "Cinayetten suçlanıyorken kurbanın kardeşinin evine gitmek ne derece mantıklı? Bu seni daha da suçlu gibi gösterebilir." Gözlerimin içine derin derin baktı.
"Kendini suçlamaktan veya geçmişle yüzleşmeye çalışmaktan vazgeç, sen katil değilsin Hare," dedi, beni sarsarak. "Sen daha yeni eve geldin ve psikolojik olarak toparlanmaya ihtiyacın var. Ne Akay'ı düşünmelisin ne de canını acıtan olayları. Akel piçiyle de görüşmene hiç gerek yok. O piç senin kafanı iyice karıştırmaya çalışıyor."
"Kafamın karışması umurumda değil. Akay'ı seviyordum, ne sen, ne babam, ne de annem sizin hiç sevmemi istemeyeceğiniz derecede onu seviyordum," dedim kararlı bir şekilde. "Onur, ben olanları öğrenmeliyim. Eğer onu ben öldürdüysem, bu ihtimal gerçekse, kendi canıma da son vermem gerekebilir." Ellerimi kaldırdım, titreyen parmaklarımı izledim. "Belki de bu eller, sevdiğim adamın kanıyla kaplı."
Bu sözler ağzımdan dökülürken bile içimdeki karmaşık duyguları ve geçmişin acı hatıralarını tetikledi. İçimdeki bu karanlık düşüncelerle baş etmek zor olsa da, gerçeği öğrenmek ve huzura kavuşmak için bu adımı atmam gerekiyordu.
''O piçi sen öldürmedin o piçi öldürmek isteyen birçok kişi vardı " Gözlerinden ateş saçacak gibi öfkeliydi. "O hariç ölmeden önce hayatını mahvetti şimdi de mahvetmesine izin verme,"
"Onur ben gideceğim. "diyerek dış kapıya doğru ilerlediğimde annemin sesini duydum.
"Nereye gittiğini sanıyorsun sen "
Annemin telaşlı sesini duyduğumda bedenim kaskatı kesildi annem yeniden sorusunu yinelediğinde erkek kardeşim kurtarıcım olmuştu. "Ablam berbat gözüküyor biraz dolaşmasının iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum onu biraz dolaştıracağım. "dedikten sonra yanıma gelip koluma girdi.
"Ablan farkındaysan bir travma geçiriyor. Evde kalması onun için daha iyi olacak." dedi annem gergin bir sesle Onur ise tebessüm etmeye çalıştı.
"Evde daralıyor sürekli zihninde Akay ile olan anılar canlanıyor. Evde kalmak onu daha kötü yapıyor biraz hava alması lazım." dedi.
Yalvarırcasına annemin gözlerine baktım. "Bu ev beni boğuyor,kendimi dahada kötü hissettiriyor."
Annemin tek kaşı havaya kalktı. "Dışarı çıkman çok iyi bir fikir değil."
Gözlerimi kırpıştırdım. "Anne gerçekten boğuluyorum. "
Annem şüpheyle Onur'u süzdükten sonra "Onur yanından ayrılma onun hiç."
Onur boğazını temizledi. "Sultanım sen merak etme ablamı hiç tek bırakmam " dediği sırada en zor kişinin mutfaktan gelmesi bir oldu babam sinirli bir şekilde mutfaktan çıkmıştı.
"Hiçbir yere gitmeyeceksiniz zaten Hare cinayetle suçlanıyor. Ben daha fazla laf kaldıramam" Diye sesini yükseltti babam.
"Hare'nin biraz hava alması gerekiyor evde boğuluyor." Diye mırıldandı Onur.
"Sen çeneni kapa, Onur. Kızım sende otur oturduğun yere zaten başın belada Hare zar zor seni dışarıya çıkarttım. Bunu dolaşman için yapmadım. Bu evin kuralları var artık o kuralara uyulacak bugün ikinizde evdesiniz!" diye bağırdı.
"Sürekli emir verircesine konuşmayı kes Hare iyi değil ve hava almak istiyor." efelenerek konuştu Onur. "Sürekli bize diktatör gibi konuşmaktan vazgeç."
"Onur benimle düzgün bir ses tonuyla konuşacaksın dilin senin çok uzamış."
"Haldun, çocuklar biraz hava alsın onları çok iyi anlıyorum evde bende boğuluyorum." diyerek araya girdiğinde annem babam bir hışımla odasına doğru ilerledi. "Gidin siz. "Deyip konuşmamıza fırsat vermeden annem babamın peşinden gitti.
Onur ise umursamazca omuz silkip kapıyı açıp çıktı. Bende arkasından ilerledim. Rüzgâr tenime çarptıkça nefes aldığımı hissettim evde kaldığım süre boyunca kesik kesik nefes alırken şimdi rahatlamaya başlıyordum. "Akel'in yanına gitmenin çok iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum ama sen kendini iyi hissedeceksen gidelim" dedi şaşkınca ona baktım. "Tek gitmen iyi bir fikir değil o çocuğa hiç güvenmiyorum sonuçta Akay ile kan bağı var." dedi. Akay'ın ismini duyduğumda yeniden bedenimde bir ağırlık hissettim hüzün duygusu bedenime adeta hâkim olmuştu.
" Onu özlüyorum." Dudaklarımdan aniden çıkanla Onur'un yüzü iyice düşmüştü.
"Sana bir itirafta bulunacağım ama benden nefret etme. "diyerek konuşmaya devam etti. Gözlerinden yanaklarına doğru bir yaş süzüldü. "Akay ile Müge'nin arasında bir şey olduğunu sen öğrenmeden önce ben biliyordum. "
Güçlükle yutkundum. "Biliyor muydun? Bunu o zaman neden sakladın benden."
"Senin üzülmenden korkuyordum ikisini bir kere sahada öpüşürken görmüştüm. Akay'a bunun hesabını sorduğumda bir anlık yakınlaşma olduğunu seni sevdiğini söylemişti. "Dedi cılız bir sesle.
Derin bir soluk verdim." Bana bunu söylemeliydin!"
"Sen fazla duygusal olduğun için bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmüyordum." Seslice yutkundu. "Müjdeyle konuşmuştum onunsa açıklaması Akay ile hata yaptıklarını söyleyip durmak oldu."
Dudaklarımdan sinirle karışık bir kıkırdama döküldü deliriyordum.
" Teşekkürler kimseye güvenmemem gerektiğini iyice hatırlattığın için en güvendiğim kişi geriye sen kalmıştın ama sana da güvenmemem gerekiyormuş."
"Sadece üzülmeni istemedim."
"Dememen beni daha da kötü üzdü." dedim.
"Sen de bana her şeyi anlatırken Akel'in seni öptüğünü söylemedin "dedi.
Tek kaşımı havaya kaldırdım." Onun beni öptüğünü nereden biliyorsun?"
Erkek kardeşim nefesini dışarı üfledi. "Kapan bana yasak olduğu halde arkadaşlarımla gizlice içeri girebilmiştim sonra sizi gördüm konuşurken. "duraksadı. "Akel seni herkesin içinde öpmüştü en garibiyse..."Aniden sustu. "Belki de bu konuları kapatmalıyız."
"Anlat " dedim sert bir sesle.
"Sizi gören kişilerden birisi Akaydı. sadece size baktı sonra çıkışa doğru ilerledi bende onunla konuşmak için arkasından ilerlediğimde onu henüz daha yüzü bile doğru düzgün oturmamış henüz ortaokulu yaşlarda duran bir çocukla konuşurken gördüm çocuğun cebine o zıkkımlara benzer bir şey sıkıştırdı. " duraksadı. "Sonra tanımadığım birinin telefonunu kullanıp polise Akay'ın adını verdim ama her zamanki gibi yaptıklarının sonucuna katlanmadan kurtuldu o piç kurusu yine hayatımızdan çıkmamıştı en kötüsüyse nasıl olduysa benden şüphelenmiş saçma sapan tehditlerde bulunmuştu."
Gözlerimi kısarak şüpheyle ona baktım." Akay'ı sen mi öldürdün?"
"Saçmalama, onu öldürmedim ama bunu çok istemiştim. Çünkü hem ondan korkuyordum hem de vicdanen rahat değildim. Küçücük bir çocuğa gözümün önünde resmen zehir satmıştı. Birkaç gün sonra Akay'ın bir arkadaşı antrenmana geldi. Onları benim ihbar ettiğimi biliyordu onunla konuşmak için erken çıktım hani kolum alçılı gelmiştim ya. "Derin bir nefes alıp verdi.
"antrenmanda sakatlandım demiştim ya o yalandı o çocuk bana saldırmıştı." Dediklerini idrak ettikçe daha da kötü bir hale bürünüyordum. Kardeşim konuştukça sevdiğim adama karşı olan nefretim bir çığ gibi büyüyordu. En kötüsüyse ölmüş olan birisine hala âşık olup hem de ondan nefret ediyor olmamdı. Akel 'in evi önümüzde belirdiğinde kardeşime hiçbir şey demeden eve doğru ilerleyerek zile bastım. O sırada kapıyı hiç beklemediğim birisi açmıştı. Müge ağlamaktan şişmiş gözleriyle tam karşımda duruyordu saçlarını da yamuk bir şekilde kesmişti. " Hare özür dilerim." diyerek bana aniden sıkıca sarıldığında onu yittim.
"Ben Akel'le konuşmak için geldim," diyerek içeriye bir hışımla daldığımda, Müge ve Onur arkamdan geldi. Akay'ın üçü kız, ikisi erkek en yakın arkadaşlarından biri de Akel'in sürekli dibinden ayrılmayan kız kankası İzge de buradaydı. Diğerleri beni dik dik bakarak süzüyordu. Akel ise yere çömelmiş bir şekildeydi. Onu iyice incelerken elindekini görmemle bedenim kaskatı kesildi: Akay'ın bana hediye ettiği kolyeyi tutuyordu. Kolye benim odamda çekmecenin içindeyken onun elinde ne işi vardı?
"O kolyeyi nereden buldun sen!"
"Esin'den." diye mırıldandı.
Hislerin derinliğini ve karakterin içsel çalkantısını vurgulayarak yazmaya çalışayım:
Gözlerim sert bir bakışla Akel'e döndü. "Akay'ın bana aldığı kolyenin o kaltakta ne işi var?" Dudaklarımdan aniden dökülen bu sözlerle, delici bakışlarını üzerimde hissettim. İçimdeki öfke ve şaşkınlık birleşerek boğazımda düğümlenmişti.
"Onu bulun, Esin'i ara hemen, buraya gelsin!" Konuşmalarım iyice saçmalamıştı farkındaydım, ama durduramıyordum kendimi. Akay'ın bana hediye ettiği kolyenin Akel'in elinde olması, geçmişte beni aldattığını öğrendiğim Esin'le olan ilişkimi dehşetle yeniden hatırlattı. Kolye, benim için anlamı büyük olan bir hatıraydı ve şimdi karşımda, doğrudan yüzleşmem gereken bir gerçek olarak duruyordu.
"Sakin ol, Hare." Müge'nin elini omzumda hissettiğimde sertçe çektim, irkildim. Gerilim içinde titreyen bedenimle dengemi kaybetmek üzereydim.
"Uzak dur benden. "Nefesim kesiliyordu.
"Esin'i arayamam." Akel titreyen bir sesle konuştu. "Bu sabah kapında Esin, başında poşetle boğulmuş bir şekilde bulundu."
Bu sözlerle birlikte odadaki hava aniden ağırlaştı. Akel'in endişe dolu sesi, herkesin dikkatini daha da çekti. Bir an için donup kaldım, zihnimdeki karmaşık duygularla boğuşarak Akel'in söylediklerini sindirmeye çalıştım. Esin'in ölüm haberiyle birlikte, odanın içindeki gerilim daha da arttı.
Müge'nin eli hala omzumda titriyordu, Onur'un ise gözleri büyümüş, şaşkın bir ifadeyle bana bakıyordu. Korku ve şüphe dolu bir sessizlik doldurdu odanın içini. Dudaklarımdan öfke ve kahkahalar karışımı bir ses döküldü. "Ben burada değilim siz oradasınız, sadece hayal." dediğim sırada Onur elindeki telefonu yere birkaç saniye ona baktıktan sonra Akel'e döndüm.
"Bana hala eşek şakası yapıyorsun, buna son ver kahrolasıca herif," dişlerime bitişik olarak sürtüyordum.
Sanırım sanrılar ve gerçekler karışmıştı.
"Esin gerçekten öldürüldü, Akay da gerçekten öldürüldü. '' dedi. "Biz geride kalanlar muhtemelen yıkılmaya mahkumuz." Akel omuz silkerek devam etti. "Hem onun ölmesi umurumda değil, hem de bana berbat hissettiriyor," kendini açıklayarak öfkeden kahkahalar atmaya başladı.
''Sen her zaman onu kıskandırdın.'' diye bağırdım. Zihnimde sürekli kavgaları canlanıyordu.
''Onu öldürmek için hiçbir sebebim yoktu. O benim kardeşimdi.'' öfkeyle kükredi.
Onur, transa girmişçesine bize bakıyordu. Elindeki telefon yerle buluşmuştu. "A-Akay oo-" diye bocalayarak kapıya doğru ilerlediğinde ben de hızla arkasından gittim. Neler olabilirdi böyle?
"Sen iyi misin?" diye sorduğumda bana yanıt vermek yerine anahtar hızla çevirip döndürdü. Kapıyı açtığında yerde renkli boş sayfaları fark ettik. Onur, titreyen elleriyle bir sayfayı bana uzattı. Yazılara göz gezdirdiğimde bütün bedenim kaskatı kesilmişti.
Bu gerçek gibiydi.
Şu anda Akay'ın yanında olmak istiyordum. Onun vefatıyla geçmek bilmeyen kalbimdeki o yoğun ızdıraplı yük her geçen saniye daha da artıyordu. Tamamen boğulduğumu hissettim.
Gerçekler ve sanrılar her geçen saniye çarpışıyor, bense arada kalıp yok oluyordum. İki duvarın üzerime gelip beni tamamen ezip yok etmesi gibiydi. Sevdiğim adam, nefessiz bir şekilde toprağın altında yatarken, cansız bedeni bile rahat edemiyordu. Birisi onun ağzından bize yazılı bir kağıt göndermişti. Gerçek dışıydı her şey, belki de zihnim benimle bir oyun oynuyordu. Hiçbiri gerçek olamazdı, karabasan gibi bilinçdışı bir şeydi. Boğazımdaki düğüm, sanki iğne batırılıyormuşçasına acı veriyordu. "O ölmedi" demek istedim, ama onun cansız bedeni götürülürken bunu gören bendim. Sevdiğim adamın ölüsünü görmüştüm, boğazının kesilmiş olması yetmiyor gibi, bedeninin her tarafındaki kemikleri görmüştüm. Yerler kanlar içindeyken onun cansız, solgun bedenini gördüm, başındaki yarayı gördüm, ve tek yapabildiğim korkudan ağlamaktı. O öldürülürken, ben küvete çırılçıplak bir şekilde yatmıştım, onun yaralarını sarmaya çalışan ben. O ölürken, sadece yerde yatıyordum. Ona ellerini hiç bırakmayacağını söyleyen kadın, onu öyle gördüğünde sadece ağlamış, çığlık atmıştı. Onu öldürmesinden şüphelendiğim kişilerden biri Akel'di. Katil değilmiş gibiydi, belki de Akay ölmemişti, yine eşek şakası yapıyordu, veya zihnim benimle oyun oynuyordu. Gözyaşlarımı silip, o lanet kağıda yazanları yeniden okudum.
"Akay'ın katilinin kim olduğunu öğrenmek istiyorsunuz, ama aslında hepiniz katil olabilecek potansiyele sahipsiniz. Ben aranızdan biriyim, belki de tam yanınızda duruyorumdur. Saniyelik bir mesafe var aramızda. Belki de Hareyim, ailesinin programladığı hayatın yaptığı travmaya erkek arkadaşını öldüren Hare'yim ya da milli boşaltıcı Akel'im. Sırf babam beni Akay'ı sevdiği kadar sevmiyor diye onu öldürmüş olabilirim. Hatta annemin akıl hastanesinde yatmasından babamı sorumlu tuttu, onun oğlunu elinden almış olabilirim. Mm, belki de doyuruculardan Mügeyimdir, erkek arkadaşımdan en yakın arkadaşımı ayartmasını istemişimdir. Sonra erkek arkadaşım en yakın arkadaşıma aşık olunca da onu kıskanmışımdır, bu yüzden de öldürmüşümdür. Ama Ares olma ihtimalim de yüksek. Sözleşme imzaladığı için ünlü bir futbolcu olacağının düşünen bir zavallı, kendini daha da büyük hissetmek istemiş olabilir. Ve bir katil olarak gündemde olmak, futbolculuktan bile daha havalı gelmiş olabilir. Belki de Ayazımdır ya da İzge, belki de Birce... Şaka şaka, ben kimim söyleyeyim, ben Akay. Hepinizin hayatında bulunan o eşsiz sanatçıyım. Hepinizin o acı halini izlerken, sanat eserlerini çıkarıyorum. Sanatlarımın karşılığı bu sefer karşılık bulacak." - Akay
Elimdeki kağıt yere düştüğünde, yerden almadım. Akel bizimle oynuyordu. Çünkü Akay'dan nefret ediyordu. Bizimle hem oynayıp hem de Akay'ı öldürebilecek en iyi potansiyeldeki kişiydi. Kararmış gözlerimi Akel'e diktim. 'Sen piç kurusunun tekisin!' Dudaklarımdan dökülenler karşısında delici bakışları üzerimde hissediyordum. Ona doğru ilerleyip, pezevenk gömleği gibi olan gömleğinin yakasını sıkıca kavradım. ''Onu sen öldürdün, şimdi de bizimle oynuyorsun.' Dedim. O sırada beklemediğim bir şey yapıp elini belime koydu.