Hare
1 gün sonra
Beni konuşuyorlardı erkek arkadaşını öldüren kız diye konuşuluyordum hapishanedekiler bile benimle ilgili fısır fısır konuşuyorlardı, en alt ranzaya yattığımda o ucube kadın yine gelmişti. "Burada yer yok, git, babasının şımarık kızı," diyerek bana saldırdığında derin bir nefes aldım. Burada kalamazdım, buradan çıkmalıydım. İki kadın daha yanına geldiğinde, geriye doğru adım attım. "Lütfen, bırakın beni rahat bırakın," diye yalvardım. Korkudan titriyordum, hayatımda ilk defa hapishanede bulunuyordum. Yalvarmamı keyifle izliyormuş gibi üst dudağı kıvrıldı. "En çok neyden nefret ederim biliyor musun?" Korkutucu bir kıkırdama yükseldi. Aniden saçımı kavradığında bağırmaya başladım, ama kimse yardıma gelmiyordu. "Kendini bir şey sananlardan nefret ederim. Senin babanın yanında çalışıyordum, o piç, kendime para sızdırıyormuşum gibi beni kovdu. Şimdi ne garip ki, kızı burada, benim yanımda," diye fısıldadı, saçımı çekiştirerek. Acı içinde inledim. "Sorun benimle değil, babamla," fısıldadım. Babam, onu işten kovduğu için neden bana düşman olmuştu ki? Ben burada olmamalıydım. Ben Akay'ı öldürmemiştim, onu seviyordum. Bu kadınlar beni burada öldürebilirdi. "Bırak saçımı!" diye bağırdım, ama o sadece beni yere doğru çekiştirerek devam etti.
"O piç, baban, senin buradan çıkmanı istese bile, sen asla buradan çıkamayacaksın, duydun mu beni!?" Saçımı çekiştirmeye devam ederken, bacağına sert bir tekme geçirdim. Diğerleri buna aldırış etmediler. Benden korkuyordum, ama eziyetlerine boyun eğmeyecektim. Bacağıma sert bir tekme indirdiğinde, yere yığıldım. Onun kahkaları arttığında, sürünerek ilerlemeye çalıştım. Ama pislik ayağıyla saçlarımı ezdi.
İçeri giren bir erkek gardiyan, beni kaldırıp götürdü. Onun yüzünü görünce, kurtuluşun işareti olduğunu hissettim. Onları azarlayıp beni sürükleyerek dışarı çıkardı.
Derin bir nefes aldı, "Avukatın geldi Hare," dedi ciddi bir sesle. Babamın arkadaşı Cihan'ın oğlu Emre'ydi. Aramızda sadece üç yaş vardı, beş yaşından beri arkadaştık. Yazlıklarımız yan yana olduğu için yaz tatillerinde hep oyunlar oynardık. Ama dört sene önce aramıza soğukluk girmişti. Sebebi, Emre'nin bana ilanı aşk ilan etmesiydi. "Emre, suçsuzluğum kanıtlandı mı?" diye sorduğumda, Emre'nin yüzü gerildiğini hissettim.
"Hare, beni tanımadığını belli etme. Diğer gardiyanlar buraya bakıyor. Şu an tek yapman gereken avukatınla konuşmak," dedi. Derin bir nefes aldı. "Bileklerine kelepçe takmam gerekiyor." Nefesimi dışarıya üfledim. Ben bir suçlu değildim, Akay'ı öldürmemiştim. Onun katili dolaşırken, ben burada ne yapabilirdim ki? Sessizce yürüdükten sonra, avukatın karşısına oturduğumuzda, kelepçeleri çıkardı. Emre, beni tanımıyormuş gibi davranıyordu. Karşı sandalyede oturan kişiye baktığımda, babamın ilk defa bir boşanma davası aldığını gördüm. Sandalyeyi çekip tam karşısına oturduğumda, babam gözlerimin içine özlem dolu bir bakışla baktı. "Hare, işimize yarayacak bir ipucu buldum. Telefonunun incelenmesini tekrar talep ettim, ama kabul etmediler. Telefonun sistemine gizlice girdik. Özel mesajlarını gördüm, özellikle de Akay'la olan mesajlarını." Tek kaşını havaya kaldırdı. "Cinsellik konuşmalarından dolayı sana çok öfkeliyim, ama Hare, telefonun incelendiğinde, senin Akay'ın telefonundan arandığını gördüm. Arama kayıtlarının dinlenmesini talep ettim, birkaç gün içinde aklandın." Boğazımda bir yumru oluştu.
"Baba, lütfen, acele et. Ben daha fazla burada kalamam, ölürüm," dedim.
"Hare, çabalıyorum suçsuzluğunu kanıtlamak için. O piç kurusu Akay, bildiğin gibi hayatımızı altüst etti," sesi titriyordu. "Akay'ın telefonunun da incelenmesini talep ettim, ama telefondan bir şey çıkmadı. Bende, tanıdığım iyi bir hackera hesabını hackletim." Nefesi kesiliyordu. "Hare, sen hiç Akay'la seviştin mi?"
Sorusuyla kaskatı kesildim. Başımı hayır anlamında salladım ama bu yalandı. Akay'la yüzeysel bir ilişkimiz olmuştu. İleri gitmemiştik, ama babama bunu anlatamazdım. Tedirginliğim her saniye artıyordu. "Aslında bütün suç bendeydi. Eğer anneni dinleyip çok üzerine gitmeseydim, ilişkinizi onaylamasam bile sana tepki yapmasaydım, belki de aramızda daha güçlü bir baba-kız bağı olabilirdi. Ben hep size baskı yaptım, keşke daha önce sizi anlamaya çalışsaydım," dedi yoğun bir pişmanlıkla.
Babam '' benden sonra terapist gelecek. Hatırlamaya çalış, her çaban kurtuluşun için bir adım olacak," dediğinde göz yaşlarım yanaklarıma akıyordu. Derin bir nefes aldım. Birden, bir gardiyan gelip kelepçeleri tekrar taktığında, korku içinde titremeye başladım. Oraya bir daha gitmek istemiyordum, kadınlar bana zarar verebilirdi.
Korkuyordum.
Çaresizdim.
Bitkindim.
Ölmek isterken bile, ölümden korkuyordum.
Babamın yanında Akay belirdiğinde, derin bir nefes alıp vermeye başladım. Beni suçluyordu, gözlerime baktığında. "Sen katilsin!" diye bağırıyordu, içimde korkuyla çığlık atıyordu. "Hare, sakin ol," babam bana sarıldığında, hala onu duyuyordum. Katil olduğumu iddia ediyordu, içimde korku ve çaresizlik yankılanıyordu. "Ben masumum, seni ben öldürmedim," diye fısıldadığımda, dudaklarımdan çıkanlar umursamaz gibiydi. Acı çekiyordu, ağzından akan kanlar bedenimde hissediliyordu.
"Akay, lütfen, inan bana," dediğimde, onun umurunda değildi gibi görünüyordu. "Beni öldürme," diye fısıldadığında, birden yok oldu. Karşımda sadece babam vardı.
"Onu gördün, değil mi?" korkuyla sorduğumda, babam bana endişeyle bakıyordu.
"Hare sen iyi değilsin terapistinle görüşmeliyiz."
***
Akel
Krepleri tabağa koyduğumda, Bora çekinircesine krep tabağına bakmaya devam ediyordu. "Ben bunu sana yaptım." dediğimde Bora'nın gözlerinde bir parıltı oluştu. Tezgahtan iki kupa bardak alıp içine çilek tozunu döktüm ve buz dolabından süt çıkarıp kupaya doldurdum. "Çilekli süt iç, kuru kuruya yeme." diyerek kupaları tabağın yanına koyduğumda Bora, direkt tabağından krebini alıp iştahla yemeye başladı. O sırada anahtarın sesini duyduğumda, Bora'ya biraz bekle deyip kapıya doğru ilerledim. Ares yarı açık yarı kapalı gözlerle içeri girdiğinde bıkkınlıkla nefes verdim.
"Yedek anahtarın hâlâ sende olduğunu bilmiyordum." diyerek ona ters bir bakış attığımda, Ares'in yüzünde bir gülümseme belirdi.
"Youtube hesabımdan şaka videosunu sildim, kardeşimi kaybetmekten daha iyidir. Bende ki değerini anla." dedi yere bakarak. "Haklıydın, yaptığımız şaka gerçekten iğrençti, hatta ben hesabımı bazen kapatmayı düşünüyorum." diye açıklama yaptığında, aniden Bora'nın sesini duydum. Tam yanımda durup bacağıma sarıldığında, Ares'in yarım yamalak açık olan gözleri şaşkınlıktan yerinden çıkarcasına açıldı. Gözlerini ovuşturup ben ve Bora'ya bakmayı sürdürdü ve bakışları itici bir tarzda Bora'ya sabitlendi.
"Bu da ne? Ben çok içtim galiba." diyerek bize doğru ilerlediğinde, Bora bakışlarından korkmuşçasına bacaklarımı daha da fazla sıkıyordu. "Akel, ben kendimde değilim sanırım. Burada garip bir çocuk yok değil mi?" diye sormaya devam ettiğinde, sac diplerime kadar uyuştum.
"Burada garip bir çocuk yok, buradaki tek garip sensin. Burada tatlı küçük bir çocuk var ve bir süre benim yanımda kalacak! Şimdi o itici bakışlarını onun üzerinden çekip defol Ares, yoksa gerçekten kötü olur!" diye bağırdım. Bora bacaklarımı bırakıp aniden kanepenin üzerindeki kırlenti alıp yastığı yüzüne bastırarak ağlamaya başladığında, Ares şok olmuşçasına bana bakıyordu. Ares'in Bora'yı aşağılamasına izin vermeyecektim. "Defol git Ares!" diye bağırdığım sırada, Bora yastığı ona doğru fırlattı. "Sen Spiderman'e benziyorsun." diyerek Ares'e bakmaya başladığında, Ares'in yüzüne bir tebessüm yayıldı.
"Yok, Spiderman'e benzemiyorum. Benim onla alakam yok, ben daha çok Green Goblin'e falan benziyorumdur." dedi neşeli bir sesle. Bora ise aniden kıkır kıkır gülmeye başladığında, istemsizce ben de güldüm. Çekinik durması yerine mutlu olarak onu görmesi hoşuma gidiyordu. "Ufaklık, burada Spiderman'e benzeyen birisi varsa o da sensin." diyerek Bora'ya doğru ilerlemesiyle yüzünde garip bir ifade oluştu. "Akel, küçük misafirinin boynundaki de ne böyle?" Dudaklarından şaşkınlık nidası yükseldiğinde, panikle Bora'ya doğru ilerledim. Bora boynunu elleriyle kapatığında, elini oradan çekip boynundaki morluğa baktım. Bora korkudan titremeye başladığında, güçlükle yutkundum. Aklıma üvey babamın bedenimi giysilerin üzerinden ellediği geldiğinde, parçaları birleştirdim. Bora tacize uğramıştı. Bu morluklar dayak morlukları gibi değildi. Sakin kalmaya çalışarak şefkatli olmasına özen gösterdiğim bir sesle "Bora, birisi sana zarar mı veriyor?" diye sorduğumda, Bora'nın gözlerinde garip bir ifade oluştu. "Bora, sana kimin zarar verdiğini söyle, ben seni ondan korurum." dediğimde, Bora gözlerini kırpıştırıyordu. "Baban birinin sana zarar verdiğini fark ediyor muydu?" diye sorduğumda, Bora başını olumsuz anlamda salladı. Ares onunla boyunu benim gibi eşitledi.
"İsmin Bora demek ki, ufaklık. Ben de Ares, herkesin kötü olarak adlandırdığı ama vicdanı olan kişiyim, ufaklık. Bizden sana zarar gelmez." Diyerek cebinden hobby çikolata çıkardığında, Bora elinden çekip aldı.
"Bora, birisi sana zarar veriyorsa bunu bizimle paylaş, lütfen." diye mırıldandığında, Ares aklıma gelen fikrike tebessüm ettim. Salondan çıkıp odama doğru ilerledim. Masamın üzerindeki defteri ve kalem kutumu alıp salona doğru ilerlediğimde, ikisinin sohbet ettiğini gördüm. Ares, gözüme girmek için kendisini bana Bora'yla anlaşıyor gibi gösteriyordu. Bora'ya kimin zarar verdiğini öğrenip cezasını vermeye kararlıydım ve çocukların duygularını aktarma dilinin resimler çizmek olduğunu iyi biliyordum. "Bora, ben çizim yapmayı çok severim, bana eşlik eder misin? Hem krebimizi yiyip çilekli sütümüzü içeriz, hem de beraber çizim yaparız." dedim.
Bora, parmağıyla Ares'i işaret etti. "O da bizimle çizim yapacak mı?"
"O, çok yorgun şimdi, onun için uyku saati." dediğimde, Ares'in tak kaşı havaya kalktı.
"Aslında, çok uykum yok, size eşlik etmek isterim, küçük bey." dediğinde, Ares şaşkınca ona bakıyordum. Uçumuz mutfağa gidip, sandalyelere oturduk ve defterden kağıtlar koparıp çizim yapmaya başladık. Ares, her ne kadar ön yargılı birisi olsa da, Bora'ya karşı ön yargılarını kırıyor gibiydi. Bora, aniden çilekli sütü Ares'in üzerine döktüğünde, Ares nefesini dışarı üfledi. "Bu da benim intikamım çünkü başta bana kötü baktın." Yavaşça Ares'e bunu neden yaptığını açıkladığında, Ares tepki vermek yerine gülümsedi.
"İyi yaptın, ne güzel çilek kokuyorum. Bu arada, sen kaç yaşındasın Bora?" diye sorduğunda, Bora yedi parmağını kaldırdı. Sandalyeden kalkıp lavaboya doğru ilerlediğimde, Bora da peşimden geldi ve kahkaha atmaya başladı. "Akel'in gazı gelmiş." diye bağırarak gülmeye başladığında, Ares bize doğru gelip, o da ona eşlik etti.
"Sevdim seni çocuk, iyi anlaşacağız gibi." dedi Ares. "Hem de Akel, gaz yapmayı bırak, ne gaz kokutur bir bilsen. Boracığım, ah bu Akel var ya, burnumun direğini hep sızlatır." Gözlerimi devirdim. Ben toplum içinde öyle bir şey yapmazdım, bunu Ares yapardı. Bora'nın bakışlarıysa, eğlendiğini belli edercesine bizim üzerimizde geziniyordu.
***
Üçü birlikte çizim yapmaya devam ediyorlardı. Ares, bir canavar tasarlıyordu; uzun pençeleri ve parlak gözleriyle korkutucu bir görünüme sahipti. Bora ise bir prenses çiziyordu; uzun saçları ve gülümseyen yüzüyle masum bir görünüme sahipti. Akel ise bir şehir manzarası çiziyordu; yüksek binalar ve rengarenk ışıklarla dolu bir şehir hayal ediyordu. Çizim yaparken sohbet ediyor, birbirlerinin fikirlerine saygı gösteriyorlardı. Aralarında bir bağ oluşmuştu ve bu bağ her geçen dakika daha da güçleniyordu.
Ertesi gün, Akel ve Ares, Bora'yı alıp keyifli bir gün geçirmek için hazırlıklara başladılar. Akel, bir piknik için gerekli malzemeleri hazırlarken, Ares ve Bora oyunlar oynayarak zamanlarını geçiriyorlardı.
Hazırlıklar tamamlandığında, üçü de heyecanla dışarı çıktılar. Güneşli bir günün tadını çıkarmak için parka doğru yola koyuldular. Parkta, yeşillikler arasında bir piknik alanı buldular ve buraya oturup kahvaltılarını yaptılar. Bora'nın yüzünde, özgürlüğün ve mutluluğun verdiği bir gülümseme vardı.
"Ares, seninle futbol oynayabilir miyiz?" diye sordu Bora heyecanla.
Ares, gülümseyerek başını salladı. "Tabii ki, küçük dostum! Birlikte futbol oynamak çok eğlenceli olacak."
Üçü de futbol topunu alıp çimenlerin üzerine çıktılar. Bora, kalecilik yapmayı tercih ederken, Akel ve Ares aralarında topu paylaşıyorlardı. Neşeli bir rekabetin içine girerek topu kontrol etmeye çalışıyorlar ve zaman zaman birbirlerine şakalar yapıyorlardı.
Futbol oynamaktan yorulan üçlü, parkta gezintiye çıktılar. Kuşların cıvıltısını dinleyerek, çiçeklerin arasında dolaşarak keyifli bir zaman geçirdiler. Bora, etraftaki doğal güzelliklere hayranlıkla bakarken, Akel ve Ares onun neşesine ortak oluyorlardı.
Öğle yemeği için parkın içinde bulunan bir kafeteryaya gittiler. Birlikte lezzetli sandviçler ve soğuk içecekler sipariş ettiler. Masada otururken, birbirleriyle sohbet ediyor ve gülmeye devam ediyorlardı. Aralarındaki samimiyet, her geçen dakika daha da artıyordu.
Gün batımına yakın, parktan ayrıldılar ve eve doğru yola çıktılar. Yorgun ama mutlu bir şekilde evlerine vardıklarında, Akel gülerek Bora'ya dönüp sordu: "Bugün eğlendin mi, Bora?"
Bora'nın yüzündeki gülümseme, onun cevabını veriyordu. "Evet, abi. Bugün çok eğlendim. Sizinle olmak harika" dedi. Biraz oyun oynadıktan sonra Ares evine gideceğini söyleyip evden çıkmıştı ama gittiği yer evi değildi.
Müge
İçimdeki nefreten nasıl kurtulurdum bilmiyorum... Bildiğim sadece tek bir şey var bu nefret ya bana zarar verecek yada ona. Ondan her zaman arkadaş gibi gözüksem de nefret ediyordum. Nereye karşı içimde güçlü bir nefret vardı ve bunun hiçbir zaman geçmeyeceğini biliyordum. O benim her zaman yaşamak istediğim bir hayata sahipti. Onun yerinde olmayı her zaman istemiştim o görkemli hayatı hak ederken bana layık görülen Hare'nin giymediği eskileriydi, ailesi bir hayır kurumuna vermek yerine onun eski olan her şeyini bana verirdi çünkü annem ve ben acınası baldaydık babamda zaten keşti eve doğru düzgün geldiği bile yoktu. Hare ise ne keş bir babaya ne alkolik bir anneye ne de hiç bitmek bilmeyen fakirliğe sahipti o sadece mutluluğa sahipti. Hare'nin yerinde olmak istemem beni kötü birisi mi yapardı ? Akay ile sevgiliydim Hare'den nefret ettiğim için Akay ile sadece Hare'ye bir oyun oynayacaktık sonra onu kendine aşık edip duyguları olmayacağını söyleyecekti Akay ama o bunu yapmak yerine Hare'ye kapılmıştı en kötü kısmıysa ben onu severken o Hare'yi seviyordu ölürken bile Hare'ye olan sevgisiyle öldüğüne yemin bile edebilirdim. Duygusal olarak saçma sapan davranmada nirvanadaydım. Bebeği Akay'a söylediğim de bana hiç inanmamıştı düşür dedi aldır dedi ben Hare'ye aşığım , baba olmaya hiç hazır değilim dedi sürekli bahaneler sığdırdı. Bebeğin babası o değildi herkese yalan söylüyordum cinsel saldırıya uğradığım doğruydu ama komodine parayı bırakıp gittiği yalandı gitmemişti beni videoya çektiği için hala aramızda bir şeyler yaşanıyordu. Birilerine hâlâ Dağhan'ın şaşkınlıklarını anlatmaktan utandım. Bebeğimin babası bana saldıran adamdı ve yaz kaçamağından oluşmuyordu. Beni onunla Akay tanıştırmıştı sevdiğim adam hayatımı beceren adam oluyordu.
***
İçimdeki nefreten nasıl kurtulurdum bilmiyorum... Bildiğim sadece tek bir şey var bu nefret ya bana zarar verecek yada ona. Ondan her zaman arkadaş gibi gözüksem de nefret ediyordum. Nereye karşı içimde güçlü bir nefret vardı ve bunun hiçbir zaman geçmeyeceğini biliyordum. O benim her zaman yaşamak istediğim bir hayata sahipti. Onun yerinde olmayı her zaman istemiştim o görkemli hayatı hak ederken bana layık görülen Hare'nin giymediği eskileriydi, ailesi bir hayır kurumuna vermek yerine onun eski olan her şeyini bana verirdi çünkü annem ve ben acınası baldaydık babamda zaten keşti eve doğru düzgün geldiği bile yoktu. Hare ise ne keş bir babaya ne alkolik bir anneye ne de hiç bitmek bilmeyen fakirliğe sahipti o sadece mutluluğa sahipti. Hare'nin yerinde olmak istemem beni kötü birisi mi yapardı ? Akay ile sevgiliydim Hare'den nefret ettiğim için Akay ile sadece Hare'ye bir oyun oynayacaktık sonra onu kendine aşık edip duyguları olmayacağını söyleyecekti Akay ama o bunu yapmak yerine Hare'ye kapılmıştı en kötü kısmıysa ben onu severken o Hare'yi seviyordu ölürken bile Hare'ye olan sevgisiyle öldüğüne yemin bile edebilirdim. Duygusal olarak saçma sapan davranmada nirvanadaydım.
Bebeği Akay'a söylediğim de bana hiç inanmamıştı düşür dedi aldır dedi ben Hare'ye aşığım , baba olmaya hiç hazır değilim dedi sürekli bahaneler sığdırdı. Bebeğin babası o değildi herkese yalan söylüyordum cinsel saldırıya uğradığım doğruydu ama komodine parayı bırakıp gittiği yalandı gitmemişti beni videoya çektiği için hala aramızda bir şeyler yaşanıyordu. Birilerine hâlâ Dağhan'ın şaşkınlıklarını anlatmaktan utandım. Bebeğimin babası bana saldıran adamdı ve yaz kaçamağından oluşmuyordu. Beni onunla Akay tanıştırmıştı sevdiğim adam hayatımı beceren adam oluyordu. İkisinin arasında ne bağ olduğunu bilmiyordum. Tek bildiğim, ikisinin de pislik olduğuydu. Dağhan'ın bana saldırdığı o korkunç gece, sırılsıklam sarhoş olmuştum. İlk başta sadece bir saldırıya maruz kalmıştım ama hayat, bana bir kez değil, iki kez darbe indirmişti. Dağhan, odada hayatımı mahvettikten sonra, dışarı çıkıp bana saldırdığını Akay'a anlatmıştım. Ama Akay'ın tek söylediği, "Müge, ağlama. Üzgünüm ama hapisten kurtulmam için bu şartı o seni gözüne kestirmiş oldu" olmuştu. Akay bir suç işlemişti ve ceza almamak için beni, bir iş adamının sapkın oğluna bir eşya gibi sunmuştu.
Dağhan o kadar tuhaf biriydi ki, beni bir an olsun rahat bırakmıyordu. Başkalarıyla birlikte olmama rağmen, beni takip etmeyi sürdürüyordu. Onur, Hare'nin tutuklandığını söylediğinde, içimde biraz vicdan sesi yankılandı. Sürekli olarak zihnimde Hare'nin Göksu ailesinden bahseden sesi duyuyordum. Belki de Dağhan'ın ağzından Akay'ın ölümüyle ilgili bir şeyler öğrenebilir ve Hare'ye yardım edebilirdim. Sonuçta, ona borçluydum ve annemin işe geri dönmesi gerekiyordu.
Yavaş adımlarla Dağhan'la buluştuğumuz villanın kapısını çaldığımda, kapıyı açan sarışın, çimen yeşili gözlü bir kızla karşılaştım. Üzerinde ne olduğunu görünce, güçlükle yutkundum. "Kimsiniz?" diye direkt sorduğunda, ben kaskatı kesildim.
"Dağhan ile görüşmem gerekiyor." diye mırıldandığımda kızın kaşları çatıldı. "Dağhan'ın eskilerinden biriysen geri bas daha fazla kendime boynuzlu dedirtme niyetim yok seni basit kaltak!" Şoka girmiştim bu kız kim olduğunu sanıyordu.
"Sensin kaltak, kızım sen Dağhan'ın yatağına girince egolandıysan söyleyeyim Dağhan kimseyi sevmez seni kullanıyor sadece. Ona Müge geldi de Dağhan'la konuşmam gerekiyor çok acil." dedim.
Kız yüzük parmağını gösterdi. "Ben onun 6 senedir sevgilisiyim aynı zamanda iki senedir de nişanlısıyım kimin kullanıldığını karıştırma ." dediğinde kendimi bir tuvalet gibi hissettim bu lafların altında kalmamalıydım. Ona acırcasına baktım gözlerinden belliydi Dağhan'ın aşkından zehirlenmiş olduğu Dağhan yanında durduğunda kızın kulağına eğilip onu gönderip bahçeye çıktı.
"Beni aramadan bir daha buraya gelme " dedi otoriter bir sesle. Kaşlarım çatılıyordu. " Babamda buraya beni ziyarete gelmiş olabilirdi" diye devam etti.
"Nişanlandığını veya ciddi bir ilişkin olduğunu bilmiyordum." dedim tehditkar bir sesle. "Nişanlının sana olan aşkından gözü kör olmuş belli ama ben o gözleri açmayı iyi bilirim Dağhan."
"Sen onun gözlerini açmada şimdi git bu gece geri gel bana bacaklarını tamamen aç."dedi haz dolu bir sesle.
Onu her gördüğümde midemin yerinden çıkacağını hissediyordum. Hayatımın içine sıçan adamın gözlerinin içine baktığımda hiçbir pişmanlık kırıntısı barınmıyordu onu öldürmek istiyordum bana yaptıklarının bedelini ödemesini istiyordum. Onun o pislik gibi durmayan yüzüne iyice baktım onu dışarıda gören bir kızın vereceği en büyük tepki "Oha çocuk taş "olurdu sonrasındaysa bir hoşlanma evresi başlardı geçen yaz Akay onunla bizi tanıştırdığında benim de verdiğim tepki bu olmuştu. Dağhan uzun gür kirpiklerini kırpıştırarak beni izliyordu.
"Dalgın gibisin," dedi, ellerini gür siyah saçlarının arasından geçirerek. Zengindi, gösterişliydi, kusursuz bir yüzü vardı, farklı bir aurasıyla her anlamda bir kadını etkisi altına alabilecek bir etkiye sahipti.
"Seninle bir konu hakkında konuşmak istiyorum," dedim, nereden başlamam gerektiğini bilmiyordum. Gözlerimin içine derinlemesine baktığında, bana yaptığı zorbalıklar gözümün önünden geçti.
"Müge, ne sormak istiyorsan sor," dedi, boğuk bir sesle konuşmaya devam ettiğinde bedenim stresten fazlasıyla gerilmişti. Ona dair olan bütün anılar aklıma geldiğinde, baygınlık geçirmeme ramak kalmıştı.
"Akay'ın ölümüyle ilgili senin bir şeyler bildiğini düşünüyorum," direk konuya giriş yaptığımda dudağının kenarı hafifçe kıvrılmıştı. "Dağhan, Akay'ın öldürüldüğünü biliyor olmalısın," diyerek konuşmaya devam ettim. Dağhan'ın bakışları bütün bedenimde baştan aşağı dolaşmaya başladığında güçlükle yutkundum. "Kilo almışsın," dediğinde şaşkınca ona baktım. Sesimin ondan çekindiğini belli etmemek için boğazımı temizledim.
"Dağhan, Akay'ın ölümüyle ilgin ne? Merak ediyorum sadece," dedim, ardından dudaklarımı büzdüm. "Aklımda çok fazla boş soru var, eğer onları cevaplarsan, bu gece tekrar senin olurum," dedim, Hare için o şerefsiz bunu demek yerine ölmeyi yeğlerdim, ama işte komple kapana kısılmıştım.
"Akay'ın ölümüyle bir alakam yok," dedi umursamaz bir ses tonuyla. Onun bir işler çevirdiğini biliyordum, şüpheli gözlerle onu süzdüğümde yüzünde bir huzursuzluk oluşmuştu. "Müge, şu dik bakışlara son ver. Akay'ın ölümüyle hiçbir alakam yok, tek alakam olan şey sensin," diyerek yüzünü avucumun içine aldığında korkudan çarpan kalbime mide bulantısı eşlik ediyordu.
Gerginlikle yanağımın içini ısırdım. "Keşke benimle hiç alakan olmasaydı," dedim.
Göz bebekleri kocaman olmuştu. "Sen beni sevsen, seni buna hiç zorlamak zorunda kalmazdım," dedi gür bir sesle. Dağhan'ın yüzünde cüretkâr bir gülümseme belirdi ve parmağı ile dudaklarıma dokundu. "Annenin işten atıldığını öğrendim, babansa yine dışarıda sızıp kalmış," diye fısıldadı. Gözleri fesat bakmaya başlamıştı. "Paraya ihtiyacın olmalı."
Bakışlarımı ondan kaçırdım. Aniden Dağhan elimi sardı ve hiç duraksamadan dudaklarıma götürdü. Midemin büzüştüğünü hissettim, bunu ona belli etmemeye çalıştım.
"Gitsem iyi olur," diye mırıldandım.
"Senden özür dilemem gerekiyor," dedi. "Müge, ben gerçekten senden çok hoşlanıyorum ama sen beni istemediğinde, ne bileyim, öfkeleniyorum ve bu beni yanlış şeylere yöneltiyor, sonra da pişmanlık duyuyorum, ama bunlar tekrarlanıyor," duraksadı. "Beni affet olur mu? Sadece sana olan duygularım, yanlış şeyler yapmama sebep oluyor," dedi, resmen ruhumu öldürdükten sonra bunun için onu affetmemi istiyordu.
Dizlerimin bağı çözülüyordu. "Bu sevgi değil, bu sadece takıntı. Sevginin veya hoşlantının arkasına sığınma. Ben şu an gidiyorum ve sen de nişanlın olacak kıza da aynı şeyi yapma."
"Onu sevmiyorum, sadece babam buna zorluyor. Müge, ben seni çok seviyorum, özür dilerim," dedi. "Paraya ihtiyacın olduğunu duydum, Müge. Bu gece lütfen gel, ben de eşyalarımı toplayacağım, benim iki gün sonra düğünüm var. Düğünden önce kaçabiliriz, ben hikayemin seninle bitmesini istiyorum."
Piç kurusunun dedikleriyle yüzümü buruşturdum, bu gece buraya gelecektim ama ona her şeyi itiraf ettirip öldürmek için gelecektim. Bana yaptıklarının bedelini gerçekten ödemesini istiyordum, başka bir kızın onun yüzünden yanmasını istemiyordum.
***
Hare'ye yardım etmeye karar vermemiştim, ama eğer Dağhan, sevdiğim adamın ölümüyle ilgiliyse, o piçin hapse girmesi gerekiyordu. Dağhan kapıyı açtığında, onun yüzüne bakmadan ceketimin cebindeki şırıngayla içeri girdim. İlk önce onu uyuşturmalıydım, ardından tüm itiraflarını almalıydım. Akay'ın ölümünden başlayıp, bana saldırdığı zamanlara kadar her şeyi öğrenmeliydim.
Dağhan bana doğru yaklaştığında, geriye doğru adım attım, içimde bir ürperti hissediyordum. Cebine elini attı ve o meşhur kutuyu çıkardığında, ona karşı duyduğum öfkeyi dizginlemek zorundaydım.
"Müge, ben başka biriyle evlenmek istemiyorum. Ben sadece seninle evlenmek istiyorum. Müge Yıldız, benimle evlenir misin? Romantik olmayabilirim, ama samimiyim," dedi Dağhan. "Müge, seni incitmeyeceğim artık."
Gırtlağımdan öfke dolu bir kahkaha çıktı. "Sen ve incitmemek, pek komik," dedim alaycı bir sesle. "Evet, seninle evlenmek istiyorum, ama önce romantik bir akşam yemeği gerekecek."
Onunla dalga geçtiğimi anlayarak kaşlarını kaldırdı. "Ben tek yapmam, seninle yaparım," dedi, yanağıma buse kondurarak. Midem bulanmıştı, bu adamın dokunuşuyla içimi kaldıramıyordum.
"Seni sevmeyi istediğimi düşündüğünü sanıyorsun, değil mi?" diye sordum alaycı bir sesle, içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak. "Seninle evlenmeyeceğim Dağhan, seninle evlenemem."
O, Akay'ın ölümünden bahsettiğinde, içimde bir sıcaklık hissettim. "Evet, üzüldüm. Akay, bana en iyileri getirirdi. Ama o içtiklerim, beni bağımlı hale getirdi. Onları içmezsem titreme krizlerim artar," dedi, sesi bıkkınlıkla doluydu.
"Bir bağımlı ve bir tecavüzcüsün," dedim sert bir şekilde, dudaklarım titriyordu. "Seni sevmek istemiyorum Dağhan, seni nefret ediyorum. Sen, ruhumu öldüren birisin."
Başını bana yaklaştırdığında, ona olan nefretimden güç alarak, şırıngayı boynuna sapladım. Acıyla inledi, ama hala bana karşı öfkesi dinmemişti. Yüzüme sert bir tokat attı, bedenim yerle buluştu.
Beni tekmelerken, acıyla inledim. Saçımı sıkıca kavradığında, çaresizce yalvarışlar döküldü dudaklarımdan. Ama o, kendi deliliğine dalmıştı, ölümü bile bana ait olmaktan daha iyi geliyordu.
"Seni sevmek istemediğini biliyorum Müge," dedi hırıltılı bir sesle. "Öyleyse öl."
Boğazıma yapıştığında, kendimi ölümün kollarına bıraktım. Ama o an, tanıdık bir ses duydum. O, Ares'in sesiydi. Boynumdaki eller gevşedi ve beni yere bıraktı. Başımı kaldırdığımda, kahramanım Ares'in olduğunu gördüm. "Ares, korkuyorum," diye mırıldandım.
O, beni kucakladı ve sessizce dışarı çıkardı. "Müge, senin iyi olman önemli," dedi, sesi sakinleştiriciydi.
Polis sirenleri yaklaşıyordu, ama ben, Ares'in güvenli kollarında, kendimi daha güvende hissediyordum.
Ares
Müge'nin evine geldiğimizde, sessizlik etrafımızı sarmıştı. Gözlerimiz birbirimize sabitlenmişti, sanki o anın getirdiği elektrikle doluyduk. Onun gözlerinde kararlılık ve endişe arasında bir çelişki vardı, benimkilerse ona olan derin duygularımı yansıtıyordu. Yavaşça adımlarımızı takip ederek içeri girdik. Ev, sessizliğin içinde bize samimi bir sığınak gibi hissettirdi. Müge, yüzünde beliren hafif bir gülümsemeyle bana dönüp baktı. Gözlerimiz birbirimize dolandığında, içimizdeki duyguların yoğunluğu havada asılı kaldı. Yaklaştıkça nefeslerimiz birbirini hissetmeye başladı. Ellerimiz yavaşça birbirine doğru uzandı, sanki bu anı sonsuza kadar dondurmak istiyorduk. Parmaklarımızın teması, içimizdeki duygusal fırtınayı daha da körükledi. Müge'nin yumuşak dokunuşu, içimdeki her hücreyi titreten bir enerji yaydı.Gözlerimiz bir an için kaçtı, sonra tekrar buluştu. Bu kez, aramızdaki mesafe kayboldu ve dudaklarımız kavuştu. İlk öpüşme, içimizde yıllardır saklanan duyguların serbest bırakılması gibiydi. Dudaklarımızın teması, sıcaklık ve tutkuyla dolu bir özlemi dile getiriyordu. Ellerimiz birbirimizin bedenlerini keşfederken, zamanın durduğunu hissettik. Müge'nin teni, benim için bir cennet gibi hissettirdi. Her dokunuşu, içimde bir yangın yarattı ve her öpücüğü, daha da derin bir aşkın ortaya çıkmasını sağladı. Müge'nin teni, ellerimde bir yangın başlattı, adeta beni yaktı. Dudaklarımızın birbirine teması, bir volkan gibi patladı, içimizdeki tutkuyu serbest bırakarak yanardağın alevlerini yükseltti. Zaman, bize sunduğu bu anı dondurdu ve her bir dokunuşumuz, içimizdeki duygusal fırtınayı daha da körükledi. Birlikteydik, bir bütün olarak. Birbirimize ait olan bedenlerimiz, tutkulu bir dansın başlangıcını işaret ediyordu. Müge'nin teni, benim için bir cennet gibiydi, ona dokundukça kaybolmak istedim. Her temasında, içimde bir coşku uyandırdı, bir arzunun fırtınasını başlattı.Müge'nin teni, ellerimde bir yangın başlattı, adeta beni yaktı. Dudaklarımızın birbirine teması, bir volkan gibi patladı, içimizdeki tutkuyu serbest bırakarak yanardağın alevlerini yükseltti. Zaman, bize sunduğu bu anı dondurdu ve her bir dokunuşumuz, içimizdeki duygusal fırtınayı daha da körükledi.Ellerim, Müge'nin vücudunu keşfederken, her ince detayı hissettim. Teninin yumuşaklığı, içimdeki ateşi daha da alevlendirdi. Dudaklarımız birbirine kenetlendiğinde, dudaklarının tadını almak için açlığımı gidermeye kararlıydım. Müge'nin nefesi, beni baştan çıkardı. O nefes alışverişi, içimdeki tutkunun bir yansıması gibiydi. Her bir öpücük, aramızdaki bağı daha da güçlendirdi ve bedenlerimiz birleştiğinde, zamanın durduğunu hissettik. Bana iyi gelen tek şey Mügeydi. Bu an, benim için özeldi. Bedenlerimiz, birbirimize ait olduğumuzu haykırıyordu. Müge'nin teninde kaybolmak, içimdeki tüm duyguları serbest bırakmamı sağladı. Ve o gece, içimizdeki tutkunun coşkusuyla, birbirimize olan aşkımızı sonsuza kadar ilan ettik.
ArMüg destekliyir musunuz ?