Hare
"Sana doyması çok zor. '' Ben ne yaptığımın farkında değildim. Bu gidişle yanlış kararlar alma kraliçesi falan olabilirdim. Çınar kapımın önüne gelmişti ve ben onu ailemden gizli onlar uyurken eve sokmuştum. Çınar hafifçe boğazımı sıkıp beni öptüğünde ona karşı olan bütün duvarlarımı yıkmaya başlamıştı. Onun bana yüklediği fazla hazdan bitkin düşüyordum ilerisi için kendime engel olmaya çalışıyordum ilerisinin evlendiğimde gerçekten sevdiğim biriyle olmasını istiyordum.
Ah kahretsin ! O beni öptükçe fazla hazdan bayılacak gibiymişcesine başım dönüyordu. Onu çok tanımıyordum ama duygularımın üzerinde büyük bir hakimiyeti vardı. Öpüşmeye bu kadar bağlanmam normal miydi ? Onunla öpüşmek bana çok başka geliyordu dudaklarını hissettikçe daha fazlasını istiyordum.
O beni öperken parmaklarım saçlarının arasında gezinirken bir taraftanda bana kendini hissetiriyordu. ister istemez dudaklarımdan küçük bir inilti koptu. Çınarsa eliyle ağzımı kapadı. Sonrasındaysa arkasını döndü ve ona sarıldım sırtını hissediyor olmak çok iç gıdıklayıcı bir duyguydu.
Onun her parçası adeta bir lütüftu. Parfümünün egzotik kokusu ise beni güzel bir kır ortamına götürüyordu hoş ve sakinleştirici bir kokusu vardı. Dudaklarımı boynuna götürüp onu kokladım parfümünün eşsiz kokusu boynunda fazlasıyla hakimdi. Çınar'ın omuzları biraz genişti boyuysa benden uzundu ve bu hoşuma gidiyordu benim boyumsa 164 veya 167 civarı bir şeydi. Kapımın vurulmasıyla elimi Çınar'ın dudaklarının üzerine koydum. Annemin sesini duyduğumda zihnimde gerilim müziği çalmıştı.
''Hare modemi kapatıyorum beni uyutmuşsun modemi yine açık unutmuşum artık uyu yarın erken kalkacağız. ''Yine hayatımı programlayan klasik cümlesini söylemişti onun hayatımı programlamasından fazlasıyla bıkmıştım.
''Tamam uyuyorum anne. ''Diye seslendiğimde Çınar'ın yüzü bozuk gibiydi.
Annesinin küçük kızı.'' Diye mırıldandı. Birkaç saniye sonra Çınar elini ayıcıklı pijama üstümün altına sokup göğüslerimi sıktığında nefesim kesiliyormuş gibi hissettim. ''Hey sen biraz uslu dur. ''Diye mırıldandım. ''Annem farkındaysan uyanmış eğer gelip kapıyı kilitlediğimi anlarsa açtırana kadar zorlar ve seni görürse de sıkıntı büyük . Bunu açıklayamam. ''Annemden korkuyordum o sürekli bir şeyleri başıma vurmak için hazır bekliyor gibiydi.
Çınar pijama üstümü yukarı kaldırıp sol göğüsümü dudaklarının arasına aldığında dudaklarımdan küçük bir inilti koptu ve çekilmesi için uyarıda bulundum. ''Bu zor durumda bile benden faydalanmaya çalışıyorsun.'' Titremiştim. Çınar bıkkınca oflayarak geri çekildi.
''Tamam daha dokunmuyorum sana annesinin küçük kızı hatta ben de neden geldiysem.'' Dedi bıkkınca. ''Küçük bir kızla seviştiğimi bilmiyordum.''Diye ekleme yaptığında kendimi kötü hissettim.
''Çınar gerçekten sevdiğim biriyle olmasını istiyorum. ''Duraksadım. ''Evlendiğimde hatta belki de evleneceği adam sen olursun işte o zaman hem kalbimle hem bedenimle seninle olacağım. ''diye vurguladım bir çırpıda.
Çınar'ın yüzü bozulmuştu. ''Hare cinsellik doğal bir şey kadınında erkeğinde yaşadığı doğal bir süreç ve bu ikimizin arasında. Ben ilerlemek istiyorum gerçekten seni her anlamda tatmak istiyorum.''
''Seni seviyorum ama bunu yapamam.'' Diye fısıldadığımda Çınar öfkeyle soludu.
''Akay ile de yakınlaşmadınız mı hiç?''diye sorduğunda pişmanlıkla gözlerinin içine baktım.
''Yüzeysel yakınlaşmalardı ve pişmanım.'' diye vurguladım. Parmaklarımı saçlarında gezdirerek.
''Şu an sana göre fazla yakışıklıyım değil mi? .'Diye sordu. ''Yani şu anki halim yakışıklı değil mi ?''
Gözlerinin içine derince baktım. ''Evet şu an çok yakışıklısın.'
''Lisede dalga geçiilenlerden biriydim çelimsizdim ve boyum kısaydı hep dalga konusu olurdum. '' Derin bir nefes alıp verdi.
Dudaklarımı ısırdım. ''Bence lisedeki halinde beni cezbederdi.''
Çınar ağzını kapatarak güldü. ''Lisedeki halim seni öpmeyi bile beceremezdi.''
''O zaman ben o halini öperdim.'' Dudaklarımdan aniden döküldü.
''Görmeden büyük konuşma senin gibiler tipi önemser. ''
''Senin gibilerde o zaman sadece şehveti önemser onlarla çıkılmaz.''
Kaşlarını çattı. ''Neden benimle çıkılmaz Hare .''
''Yorum yok düşün bul.''
''Zaten ben anlık takılan biriyimdir.''
''Yani kullanıldım.'' diye mırıldandım.
''Hayır seni kullanmadım ikimiz karşılıklı yakınlaştık işte.' 'Erkekler için kestirip atması bu kadar kolay mıydı ?
''Ben de zaten senle sevgili olmam senin gibilerle sadece yakınlaşılır ve senin gibileri hayata kimse siklemez ve sevmez.''
Gözlerine bir hüzün çöktü. ''Sana yalan söyledim babam felç falan değil babam hayata ve şerefsizin önde gideni kendi içimde felç kalmasını isterdim. ''
''Hangi insan bunu ister ki ?' Dedim şaşkınca.
''Onu tanıdığında anlarsın.''
''İstersen anlatabilirsin.'' Diye mırıldandım parmaklarım saçlarında gezinirken.
''İleride benimle ilgili olan her şeyi öğreneceksin. Umarım öğrendiğinde benden nefret etmezsin''dedi sesinde garip bir ton vardı.
''Geçmişinden dolayı senden nefret etmem.'' diye mırıldandım.
''Bu kadar kesin konuşma elbet bir gün benden nefret edeceksin.'' dedi gergin bir sesle.''
''O zaman beni kendinden nefret ettirme.' 'Dedim kristal mavisi gözlerinin içine derince bakarak.
Üzerime kırmızı bir bluz giydim, altıma ise siyah bir pantolon ve siyah fermuarlı ceketimi çektim. Makyajla şişmiş gözlerimi kapatırken, Chanel marka siyah el çantamı da yanıma aldım. Çınar ile yaşadıklarımı düşündükçe, içimde istemsiz bir kirli his büründü. Sınırlarımı aşmıştım ve dün gece Akay'ı rüyamda görmem, kendimi kötü hissetmeme sebep olmuştu. Ölen sevgilimin nefret ettiği adamın yatağına girmiştim. Acaba bu beni basit biri yapar mıydı? Bu düşüncelerden uzaklaşmaya çalışırken, babamı düşündüm. Karakolun önünde basın benim üzerime gelecekti. Babamı sevmedikleri için beni karalayacaklardı. Bu yüzden güçlü ve şık görünmek için kendimi hazırlamıştım. Artık maskemi takma zamanım gelmişti.
Odamdan çıktığında, annem ters bakışları beni buldu. "Bu ne hal? Makyaj yapmışsın Hare, mağdur gözükmen gerekirken senin süslenmen aşırı aptalca, çıkar şunları," dediğinde, ona karşı çıktım. "Ben kimseye mağduru oynayamam, isteyen istediğini düşünsün. Ben katil olmadığımdan eminim, ben kendimi biliyorum, önemli olan bu," dediğimde, annem bıkkınca nefesini üfledi.
Onur da ıslık çalarak beni süzüyordu. "Sanırım en güzel kız kardeşe sahibim," dediğinde, Onur'un benimle konuşmak istediğini anladım, ama benden sakladığı için onunla barışmaya niyetim yoktu.
"Anne, bir sinek mi vızıldadı?" "Hare, böyle yapma, ben sana açıkladım, mecburdum," dedi Onur pişman gözlerle bakarak. "Bu bir açıklama olamaz, benden sakladın!" diyerek sesimi yükselttiğimde annem kapıyı açarak dışarıya çıktı, bende arkasından çıktım.
Onur ise Pepe'nin"Affet beni" şarkısı söyleyerek çıktı. Annem arabanın kapısını açtığında, ben arkaya bindim. Onur ise annemden dolayı öne bindi. Yanıma oturursa her zamanki gibi klasik kardeş tartışmamızı yaşardık. Hiç gitmek istemediğim yere gidiyordum. İşlemediğim bir cinayet vardı ortada ve polise Çınar'ın öğrendiklerini anlatmak istiyordum ama benim lafımla o aileyi araştıracaklarını düşünmüyordum.
"Anne, Delal Göksu'yu tanıyor mudur, babam?" dediğimde annemin yüzü gerilmişti. Sanki sorduğum soru onu fazlasıyla rahatsız etmiş gibiydi.
"Hare, Delal Göksu'nun bizim konumuzla ne alakası var?" diye sordu şaşkınca.
"Anne, bizim odanın katındaki güvenlik kayıtlarının bulunmama sebebi o adamın eşi sildirmiş, ve oğlu bir pislik," boğazım düğümleniyordu. Bu durumu nasıl açıklayabileceğimi bilmiyordum. "Göksu ailesinin Akay'ın cinayeti ile bir ilgisi var" annemin yüzü gittikçe düşüyordu.
"Hare, sen ne saçmalıyorsun?"
"Anne, bir arkadaşımın otelde çalışan arkadaşı var, ondan arkadaşım öğrenmiş, Göksu ailesinin bir ilgisi var Akay'ın ölümüyle. Eğer babam onu tanıyorsa, işler bizim için daha kolaylaşır. Babam onunla ilgili bir şeyler biliyor olabilir," dediğimde, annem dişlerini gıcırdattı. Bana inanmayacağını düşünüyordum, ama o beni afallatmıştı.
"Babanın yanında sakın Delal'den bahsetme. Polise de bir şey deme. Sakın Delal ve ailesinden bahsetme, onların ismini dersen seni suçluymuşsun gibi gösterirler ben öğrenmeye çalışacağım," şaşkınlıkla gözlerimi ona diktim. Delal adını duyunca bedeni kaskatı kesilmişti.
"Anne, iyi gözükmüyorsun," dedi Onur araya girerek.
"Babam onu tanıyor, bu durumda," annemin dudakları düz bir çizgi haline geldi. Güçlükle yutkundu.
"Babana sakın Delal'den bahsetme, onu iyi tanıyan baban değil, benim," annemin o adamı tanıyor olması bana fazlasıyla saçma gelmişti, annem kendi halinde biriydi. Annem bir şeyler aaklıyir gibiydi.
"Dedenin, babanla beni desteklemediğini, beni evlatlıktan reddettiğini biliyorsun Hare, bizim babanla kaçtığımızı da biliyorsunuz, çocuklar," sesi her geçen saniye daha da kısılıyordu. "Ailem beni, bizimle denk varlıklı biriyle nişanlandırdığı için, babanla kaçtığımızı anlatmıştım, işte o varlıklı adam Delal'di, Delal benim eski nişanlım, onun ailesini bu yüzden çok iyi tanıyorum," birkaç saniye sessizleşti.
"Yani, Delal Göksu annemin eski nişanlısı mı? Vay be," Onur'un dudaklarından muzip bir sırıtışla döküldü.
"Babam ile biz kaçtıktan sonra, Delal babanı bulup dövdürdü falan, ama ben sana hamileydim o yüzden bizi rahat bıraktı gibiydi ama bunu yapmadı, bana olan takıntısı onu garip bir intikama sürükledi, babanın üvey kız kardeşi ile evlendi ve ondan iki oğlu ve bir kızı var," ağzım şaşkınlıkla aralandı.
"Bu durumda, kayıtları sildiren kadın Halam mı?" annem başını bana çevirerek salladı. O kadının halam olmasına mı şaşırmalıydım, yoksa o saldırgan pislik ile akraba olmama mı üzülmeliydim? Resmen gerçekler suratıma tokat gibi çarptıkça daha kötü oluyordum. Gerçeklerle yüzleştikçe bitkinleşmeye başlıyordum, annemin eski nişanlaşı, eski bakan Delal Göksuydu, onun oğlu ise bir piçti, ve benim suçsuzluğumu kanıtlayacak görüntüleri halam olacak kişi sildirmişti.
Halam olduğunu göre, o kadın neden kamera kayıtlarını aldı? Akay'ın onlar ile ne alakası vardı? Her geçen saniye daha da fazla dibe battığımı hissediyordum, nefesim kesiliyordu. Daha fazla konuşmadık, yol boyunca sadece sessizlik hakimdi. Karakoldan içeri girdiğimizde ise basın mensupları delici bakışlarla bizi çekiyordu. Neden kadın cinayetleri için bu kadar emek sefedilmezken, bir kadın şüpheliyken bu ülke bu hale gelirdi, bu durum kadın ve erkeği eşit olarak görmediklerinin kanıtıydı, kalabalığı yararak geçmesi fazlasıyla zor olmuştu. Benim için, onlara yaptığım tek açıklama, katil olmadığımı bağırmak olmuştu, sorgu odasına gider gitmez beni esmer sert yüz hatlarına sahip balon dudaklı bir kadın karşıladı. Kadın o kadar sert bakıyordu ki, ürkmüştüm. Sandalyeyi işaret ettiğinde, yavaşça oturup yaslandım, kendimi çok huzursuz hissediyordum.
"Hare, çok garip. Akel'e birisi saldırıyor, ve ne tesadüf ki sen de oradasın, sonra Çınar denilen çocuğun kardeşi ölmüş, ve bunla sevgilinin bir alakası vardı, bu da yetmiyor gibi, Akay'ın telefonu bulunuyor ve içinde hiçbir şey yok, sıfırlanmış bir halde bulunuyor, bu fazla garip değil mi?" derin bir soluk verdi. "Nedense bu davayı okuduğumdan beri şunu düşünüyorum, Akay'ı sen öldürdün ve biz sana telefonu bahsettikten sonra şüpheleri geçirmek amacıyla telefonu açıp izini takip ettirdin," dediğinde gözlerim kocaman olmuştu.
"Ben onu öldürmedim," diye mırıldandım.
Alnının hafifçe buruşturarak gözlerimin içine baktı. "Hareciğim, bugün dışarıda son günün olacak, cezanı buluyorsun artık," dedi buz gibi bir sesle. "Adalet artık sağlandı, şu an tutuklanacaksın, artık seni tutuklamak için çok gerçekçi kanıtımız var," şakınca ona baktığım sırada içeriye elinde kelepçeyle iki polis memuru girdi.
"Hare Dumlupınar, erkek arkadaşını öldürmekten tutuklusun."
Bu bir kabus olmalıydı, başka bir açıklaması olamazdı, tutuklanıyor olamazdım. Onu ben öldürmedim diye bağırmaya başladığımda, polis memurları bileklerime kelepçeyi taktı. "Beni suçlamak için ne gibi kanıtınız olabilir, ben suçlu değilim, ben onu öldürmedim," diye bağırdığımda, kadın hiç beklemediğim bir anda bütün dünyayı durduracak şeyi söyledi.
"Otel odasını tekrar incelettim, klozetin arka tarafında cinayet silahını buldum, o bıçağı laboratuvarda iyice incelediler ve cinayet silahında senin parmak izin bulundu, bu tutuklamam için yeterli bir sebep mi?" gülümsedi. "Adalet sağlandı Hare, ünlü boşanma avukatının şımarık kızı, erkek arkadaşı onu aldattığı için onu öldürdü, Akay'ı öldürmek istediğini arkadaşlarından birisine demişsin, o da bize döküldü."
"Hayır, ben onu öldürmedim, bunu Göksu ailesi yapıyor, her şeyi onlar yapıyor, çünkü onlar suçlu, otel kayıtlarını onlar sildirmiş, lütfen onları tutuklayın," dudaklarımdan aniden dökülenler karşısında verdikleri tepki kollarımı daha fazla sıkmak olmuştu.
"Götürün onu."
"Onu ben öldürmedim!" öfkeyle bağırdım.
***
Bir gün sonra
Akel
"Gelmişsin."dedim güçlükle yutkunarak." şaka videomuzda yer alan küçük kız senin korkutuğun onu hatırlıyor musun?" diye sorduğumda Ares'in rengi o kadar değişmişti ki bedeninden kan çekiliyormuş gibi duruyordu. K Olanları kaldımıyordum bir şaka videosunun masum bir kızın canını alma ihtimalini kaldıramıyordum. Bakışlarını bir şeyler saklıyormuşcasına yere eğdi sonrasındaysa yapmacık bir gülümseme takındı.Kalbime garip bir sızı yayıldı.
"Evet biliyorum kız şaka videosundan sonra intihar etmiş," diye fısıldadı, gözleri dolu doluydu. "Ben böyle olmasını istemezdim, bilseydim yapmazdım."
"Bu videoyu kaldır, görmek istemiyorum. Bizim yüzümüzden intihar eden bir çocuk var ve bunun hala eğlence videosu olarak kalmasını istemiyorum," dedim, sesim titriyordu.
Ares'in gözlerinde garip bir ifade belirdi, sanki içinde bir fırtına kopuyormuş gibi. "Hayır, silemem. Bu videonun ne kadar tıklanma aldığına bak," dedi, telefonundan videoyu açıp başlattı. Ellerim titriyordu, "Bu kadar tıklanmam varken ben hiçbir şeyi silmem. Resmen bu video zirveyi yaşamış."
Ona saldırmak istiyordum, ama ona fazlasıyla acıyordum. Babasının bir katil olması ve o psikolojiyle büyümesi, onu öyle birine dönüştürmeye başlamıştı. "Ares, ben seni sadece vicdanınla başbaşa bırakıyorum. Dediğim şeyleri düşün, eğer zaten biraz vicdan azabın varsa bu videoyu silersin."
"Sen bana vicdan lafı yapacağın yere, aldığın kadınların ahlarını düşün, Akel. Yattığın kişileri terketmenin o günün sabahını bulduğunu unutma," dedi, eğlenerek.
"Ben en azından çapkınım, katil değilim ve bir vicdanım var. Sen ise her zaman birilerinin mesine sebep olan bir katilsin. Kendin öldürmesen de sebep oluyorsun, bu da bir cinayet," diye bağırdığımda, Ares'in kahkahası odada yayıldı.
"O zaman sen de bir katilsin, Akel. Bir kadının duygularıyla oynayıp ruhunu öldürmek, bence bir cinayete girer," diye bağırdığında, zihnimde kanlı ellerim belirdi ve Akay cansız bir şekilde gözümün önündeydi. Sehpanın üzerindeki tabağı öfkeden ona doğru fırlattım. Ben katil değildim. Olamazdım.
***
Merhaba ben her eve internet lazım kampanyamızdan dolayı geliyorum firmamız henüz yeni açıldı ve eğer isterseniz sizinle küçük bir anket yaptıktan sonra kampanyalarımızı size birer birer anlatabilirim." Adamın bakışları bütün bedenime suçluluk duygusunun hakim olmasına sebep oluyordu. Ben özur dilerim diye haykırmak istiyordum ama yapamıyordum adam o kadar derin bakıyordu ki kendimi çok kötü hissettim. Adamın gözlerine oturan yoğunluk benim için tarif edilemeyecek kadar acı vericiydi. "Git buradan."diye fısıldadığı sırada kapının önüne gelip onun yanında duran bir bir erkek çocuğu belirdi. Bir şeyler konuşuyordu. Çocuğun down sendromlu olduğunu anlamıştım. "Ona bakma ve bir daha buraya gelme." diye tısladı adam. Çocuğun gözleri ise bendeydi ve bana gülümsüyordu sanki iyi bir insanmışımcasına bana gülümsüyordu. Çocuk gözleriyle beni incelemeye başladığında kendimi garip hissettim.
"Ona sakın acıyarak bakma." adam yeniden konuştuğunda çocuk bana doğru ilerleyip bacaklarıma sarıldı. Bu gerçekten çok garip bir duyguydu küçücük kollarını bacaklarıma sarması fazlasıyla garipti.
"Ona neden acıyarak bakayım o acınacak birisi değil o her zorluğa karşı güçlü duran bir kahraman." dedim garip bir şekilde ufaklıktan korkmuyordum aksine onunla zaman geçirmek istemiştim.
"Büyüdüğümde ben de sen gibi yakışıklı olmak istiyorum." Çocuğun sesi geç ve karmaşık çıkıyordu ama dediklerini anlayabiliyordum. Onun boyuna doğru eğildim ve gülümsedim.
"Sen büyüdüğünde benden daha yakışıklı olacaksın." dediğimde çocuk içeri gelmem için ısrar etti ve adamda mecbur beni içeri almak zorunda kaldı. Evden içeriye girdiğimde evlerinin aşırı küçük olduğunu ve az eşyaya sahip olduklarını fark ettim adamsa sürekli bir yerlere dalıyordu. Çocuk bana bir çerçevede fotoğraf getirdiğinde Yağmurla ikisinin birbirinin elini tutarken çekilmiş fotoğraflarını gördüm. "Ben bir abiyim kardeşim melek melek oldu." Çocuk yeniden konuştuğunda ağlamamak için zor durdum. Kardeşini yanında olamamasın sebebi ben ve Arestik.
'İsmin ne senin?" diye sordum. İçimde onunla zaman geçirmek ve ona destek olmak isteği vardı.
Ellerini sallayarak bana gülümsedi."Borağ" diyerek neşeyle konuştuğunda ona doğru elimi uzattım. "Küçük Bora ben de Akel seninle tanıştığıma çok memnun oldum." dedim. Bora'nın yüzündeki ifade, bir karışıklık ve merakla birleşmişti. Belki de o, bu durumu anlamıyordu. Ancak, o kadar masum ve içten bakıyordu ki, insanın içini ısıtıyordu. Küçük elleri, bacaklarıma sarılmıştı, sanki bir sığınak arıyordu. Bu görüntü, içimi sıcak bir duyguyla doldurdu.
Ona dikkatlice baktım. Gözlerindeki masumiyet ve içtenlik, beni etkiliyordu. Kısacık cümleleriyle iletişim kurmaya çalışırken, neşe doluydu. Kendini ifade etmek zor olsa da, içindeki güç ve kararlılık belli oluyordu. Onunla iletişim kurmak, garip bir memnuniyet ve huzur veriyordu.
"Bora," dedim, adını tekrarlayarak. Gözlerindeki ışık, içimi aydınlattı. Onunla tanışmak, beni mutlu etmişti. Küçük bir gülümsemeyle yanıt verdi ve ellerini sallayarak selam verdi. Küçük bedeni, odada büyük bir enerji yayıyordu.
Bora'nın varlığı, odada bir değişiklik yaratmıştı. Onun masumiyeti ve içtenliği, insanın içini ısıtıyordu. Belki de onun yanında olmak, benim için bir fırsattı. Gözlerimiz buluştuğunda, içimde bir sıcaklık hissettim. Bora'nın yanında olmak, bir şeyleri değiştirebilirdi. Beni görünce neşeyle gülümsüyordu, ellerini çırparak. Adamsa bana gitmemi işaret eden bakışlarını sürdürüyordu. "Sen okula gidiyor musun?" diye sorduğumda, adam öfkeyle döndü.
"Bora okula gitmiyor, eğitim alamıyor. Onu dışladılar, siz insanlar, farklı olanları dışlıyorsunuz," diye söyledi, güçlükle yutkunarak. Çocuk, buraya hapsettiğimiz için içim sızladı, bizim gibi insanlar yüzünden o çocuk okula gidemiyordu. "İnternet anketini falan da istemiyorum, oğlumdan da uzak dur. Tek isteğim, buradan defolman. Kızıma yaptığınız şaka videosunu biliyorum, şimdi de oğlumu alet etme niyetindesin. Tıklanmak için masum insanların canını yakıyorsunuz," diye öksürükler arasında konuştu, zor nefes alarak.
"Hesabın sahibi değilim, ama evet, onunla şaka videoları çekiyordum. Ama arkadaşımın kızına yaptığı şakadan sonra gerçekten pişman oldum. Ve bunu sonlandırdım, yemin ederim bir daha Ares'le video çekmedim. Yağmur'un intihar etmiş olduğunu bile bilmiyordum, özür dilerim. Zamanı geri alabilseydim, Ares'i durdururdum," diye hıçkırarak ağladım.
"Ağlama," diyerek kanepeye çıkıp ayağa dikilip, yüzüme yetiştiğinde Bora, baş parmağıyla gözyaşlarımı sildi. "İyiler ağlamamalı," zorlukla konuştu. Ben iyi biri değildim, peki neden bu çocuk bana iyi biriymiş gibi davranıyordu?
"Benden bir şey isteyeceğim. Kanserin son evresindeyim. Ben öldükten sonra, arkadaşının cezasını çekmesini istiyorum. Ceza çekmese bile, onun yargılanmasını istiyorum. Kızımdan sonra videolarına devam etti, mutlu canlı yayınlar açtı. Ben onun mutsuzluğunu görmek istiyorum," derin bir bakışla gözlerime baktı. Ares'in yargılanmasını istiyordu. "Birazdan hastaneye gideceğim ve orada yatacağım. Ne kadar sürecek bilmiyorum. Bora'nın amcasına birazdan haber vereceğim, gelecek ve Bora ile kalacak. Senden tek isteğim, o çocuğun yaptıklarının cezasını çekmesi. Seni ancak böyle affederim, Akel," dediğinde, ona sarıldım.
"Ben amcama gitmem! Onun çocuk aşağıla," Bora'nın yarım cümlesinden ne demek istediğini anladım, konuşmakta güçlük çekiyordu ama ona yardımcı olacağım. "Çocuk, amcama gitmem," diyerek ağlamaya başladı ve elimi tuttu. "Beni götür, sonra babam gelir yanımıza," dudaklarımdan dökülen cümlelerle kendimi şaşırdım.
"Biliyorum, beni çok tanımıyorsunuz ama lütfen bana güvenin. Her şeyi telafi etmek istiyorum. Ailemle kalmıyorum, tek başıma bir evim var. O bana arkadaş olur, ben Bora'yı bir süre yanımda misafir edebilirim. Amcasına ikna edilene kadar ben de misafir kalabilir. Hem o da beni sevdi," dedim, beklenmedik bir kararlılıkla.
Bir çocuğun sorumluluğunu almanın zor olduğunu biliyordum, ama Bora'nın yanında olmak istiyordum. Barda çalıştığım günler ve maç günleri ona Ayaz bakardı bu konuda Ayaz'a güveniyordum. O mükemmel ve sorumluluk sahibi bir arkadaştım "Kabul ediyorum, bir süre oğlumun sende kalmasını kabul ediyorum. Çünkü başka çarem yok, amcasının eşi de onu istemeyecek. Biliyorum," mırıldandığında, şaşkınca adama baktım. Bora ise sıkıca bana sarılıyordu. Erkenden ufak babalık çalışması yapacağım gibi görünüyordu.