Deniz, odasında yaşananlardan sonra uzun süre konuşamadı. Karşısındaki iki kişinin gerçekten peri olduğuna inanmak zor geliyordu.
"Yani... bütün bu zaman boyunca beni siz mi izlediniz?" diye sordu.
Esila başını hafifçe eğdi.
"Evet. Ama seni gözetlemek için değil... seni korumak için."
Livasu ise pencereden dışarı baktı.
"Çünkü senin başına gelecekler sadece seni değil, iki dünyayı da etkileyebilir."
Deniz şaşkınlıkla sordu:
"Ben neden önemliyim?"
Bu soru üzerine Livasu ve Esila sustu.
Çünkü cevabı söylemek kolay değildi.
Periler Âlemi'nde ise Meclis kararını vermişti.
"Deniz artık gerçeği biliyor. Koruyucu periler görevlerini tamamladı."
Yaşlı peri sert bir sesle konuştu:
"Livasu ve Esila geri çağrılacak."
Bunu duyan Esila'nın yüzü soldu.
"Hayır... Deniz'i yalnız bırakamayız."
Livasu öne çıktı.
"Onu korumak bizim görevimiz."
Meclis üyesi ona baktı.
"Yoksa onu korumak için mi kalmak istiyorsun?"
Bu sözlerden sonra salonda sessizlik oluştu.
Çünkü herkes gerçek nedeni biliyordu.
Livasu ve Esila birbirlerini seviyordu.
O gece Deniz, eski kitabın sayfalarını incelerken bir sembol fark etti.
Sayfanın üzerinde kendi adı yazıyordu.
"Bu nasıl mümkün olabilir?"
Tam o sırada kitap parlamaya başladı.
Bir görüntü ortaya çıktı:
Yıllar önce küçük bir bebek olan Deniz'i, iki peri ışıklarla çevreliyordu.
Ve yanında eski bir peri şöyle diyordu:
"Bu çocuk, iki dünyanın arasındaki bağı taşıyacak."
Deniz gözlerini kitaptan ayırmadı.
"Ben... daha doğmadan mı seçildim?"
Livasu sessizce cevap verdi:
"Evet."
Fakat o anda dışarıdan büyük bir gürültü geldi.
Karanlık güçler sonunda kapıya ulaşmıştı.
Esila kanatlarını açtı.
"Buraya kadar geldiler."
Livasu Deniz'e baktı.
"Artık kaçamayız."
Deniz korksa da başını salladı.
"Ben de savaşacağım."
O an üçü de fark etti:
Bu artık sadece perilerin savaşı değildi.
İki dünya için başlayacak büyük maceranın ilk günüydü.