İçeriğe geç

Perdenin Arkasında Kalanlar

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Perdenin Arkasında Kalanlar

Bölüm 4

3. Bölüm "Ruhsuz bedenler arasında dolaşan şüphe"

(1 ay sonra)

Kardelen Özay

Bir keresinde ıssız bir sokakta, gecenin bir yarısı ölesiye dayak yemiştim. Yedi yaşındaydım ve evde hiçbir şey olmadığı için gecenin bilmem kaçında kendimi sokağa atmış açık market aramıştım. Kenarda gördüğüm küçük bakkalın hemen önünde açık unutulmuş ekmek dolabından bir parça ekmek yemek küçük Kardelen için cennette düşmek gibi bir şeydi.

Bu bir suçtu ama iki gün boyunca aç kalan küçük bir çocuğun en sonunda hırsızlık yapması kadar doğal bir şey olamazdı sanırım. Evet bu bir suçtu ama ölesiye dayak yiyecek kadar büyük bir suç değildi. Ben hırsızlık yaparak bir hata yapmıştım ama sonuçlarına da katlanmıştım.

Hatalar yapılırdı, sonuçlarına katlanılır ya da katlanılmak zorunda kalınırdı. Arya hata yapmıştı, o eve tek başına girerek. O eve tek başına girmiş ve sonuçları da onun için çok ağır olmuştu. Geri dönülemez bir yola girmişti.

Hayır ölmemişti, komadaydı ve uyanacağına pek ümit vermiyorlardı. Olayın üzerinden bir ay geçmişti ve Arya gün geçtikçe daha kötü bir hale geliyordu, uyanma ihtimalini iyice çökertiyordu. Benim dikkatimi çeken şey ise olayın üzerinden geçen iki hafta sonra 'intihar' adı verilen dosyanın kapatılması ve Arya'nın vücudundaki darp izlerini 'olaydan birkaç gün önce yapılmış' diyerek kapatmaları, çatı katındaki kanlar hakkında ise hiçbir açıklama yapmamalarıydı.

Hocayı dinlerken aklımdan geçen düşüncelerden sadece birkaçı bunlardı. Arya için üzülüyordum ama onun için yapabileceğim bir şey yoktu. Hoş olsa da yapar mıydım emin değilim. Mevzu derindi, olayın içinden bir bok çıkacağından ise adım kadar emindim. Peki, hiç tanımadığım bir kız için hayatımı tehlikeye atmama değer miydi?

Değmezdi.

Kendimi onaylamak için başımı sallarken zilin çalmasıyla bir an için duraksadım. Yan sıramdaki kız bana uzaylı görmüş gibi bakarken onu umursamadan ayağa kalktım. Sınıftaki herkes çıkmaya başlarken çantamı almadan dışarı çıktım, lavaboya uğradıktan sonra çantamı alacaktım. Kalabalık koridorda ilerlerken bir bedenin bana hızla çarpmasıyla yerimde sendeledim. Arkasına bile bakmadan ilerleyen bedene bakarken kaşlarım istemsizce çatılmıştı. Arkasından bakmaya son verip birkaç adım uzağımdaki lavabodan içeri girdim.

İşimi birkaç dakika içinde halledip dışarı çıkmak için kapının kolunu kavrayıp aşağı doğru indirmiştim ama hiçbir şey değişmemişti. Kaşlarım anında çatılırken birkaç kez daha denedim ama sonuç yine aynıydı. Ya kapı kendi kendine kilitlenmişti ya da birisi kilitlemişti ki birisi beni neden kilitlesin?

Nisa Aydın

Birkaç yıl önce kardeşimin bana kızdığını hatırlıyorum. Genelde ben onun istediğini yapmadığımda kızar ama o zaman neden kızdığını hatırlamıyorum. Bana gelip 'seni anneme ve babama şikayet edeceğim' demişti ve bende ona 'edersen et' dediğimi hatırlıyorum. Ben konuşur konuşmaz babama koşup 'ablamın sevgili var' demiş. Aslında ben o işlerle asla uğraşmam. Hatta çok saçma bulurum. Bence gereksiz bir şey. Neyse, kardeşim öyle deyince annem yanıma geldi ve kardeşimin söylediklerini bana söyleyip gerçek olup olmadığını sordu. Anneme kardeşimin yalan söylediğini söylesem de bana inanmamıştı. Beni cezalandırmak için telefonumu elimden almışlardı ve iki gün boyunca odamda kilitli kalmıştım. O zaman yaz olduğu için okul sıkıntısı yoktu. Yani anlayacağınız haksız yere cezalandırılmıştım.

Benim tanıdığım kadarıyla Arya çok masum, sevecen, herkesle konuşan bir kızdı. Kim böyle bir zarar vermek isterdi ki? Ne yazık ki birisi istemişti. Aynı ben gibi Arya haksız yere cezalandırılmıştı. Ama o çok büyük bir cezaya mahkum olmuştu.

Hocanın anlattıklarına göre dosya kapatılmıştı ve denilene göre Arya intihar etmişti ama bana göre intihar değildi çünkü Arya intihar edecek birisi değildi. Öyle bir hata yapmazdı. Eminim birisi ittirmiştir, isteyerek ya da istemeyerek.

Benim en sinirlendiğim şey ise polislerin dosyayı hemen kapatıp rafa kaldırmalarıydı. Ailesinin ne durumda olduklarını hiç mi düşünmüyorlardı?

Arya'yı çok severdim, iyi anlaşırdık. Beraber konsere gitmişliğimiz bile var ve ben dosyanın kapatıldığı duyunca o kadar çok ağlamıştım ki, arkadaşım için o kadar çok ağlamıştım ki artık gözlerim acıyordu. Onunla aynı sofraya oturup yemek yemiş, birbirimizle çok dertleşmiştik.

Annemin yaptığı kabak tatlısını çok seviyordu. Bize her geleceğinde annemden o tatlı sesiyle kabak tatlısı yapmasını istiyordu. Şimdi en sevdiği tatlıyı yiyemeyecek miydi?

Son dersten çıkmıştık. Kurs vardı ama kalmayacaktım, hiç çekemem. Batuhan'la konuştuğumuz gibi partinin olduğu evin çatı katına gidip delil toplayacaktık, tabii bulabilirsek.

Batuhan'la beraber çantamızı alarak sınıftan çıktık. Okulun bahçesindeki bankalardan birisine oturarak saatin biraz ilerlemesini bekledik. Hava karardığında eve girecektik.

Ev, dosya kapatıldığında mühürlenmişti ve insanların girmesi yasaklanmıştı.

Hava karardığında gidecektik çünkü gündüz vaktiyle yüzümüz çok net seçilebilirdi. Suç birde üzerimize kalırsa uğraş artık uğraşa bilirsen.

Sessiz geçen uzun bir süreden sonra hava karardığında için hızlı adımlarla bir sokak ileride ki eve gidip yine aynı sessizlikte merdivenlerden çıkmaya başladık. Daha bir kat çıkmamıza rağmen çok yorulmuştum. Diğer katları nasıl çıkacaktım? Çok yorucu olsa da en sonunda çıkmıştık. Batuhan da benim gibi nefes nefese hafifçe eğildi ve dilini dışarı çıkardı. Büyük ihtimalle ben güleyim diye yapıyordu ama hiç gülecek halim yoktu.

Çatı katının kapısını açıp içeri girdiğimizde birisinin daha içeride olduğunu gördük. Uzun boylu, kıvırcık kahverengi saçları olan, mavi gözlü ve yüzünde onu çekici gösteren çilleri olan bir erkekti. Okulda birçok kez gördüğüm ama hiç konuşmadığım birisiydi. Yanlış hatırlamıyorsam 12/C sınıfındaydı ve denemelerde derece yapan o sevimsizlerden birisiydi.

Şuan asla derece yapamadığın için sövmüyorsun değil mi?

Kapa çeneni.

Neyse, adı Keskin'in galiba. Keskin Cengaver.

Yoksa katil Keskin miydi? Etrafın son haline bakmaya mı gelmişti, belki de arkasında bir delil bırakıp bırakmadığından emin olmak için gelmişti. Şuan ondan çok şüphelenmiştim. Ben ona kısık gözlerle bakarken bir anda bize doğru döndü ve garip garip baktı.

Burada ne işi vardı? Öğrenmezsem yerimden çatlar, ikiye bölünür, ortadan ayrılırdım.

"Burada ne işiniz var?" dedi Keskin, bu soruyu bizim ona sormamız gerekmiyor muydu?

"Asıl senin burada ne işin var? Yoksa katil sen misin? Arkada bıraktığın delilleri almaya mı geldin? Ne suçu vardı Arya'nın? Ne istedin gencecik kızdan?" diyerek yumruk yaptığım elimi Keskin'in göğsüne vurdum. Keskin anında kolumu acımayacak şekilde tutarak gözlerime baktı. Mavi gözleri o kadar açık renkteydi ki o gözlerin içinde kendi yansımamı gördüm. Ağlıyordum. Ne zamandan beri ağlıyordum?

"Sakin ol. Arya benim kardeşim gibiydi hatta direkt kardeşimdi. Ben kardeşime öyle bir şey yapmam. Buraya da belki ipucu bulurum diye gelmiştim. Sizinde benimle aynı sebepten burada olduğunuzu düşünüyorum. Hem bu kadar kendini yıpratmışken suçlu olabileceğini sanmıyorum." Onu onaylamak için başımı hafifçe salladım ama kaşlarım benden izinsiz çatılmıştı bile. Benden nasıl şüphelenebilirdi? Benden katil mi olurdu be?

"Ben değilim. Arkadaşımda değil. Bizde senin gibi ipucu buluruz belki diye gelmiştik." kaşlarımı düzelttim, sözlerimle de onu onayladım. Bir yandan da etrafa bakıyordum. En çok kenar taraflara baktım ama nafile. Delili bırak toz bile yoktu etrafta.

Keskin'e baktığımda onun da delil aradığını gördüm. Benim gibi o da herhangi bir delil bulamamıştı. Anladığım kadarıyla suçlu arkasında toz bile bırakmamıştı ya da biz delil bulmak için bir ay kadar geç kalmıştık.

H.U&E.N.Ö

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.