İçeriğe geç

Perde Arkası

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Perde Arkası

Bölüm 7

Hazırlık

Telefonu kaldırdığım gibi aynaya doğru ilerledim. Bu kıyafetlerle kaç gündür yatıp kalkıyorum acaba?

Aklıma iş için Kwang'a geri dönüş yapmadığım geldi. Hala şarjda olan telefonumu alıp Kwang'ı aradım. Birkaç saniye içerisinde açıldı.

"Günaydın Kwang nasılsın?" dedim konuşmayı başlatarak.

"Günaydın. Bende iyiyim teşekkür ederim sen?" dedi.

"İyiyim bende. Hemen konuya gireyim. Ben iş teklifini kabul edemeyeceğim," dedim olaya girerek.

"Neden bir şey mi var?" diye sordu.

"Hayır ondan değil de ben motoru süremiyorum ki," dedim.

"O bir şey mi canım patron ayarlar onu. Ayrıca bizim sipariş şirketimiz büyük olduğu için istersen patrondan izin alabilirim. Beni kırmaz o," dedi hevesle.

"Harbi mi? Çok iyi o zaman ben sana bugün dönüş yaparım," dedim Dokmai'nin izin vereceğini umarak.

"Tamamdır," dedi.

"Okulda görüşürüz o zaman," dedim.

"Görüşürüz," dediğinde telefonu kapattım.

Dokmai'yi fazla bekletmemek için makyaj yapmaktan vazgeçtim. Zaten hayatımın çoğunluğunda da ihtiyacım olmadı. Daha önce giydiğim eşofman takımını giydim.

Dokmai'nin gelmesine 5 dakika kaldığını gördüğümde son hazırlıklarımı yapıyordum. Dişlerimi fırçalamyacağımdan ağzımı suyla çalkalamaktan başka seçeneğim yok.

Odaya dönüp çantama birkaç şey attıktan sonra yüzyıllık ayakkabılarımı giydim ve dışarı çıktım.

Dokmai'nin daha gelmediğini gördüğümde yorulmamak için kaldırma oturdum. Bir iki dakika sonra bembeyaz arabasıyla karşımda belirdi.

Dokmai her zamanki kızıl saçlarını düzleştirmiş, gri tonlarında gözleriyle uyum içindeydi.

"Hoş geldiniz efendim," dedi arabanın kapısını kapatırken.

"Hoş bulduk. Nasılsın?" diye sordum.

"İyi," dedikten sonra yol almaya başlamıştık bile.

"Nereye gidiyoruz?" dedim.

Dokmai "Önce bir konu hakkında konuşmamız gerek," dediğinde bunun iyiye işaret olmadığını anladım. "Peki dinliyorum," dedim ona dönerek.

"Warunee ablanla aynı okuldası-" dayanamayıp sözünü kestim.

"Nee! B-benim ablam hâlâ... İnanmıyorum," dedim.

Dokmai sustuğumu görünce derin bir iç çekerek konuşmasına devam etti.

"Bu senin için zor olabilir ama alışacağını düşünüyorum. Öncelikle ablanın adı Malai ve sen onun kopyasısın. Bu yüzden hemen fark edilirsin ve emin ol ki bu senin açından eski hayatına dönmekten daha beter," dedi hızını kesmeden.

"P-peki planın ne?" diye sordum. Sanki bu planı ezberleyip gelmiş edasıyla

"Önce saçların. Onları ya boyatacağız ya da peruk takacaksın. Başka çare yok," dedi.

Başımı aşağı yukarı sallayarak dediklerini onayladım.

"Gözlerin," dedi sözlerine devam ederken.

"Onunkini tıpatıp aynısı. O yüzden lens takacaksın," dediğinde birkaç saniye duraksadı.

Elini eşofmanımın kapşonuna doğru gitti ve kapşonumu kafama geçirdi. "Bunu başından asla çıkamayacaksın," dedi.

"Ne yani böyle sınıfta mı gezeceğim ben?" derken bağırmamak elimde değildi.

Dokmai beni sakinleştireceğini umarak "Sakin olmalısın. İşte birazdan bunları almak için mağazaya ve kuaföre gidecektik," dedi.

"Peki okulu kazandığımdan bu karar emin olabilirsin?"dediğimde Dokmai'nin gözlerinin önünden geçen düşünceleri okuyamadım. Boğazını temizleyerek

"Eminim çünkü yanlışın yok," dedi.

(Dokmai)

Bir anda duraksadım. Her türlü geçmeme ihtimali vardı. Nasıl olsa okul belirli sayıda öğrenci alıyorlardı.

Bunu ona söylememeye karar verdim. Umarım onu hayal kırıklığına uğratmam.

Yav kardeşim bu trafik için başka gün bulamadınız mı? Karıca sürüsü gibi resmen ya! Bir saattir aynı yerde duruyoruz.

İyice sinirlerim bozulunca arkama yaslandım. Göz ucuyla Warunee'ye baktım. O bu durumdan rahatsız olmamış gibiydi. Bence asıl sorunu okulda kapşonlu gezmesi.

Ona "İstersen sadece kapşon takabilirsin," diye saçma bir soru yönelttim. O da bunu beklemiyormuş gibi önce bana soran gözlerle baktı.

Ardından "Tamam," diye kestirip attı.

"Bak bundan rahatsız olduğunu biliyorum, ama sadece bir süreliğine dayansan? Sonra zaten bundan kurtulacaksın. Ayrıca dediğim gibi onların seni bulmalarını engellemek için tek çözüm bu," dedim onu ikna etmeye çalışarak.

"Ama şuan onlar beni göremezler mi?" diye mantıklı bir soru sordu Warunee.

"Hayır okulla aynı şey değil. Okulda ablan okulun popüler kızı anladın mı? Bu demek oluyorki..." derken Warunee sözümü kesti.

"Herkes beni tanıyabilir ve benim bu okulda olduğum hızla yayılır," diyerek devam etti.

Onu başımla onayladım. Warunee derin bir nefes alıp durumu kabullenerek önüne döndü.

Bir süre sonra optik mağazanın önüne geldik. Arabayı bir yere park edip arabadan indik.

İçeri geçtiğimizde gözlüklerle donanmış raflar bizi karşıladı. Sade bir tasarımı vardı. İçerisi birkaç masa ve sandalyeden oluşuyordu.

Masanın başında kırk elli yaşlarında saçları beyazlamaya yüz tutmuş güler yüzlü bir adam oturuyordu. Bizi eliyle içeri davet ettiğinde sadalyeye geçip oturdum.

Warunee de oturunca adama isteğimizi söyledim.

Adam kalkıp köşede duran renk paletini alıp masana koydu. Warunee çoktan eğilmiş renk tonlarına bakıyordu.

Birkaç dakika sonra Warunee koyu tonlarda kahverengini seçmişti.

Warunee'ye "Neden kahverengi lens? Yeşil takabilirdin," diye sordum.

"Yeşil taksaydım insanlar illaki gözlerime bakacaklardı ve lens olduğu anlaşılmasını istemedim. Ama kahverengi lens taktığımda kimse sorgulamayacaktı bile," dedi.

Bu kız ne zamandan beri bu kadar mantıklıydı. Belli ki bu iki yılda çok şey değişmiş. Warunee'yi onayladığımda adam arkasında duran kapıdan içeri girdi bir süre sonra elinde küçük bir kutuyla belirdi.

Kutuyu Warunee'ye uzattığında Warunee kutuyu açıp lensleri taktı. Cebinden çıkardığı telefonundan yansımasına baktığında dudakları yukarı kıvrıldı.

Durumdan memnun bana baktığında başımı aşağı yukarı salladım.

Warunee lensleri çıkarıp geri yerine koydu. Warunee'ye "Gözlük de alalım mı?" diye sordum.

O küçüklüğünden beri gözlük takmayı severdi. Bir anda sevinip kabul etti. Ona bugünlerde moda olan şeffaf çerçeveli gözlüklerden aldım. Warunee'yi böyle mutlu görmek içimi rahatlatmıştı.

Adama gerekli işlemleri yaptıktan sonra dışarı çıktık. Arabaya bindiğimizde Warunee "Her şey için teşekkür ederim," dedi.

Yüz ifadesi bunu doğruluyordu. "Lafı bile olmaz," dedim.

Arabayı çalıştırıp yola koyulduk.

Yetimhanedeyken yapılması gereken tüm işler bize patlıyordu. Çünkü biz en büyükleriydik ve bizden küçük olanlarda iş yapacak güçleri yoktu.

Warunee on sekiz yaşında olmasına rağmen, kocaman bir insan olmak zorunda kalmıştı ve bu durumdan nefret ettiğini sık sık bana söylerdi.

Bana gelecek olursak ben ev işlerinden rahatsız olduğum söylenmez.

Ama misafir geleceği zaman işler üç dört katına çıkıyordu ve işte o zamanlar ikimiz içinde zor oluyordu.

Zaten yetimhanede geçirdiğimiz yıllar çok kötü geçti.

Sert yataklar, soğuk geceler, aç ve susuz günler, susmak bilmeyen ağlama sesleri ve Bayan Parker'ın saçma sapan bahaneleri yüzünden yediğimiz katlanılmaz dayaklar derken tüm bunlara dayanabilmek bir mucize olsa gerek.

Düşüncelerimden sıyrılıp yola odaklanırken Warunee bana döndü. "Kwang'ın bana teklif ettiği iş hakkında," diyerek söze başladı. Onu dinlediğimi gösteren mırıltılar çıkardıktan sonra konuşmasına devam etti.

"Motor sürmemi öğretebilirlermiş. Yani artık 18 yaşındayım ve bunu yapabileceğim anlamına geliyor değil mi?" diye sordu. Kısa süreliğine ona döndüm. Ardından bakışlarımı yola çevirdiğimde "Tamam artık kabul etmemek için bir engel göremiyorum," dedim.

"İş teklifini kabul edeceğim anlamına mı geliyor?" diye sordu. "Hı hı," diyerek kısa kestim.

Warunee'ye baktığımda onun heyecanla eline telefonunu aldığını ve birisine yazdığını gördüm. Bunun için bu kadar heyecanlanacağını nereden bilebilirdim?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.