༄
Hesaplı bir tembellikle paltosunu üzerine geçirip bir tarafı gri eşofmanının içine kaçan kırmızı örgü süveterini çekiştirip düzeltti. Şiş gözlerini kısıp ince, berrak bir sabah ışığının süzüldüğü penceredeki yansımasına şöyle bir bakıp saçlarını uzun parmaklarıyla karıştırdı.
Odanın diğer ucunda genç kız, onun atkısını ve beresini aramakla uğraşıyordu. Dolabın içine düzensizce sokuşturulmuş giysilerin arasında bulmaya çalışmaktan vazgeçti, ellerini beline koyup kaşlarını çattı. "Gerçekten dün bahçeden geldikten sonra nereye bıraktığını hatırlamıyor musun?"
"Hayır, hatırlamıyorum. Çünkü dün hiç dışarı çıkmadım stajyer 7." Dedi eğilip yatağın altını yoklarken.
"Hatırlamadığın için böyle söylüyorsun, dün seni gördüm." Dedi genç kız. Komodini yerinden oynatıp atkı ve berenin arkasına düşüp düşmediğini kontrol ediyordu.
Genç adam onu dinlemiyordu bile yerde bağdaş kurmuş önüne koyduğu küçük sepetinden içindekileri evire çevire kendine çorap seçmekle uğraşıyordu. Genç kız en sonunda yastığın altında bulduğu atkıyı ve bereyi bir rahatlamışlık hissi ile kocaman gülümseyerek sahibine uzattı.
Çoraplarını giydi, atkısını boynuna doladı, bersini başına geçirdi. Çoraplarını düzgün giydiğine seviniyordu. "Terliklerim, terliklerim nerede?" Diyerek etrafına bakınmaya başladı. Genç kız bıkın bir tavırla elinde bir çift terlikle önünde beliriverdi. "Al, işte terliklerin." Genç adam kızın uzattığı terliklere şöyle bir baktı "Ah, stajyer 7...bunlar mavi olanlar. Sana dışarı terliklerinin siyah olanlar olduğunu söyledim. Eğer bunlarla gidersem içerde kirli terliklerle dolaşırım." Dedi atkısını burnuna çekmekle uğraşırken. Genç kız kendini zor zaptederek kızgın olduğunu belli etmek ister gibi ayaklarını sertçe yere vurarak diğer terlikleri, siyah olanları, getirdi. Genç adam terliklerini giyip çantasını dolabın üstündeki yerinden alırken stajyer 7 kollarını göğsünde kavuşturmuş, kaşlarını çatmış ona izliyordu. "Sırf büyükannenin hatrına sana yardım ediyorum. Yoksa çoktan doktor beye seni söylemiştim. Sadece o istedi diye." Dedi sert olmaya çalışarak. Genç adam çantasını çapraz şekilde takmış, çıkmaya hazır halde karşısına geçip, gülümseyerek, kendisinden epey kısa olan kızın saçlarını karıştırıp "teşekkürler bayan hemşire."dedi. Genç kız saçlarını düzeltirken "sadece işin düştüğünde hemşire diyorsun." Dedi yüksek sesle. Ama o çoktan odayı terk etmişti.
Otobüsle sorunsuz bir yolculuk yaptıktan sonra birkaç durak erken inip büyükannenin evine yürüyerek gitti. Bu sürede yaşlı büyükannesinin onu neden çağırabileceğini düşünüyordu. Eski demir parmaklıklı bahçe kapısını gıcıdatarak açıp herzaman yaptığı gibi evin eski püskü, küçük verandasına giden toprak yoldaki çürümüş, eğri büğrü, sarı saprakları ayağıyla iterek ağır ağır yürüdü. Minik çiğ damlalarının tutunduğu körpe çimlerin arasına gömülmüş daha açılmamış taze bir kozalağı evire çevire inceledikten sonra biraz silkeleyip çantasına atıverdi.
Kapının önünde bir süre durdu, terliklerinin tabanını paspasa sürtüp topraktan temizlendiklerine emin olduktan sonra kapıyı tıklatıp beklemeye başladı. Kendini bildi bileli büyükannesinin kapı zili hep bozuktu. Kapıyı çaldığında ise ancak iki üç kez vurduğunda büyükannesi duyabiliyordu. Bu yüzden bir kere daha vurmaya hazırlanıyordu ki kapı açılıverdi. "Nerede kaldın?" Diye sordu yaşlı kadın. Genç adam havada kalan elini indirip. "Geldim işte büyükanne," dedi çantasını çıkarıp kadının eline tutuştururken "neden apar topar çağırıyorsun, bir şey oldu zannettim."
Son olarak beresini ve atkısını büyükannesine verdikten sonra paltosunu çıkaracakken küçük holdeki koltukların birinde elinde çay fincanıyla oturan, o ana kadar varlığını farketmediği adamı gördü. Başınında yine kasketi, tertemiz, incelikle ütülenmiş giysisi, sessizce oturmuş, yüzünde tatlı bir gülümsemeyle genç adamın yüzüne bakıyordu. Bu, geçenlerde bankta tek başına, kendi halinde otururken yanına oturup lüzumsuz sözler eden o adamdan başkası değildi. Genç adam ne yapacağını bilemez halde çaprazındaki koltuğa sessizce oturdu. Çok geçmeden yaşlı kadın elinde bir fincan sıcak çay ve bir tabak küçük, bademli, tatlı kurabiyelerle geri döndü. Adam elindeki fincanı sehpaya bırakırken "ellerinize sağlık." Dedi gülümseyerek. Yaşlı kadın nezaketinden ötürü teşekkür etti. Genç adam hemen ayaklanıp kurabiye ve çayı kadının titreyen ellerinden alıp masaya bıraktı. "Büyükanne neden telefonda misafirimiz olduğunu söylemedin? " diye sordu adama kaçamak bir bakış atarak. "Seni bunu söylemek için aradım zaten ama fırını kapatmayı unuttuğumu hatırlayınca telefonu kapatmak zorunda kaldım. Arkadaşın seni çok beklemesin diye 'hemen gel' dedim. "
Yaşlı kadın, gözlüklerini takıp çekmeceden çıkardığı kanaviçesini alıp salonun öbür ucundaki koltuğuna çöktü. Genç adam büyükannesinin yanlarından uzaklaşacağı anı bekliyormuş gibi kadın gider gitmez büyükannesinin kurabiyelerinden yiyen yabancı adama kaşlarını olağanca çatarak baktı. "Kimsin sen, evimi nasıl buldun, nasıl olur da seni hiç tanımadığım halde kendini büyükanneme arkadaşım olarak tanıtıp evimize gelirsin?"diye konuştu kısık sesle. Yaşlı kadıncağızın duyup endişelenmemesi için büyük çaba sarfediyordu. "Sakin olun lütfen, elbetteki kötü bir amacım yok. Sadece sizinle biraz konuşmak istiyorum."dedi. Başını hafifçe yana yatırıp kanaviçesini işleyen yaşlı kadına baktı "Ama eğer burada rahat hissetmiyorsanız dışarda konuşsak daha iyi olur. "Dedi ve gülümsedi.
Az sonra ikisi yan yana büyükannenin evinin olduğu sokağın yakınlarındaki kenarlarında yapraklarını dökmüş, ölü ağaçların dizili olduğu dar, toprak bir yolda yürüyorlardı. Genç adam ellerini ceplerine sokmuş, dudaklarının üzerine örttüğü, hafif rüzgarla birlikte savrulan atkısını biraz gevşetmiş yürürken birine kızgınmış gibi kaşlarını çatmış önce yanındaki beyfendinin parlak, tertemiz ve lekesiz ayakkabılarına sonra da kendi terliklerine bakıyordu. Evet, evet, bu terlikler ciddiyetini bozuyordu. Acaba bu ayakkabılardan mı alsa? Hayır! Terliklerini hiçbir ayakkabıya değişmezdi. Sonra tüm bu düşünceleri bir kenara bırakıp aklına bir şey gelmiş gibi başını kaldırdı. "Benimle ne konuşmak istiyorsun? Hayır, hayır, büyükannemin evini nasıl buldun, önce onu söyle?" Dedi genç adam yürümeyi bırakıp adamın yüzüne bakarak. "İşte," adam yanında taşıdığı bir kağıt tomarını genç adama uzattı. "Bu, giderken çöpe atmamı istediğiniz taslağınız. Onu biraz inceledim ve arkasında adresinizin ve numaranızın yazılı olduğunu gördüm. Doğrusunu söylemek gerekirse bunun tamamını okudum. İşte sizinle konuşmak istediğim husus bu." Dedi taslağı genç adamın eline tutuşturarak.
Kaç zamandır bu taslağı sokağın ortasında tanımadığı bir adamın yanında bıraktığı için geceleri uykusu kaçıyordu. Çünkü bunu sadece anlık bir boşvermişlik hissinin üzerine çullanmasıya yapmıştı. Sonunda, beklenmedik bir şekilde kitabının taslağını eline alabildiği için sevinçliydi. Aslında yazmayı bırakmayı düşündüğü yoktu. Bu yüzdendir ki kocaman gülümsüyordu. Atkısı yüzünden sadece parlayan, şişmiş gözleri görünüyordu.
Kısa bir yürüyüşün ardından adam saatine bakıp genç adama döndü. "O halde sizi yarın aynı bankta bekliyor olacağım genç dostum."