İçeriğe geç

Penserosa

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Penserosa

Bölüm 1

1

"Mutsuzum. Çünkü durup baktığımda mutsuzluğumun sürekli olacağını anladım. "

༄

Ono, bu sabah birden bire içine doluveren cesaretle birçok saygıdeğer insanın gelip geçtiği büyük holün tam ortasında az sonra yapmayı planladığı şey icin kendini hazır hissedeceği anı kollayark durdu. İnsanlar yanından geçip gidiyordu. Kimileri, belki de burada yabancı olduğu için, ona bakıp geçiyorlardı. Telaş içinde giriş katında göz gezdirdi. Saat tam da mesai saati olduğundan insanlar harıl harıl çalışıyor, her taraf insan kaynıyordu. Herkes de takım giyiyordu. Eğer bilseydi kendisi de bir tane giyer ve onların arasına karışmış olurdu.

Derin bir nefes alıp gözlerini kapattı ve açtığında göğsünü sarsacak kadar hızlı atan kalbiyle turnikenin üzerinden atlayıverdi. Yüreği deli gibi atıyordu ancak başka çaresi yoktu. İnsanların arasında epey bir ilerledikten sonra güvenliklerden biri onu farkedince arkasından bağırdı.

"Hey buraya gel!"

Güvenlik peşinden gidecekti ki turnikelere takıldı. Kartını bir türlü bulamadı. Ceplerini yoklamayı bırakıp Ono gibi turnikeden atlamayı düşündü ama vazgeçti. Çünkü epey yüksekti bunlar. Sonra altından geçmeyi düşündü ama oraya sığamayacak kadar kiloluydu.

O esnada Ono merdivenleri çoktan kat etmişti bile. O anda asansörü kullanmak aklına bile gelmemişti. Hoş zaten editörün odası ilk kattaydı. Pek merdiven çıkmasına gerek kalmamıştı. Koridor boyunca yürüyüp oradaki birkaç odanın önünden hızla geçip aradığı kişinin isminin yazılı olduğu odanın kapısını görünce kocaman gülümsedi. Ve büyük bir gürültüyle, çalmayı bile akıl edemeden kapıyı ardına dek açıverdi. Masaya eğilmiş, önündeki evrakı inceleyen adam beklenmedik bir sakinlikle başını kaldırıp çerçevesiz gözlüklerinin ardından, herhangi bir tasviri yapılamayacak kadar ifadesiz yüzünü odasına ansızın giren genç adamın olduğu yöne yönelti. Yüzünde olabilecek en endişeli ifade, üzerinde hırpalanmış gibi bir izlenim veren bol, siyah bir tişört, gri bir eşofman altı ve tüm bunları örtmek için üzerine geçirdiği kiremit rengi, boyu dizlerini aşan uzun bir kabanı vardı. Herbir tutamı bir tarafa uçuşmuş saçları, kızarmış yanakları dışarda havanın bu sıcak odadan çok farklı olduğunun göstergesiydi. Her teki farklı olan çoraplarının üzerine ayaklarına geçirdiği terlikler de cabasıydı.

Evet, bu genç adam kesinlikle buraya ait değildi. Ono böyle ani bir girişin ne kadar aykırı ve tutarsız bir davranış olduğunu anlamış olacak etrafta gezinen gözlerinde korku, heyecan, pişmanlık ve utanç bir arada seziliyordu.

Kapıyı ardından yavaşça kapatırken hem durumu nasıl toparlayacağını düşünüyor hem de güvenlikteki adamın peşinden gelip gelmediğini kontrol ediyordu. İzin istemeden aceleyle adamın karşısındaki sandalyelerden birine oturdu.

"Üzgünüm efendim geç kaldım."

Deminden beri elinde rulo yapıp taşıdığı zımbayla tutturulmuş bir tomar kağıdı şaşkınlığını gizleyemeyen adamın masasına telaşa bıraktı.

"İşte efendim, bu benim yazmış olduğum kitabın taslağı. İstediğiniz gibi onu okuaybilmeniz için kendim getirdim."

kenarları buruşmuş, kapak mahiyetine en ön sayfaya yerleştirilmiş, kitabın isminin yazılı olduğu özensizlik akan kağıdı görmezden geldi - bunu tek başına olduğu bir zaman sorgulayabilirdi- Adam ona doğru uzatılan taslağa şöyle bir bakıp bir şeyler söylemek yerine karşısındaki sandalyede kıpırdanıp duran , arada bir dönüp kapıya bakan Ono'nun sözlerine devam etmesini bekliyor, belki onu anlamayı umuyordu. Muhtemelen yanına randevu ile gelebilmişti. Ama böyle birinin randevu alabilecek nitelikte bir yazar olma erdemine ulaşabilmiş bir kişilik olduğuna kendini inandıramıyordu.

O esnada Ono sanki zamanı kısıtlıymış gibi tutarsız bir ses tonuyla konuşmasını sürdürdü.

"Ben..."

durup bahçede beklerken aralarında konuşan iki adamın söylediği isimleri hatırlamaya çalıştı.

"Ben K.!" evet hatırlayabilmişti.

"Yazdığım öyküyü matbaaya verebileceğiniz söylendi. Ve bana bugün için sizinle görüşebilmem için bir randevu saati belirlendi. Bu benim için çok önemli bir olay. Üstelik şahsıma sağlayacağı onurdan bahsetmiyorum bile. " dedi genç adam. Olabildiğince eli çabuk davranıyordu. Yakalanması an meselesi olabilirdi, bu adamı ikna etmek son şansı olabilirdi.

Adam bir süredir süregelen suskunluğuna canayakın bir gülümsemeyle son verdi. "Bu ismi duymuştum genç dostum. Sizi güvenilir bir tanışım çok kaliteli bir kişilik olduğunuzu defalarca söyleyerek önermişti." dedi.

Sonra önüne bırakılan buruşuk kağıt tomarını eline alıp içinde biraz tereddüt barındıran bir gülümsemeyle birkaç sayfasını hızlıca çevirip tekrar masaya bıraktı.

"Harika bir yazar olduğunuza dair hiç kuşkum yok. Sizinle yararınıza olacak bir anlaşma imzalamaktan onur duyarım. Ama önce lütfen size bir şeyler ikram etmeme izin verin."

Neşeyle telefonu eline alıp içecekler için birilerini aradı.

"Aslında hiç gerek yok. Hem zaten buradan sonra yetişmem gereken bir işim var." Diye bahane öne sürerek işini çabucak balledebilmeyi düşündü. Arada kapıya bakıp duruyordu. Umarım bu güvenlik görevlisi hemen gelmezdi.

Adam oturduğu yerden kalkıp yaşadığı heyecandan iki büklüm olmuş genç adamın arkasında durdu. Ve ellerini omuzlarına koyup dostça sıktı.

"Lütfen. Sizinle karşılıklı bir kahve içip biraz sohbet etmeyi çok isterim." Diye konuştu.

Ono'yu ve onun sözde meziyetlerini övdükçe övdü. Hakkında duyduğu olumlu duyumlardan, bilmem hangi derginin hangi sayısında okuduğu yazılarının ne kadar harika olduğundan bahsetti. Ono bu sırada hep sessiz kaldı ya da sadece başını sallamakla yetindi. Hatta yaptığı şeyin bir hata olduğunu düşünüp buradan kaçıp gitmeyi bile düşündü. Ama bunu sürdürmek zorunda olduğunu biliyordu. Adam başkasının başarılarını ona aitmiş gibi anlatırken bir an önce bitirmesini ve güvenlik görevlisi gelmeden işini halledip çıkmayı umuyordu.

İşte tam da o esnada onu kovalayan güvenlik görevlisi ve arkasından bu olayı ne kadar rezilce bulduğunu yüzündeki ifadeden belli eden bir adam içeri giriverdi. Bu adam asıl K. Olmalıydı. Yakalanmıştı işte!

Ono öyle çok hayal kırıklığına uğramıştı ki işin ahlaki boyutunu düşünecek halde değildi. Hiçte utanıp çekiniyor gibi bir hali de yoktu. Sadece bu şansı yitirdiği için üzülüyordu.

İçeri giren fazlasıyla somurtkan adam uzatmaya mahal vermeden "Ben K. efendim."dedi imalı bakışlara Ono'ya bakarak.

Oturduğu yerden olan biteni anlamaya çalışan şaşkın adam isminin "K. " olduğunu iddia eden bu iki kişiyi süzüyor, kimin doğru söylediğini anlamaya çalışıyordu.

"Sadece biraz işim çıktı ve randevu saatini kaçırmak durumunda kaldım." Diye konuşu K.

Son anda çıkan işi Ono'nun zaman kazanmak için havasını insirdiği arabasının tekeri olmalıydı.

Editörün kimin gerçeği söylediğini anlaması uzun sürmedi. Tabii ki şu takım elbiseli, saçları jöleli ve ettiği iki kelamdan bile ne kadar kusursuz bir diksiyonu olduğu anlaşılan yakışıklı adam gerçek bay K. İdi. Öteki hırpani kılıklı bir fırsatçıdan öte değildi. Editör, az önce öve öve bitiremediği bu Ono'nun foyası ortaya çıktıktan sonra ona olabilecek en aşağılayıcı ifadeyle bakıp birkaç söz söylemeyi lüzum görmeden güvenlik görevlisine bir el işareti yapıp onu çıkarmasını söyledi.

"Bu tatsızlık için özür dilerim bay K. Lütfen oturun."

Sinirli güvenlik onu sabah sabah koşuşturan Ono'nun kolunu serçe kavrayıp onu kapıya doğru çekiştirdi. Ama Ono gitmemekte diretiyordu.

"Lütfen dinleyin efendim, kötü bir amacım yoktu benim!"

Güvenlik görevlisi Ono'nun zar zor kurtardığı kolunu tekrar kavrayıp bu sefer daha sert davrandı. " Hadisene seni pis serseri!" diye çıkıştı. Genç adamın aldırdığı yoktu. " Lütfen bayım, lütfen bana bir şans verin..."

Çoktan odadan çıkarılmıştı bile " Lütfen bayım, buraya gelmek için yarım saat ayakta yolculuk ettim. Hiç mi acımıyorsunuz?" diye sitem edercesine bağırdı. Ve kapı yüzüne kapatıldı. Güvenlik onu değersiz bir eşiyaymış gibi ardından sürükledi.

Genç adam artık fazlasıyla uzaklaştığı editörün odasına doğru başını çevirip bağıracakken güvenlik görevlisi onu bir hışımla çekip çıkışa doğru yürüttü.

"Kes artık sesini! Seni polise şikayet etmedikleri için şükretmelisin. "

Ono, kolunu ondan kurtarıp adama sinirle baktı. Üzerini silkeledikten sonra kendini bu, ona artık oldukça kasvetli gelen binanın dışına attı. Uzunca bir süre binanın önünde durup az önce içinde olduğu odanın penceresine baktı, hiçbir hareketlilik yoktu. Muhtemelen arkasından gülüyor, onunla alay ediyorlardı. Tanrı bilir onu nasıl aşağılıyorlardı! Yolunun üzerinde duran küçük bir taşa tekme atıp taşı ilerdeki sedir ağacına kadar fırlattı. Fakat ayağındaki terlikleri hesaba katmamıştı. Ayak başparmağı acıyınca ayağını sertçe yere vurdu.

"Kahretsin! "

Elinde iyice hırpalanan kağıt tomarını çantasına sıkıştırıp yüzünü atkısına gömüp sırtını binaya döndü ve elleri ceplerine yürüdü. Hepsi aptaldı bunların. İyi ki de onu kabul etmemişlerdi. Biraz daha uzaklaştıktan sonra aklına aniden gelen fikirle durup yerden küçük bir taş aldı ve az önce çıktığı kocaman gökdelene doğru fırlattı. Taş bir arabaya çarpmış olacak önce tok bir ses sonraysa alarm sesi duyuldu. Ono kaşları havaya kalkarak hemencecik arkasını dönüp hızla oradan uzaklaştı. Neyse ki taşı uzaktaki bir ağacın yanından attığı için kimse onu görmemişti.

"Kim yaptı bunu?"

Diye bağırdı biri ama Ono çoktan ortadan kaybolmuştu bile.

🐋: Bunu üç yıl önce falan yazıp yayınlamıştım ama sonra devam ettiremeyip kaldırmıştım. Yazmak istediğim bir hikayeydi ama geçen senelerde yanlışlıkla en önemli bölümlerden birinin taslağını silmiştim. Ve bu yüzden yazmayı hep erteledim. Şimdi elimde üç dört bölüm var. Onları yavaş düzenleyip yayınladıktan sonra Devamını da getirebileceğimi umuyorum. Biraz zaman alsa bile.

©️2021

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.