Gece boyunca Aras'ın aklından tek bir yer çıkmadı.
Eski Akıl Hastanesi.
Şehrin dışında, yıllardır terk edilmiş bir bina...
Çocukken herkes onun hakkında aynı hikâyeyi anlatırdı.
"Oraya giren bir daha eskisi gibi çıkmaz."
Aras o hikâyelere hiç inanmamıştı.
Artık inanıyordu.
Ertesi sabah sırt çantasını hazırladı.
Telefonunu...
El fenerini...
Kurallar Defteri'ni...
Ve 1989 tarihli gazete kupürünü çantasına koydu.
Evden çıkarken annesinin odasına baktı.
Oda boştu.
Sanki annesi hiç yaşamamış gibiydi.
Komodin üzerindeki aile fotoğrafında da artık annesi yoktu.
Fotoğrafta sadece Aras ve babası vardı.
Annesinin olduğu yerde...
Boş bir gölge duruyordu.
Aras'ın dizleri titredi.
"Onu... siliyor."
Bir saat sonra hastanenin önündeydi.
Paslı demir kapının üzerinde solmuş bir tabela asılıydı.
KARATAŞ AKIL HASTANESİ
1968 – 1989
Kapı kendiliğinden hafifçe açıldı.
Gıcır...
Rüzgâr esmiyordu.
Telefon titredi.
İçeri girdiğinde saat işlemeyi bırakacak.
Aras derin bir nefes aldı.
İçeri adım attı.
Telefonuna baktı.
Saat...
03:27
olmuştu.
Ama dışarıda öğle vaktiydi.
Koridorlarda ağır bir küf kokusu vardı.
Duvarlar çatlamıştı.
Her kapının üzerinde numaralar yazıyordu.
101
102
103
Koridorun sonunda ise tek bir kapı vardı.
Diğerlerinden farklıydı.
Kapısında numara yerine tek kelime yazıyordu.
GÖZLEM
Aras kapıyı itti.
İçeride eski güvenlik kameralarının bağlı olduğu bir kontrol odası vardı.
Monitörlerin hepsi kapalıydı.
Bir tanesi hariç.
Tek ekran kendi kendine açıldı.
Ekranda tarih yazıyordu.
14 Ekim 1989
Sonra görüntü geldi.
Bir doktor, odasında telaşla konuşuyordu.
"Deney başarısız oldu! Bütün kayıtları yok edin!"
Arkasındaki pencereden uzun bir siyah siluet geçti.
Doktor bunu fark etmedi.
Kamera görüntüsü aniden bozuldu.
Son cümle duyuldu.
"Sakın ona bakmayın... O, bakışlarla büyüyor!"
Ekran karardı.
Aras'ın kalbi hızlandı.
Demek ki...
Varlık insanlardan korkmuyordu.
İnsanların ona bakmasıyla güçleniyordu.
Tam o sırada arkasındaki kapı yavaşça kapandı.
TAK!
Koridordan ağır ayak sesleri gelmeye başladı.
Ama bu kez...
Sadece bir kişi yürümüyordu.
Onlarca farklı ayak sesi, aynı anda hastanenin içinde yankılanıyordu.
Telefon son kez titredi.
Yeni mesaj yalnızca üç kelimeden oluşuyordu.
Artık çok geç.
Ve monitörlerden biri yeniden açıldı.
Ekranda canlı görüntü vardı.
Hastanenin giriş kapısı görünüyordu.
Kapı yavaşça kapanırken...
Dışarıda duran siyah siluet başını kaldırdı.
Ve ilk kez...
Gülümsedi.
Devam edecek...