Tak...
Aras nefesini tuttu.
Ses bir kez daha geldi.
Tak... Tak...
Bu ses dışarıdan geliyordu.
Telefonunun ekranı hâlâ açıktı.
Perdeyi açma.
Aras'ın boğazı kurudu.
Bir dakika önce dışarıda kimse yoktu.
O halde pencereye kim vuruyordu?
Kendi kendine fısıldadı:
"Rüzgârdır..."
Ama dışarıda tek bir yaprak bile kıpırdamıyordu.
Tak... Tak... Tak...
Bu kez ses daha sertti.
Aras istemsizce geriye doğru bir adım attı.
Tam o anda annesinin odasından bir ses geldi.
"Aras... Uyumadın mı?"
Annesi kapıyı aralayıp içeri girdi.
"Bir ses duydum."
Aras pencereyi gösterdi.
"Biri cama vuruyor."
Annesi perdeyi açmaya yöneldi.
"Dur!"
Aras bağırınca annesi şaşkınlıkla ona baktı.
"Neden?"
Aras cevap veremedi.
"Şey... Belki çocuklar şaka yapıyordur."
Annesi perdeyi bir anda açtı.
Dışarı bomboştu.
Hiç kimse yoktu.
Annesi gülümsedi.
"Gördün mü? Korku filmi izlemeyi azalt."
Perdeyi kapattı ve odadan çıktı.
Kapı kapanınca Aras rahat bir nefes aldı.
Ama telefonu yeniden titredi.
O seni değil... anneni izliyordu.
Aras'ın yüzündeki renk çekildi.
Hemen annesinin odasına koştu.
Kapıyı açtı.
Annesi derin bir uykudaydı.
Hiçbir şey olmamış gibiydi.
Aras rahatladı.
Tam odadan çıkarken...
Dolabın aynasında bir yansıma gördü.
Annesinin yatağının başucunda...
Uzun, simsiyah bir siluet dikiliyordu.
Arkasını döndü.
Odadaysa kimse yoktu.
Kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu.
Yavaşça aynaya tekrar baktı.
Siluet hâlâ oradaydı.
Bu kez...
Başını yavaşça Aras'a çevirdi.
Ve gülümsedi.
Devam edecek...




