Nergis, duvardaki portreye bakarken nefesini tuttu.
Genç kızın yüzü kendisininkine o kadar benziyordu ki, bir an aynaya baktığını sandı.
Aynı gözler…
Aynı kaşlar…
Hatta dudağının kenarındaki küçücük ben bile aynı yerdeydi.
“Bu… ben değilim.”
Annesi cevap vermedi.
Nergis yavaşça ona döndü.
“Anne, bu kız kim?”
Kadının gözleri portreden ayrılmadı.
“Mihrimah.”
“Benim ablam.”
“Evet.”
Nergis'in sesi titredi.
“Bana yıllarca tek çocuk olduğumu söyledin.”
“Başka çarem yoktu.”
“Bunu söyleyip durma!” diye fısıldadı Nergis. “Benden ne kadar çok şey sakladığını artık bilmiyorum.”
Annesi ona yaklaştı.
“Mihrimah senden üç yaş büyüktü. Baban ona çok düşkündü. Onu gelecekte sarayın en güçlü kadınlarından biri olarak görüyordu.”
“Peki sonra ne oldu?”
Annesinin yüzündeki ifade değişti.
“Bir gece ortadan kayboldu.”
“Kim kaçırdı?”
“Bilmiyorum.”
Nergis sertçe baktı.
“Bilmiyorsun mu, yoksa söylemek istemiyor musun?”
Annesi susunca Nergis portreye tekrar baktı.
“Beni ona neden benzettiler?”
“Çünkü ikiniz de babanıza çok benziyorsunuz.”
Nergis portredeki gözlere baktı.
“Bu geçitte onun resmi neden var?”
Annesi birkaç saniye düşündü.
“Baban bu geçidi yalnızca çok güvendiği insanlara gösterirdi.”
“Yani Mihrimah buraya gelmiş olabilir.”
“Belki.”
Nergis portredeki çerçeveye dokundu.
Tam o anda çerçevenin alt kısmında küçük bir çıkıntı fark etti.
Parmağıyla bastırdı.
Klik.
Portre yana doğru açıldı.
Arkasında küçük bir bölme vardı.
İçinden gümüş bir anahtar düştü.
Nergis anahtarı yerden aldı.
Üzerinde yine aynı işaret vardı.
Üç noktalı hilal.
“Bu işaret neden her yerde?”
Annesi fısıldadı:
“Çünkü bu yalnızca ailenizin sembolü değil.”
“Ne o zaman?”
“Bir anlaşmanın işareti.”
“Kimlerle yapılmış bir anlaşma?”
Annesi cevap veremeden geçidin ilerisinden ayak sesleri duyuldu.
Nergis'in eli annesinin koluna gitti.
“Bizi takip ediyorlar.”
Annesi başını salladı.
“Çabuk.”
İkisi geçidin daha derinlerine ilerledi.
Bir süre sonra karşılarına demir bir kapı çıktı.
Kapının ortasında küçük bir kilit vardı.
Nergis gümüş anahtarı çıkardı.
Anahtar kilide tam oturdu.
Kapı açıldığında karşılarına büyük, taş bir oda çıktı.
Odanın ortasında eski bir masa vardı.
Masanın üzerinde kitaplar, haritalar ve sararmış belgeler duruyordu.
Nergis yavaşça yaklaştı.
Bir belgenin üzerinde babasının mührünü gördü.
“Bunlar babamın belgeleri.”
Annesi masaya baktı.
“Baban burada çok önemli bir şey saklıyordu.”
Nergis belgeleri karıştırmaya başladı.
Bir anda eline küçük bir liste geçti.
Listenin üzerinde birkaç isim vardı.
İsimlerin çoğu karalanmıştı.
Fakat bir isim açıkça görünüyordu.
“Damat Selim.”
Nergis dondu.
“Selim…”
Az önce yanında bulunan damadın adı buydu.
“Demek o da bu işin içinde.”
Annesi listeyi elinden aldı.
“Hayır.”
“Neden hayır?”
“Çünkü bu liste yıllar önce hazırlanmış.”
“Yani?”
Annesi gözlerini listeye dikti.
“Selim daha o zaman çocuktu.”
Nergis şaşkınlıkla baktı.
“Öyleyse bu kim?”
Annesi cevap vermedi.
Nergis listenin altındaki tarihe baktı.
Yıllar önceye aitti.
Tam o sırada masanın üzerinde duran küçük bir kutu fark etti.
Kutunun üzerinde yalnızca bir kelime yazıyordu:
NERGİS
Kalbi hızla çarpmaya başladı.
“Bu benim için.”
Annesi onu durdurmaya çalıştı.
“Dokunma.”
“Artık yeter.”
Nergis kutuyu açtı.
İçinden küçük bir yüzük çıktı.
Fakat bu kez yüzük altındandı.
İç tarafında tek bir harf vardı:
M.
Nergis yüzüğü avucuna aldı.
“Mihrimah.”
Annesi gözlerini kapattı.
Nergis kutunun altında duran kâğıdı gördü.
Kâğıtta tek bir cümle vardı:
“Kız kardeşim Nergis'e… Eğer bunu bulduysan, hâlâ hayattayım.”
Nergis'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Anne…”
Annesi cevap veremedi.
“Mihrimah yaşıyor.”
Tam o sırada odanın karanlık köşesinden bir kadın sesi duyuldu.
“Evet.”
Nergis ve annesi aynı anda arkasını döndü.
Karanlığın içinden genç bir kadın çıktı.
Yüzünün yarısı ince bir peçeyle örtülüydü.
Kadın yavaşça peçesini indirdi.
Nergis'in elindeki yüzüğe baktı.
Sonra gözlerini kaldırıp kardeşine baktı.
“Beni bulacağını biliyordum.”
Nergis'in dudaklarından tek bir kelime döküldü:
“Mihrimah…”
Kadın gülümsedi.
“Geç kaldın, kardeşim.”
Nergis ona doğru bir adım attı.
Fakat Mihrimah hemen elini kaldırdı.
“Yaklaşma.”
“Neden?”
“Çünkü seni buraya getiren kişi…”
Mihrimah'ın gözleri annelerine çevrildi.
“…sana bütün gerçeği anlatmadı.”
Nergis annesine baktı.
Annesinin yüzündeki korku her şeyi anlatıyordu.
Mihrimah son kez konuştu:
“Babamız öldürülmedi, Nergis.”
Nergis'in nefesi kesildi.
“Ne?”
Mihrimah'ın sesi titredi.
“Babamızın ölümü sahteydi.”
Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.
Nergis başını iki yana salladı.
“Hayır…”
Mihrimah bir adım geri çekildi.
“Çünkü babamız hâlâ hayatta.”
Nergis'in elindeki yüzük yere düştü.
Ve tam o anda odanın dışından bir erkek sesi duyuldu:
“Mihrimah!”
Mihrimah'ın yüzü bir anda değişti.
“Bizi buldular.”
Nergis annesine baktı.
“Babam nerede?”
Mihrimah kapıya doğru koşarken arkasına döndü.
“Babanın olduğu yere gidiyoruz.”