Kandillerin bir anda sönmesiyle salonu zifiri bir karanlık kapladı.
Bir çığlık yükseldi.
Ardından sandalyelerin devrilme sesi, telaşlı ayak sesleri ve birbirine karışan fısıltılar duyuldu.
Nergis olduğu yerde donup kalmıştı.
Elini göğsüne götürdü.
“Annem…”
Damadın sesi karanlığın içinden geldi.
“Buradayım. Korkma.”
Nergis onun elini tuttu.
“Bana güvenmemi bekleme. Bana her şeyi anlat!”
“Şimdi değil.”
“Ne zaman?”
“Hayatta kalırsak.”
Tam o sırada kapının arkasından sert bir vurma sesi geldi.
Güm!
Herkes sustu.
Bir saniye sonra ikinci darbe geldi.
Güm!
Damat Nergis'in kulağına eğildi.
“Arka kapıya gideceğiz.”
“Annem?”
“Anneni de götüreceğiz.”
Nergis başını salladı.
Üçü, karanlığın içinde ilerlemeye başladı.
Fakat Nergis birkaç adım sonra durdu.
“Bir dakika…”
Yerde bir şey parlıyordu.
Eğilip aldı.
Küçük, eski bir madalyondu.
Elindeki madalyonun kapağını açtığında içeride iki minik portre gördü.
Biri Şehzade Murad'dı.
Diğeri ise…
Nergis'in annesiydi.
Ama madalyonun içinde üçüncü bir şey daha vardı.
Katlanmış küçücük bir kâğıt.
Nergis kâğıdı açtı.
Tek bir cümle yazıyordu:
“Murad'ın kızı olduğunu öğrendiysen, artık sana anlatılmayan son sırrı da öğrenme vakti geldi.”
Nergis'in elleri titredi.
“Son sır…”
Annesi yanına geldi.
“Onu şimdi öğrenmemelisin.”
Nergis annesine döndü.
“Bunca yıl neden beni bıraktın?”
Kadının gözleri doldu.
“Çünkü seni bırakmadım.”
“Öyleyse neden yanımda değildin?”
Annesi cevap vermedi.
Damat araya girdi.
“Çünkü annen seni korumak için kendi ölümünü bile göze aldı.”
Nergis şaşkınlıkla ona baktı.
“Benim annem öldü diye biliyordum.”
Annesi başını eğdi.
“Öyle bilinmesi gerekiyordu.”
Tam o sırada arka kapı açıldı.
Üçü hızla dışarı çıktı.
Ancak avlunun sonunda onları bekleyen biri vardı.
Siyah kaftanlı, yüzü gölgede kalan bir adam…
Nergis onu görür görmez durdu.
Adam yavaşça başını kaldırdı.
“Demek Murad'ın kızı sonunda annesine kavuştu.”
Damat hemen Nergis'in önüne geçti.
“Sen burada ne arıyorsun?”
Adam gülümsedi.
“Ben mi?”
Bir adım attı.
“Ben, yıllardır sizin ailenizin sakladığı sırrın sahibiyim.”
Nergis'in annesi korkuyla fısıldadı:
“Hayır…”
Adamın gözleri Nergis'e çevrildi.
“Baban sana ölmeden önce bir mektup bıraktı.”
Nergis'in nefesi kesildi.
“Ne mektubu?”
Adam cebinden mühürlü bir zarf çıkardı.
Üzerindeki mühür, Nergis'in boynundaki madalyonun işaretiyle aynıydı.
“Bunu okumaya cesaretin varsa…”
Zarfı Nergis'e doğru uzattı.
“…ailen hakkında bildiğin her şey değişecek.”
Nergis zarfı almak için elini uzattı.
Fakat annesi bir anda onun bileğini tuttu.
“Sakın açma!”
Nergis annesine baktı.
“Anne… neden?”
Kadının gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Çünkü o mektup açılırsa…”
Bir an sustu.
“Babanın gerçekten nasıl öldüğünü öğrenirsin.”
Nergis'in yüzündeki bütün renk çekildi.
Ve zarfı daha sıkı kavradı.
“Öyleyse…”
Gözlerini annesine dikti.
“Ben o mektubu açacağım.”