Arşivin içindeki herkes donup kalmıştı.
Nergis'in gözleri kapının önündeki kadına kilitlenmişti.
Gülbahar.
Yıllardır hakkında fısıltılar duyduğu, öldüğü söylenen kadın şimdi karşısında duruyordu.
Ve ona...
“Kızım.” demişti.
Nergis'in sesi titredi.
— Ben... senin kızın mıyım?
Gülbahar yavaşça başını salladı.
— Evet.
Nergis geriye çekildi.
— Hayır.
Gülbahar'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Gerçeği kabul etmek zor.
— Sen benim annem olamazsın!
Nergis'in sesi arşivde yankılandı.
Murad gözlerini kapatmıştı.
Münevver ise başını eğmiş, sessizce ağlıyordu.
Nergis onlara döndü.
— Siz biliyordunuz.
Kimse cevap vermedi.
— Hepiniz biliyordunuz!
Gülbahar ağır adımlarla içeri girdi.
— Sana yalan söyleyen yalnızca onlar değildi, Nergis.
Nergis öfkeyle ona baktı.
— O zaman doğruyu söyle!
Gülbahar durdu.
— Sen doğduğunda herkes senin bir tehdit olduğunu düşündü.
— Neden?
— Çünkü senin doğumunla ilgili bir kehanet vardı.
Cem kaşlarını çattı.
— Yine aynı masal...
Gülbahar ona döndü.
— Senin inanıp inanmaman gerçeği değiştirmez.
Sonra Nergis'e baktı.
— Kehanete göre, benim kızım bir gün sarayın bütün dengelerini değiştirecekti. Tahtın kaderi onun elinde olacaktı.
Nergis başını salladı.
— Ben bir kehanet değilim. Ben insanım.
Gülbahar'ın gözlerinde kısa bir hüzün belirdi.
— İşte ben de bunu söylemiştim.
Nergis şaşırdı.
— Ne?
— Seni öldürmelerine karşı çıktım.
Murad sertçe konuştu:
— Ama sonra seni kendin kaçırdın.
Gülbahar ona döndü.
— Çünkü seni korumanın başka yolu yoktu.
Murad:
— Bizi yıllarca birbirimizden ayırdın.
— Çünkü seni de öldürmek istiyorlardı.
Bu söz üzerine Nergis babasına baktı.
Murad sessiz kaldı.
Gülbahar devam etti:
— Senin doğduğun gece saray ikiye bölündü. Bir taraf seni yaşatmak istiyordu. Diğer taraf ise seni ortadan kaldırmak.
Nergis fısıldadı:
— Peki Dilruba?
Gülbahar'ın yüzü değişti.
— Dilruba seni sevdi.
Nergis şaşırdı.
— Beni tanıyor muydu?
— Seni doğduğun gece kucağına aldı.
Nergis'in gözleri doldu.
— O zaman neden beni kendi kızı gibi büyütmedi?
Gülbahar cevap verdi:
— Çünkü seni saklamak zorundaydı.
Selim bir adım öne çıktı.
— Annem nerede?
Gülbahar ona baktı.
— Son gördüğümde hayattaydı.
Selim'in yüzünde bir umut belirdi.
— Nerede?
— Eski manastırın yakınında.
Cem:
— Hangi manastır?
Gülbahar cevap vermeden önce dışarıdan bir boru sesi duyuldu.
Sonra sarayın çanları çalmaya başladı.
Murad pencereye koştu.
— Saray kuşatıldı.
Nergis şaşkınlıkla sordu:
— Kim tarafından?
Murad'ın yüzü sertleşti.
— Gülbahar'ın askerleri değil.
Gülbahar başını kaldırdı.
— O zaman kim?
Murad dışarı baktı.
— Sultan'ın muhafızları.
Selim kılıcını çekti.
— Demek bizi buldular.
Gülbahar sakinliğini koruyordu.
— Hayır.
Herkes ona baktı.
— Bizi bulmadılar.
Nergis:
— O zaman?
Gülbahar'ın gözleri karardı.
— Biri yerimizi söyledi.
Cem hemen Ferhad'a baktı.
Ferhad'in yüzü gerildi.
— Bana bakmayın.
Cem:
— Burada senden başka kimse saraydan çıkıp giremez.
Ferhad başını iki yana salladı.
— Ben ihanet etmedim.
Tam o sırada arşivin kapısının altından küçük bir kâğıt içeri sürüldü.
Nergis eğilip kâğıdı aldı.
Üzerinde tek bir cümle vardı:
“İçinizdeki hain sandığınız kişi değil.”
Nergis kâğıdı okudu.
Sonra ikinci satırı gördü.
“Hain, seni çocukluğundan beri koruyan kişidir.”
Nergis'in aklına tek bir isim geldi.
Münevver.
Nergis yavaşça ona döndü.
Münevver'in gözleri doldu.
— Nergis...
Nergis geri çekildi.
— Sen miydin?
— Hayır.
— O zaman neden mektup senin adını söylüyor?
Münevver sustu.
Gülbahar dikkatle ona baktı.
— Çünkü Münevver'in sakladığı başka bir sır var.
Nergis:
— Ne sırrı?
Münevver gözyaşlarını sildi.
— Ben seni saraydan kaçırmadım.
Nergis'in yüzü değişti.
— Ne?
— Seni saraya geri getiren bendim.
Selim kaşlarını çattı.
— Ne zaman?
Münevver cevap verdi:
— On iki yıl önce.
Nergis'in kalbi hızlandı.
— Ben saraya geldiğimde...
— Seni ilk gördüğümde seni tanıdım.
— Nereden?
Münevver titreyen elleriyle boynundaki kolyeyi çıkardı.
Kolyenin ucunda küçük bir madalyon vardı.
Madalyonu açtı.
İçinde minicik bir bebek resmi bulunuyordu.
Nergis resme baktığında nefesi kesildi.
Bebeğin boynunda doğuştan gelen küçük bir ben vardı.
Aynı ben Nergis'in boynunda da vardı.
Münevver fısıldadı:
— Çünkü seni ilk kez gördüğümde, annemin kucağındaki bebek olduğunu anladım.
Nergis'in gözlerinden yaş süzüldü.
— Sen... benim gerçek annemi tanıyordun.
Münevver başını salladı.
— Evet.
— Kimdi?
Münevver cevap vermek üzereyken dışarıdan büyük bir gürültü geldi.
Arşivin kapısı sarsıldı.
Bir asker bağırdı:
— Kapıyı açın!
Selim Nergis'in önüne geçti.
Gülbahar ise sakin bir şekilde konuştu:
— Artık burada kalamayız.
Cem:
— Nereye gideceğiz?
Gülbahar Nergis'e baktı.
— Anneni bulmaya.
Nergis şaşkınlıkla sordu:
— Dilruba'yı mı?
Gülbahar başını salladı.
— Hayır.
Bir an durdu.
— Gerçek anneni.
Nergis'in yüzündeki şaşkınlık büyüdü.
Münevver gözlerini kapattı.
Ve ilk kez gerçek adı söyledi:
— Nergis'in gerçek annesi...
Kapı bir kez daha sarsıldı.
— Şehzade Murad'ın karısı değildi.
Nergis'in gözleri babasına çevrildi.
Murad başını eğdi.
Münevver devam etti:
— Gerçek annen, sarayda herkesin öldüğünü sandığı bir kadındı.
Nergis fısıldadı:
— Kim?
Münevver'in dudaklarından tek bir isim döküldü:
— Ayla Sultan.
Tam o anda kapı kırıldı.
Ve arşive giren ilk kişi...
Ayla Sultan'ın ta kendisiydi.