Kulenin içindeki sessizlik, Nergis'in kulaklarında uğulduyordu.
Karşısındaki adam, elinde Selim'in yüzüğüyle duruyordu.
Nergis bir an gözlerini ondan ayıramadı.
— Selim'in ağabeyi...
Adam hafifçe gülümsedi.
— Nihayet öğrendin.
Murad hemen Nergis'in önüne geçti.
— Ona yaklaşma, Cem.
Adamın gülümsemesi kayboldu.
— Yıllar geçti, Murad. Hâlâ aynı cesaret...
Nergis babasının koluna dokundu.
— Cem kim?
Murad cevap vermedi.
Cem, birkaç adım daha attı.
— Ben, bu hanedanın unutulmuş varisiyim.
Nergis kaşlarını çattı.
— Peki Selim?
— Selim mi?
Cem acı bir kahkaha attı.
— Selim, benim yerime büyütülen çocuktu.
Nergis'in yüzü değişti.
— Ne demek bu?
Cem elindeki yüzüğü havaya kaldırdı.
— Sarayda herkes onun benim kardeşim olduğunu biliyordu. Ama kimse benim neden yıllarca ortadan kaybolduğumu bilmiyordu.
Murad sertçe konuştu:
— Çünkü seni saklamak zorundaydık.
Cem başını çevirdi.
— Hayır.
Bir an durdu.
— Beni saklamadınız. Beni yok saydınız.
Nergis'in annesi öne çıktı.
— Cem, yeter.
Cem ona baktığında yüzündeki öfke bir anlığına kırıldı.
— Sen de mi buradasın?
Kadın başını eğdi.
— Buradayım.
Cem acıyla güldü.
— Hepiniz buradasınız. Bir tek benim annem yok.
Nergis şaşkınlıkla ona baktı.
— Annen nerede?
Cem'in gözleri karardı.
— Öldü.
Nergis'in kalbi burkuldu.
Cem devam etti:
— Onu öldürenler, aynı gece benim de öldüğümü ilan ettiler. Fakat beni bir hizmetkâr saraydan kaçırdı.
Murad gözlerini kapattı.
— O hizmetkârın kim olduğunu biliyorum.
Cem şaşkınlıkla baktı.
— Kim?
Murad cevap vermeden önce kule kapısına baktı.
Dışarıdan ayak sesleri geliyordu.
Birileri hızla kuleye yaklaşıyordu.
Ferhad hançerini kaldırdı.
— Yalnız değiliz.
Cem'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
— Demek sonunda geldiler.
Nergis fısıldadı:
— Kim?
Cem cevap vermedi.
Kapı açıldı.
İçeri üç muhafız girdi.
Fakat üzerlerindeki saray kıyafetleri Nergis'in dikkatini çekti.
Göğüslerinde aynı arma vardı.
Cem'in yüzüğü üzerindeki arma...
Üç hilalin içinde saklı bir kartal.
Nergis geriye çekildi.
— Bu işaret...
Cem başını salladı.
— Onlar beni değil, seni almaya geldiler.
Nergis'in nefesi kesildi.
— Beni neden?
Cem ona baktı.
— Çünkü senin kanın, onların yıllardır aradığı anahtarı taşıyor.
Nergis anlam veremedi.
— Ben bir insanım. Anahtar değilim.
Cem yaklaşarak yavaşça konuştu:
— Senin soyun, tahtın kaderini değiştirecek.
Tam o sırada Murad kılıcını çekti.
— Nergis'e dokunamayacaksınız.
Muhafızlar öne çıktı.
Ferhad ve Mihrimah da savunmaya geçti.
Kulenin içinde büyük bir kargaşa başladı.
Nergis geri çekilirken ayağı eski bir sandığa takıldı.
Sandık devrildi.
İçinden küçük bir tomar kâğıt yere saçıldı.
Nergis eğilip birini aldı.
Üzerinde kendi adı vardı.
NERGİS — DOĞUM KAYDI
Nergis'in gözleri büyüdü.
Belgenin altında bir tarih yazıyordu.
Sonra başka bir isim...
Babası: Murad
Nergis'in kalbi hızlandı.
Ama annesinin adı farklıydı.
Daha önce hiç duymadığı bir isim.
Valide Şahzade Dilruba.
Nergis şaşkınlıkla annesine baktı.
— Bu kim?
Annesinin yüzü bembeyaz oldu.
Murad da belgeyi görünce sustu.
Cem'in yüzünde ise şaşkınlık vardı.
— Dilruba...
Nergis ona döndü.
— Tanıyor musun?
Cem yavaşça başını salladı.
— O, benim de annemdi.
Nergis'in elindeki belge yere düştü.
O anda bütün kule sessizleşti.
— Ne?
Cem gözlerini Nergis'den ayırmadan konuştu:
— Demek sonunda gerçeği sana da söylemediler.
Nergis'in gözleri annesine çevrildi.
— Anne...
Kadın ağlamaya başladı.
— Nergis...
— Bana doğruyu söyle.
Kadın cevap veremedi.
Nergis bir adım geri çekildi.
— Ben kimin kızıyım?
Murad gözlerini yere indirdi.
Cem ise sessizce cevap verdi:
— Benim kardeşim.
Nergis'in gözlerinden yaş süzüldü.
Ama Cem'in söyleyeceği bir cümle daha vardı.
— Fakat asıl sırrı henüz bilmiyorsun.
Nergis başını kaldırdı.
— Neymiş?
Cem'in sesi fısıltıya dönüştü.
— Sen doğduğun gece yalnızca bir çocuk dünyaya gelmedi.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Bir vasiyet de doğdu.
Nergis kaşlarını çattı.
Cem, kule penceresinden dışarı baktı.
— Ve o vasiyet, tahtın kime ait olduğunu belirliyor.
Nergis yavaşça sordu:
— Kime?
Cem ona döndü.
— Sana.
Nergis'in nefesi kesildi.
Murad gözlerini kapattı.
Çünkü yıllardır sakladıkları sır artık ortaya çıkmıştı.
Nergis'in yüzündeki şaşkınlık geçmeden kule kapısı yeniden açıldı.
Bu kez içeri giren kişi herkesin kanını dondurdu.
Selim.
Üzerinde koyu renk kaftanı, yüzünde alışılmadık derecede ciddi bir ifade vardı.
Nergis ona baktı.
— Selim...
Selim hiçbir şey söylemeden Cem'in yanına yürüdü.
Cem ona baktı.
— Geç kaldın kardeşim.
Selim'in gözleri Nergis'e çevrildi.
— Hayır.
Bir adım daha attı.
— Bu kez tam zamanında geldim.
Nergis'in gözleri doldu.
Selim elini kaldırdı.
Parmağında artık yüzük yoktu.
— Çünkü artık saklanacak hiçbir şey kalmadı.
Ve kuledeki herkesin duyabileceği şekilde tek bir cümle söyledi:
— Nergis, sen benim karım olduğun için değil... tahtın gerçek varisi olduğun için bu sarayın merkezindesin.