İçeriğe geç

PEMBE DUVAĞIN ARDINDA

Bölüm 12 · 3 dk okuma

PEMBE DUVAĞIN ARDINDA

Bölüm 12

BÖLÜM 12 — Ölülerin Sırrı

Nergis, karanlığın içinde yankılanan sesi duyduğu anda nefesini tuttu.

O ses...

Unutulması mümkün olmayan bir sesti.

Çocukluğunda ninniler söyleyen, saçlarını okşayan, ona pembe güllerden bahseden o kadın...

Nergis'in gözleri büyüdü.

— Bu... mümkün değil.

Mihrimah şaşkınlıkla ona baktı.

— Kimi tanıdın?

Nergis cevap veremedi.

Geçidin sonunda yavaşça bir siluet belirdi.

Kadın, elindeki küçük feneri kaldırdı.

Işık yüzüne vurdu.

Nergis'in dizlerinin bağı çözüldü.

— Münevver...

Kadın durdu.

Yüzünde yılların yorgunluğu vardı ama gözleri aynıydı.

Nergis'in yıllardır hatırladığı gözler.

Annesinin çocukluğundan beri anlattığı, fakat öldüğünü söylediği Münevver Hanım...

Gerçekten karşısındaydı.

Nergis bir adım attı.

— Sen ölmemişsin.

Kadının gözlerinden yaş süzüldü.

— Hayır, Nergis.

Bir an sustu.

— Ben hiç ölmedim.

Nergis'in annesi başını eğdi.

Nergis ona döndü.

— Siz biliyordunuz.

Cevap gelmedi.

— Hepiniz biliyordunuz!

Sesi geçitte yankılandı.

— Annem yaşıyordu. Murad Bey yaşıyordu. Selim beni koruyordu. Şimdi de yıllardır öldüğünü sandığım birinin hayatta olduğunu öğreniyorum!

Münevver yaklaşmak istedi.

Nergis geri çekildi.

— Bana dokunma.

Münevver durdu.

— Sana kızmaya hakkın var.

— Kızmak mı? Ben yıllarca neden terk edildiğimi düşündüm!

Münevver'in sesi titredi.

— Çünkü seni terk etmedim.

— O zaman neden gittin?

Kadın gözlerini kapattı.

— Çünkü seni öldürmek isteyenler vardı.

Geçitte sessizlik oldu.

Murad ağır bir sesle konuştu:

— O gece sarayda yalnızca bir ihanet olmadı. Bir çocuk için ölüm emri verildi.

Nergis'in yüzü bembeyaz oldu.

— Benim için mi?

Murad başını salladı.

— Sen doğduğun gece.

Nergis geriye doğru bir adım attı.

Annesi hemen yanına geldi.

— Seni saklamak zorundaydık.

— Kimden?

Bu kez Münevver cevap verdi.

— Sultan'ın meclisinden.

Nergis kaşlarını çattı.

— Neden bir bebekten korksunlar?

Münevver'in yüzü acıyla gerildi.

— Çünkü sen sıradan bir bebek değildin.

Nergis sustu.

Münevver, elindeki feneri yere bıraktı.

— Senin doğumunla birlikte hanedanın dengesi değişecekti.

Murad masanın üzerine eski bir belge koydu.

Belgenin üzerinde kırmızı mühür vardı.

— Bu belge, senin gerçek soyunu kanıtlıyor.

Nergis belgeye uzandı.

Fakat tam dokunacağı sırada bir ses duyuldu.

— Sakın.

Herkes aynı anda döndü.

Geçidin girişinde Ferhad duruyordu.

Yüzü değişmişti.

Nergis şaşkınlıkla baktı.

— Ne oldu?

Ferhad yavaşça başını kaldırdı.

— Çünkü o belge gerçek değil.

Murad'ın yüzü gerildi.

— Ne söylüyorsun?

Ferhad birkaç adım yaklaştı.

— Yıllardır aradığımız asıl belge bu değil.

Nergis'in kalbi hızlandı.

— Peki aslı nerede?

Ferhad'ın bakışları Nergis'in sağ eline indi.

— Selim'in yüzüğünde.

Nergis donup kaldı.

Düğün gecesi...

Sağ elindeki yüzük...

O gizemli işaret...

Bir anda her şey yeniden anlam kazanmaya başladı.

Nergis yüzüğü çıkardı.

İnce işçiliğin arasında daha önce fark etmediği küçük bir çizik vardı.

Parmağıyla üzerine dokundu.

Bir mekanizma sesi duyuldu.

Yüzüğün ortasındaki taş hafifçe yerinden çıktı.

İçinde minicik, katlanmış bir kâğıt vardı.

Nergis'in elleri titredi.

Kâğıdı açtı.

Tek cümle yazıyordu:

“Gerçeği öğrenmek istiyorsan, düğün gecesi seni yalnız bıraktığım kuleye gel.”

Altında yalnızca bir harf vardı:

S.

Nergis'in gözleri doldu.

— Selim...

Münevver başını kaldırdı.

— Hayır.

Nergis ona baktı.

— Neden?

Münevver'in yüzüne korku yerleşmişti.

— Çünkü o kuleye gitmemelisin.

— Neden?

Münevver birkaç saniye sustu.

Sonra fısıldadı:

— Çünkü Selim orada olmayacak.

Nergis'in kalbi sıkıştı.

— O zaman kim olacak?

Münevver cevap vermedi.

Murad ise bir anda ayağa kalktı.

— Hepimiz buradan çıkıyoruz.

Ferhad şaşkınlıkla sordu:

— Nereye?

Murad'ın gözleri sertleşti.

— Kuleye.

Nergis ona baktı.

— Az önce gitmememi söylediniz.

Murad başını salladı.

— Çünkü bu bir tuzak olabilir.

Sonra mektubu gösterdi.

— Ama artık başka seçeneğimiz yok.

Gece yarısına doğru sarayın eski kulesine ulaştılar.

Kulenin kapısı açıktı.

İçeriden tek bir mum ışığı geliyordu.

Nergis kapının önünde durdu.

— Burada birileri var.

Ferhad hançerini çekti.

Murad elini kaldırdı.

— Kimse konuşmasın.

Nergis yavaşça içeri girdi.

Merdivenleri çıktıkça kalbinin sesi daha da yükseliyordu.

Son basamağa ulaştığında karşısında büyük bir pencere gördü.

Pencerenin önünde biri duruyordu.

Sırtı dönüktü.

Nergis fısıldadı:

— Selim?

Adam yavaşça döndü.

Nergis'in yüzündeki ifade değişti.

Bu Selim değildi.

Adamın elinde Selim'in yüzüğü vardı.

Ve yüzünde soğuk bir gülümseme vardı.

— Prenses Nergis...

Nergis geri çekildi.

Adam bir adım attı.

— Sonunda seni buraya getirmeyi başardık.

Murad'ın sesi öfkeyle yükseldi:

— Sen!

Adam başını eğdi.

— Beni tanımanıza şaşırmadım, Şehzade Murad.

Nergis babasına baktı.

— Kim bu?

Murad'ın yüzündeki korku, Nergis'e şimdiye kadar gördüğü her şeyden daha fazla şey anlatıyordu.

— O...

Murad bir an sustu.

— Selim'in ağabeyi.

Nergis'in gözleri büyüdü.

Adam gülümsedi.

— Ve tahtın gerçek varisi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.