~ertesi gün~
Bugün pazartesiydi, evden yeni çıktım okula gidiyordum. Ömer'i görecektim.
Onun evi benim evime göre ters olmasına rağmen ara sıra erkenden kalkıp buraya gelirdi ve birlikte giderdik okula. Ve tahmin ettiğim gibi bugün de gelmişti. Cumartesiden bu yana pek moralim yoktu ama cumartesi gününden daha iyiydim.
Adımlarımı hızlandırıp sigara içen Ömer'in yanına yaklaştım. Sarılamadım çünkü tanıdık birinin bizi görme ihtimali çok yüksekti.
"Günaydın yakışıklım!" Diye şakıdım Ömer'i görünce içime dolan neşeyle.
"Günaydın güzelim benim!" Diyerek benim gibi karşılık verdi ve aynı zamanda daha bitmemiş olan sigarasını yere atıp ezdi.
Birlikte yola koyulduk ve mahalleden uzaklaştığımız ilk anda Ömer kollarını etrafıma sarmıştı. Başımı iç çekerek öptü, "Ohh! Nasılda özlemişim sevgilimi!" Anlaşılan beyimizin neşesi yerindeydi bugün.
"Birde küçük bebeğimizi." Diye fısıldayıp tek elini hemen karnıma yerleştirip okşamıştı. Diğer kolu ise omzumdaydı. Çok çabuk benimsemişti.
"Ömer dur, biri görecek şimdi!" Tanıdık birinin bizi görmesi isteyeceğim en son şey bile değildi. Dikkatli olmalıydık
"Şimdilik öyle olsun güzelim." Dedi sanki seninle daha sonra görüşeceğiz der gibi. Görüşürdük, sıkıntı değildi.
.
Sonuncu derste bitince birlikte eşyalarımızı toplamaya başladık.
"Güzelim geçen gün kitabın benimkilerin arasına karışmış." Diyerek uzatmıştı kitabı.
"Ya fark etmemişim, teşekkür ederim Ömer."
"Rica ederim Gökçe'm."
Birlikte okuldan çıkıp benim evime doğru yol aldık. Anlaşılan beni eve bırakacaktı.
"Beni eve mi bırakacaksın?"
"Evet güzelim, bundan sonra daha fazla dikkat etmeliyim sana değil mi?" Diyerek sırıtması üzerine bende somurttum. Fakat aklıma düşen düşüncelerle yüzüm asılmıştı.
"Gökçe'm, güzelim ne oldu? Neden asıldı o güzel yüzün, anlat bana." Diyip elini şefkatle yüzüme yerleştirdi.
"Ömer biraz konuşalım mı?"
"Tabi güzelim." Etrafa bakınıp gözüne kestirdiği bir yere doğru yürüttü beni.
Fazla sessiz bir parktı burası. Yanyana bir banka oturduk.
"Dinliyorum bakalım." Diyip ilgiyle baktı gözlerime. Bu halini seviyordum. Gerçi her halini seviyordum onun.
"Ömer, şimdi ben reşit değilim ya. Nasıl yapacağız? Yani nasıl kontrollere gideceğiz?" Ömer dediğime karşı gülümsedi.
"Ben dün eve gittikten sonra her şeyi düşünüp araştırdım, sen hiç merak etme güzelim. Yakışıklı ve karizmatik sevgilin her zaman yanında." Diyip çapkın bir tavırla göz kırpmıştı bana. O esmer teni, kahvenin en sıcak tonu olan gözleri, şekilli kaşları, karizmatik yüz hatları ve yine kahvenin en güzel tonu olan dağınık duran saçları... Çok yakışıklıydı bu çocuk. Başıma belaydı. Yaşına rağmen olgun gösteriyordu ve çok ayrı bir havası vardı. Bir de çene kemikleri... Her ayrıntısı beni benden alıyordu. Boyu ise 1.88 di, selvi boylum benim.
"Tam olarak neyi araştırıp düşündün?" Ciddiyetle sordum. Araştırması iyi olmuştu, ben gerginlikten ve korkudan hiç bir şeyi düşünemedim. Çünkü şu an benim tek derdim ailemin tepkisi ve bana ne yapacaklarıydı.
Boğazını temizleyip sevgi dolu bir ifadeyle konuşmaya başladı, "Şimdi güzelim, sen reşit olana kadar hastaneye gidemeyeceğiz maalesef. Fakat doğum olana kadar 18 olacaksın neyseki. Hamileliğin 5. ayında, haziran ayında doktor kontrollerimiz başlayacak ve bir sorun olmazsa ekim ayında doğumumuz gerçekleşecek. Bu sırada birlikte okula gidip geleceğiz daha sonra ben yine işimin başına geçeceğim. Eve geldiğimde de bebeklerimle bolca ilgilenmeyi asla ihmal etmeyeceğim tabiki, ve sizde benimle ilgileneceksiniz değil mi Gökçe'm?" Diyip masum bir ifadeyle yüzüme baktı. Ama yerdim ben bu çocuğu. Ayrıca biz birlikte mi doğuracaktık? İkimizde hamile olmuşuz gibi konuşması beni güldürmüştü.
Ellerimi yanaklarına koyup sıktım, "Tabiki bizde seninle bolca ilgilenmeyi ihmal etmeyeceğiz babası!" Diyip gülmüştüm. Fakat bir sorun vardı, Ömer donmuştu.
"Ömer?" Diyerek sarsmıştım biraz. Adama kal gelmişti resmen birden. Bir süre daha sarstım ve sonra kendine geldi
"Babası size kurban olsun!" Diye birden yüksek sesle konuşması ile eğilip karnıma dudaklarını bastırması bir oldu.
"Ömer, üniversite ne olacak? Okumayacak mıyız biz şimdi?" Aklıma düşen şeyle endişelenmiştim, çünkü ben okumak istiyordum. Ömer'de çok istiyordu, hayallerimiz vardı bizim.
"Okuyacağız tabiki güzelim. Hemde sen nasıl istersen. İster açıktan okuruz, ister bakıcı tutarız bebeğimize ve üniversitemize gideriz. Ama dersen ki ben bakıcıya güvenmem, hiç sorun değil ben ilgilenirim bebeğimle ve sende rahatça gidersin." Saçlarımla uğraşarak ve yüzündeki gülümsemesiyle konuşması içimde bir şeyleri hareket ettirdi. Ama ben başka bir şeye takılmıştım.
"Ne yani, ben senin bebeğin değil miyim artık?" Tek kaşımı kaldırıp merakla yüzüne baktım.
Gülerek, "Sen benim ilk bebeğimsin." Diyip alnımdan iç çekerek öpmüştü. Kocaman gülümsedim. Bu çocuk bana çok iyi geliyordu gerçekten.
"Ömer hadi gidelim geç kaldık, sen daha geri döneceksin eve."
"Haklısın güzelim, ben seni eve bırakıp işe geçeyim." Birlikte ayaklandık ve eve doğru yol aldık.
.
Eve geldikten sonra üzerimi değiştirip direkt yatağıma geçtim. Bir süre tavanı izledikten sonra içeriden gürültüler gelmeye başladı. Sanırım babam gelmişti ve yine sorun çıkartıyordu.
Keşke birde baba olmayı hak etseydi. Ona baba demek bazen öyle zoruma gidiyor ki... Bir insan nasıl canından kanında bir çocuğu sevmez ki, ben küçüklüğümden beri böyleydi babam. Asla sevmezdi, ne beni ne de annemi.
Benim en büyük yaram ailemdi, beni en çok parçalayan şey ailemdi, beni en çok mutsuz edip üzen yine ailemdi.
İçimde sevgi bekleyen bir çocuk vardı. Sevgiye ve şefkate öyle muhtaçtı ki annesinin saçını okşaması ve babasının sarılması için her şeyini verirdi. Bana çok görmüşlerdi ufacık bir sevgiyi. Dayanamayıp pes etmek istediğim çok zaman olmuştu fakat hayallerim için durmak zorundaydım. Bir çok defa isyan çıkardığım olmuştu ama hepsinin sonu hüsrandı.
Annem... O da sevmezdi ki beni.
Bu cümlenin altından ezildim ben yine. Beni sevsinler bana ilgi göstersinler diye kendime zarar verdiğim zamanlar olmuştu. Ama yine bir şey değişmemişti. Bir gün buradan kurtulmanın hayaliyle yaşıyordum ben. Yine içimde ki küçük kız çocuğu ağlamaya başlamıştı, acı çekmeye başlamıştı. O hiç büyümüyordu ve şimdi daha kendisi çocukken karnında bir çocuk vardı.
Daha çok ağlamaya başlamıştım, zoruma gidiyordu bu. Neden demek istiyordum, neden bu acıları çekiyordum. Ben böylesine büyük bir sorumluluğu kaldıramazdım ki. Karnımda ki canlının varlığını hâlâ kabullenemiyordum. Ben bu yaşta çocuk doğurmak ve bakmak istemiyordum ki.
Sevgisizlik ve üzüntüyü biliyordum ben. Annemin beni sevmemesi, sadece ihtiyacı olduğu zamanlarda kullanması. Biliyordum ben bunları ve bilmeme rağmen karnımdaki çocuğa aynı şeyleri yaşatamazdım ki. Ben nasıl kıyardım ona, o benim canımdan kanımdan biri. Ailem gibi olamazdım ben, asla.
Ama çocukken çocuk bakmak ne kadar mantıklı? Kafayı yiyecektim.
Ağlamam gittikçe şiddetleniyordu. Şu an yanımda kimsem yoktu Ömer hariç. Okuldan birkaç arkadaşım vardı fakat sadece iyi gün dostuydu onlar. Yalnız sayılırdım bence.
Toparlanıp mantıklı düşünmem lazımdı, başka yolum yoktu.
.
~2 hafta sonra~
Her şey akışında ilerliyordu ve ben yavaş yavaş kabulleniyor gibiydim ama emin de değildim. Ömer sürekli yanımda oluyordu ve sanki 6 aylık hamileymişim gibi sık sık bir şey aşerip aşermediğimi soruyordu. Şu sıralar beni ayakta tutan tek şey o idi. Ama ara sıra hâlime oturup ağladığım oluyordu.
Gece nerdeyse 12'ye yaklaşıyordu ve babam hâlâ eve teşrif etmemişti. Kim bilir yine hangi bok çukurundaydı. Annemde akılsız gibi onun için endişeleniyordu, gerçekten şaka gibi.
"Hâlâ açmıyor telefonu! Allah'ım şu adamı eve sağ salim getir!" Diyip tekrar aramaya çalışıyordu. Bir insan neden kendisine saygı göstermeyen hiç sevmeyen ve döven bir insanı bu kadar önemserdi ki? İnanılır gibi değildi.
"Kız! Ne oturuyorsun öyle gamsız gamsız! Sende arasana babanı! Ya başına bir şey geldiyse! İnsan merak eder, baban o senin!" Çokta umrumdaydı yani.
"Aynen anne, zaten o da bizi döverken çok düşünürdü değil mi?" Alayla baktım yüzüne
"Gebertirim seni! Düzgün konuş! Defol git odana madem bir işe yaramıyorsan!" Tam kalkıp gidiyordum ki kapı çaldı. Annem koşarak gitti açmaya. Ne vardı bu kadar endişelenecek?
Odama doğru yürürken babamın bana bağırışını duydum. Umursadım. Dedim ya, çokta umrumdaydı?
Odama girip kapıyı kilitledim ve yatağıma uzandım.
"Nereye gittiğini sanıyorsun küçük orospu! Gel buraya gel! Sana güzel haberlerim var!" Tiksinç bir şekilde konuşmasıyla midem bulanmıştı. İçtiği sesinden belliydi.
Kapımın birden sertçe zorlanmasıyla yine korku bedenimi sarmıştı.
Geliyordu.
"Aç lan kapıyı! Ne sanıyorsun sen kendini! Kaltak!" Kapıyı tekmeliyordu.
"Mehmet boşver sen onu ergen işte. Gel ben sana bir kahve yapıvereyim he?" Mahalleye dedikodumuz yayılmasın diye susturuyordu kocasını, asla kızına saldıracak diye değil. Çok yazık gerçekten.
"Ne kahvesi ulan! Çek ellerini! Aç lan sende kapıyı! Sikmeyim belanı!" Yine çok korktum ben, vücudum yine yıllardır aynı korkuyla titriyordu.
Kapının birden kırılmasıyla sıçramıştım. Üzerime doğru geliyordu. Gelmesindi. Ayağa kalkıp gidebileceğim en uzak yere geri geri yürüdüm. Yine aynısı olacaktı.
"Sana çok güzel haberim var diyorum sen hâlâ gel orospuluk yap! Sattım kızım seni, hemde zengin bir adama! Kumarda kaybettim ama neyseki sen varsın! Topla eşyalarını gideceksin yarın!"
Ne?
Gerçek miydi bu?
Yapmamıştır değil mi? Sarhoş olduğu için zırvalıyordur.
"Ne saçmalıyorsun sen? Ne satması..." Sesim fazla çıkmadı.
"Ulan sırf bu yüz ifaden için önceden satabilirdim! Okuyacağım diyordun birde sen değil mi? Bir bok olmaz senden lan! Ama bak yine iyisin seni zengin adama sattım."
Hayal kırıklığı. Bu sefer farklı bir hayal kırıklığı bedenimi sarmıştı. Her defasında daha ne kadar ileri gidebilir diyordum ve her defasında daha fazla ileri gidiyordu. Midemin bulantısı iyice artmıştı, başıma keskin bir ağrı girmişti. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki. Her an bayılacak gibiydim.
"Gitmiyorum hiç bir yere! Defol git odamdan aşağılık herif!" Kalan son sesimle bağırıp ağlamaya başlamıştım. Aynı zamanda yavaşça yere çömeldim, bacaklarım beni taşıyamıyordu.
"NE ZANNEDİYORSUN LAN SEN KENDİNİ! İYİCE YOLDAN ÇIKTIN OROSPU! SİKERİM BELANI DEMEDİM Mİ!" Lafını bitirmeden tekmelemesi bir oldu. Canım yanıyordu benim. Babam canımı acıtıyordu. Niye annem sadece izliyordu?
Boğazımı tutup sıkarak kaldırması bir oldu. Boğuyordu beni. Aynı zamanda hakaret etmeye devam ediyordu.
"Bırak beni!"
"Bıktım lan senden! Evimde yan gelip yatıyorsun birde bana baş kaldırıyorsun!" Nefessiz kalmıştım, ne olacaksa olsundu diyemiyordum artık. Karnımdaki canı düşünmem lazımdı.
Ellerini boğazımdan çekti ve ben yere düştüm. Soluk soluğa kalmıştım. Nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Yine tekmelemeye başlamıştı ama bu sefer karnıma geliyordu. Bebeğime zarar verecekti bu yaratık. İzin veremezdim.
"Yapma! Dokunma bana!"
"Zengin adama sattım diyorum daha aptallık ediyorsun! Dua et yarın gidici olduğun için dokunmuyorum yoksa ne yapacağımı bilirdim ben!" İğrençti. Bu adam sadece iğrençti.
"İğrençsin..." Fısıldayarak demiştim.
"Sus lan kaltak." Tokat atmıştı. Çok sertti. Ve ben çok acizdim.
"Gel ben sana kahve yapayım yorulmuşsundur Mehmet."
"Uyacağım ben!"
"Eh peki madem." Bu kadında iğrençti.
Odamdan çıkmışlardı. Ağlamaya başladım. Ben zaten gülemiyordum, bana haramdı gülmek. Bir süre ağladım ve sonra gözyaşlarımı silmeye çalıştım. Kaçmam gerekiyordu. Duramazdım burada.
Elime telefonu aldım ve hemen Ömer'i aradım. Açmadı.
Tekrardan uzun uzun çaldırdım ve sonunda cevaplamıştı.
"Ömer..."
"Gökçe'm, güzelim... Senin sesin neden kötü?" Kaşlarını çattığını düşünüyordum bunu derken. Tanıyordum onu.
"Gelmen lazım Ömer. Ben iyi değilim. Beni yanına alır mısın?" Gözyaşları içinde konuşmuştum.
"Geliyorum Gökçe! Eşyalarını topla, eve geçince konuşacağız." Endişeli çıkmıştı sesi.
Telefonu kapatıp dolabımdan bavulumu çıkardım. Elime geçen kıyafetleri koydum. Elbise, etek, tişört, eşofman. Birkaç ayakkabı ve kişisel eşyalar derken doldurmuştum bavulu. En son aynanın karşına geçtim ve içler acısı olan hâlime baktım. Gerçekten acizdim. Acınası bir durumdaydım. Burukça gülümsedim. Daha sonra banyoya gidip elimi yüzümü yıkarken kapının yumruklandığını hissettim. Yüzümü kurulayıp hızlıca odamdan bavulu alıp kapıya varmıştım ki kolumdan tutulmamla durmuştum.
"Kaçıyor muydun lan sen!" Kolumu sıkı sıkıya tutmuştu.
"Yeter be!" Diyerek bacaklarının arasına tüm gücümle bu sefer tekmeyi ben basmıştım. İçimin yağları eridi.
O iki büklüm yere düşerken koşarak kapıyı açmaya gittim. Kilitliydi. Kilitleri hızlıca açarken annemde kolumdan yakalamıştı. Yüzümü buruşturdum, aynı yerden tutmuştu.
"Gel buraya küçük hanım!" Çekiştiriyordu beni sinirle.
"Bok gelirim!" Yine tüm gücümle babamın üstüne itmiştim.
Aniden yüksek bir sesin çıkmasıyla sıçramıştım. Ses salondan gelmişti.
Birden salonda Ömer'in belirmesiyle hem şaşırmıştım hemde sevinmiştim.
Öfkeyle buraya bakıyordu. Ona doğru koştum ve boynuna atladım.
"Ömer! Geldin!" Kokusu soludum. Göğsüm ferahlamıştı. Elleri hızla belimi buldu ve destek verip beni kucağına alıp sarılmaya devam etti.
"Geldim güzelim, geldim. Senin bu yüzünün hâli ne peki Gökçe'm?" Beni biraz çekip yüzüme bakarak kurmuştu cümlesini.Sinirle soluyordu şu an.
"Babam yaptı Ömer." Dolu gözlerimle tam bir çocuk gibi söylemiştim bunu. Damarları belirginleşmişti ve vücudu tamamen gerilmişti. O sırada annemle babam ayağa kalkmıştı.
"Demek ondan istemiyordun değil mi kaltak! Sen zaten orospu olmuşsun!" Nefretle söylediği şey beni ezmişti, parçalamıştı.
"Güzelim benim seni hemen arabaya bırakayım bunlarla daha sona ilgilenirim tamam mı?" Diyip alnımdan öpmüştü.
Masum bir sesle,"Tamam, sevgilim."
"Bırak o kızı yoksa gebertirim duydun mu beni çocuk!" Ömer dış kapıya yaklaştığında bende kapının kulpunu indirdim ve arabaya doğru yürüdü.
"KİME DİYORUM LAN BEN BIRAK KIZI!" Bağırıp Ömer'e engel olmaya çalıştı. Arabanın önüne gelince ben yine kapıyı açtım ve Ömer beni yerleştirdi.
"Teşekkür ederim Ömer'im." Yanağını öptüm.
"Rica ederim Gökçe'm." Yanağımı öptü. Gülümsedim yüzümdeki yaralara rağmen.
Ömer kapımı kapatıp arkasını döndü kollarını sıvadı ve bir güzel yumruklamaya başladı babam olacak adamı. O sırada annem onu durdurmaya çalışıyordu. Aynen kesin durdurursun.
"LAN SEN KİME EL KALDIRIYORSUN PEZEVENK! SENİN OLUŞTUĞUN GECEYİ SİKERİM OROSPU ÇOCUĞU!
BİR DAHA! BİR DAHA EL KALDIRMAYA CÜRET EDERSEN O ELİ ÖNCE ETRAFINDA DOLAR KURDELE YAPARIM SONRA GÖTÜNE SOKARIM!"
Ve daha nice hakaretler... Ömer çok yaratıcıdır bu yönde. Ayakta alkışlarım.
O adamın dayak yediğini gördükçe içim rahatlıyordu resmen fakat bir taraftan da üzülüyordum bu durumda olduğumuz için. Baba-kız olabilirdik biz onunla. Sevebilirdik birbirimizi. Anne-kızda olabilirdik. Biz olmayı beceremedik daha doğrusu onlar beceremedi. Gerçi daha insan bile olmayı becerememişler ki aile olsunlar değil mi?
O adamın yüzü kanlar içerisindeydi ve annem ağlıyordu. Birkaç dakika sonra Ömer işini bitirip eve geçti ve bavulumu alıp arabaya yerleştirdi ve o da arabaya geçince onun evine doğru yol aldık. Ömer sessizdi. Beni üzecek şeyler söylememek için sessizdi sanırım. Ama ben konuşmasını istiyordum.
"Ömer... İyi misin?" Sessizce sormuştum.
"Gökçe. Bu ilk defa olmuyor değil mi? Sen benden sakladın." Yediğim dayaklardan bahsediyordu.
"Özür dilerim, ben-" Aklım durmuştu.
Sesli bir şekilde yutkunarak, "Gökçe, Gökçe'm. Senin bir suçun yok ben özür dilerim asıl, fark edemediğim için. Daha sonra konuşuruz bunları olur mu? Sen iyi misin onu söyle bana?"
"İyiyim..."
"Peki bebeğimiz...?" Korkarak sormuştu.
"İyi gibi görünüyor. Korumaya çalıştım onu..."
"Kurban olurum ben size." Gözlerinin dolduğuna şahit oldum, sokak ışınlarının arasından.
Elimi vitesdeki eline koydum ve okşamaya başladım.
"Ömer, iyiyiz biz. Ve artık yeni bir sayfa açıyoruz. Birlikte. Geçti her şey."
"Gökçe... O adamın şimdiye kadar sana yaptıklarını düşündükçe benim sinir katsayılarım
artıyor! Duramıyorum yerimde! Eğer sen bu hâlde ve hamile olmasaydın beni hiç bir şey durduramazdı orada!" Sinirle soludu. Bedeni kaskatıydı. Haklıydı. Daha fazla konuşmadan uzayan yolu izlemeye başladım.