İçeriğe geç

PARMAK UÇLARI

Bölüm 2 · 20 dk okuma

PARMAK UÇLARI

Bölüm 2

BÖLÜM 1: HANIMELİ

İyi okumalar dilerim.








"Eminsin değil mi?" bakışlarımı büyük sahneden zorlukla çektim ve Umut'a baktım. Salon kalabalıklaşmaya başlamıştı ve git gide sıcak oluyor gibiydi.




"Yüzüncü soruşun bu." dedim gülümseyerek. "Olayın üstünden kaç hafta geçti. Gördüğün gibi iyiyim." bakışları gözlerimde dolandı ama hiçbir şey söylemeden bana bakmaya devam ediyordu. Yine de bakışlarından ne demek istediğini anlayabiliyordum. Gülümsememi genişlettim ve bedenimi küçük koltukta ona doğru çevirdim. "Hala hiçbir şey hatırlamıyorum ama bu canımı sıkmıyor." Gözlerine vuran sahne ışıklarından yaşların yavaşça dolduğunu seçebildim. Derin bir nefes alıp verdi ve bakışlarını benden çekti. "Hem sende demedin mi? Tatil yaptık geri dönüyorduk. Her yaz olduğu gibiydi diye. Hatırlamayarak bir şey kaybetmiyorum."




Umut yine hiçbir şey söylemeden bakışlarını bu kez de yere sabitledi ve başını olumlu anlamda salladı. Bu olayın onu neden bu kadar etkilediğini bazen anlayamıyordum. Sonra kendimi onun yerine koyuyordum ve beni de çok üzer gibi geliyordu.




Gözlerimi tekrar sahne ışıklarına diktim ve derin bir nefes alıp verdim. Kazadan sonraki hiçbir gecem tam uykuyla geçmemişti. Çoğu gecemi sahnede geçirmiştim. İçimde beni boğmaya yetecek güçte bir boşluk var gibi hissediyordum ve sahne benim elimden tutuyor gibiydi.




Hastaneden çıktığımdan beri zihnimi yokluyordum fakat hala hiçbir şey yoktu. Umut doğru söylüyordu. Hatırlamama gerek yoktu. Ama öyleyse neden yazı hatırlamamam bu kadar boğucu geliyordu?




"Eva?" gözlerim hızla önümdeki kişiye indi ve irkilerek geri çekildim. Tuğrul hoca karşımda eğilmiş bana sesleniyordu.




"Hocam." dedim derin bir nefes verip rahatlayarak.




"Sana sesleniyorum duymuyorsun." sorgular bir şekilde gözleri üzerimde gezindi.




"Kusura bakmayın hocam." dedim hızla ayağa kalkarak. "Dalmışım."




"Sahneyi özlemişsin." dedi gülümsemesi yüzüne tamamen yayılırken. Sahne derken bile suratının aldığı o ifadeyi çok seviyordum. Benim de bulaşıcı gibi gülümseme suratıma yayıldı. Hızla olumlu anlamda başımı salladım. Heyecanlıydım ve bunu anladığını görebiliyordum. "Geçmiş olsun." dedi yüzü düşerken. "Kaza geçirmişsiniz Umut'la." Dudaklarımı birbirine bastırdım ve başımı tekrar olumlu anlamda salladım. Salon daha da kalabalıklaşırken hem sesini duyurmak için hem de sanki duyulmasın der gibi bana birkaç adım daha yaklaştı ve yeşil gözlüklerini çıkarıp benimle göz göze geldi. Suratı tamamen ciddiydi artık. "Hafıza kaybı yaşadığını duydum. Doğru mu?"




Kaşlarımı kaldırdım ve şaşkınlıkla Tuğrul hocaya baktım. Nereden biliyordu? Bundan yakın çevremden başka kimsenin haberi yoktu. Şaşkınlığımı gizleyemeyerek "Evet." dedim. "Maalesef öyle bir şey oldu."




İşaret parmağını bana doğru uzattı ve bir şeyler düşündü. "Peki..."




"Tuğrul hocam!" arkadan gelen bir öğrenci sesiyle Tuğrul hoca sahneye döndü. "Ses sistemi hazır. İstediğinizde başlayabiliriz."




Tuğrul hoca başıyla teşekkür etti ve bana dönüp tekrar gülümsemesini yüzüne yerleştirdi. "Geçmis olsun Eva. Sonra yine konuşuruz." dedi ve benim cevap vermememi bile beklemeden basamakları çıkıp sahneye geçti.




Şaşkınlıkla bende yerime oturdum ve gözümü Umut'a çevirdim. Fakat o bana değil arkalara bakıyordu. Gözleri bir şeyler arıyor gibiydi. Tam dudaklarım aralandığı sırada salonun kapısı kapandı ve Tuğrul hocanın mikrofona vurma sesi salonu doldurdu.




Bunu sonra Umut'a sormayı aklımın bir köşesine not ettim ve bakışlarımı sahneye çevirdim. "Hoşgeldiniz arkadaşlar!" dedi Tuğrul hoca neşeli bir sesle. Sahnenin diğer ucundan yürüdü ve hemen sahnenin önüne oturup ayaklarını aşağıya salladı. "Yeni bir seneye başlıyoruz. Bu salon neden bu kadar kalabalık diyorsunuz. Biliyorum. Öncelikle onu açıklayayım." oturduğu yerde haraketlendi ve gözlerinin söyleyeceği şey için heyecanla parladığını gördüm. Benim de kalbim sebepsizce tekledi. "Şu an salonda bulunan öğrencilerimiz sahne sanatları, seneryo yazarlığı, dramaturji ve fotoğraf bölümleri öğrencileri olarak yer alıyorsunuz. Bu sene son seneniz. Bu okulu kazandığınız günden beri mezun olmadan önce bir bitirme projeniz olacağını söylüyordum size. Ve bu sene bir değişiklik yaptık." eliyle salonun kapısını işaret etti ve kafalar aynı anda oraya döndü. Kapının önünde birkaç hoca daha duruyordu. Ellerini teşekkür eder gibi Tuğrul hocaya doğrulttular. "Bitirme projesini bitirme senesi yaptık diyebiliriz. Ortak bir proje yapacaksınız. Büyük bir çalışma olacak. Seneryo yazarları yazımda, sahne sanatları oyunda, dramaturji ve fotoğraf çekimde olacak." salondan heyecan dolu sesler yükselmeye başlarken Tuğrul hoca durdu ve seslere karşı gülümsemesi arttı. "Heyecanlandınız biliyorum çünkü bende çok heyecanlıyım. Yapacağınız büyük bir proje ve hepinizi o gün mezun edeceğiz gibi düşünün. Değerlendirme aşamasını daha sonra anlatacağım. Fakat büyük projeden önce gruplu çalışmalarınız olacak. Gruplu çalışmalarınız için oluşturduğumuz listeyi de fakülte panosuna asacağız. Şimdi hepinize iyi günler diliyorum." sahneden aniden atladı ve aynı anda salonda da büyük bir uğultu oluştu.




Gözlerim Tuğrul hocanın bıraktığı boşlukta asılı kaldığında kaşlarımı çattım. Çok güzel bir projeydi. Büyük bir şanstı ve istediğim şeyi yapmam için bir fırsattı. Ama bir şey vardı. Ne olduğunu bilmediğim bir şey. Adını koyamadığım bir his.




"E hadi!" dediğinde başımda duran Umut'un yüzüne çevirdim gözlerimi. Salon hızla boşalmaya başlamıştı. "Gidelim."




Yutkundum ve başımı sallayıp oturduğum yerden kalktım. Salonun kapısından çıktığımız anda önündeki panodaki kalabalıkla karşı karşıya kaldık. Kalp atışlarım istemsizce hızlandığında elim boğazıma gitti. Derin bir nefes aldım ama yetmiyor gibiydi. "İyi misin?" Umut'un koluma dokunan eliyle ona döndüm. Gözlerinde korkmuş bir ifadeyle bana bakıyordu.




Hızla gülümsemeye çalıştım fakat ne kadar başarabildim bilmiyordum. "İyiyim. Sadece çok sıcak oldu. Ben dışarıdayım sen bakıp gelirsin olur mu?" gözleri ikna olmamış gibi üzerimdr dolandı. Kolumdaki elini daha çekmemişti ve sanki düşecekmişim gibi daha sıkı tutuyordu. "Gerçekten." dedim sesimi daha da sakinleştirerek. "Çok bunaldım. Bahçede olacağım. İyiyim."




Gülümsemem arttığında elini gevşetti ama beni bırakmadı. Yüzündeki korkulu ifadenin biraz olsun azaldığını gördüğümde benim yüz ifademin de daha iyi olduğunu anlayabiliyordum. "Çimlerin oraya otur o zaman. Hemen geleceğim."




Başımı olumlu anlamda sakladığım anda kolumu bıraktı. Bende tekrar ona bakmadan hızla kalabalığı yarıp büyük koridora çıktım. Kaza olayından beri bu kadar kalabalığa hiç girmemiştim. Neden bilmiyordum ama beni etkilemişti.




Kapıdan çıkıp çimlere doğru yürüdüm. Güneşi biraz aralıklarla kapatan bir ağacın altına oturdum ve sırtımı ağaca yaslayıp gözlerimi kapattım. Kaza anının sonrasının veya öncesinin olmadığı gibi o anı da hatırlamıyordum. Kalabalık bir yerde mi kaza yapmıştım ondan mı bu kadar etkilenmiştim bilmiyordum. Sinirle gözlerimi açtım.




Hatırlayamıyordum.




Etrafıma bunu önemsemediğime ikna etmiştim ama içim buna razı olmuyordu. Hatırlayamıyordum. Kazadan beri her gece bunun için uğraşmıştım. Her yalnız kaldığımda, her fırsatta buna çabalamıştım. Doktorum kendimi zorlamamam gerektiğini, beynim hazır olduğunda hatırlayacağımı bana her seferinde tekrarlasa da ikna olmayan bir tarafım vardı. O tarafım eksik hissediyordu ve ben buna katlanamıyordum.




Dudaklarımı ıslattım ve başımı yasladığım yerden kaldırdım ama gözlerimi açmadım. Hafif ılık esen rüzgar bana hep iyi gelmişti. Yüzüme vuran rüzgarı hissettim ve kendimi ona bıraktım.




Hazır olduğumda her şey hallolacaktı.




"İşte burada." Umut'un sesiyle gözlerimi açtım. Başımda dikilen dört kişiyle göz göze geldim. Dudaklarım aralandı ama ne diyeceğimi bilemeyerek geri kapattım. "Eva." dedi beni gösterip. Sonra yanındaki siyah saçlı kızı gösterdi. "Öykü." bu sefer de siyah saçlı bir erkeği gösterdi. "Berk." en son kumral bir çocuğa elini uzattı. "Çağan." arkasından güneş vuruyordu ve yüzünü tam göremedim. Ama bozuntuya vermedim ve gülümsedim. Ne olduğunu anlayamadan suratlarına baktım. "Proje grup arkadaşlarımız. Bu sene birlikteyiz. Oturunsanıza." Umut hızla bir yanıma oturduğunda diğerleri de çekinceli tavırlarla oturdular.




"Memnun oldum." dedim gülümsemem sebepsizce artarken.




"Bizde." dedi Umut'un Öykü diye tanıttığı kız. Tam yanıma oturmuştu ve büyük gözleriyle bana bakıyordu. Göz göze gelince gülümsemem daha da artabilirmiş gibi arttı. Onun da dufakları kıvrıldı.




"Ee," dedi Umut. "Şöyle tanıtayım. Çağan ve Öykü yazarlık bölümünden. Berk fotoğraf." Gözlerim Çağan diye tanıttığı çocuğa çevrildiğinde onun da bana baktığını gördüm. Güneşten dolayı tam göremediğim yüzü şimdi gölgede netti.




"Aa!" dedim şaşkınlıkla. "Hastanede görmüştüm seni." Çağan'ın dudakları aralandı ve bakışları bana sabitlendi. Kaşlarım kalkarken kendimi yokladım. Düşünmeden konuşmuştum. Belki de o değildi. Ben yanlış hatırlıyor olabilir miydim?




"Evet." dedi Umut hızla araya girip. Gözlerimi Çağan'dan çekmedim. Oda hala sabit bir şekilde bana bakıyordu. "Çağan benim arkadaşım zaten. O gün de yardım için gelmişti."




"Tekrar görmedim ama." dedim kaşlarımı kaldırarak. Çağan dudaklarını tekrar araladı ama yine bir şey söylemeden kapattı. Gözleri yüzümde gezindi. "Bir geçmiş olsun deyip gitseydin bari." dedim gülerek. Ortam gergin gibiydi ve amacım yumuşatmaktı ama Çağan hiçbir şey söylemeden birkaç saniye yüzüme baktı ve hızla kalkıp gitti. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken arkasından bakakaldım. "Yanlış bir şey mi söyledim?" dedim tereddütle hala arkasından bakarken.




"Hayır hayır." dedi Öykü hızla bana dönüp. "Aslında o gün oda sevdiği biri için hastaneye gelmişti. O yüzden etkilendi galiba." kalbimdeki sızıyla dudaklarımı kapattım. Aptallık etmiştim. Ayıp etmiştim. Hemde büyük aptallık etmiştim.




"Nereye gitmiştir?" dedim Öykü'ye bakıp. Onunla aynı bölümden olduğuna göre yakın olmalıydılar.




"Su almaya gitmiştir." dedi emin bir sesle.




Ayağa kalktığım sırada Umut'la Berk aynı anda "Nereye?" dediler.




"Geliyorum hemen." dedim ve Umut'un arkamdan konuşmasına aldırmadan hızlı adımlarla arkaya dolandım ve kafeteryanın taşlı yolunu takip ettim. Tanıyıp tanıyamayacağımdan hiç tereddüt etmeden gözlerim Çağan'ı aradı. Kafeterya sırasında değildi. Etraftaki banklarda göz gezdirdim. İkili bir bankta arkası dönük oturuyordu. Öykü su almaya gitmiştir dediğine göre su içiyordu böyle anlarda. Hızla kafeteryadan soğuk bir su aldım ve sessizce ona doğru ilerledim. Bankın hemen yanından suyu uzattığım anda irkildi. Gözleri önce suyu sonra beni buldu. Daha demin gibi değildi. Gözleri kızarmıştı.




Bir şey belli etmeden gülümsedim ve alması için suyu bir kez daha uzattım. Şaşkınlıkla bana bakmaya devam etti. "Öykü su almaya gitmiştir dedi." dedim bir kez daha uzatarak. Yüzü anlamadığım bir şekilde aniden oluşan heyecan ve şaşkınlığını yitirirken suyu elimden aldı ama içmedi. Yavaşça yanına oturdum ve bende onun yaptığı gibi ayaklarımı oturma yerine koydum.




"Teşekkür ederim." dedi yüzüme bakmadan.




"Özür dilerim." dedim ellerimi kalçamın altına alırken. Şaşkınlık tekrar yüzüne oturdu ve bana baktı. "Az önce densizlik ettim. Şaka yapmak istemiştim. Kim için geldiysen umarım şu an iyidir." dedim gözlerimi gözlerine çevirip.




Güneş vuran gözleri bal rengi gibiydi. Yüzümde dolandılar. Derin bir nefes alıp verdi. "Çok sükür ki iyi." dedi gülümseyerek. Sonra yüzünü hızla çevirdi. "Sadece o gün benim için çok kötü bir gündü. Hatırlayınca kötü oldum. Özür dilenecek bir şey yok. Asıl sen kusura bakma. Öyle kalkıp gittim." dedi sıkıntılı bir sesle.




Gülümsedim ve elimi uzattım. "O zaman baştan başlayalım." dedim. "Eva."




Gözleri tekrar gözlerimi bulduğunda önce elime sonra bana baktı. "Tekrar başlayalım." dedi oda gülümseyerek. "Bu sefer her şey daha güzel olsun." bunu bana değil de bir niyet, bir istek gibi söyledi. Elini uzattı ve elimi tuttu. "Çağan." elinin sıcaklığı elimi yakarken kalbimin çarpmaya başladığını hissettim.




Kazadan beri bunları yaşıyordum ama bu kadar yoğun yaşadığım hiç olmuyordu. Elimi fark ettirmeden hızla çektim ve ayağa kalktım. Çağan ne olduğunu anlayamamış gibi suratıma baktı. Eli öylece havada kalmıştı. "Gidelim mi?" dedim gülümseyerek. Bir yandan da kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.




Gözleri bende gezindi ve sonra oda gülümseyip kalktı. "Gidelim."




Onu beklemeden arkamı döndüm ve elim yine boğazıma doğru gitti. Tekrar taşlı yolu geçtim ve asıl bahçeye çıkıp Umut'u görünce ona doğru yürüdüm. Ne kadar hızlı yürüdüğümü yanlarına gidip oturduğumda anladım. Nefes nefese kalmıştım. Göğüs kafesim hızla inip kalkıyordu. Umut'la göz göze geldiğimde onun beni izlediğini gördüm. "İyi misin?" dedi yine aynı korkuyu yüzüne yerleştirmeden hemen önce. Çağan da otururken hızla başımı olumlu anlamda salladım.




Bu kalp çarpıntıları kazadan sonra kalmıştı ve kendime zaman verip normale dönmeyi öğrenmiştim. Neden olduğunu bilmiyordum. Doktora söylediğimde psikolojik olabilir demişti.




Öyle olmalıydı ki yönetebiliyordum.




"Tuğrul hoca bu hafta sonuna küçük bir oyun istiyorum dedi." dedi Berk bedenini srkaya doğru vererek. "Nasıl yaparız?"




"Bu hafta?" dedim şaşkınlıkla. Sıkkın bir şekilde başını salladı.




"Grup uyumlarını görmek istiyorlarmış. Değişim yapabilmek için."




"Önce Öykü ve Çağan'ın yazması gerekiyor." dedi Umut onlara bakarak.




"Oynayacak sizsiniz. Yazma sürecini birlikte geçirmemiz lazım." dedi Öykü gözleri beni bulduğunda.




"Ne yazarsanıx oynarım ben." dedim omuz silkerek.




"Deneme yanılmayla buluruz." dedi Umut Öykü'ye bakarak. "Birlikte olursak doğru. Daha iyi olur."




"O zaman nasıl yapalım?" dedi Öykü yine bana dönüp.




"Fark etmez. Ne derseniz uyarım." dedim bacaklarımı kendime çekerek.




"Birlikte olmaya okey misin?" dedi Berk şaşkınlıkla.




Kaşlarımı çattım ve güldüm. "Nasıl?" dedim.




"Yani," dedi Umut araya girip. "Geceleri gündüzleri fazla vakit geçirebiliriz. Müsait olur musun anlamında sordu."




"Ha." dedim başımı sallayarak. "Ben hep uygunum."




"O zaman bugün bende toplanalım." dedi Umut. "Diğer günlere karar veririz." Herkes olumlu anlamda başını salladı. "Hatta direk geçelim." ortama bir sessizlik çöktüğünde herkesin bana baktığını fark ettim. Dudaklarım yine istemsizce kıvrıldı.




"Niye hepiniz bana bakıyorsunuz?" dedim gülmeye devam ederek. Onların da dudakları yavaşça kıvrılmaya başladığında bulaşıcı gibiydi. "Bana uygundur."




"O zaman gidelim." dedi Öykü ayağa kalkıp üstünü düzeltirken. Arkasından Umut onun da arkasından Berk kalktı. En son Çağan'la göz göze geldiğimde bende hızla kalktım. Oda aynı anda ayaklandı. Umut diğerlerine bizi takip etmelerini söyledikten sonra Umut'un arabasına bindik. Kazadan beri Umut benim şoförüm gibiydi. Her yere benimle geliyordu. Beni getiriyor beni götürüyordu.




Umutla ilk seneden beri arkadaştık. Her şeyimize birlikte koşturmuştuk. Ama kazadan sonra yanımdan hiç ayrılmamıştı. Bazen onu ne kadar çok sevdiğimi kalbimde hissediyordum.




Yol sessiz geçmişti. Evin önüne arabayı park ettikten sonra indim ve siyah demir kapının önünde durdum. Burası bana tanıdıktı. Umut'un ailesinin durumunun iyi olduğunu biliyordum. Burada tek yaşıyordu ve çalışmak için sık sık birbirimize gidip gelirdik.




Siyah demir bahçe kapısını ittirdim ve merdiven basamaklarından inip kapıya doğru yürüdüm. Arkamdan konuşarak geldiklerini duyabiliyordum. Umut kapıyı açtığında içeri girdim ve hızla yürüyüp kendimi salondaki beyaz koltuğa attım. Arkamdan Öykü sonra Berk sonra da Çağan girdi. "Aç mıyız?" dedi Umut telefonu çıkarırken.




Herkes başını olumsuz anlamda sallarken Berk "Ben yerim." dedi gözleri parlayarak.




"Bende yerim." dedi Umut gidip çak yaparken.




Birbirlerine baktılar ve gülmeye başladılar. Sonra ikisi aynı anda "Lahmacun." dediler. Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı ve güldüm. Umut telefon etmeye başladığında Berk hızla kendini gelip koltuğa attı. Öykü hemen yanımda oturuyordu. Çağan karşımdaydı.




"Siz yeni tanıştığınıza emin misiniz?" dedim Berk'e bakıp gülerek. "Resmen lahmacun diye haykırdınız."




Berk'in mavi ve yeşil arasında gözleri olduğunu şimdi fark ediyordum. Gözleri üzerimde gezindi ve sıcacık gülümsedi. İçimin sızladığını hissettim. Böyle sıcak bir gülüşü görmeyeli ne kadar olmuştu bilmiyordum. "İçimizde varmış." dedi kederli bir sesle. Neden öyle bir şekilde söylediğini anlamasam da üstünde durmak istemedim. Başımı salladım.




"Senaristler iş başına." dedi Umut salona girerken. Ellerini birbirine çarptı ve gidip Çağan'ın koluna vurdu. Çağan hızla Umut'a döndüğünde Umut sırıtıyordu.




"Ayı." dedi Çağan gülerek.




"Çok konuşma. Kalk yaz." dedi Umut bir kez daha koluna vurup. Sonra çaprazımdaki şöminenin camında kendimi gördüm. Dudaklarım kıvrılmıştı. Hemde kulaklarıma kadar. Gülümsemem bir anda sebepsizce solarken gözlerimi kendimden çektim. O sırada konuştuklarını duyamamıştım ama hala gülüyorlardı.




Öykü çantasından bir deste kağıt ve kalemler çıkardı. Birazını Çağan'a verdikten sonra arka taraftaki beyaz masaya oturdu ve ayaklarını diğer sandalyeye uzattı. Yazma moduna geçecek gibiydi.




Bu modu biliyordum.




Gözlerimi ondan çektim ve Çağan'a çevirdim. Çaprazımdaki koltuğa oturmuş ayaklarını sehpaya uzatmıştı. Kağıtları bacağının üzerine koymuştu ve elindeki kalemi döndürüyordu. Sonra gözleri beni buldu. Kalemi döndürdüğü eli durdu ve kalem avucunun içinde kaldı. Birkaç saniye öyle durduktan sonra yavaşça arkam ona gelecek şekilde koltukta yan döndüm ve bacaklarımı kendime çektım. Başımı koltuğun arkasına yasladım ve boydan boya cam olan kapılardan arka bahçeyi seyretmeye başladım.




Zihnime arka bahçedr Umut'la havuza girdiğimiz, fıskiyelerde ıslandığımız, oturduğumuz, güldüğümüz, ağladığımız ve daha bir sürü anın görüntüleri doldu. Ama hiçbiri geçen yazdan değildi.




Derin bir nefes verdim ve bahçeye bakmaya devam ettim. Geçen yaz buraya hiç gelmiş miydim? Burada havuza girmiş miydim? Burada oturmuş muydum?




Cevap yoktu.




İçime soruyordum. Zihnime soruyordum. Bedenime soruyordum. Her şeye soruyordum ama cevap alamıyordum.




Gözlerim kapanırken içime bir kez daha sordum. Ama bana yine şans vermedi. Bende kendimi uykunun kollarına bıraktım.




Gözlerim hızla açıldığında ellerimin kalbime baskı yaptığını hissettim. Göğüs kafesim hızla inip kalkıyordu. Gözlerimi kırpıştırdım ve nefeslerimi dinledim. Kazadan beri hep böyle uyanıyordum. Rüyamda bir şeyler görüyordum ama onları da hatırlamıyordum.




Kalbimin üzerindeki ellerim gevşediğinde bedenimi geriye attım ve neredeyse karanlık tavana baktım. Sırt üstü bir şekilde birkaç dakika nefeslerimin normale dönmesini bekledim. Gözlerimi tekrar kapattım ve başımı ellerimin arasına aldım. Rüyamı anımsamak istiyordum ama hiçbir görüntü gelmiyordu. Ellerimle başıma daha çok baskı yaptım. Bekledim. Yoktu.




Sinirle ellerimi indirdim ve derin bir nefes verip doğruldum. Üzerimdeki pike bacaklarıma dökülürken gözlerim pikeye kaydı. Üstüm uyurken örtülü değildi. Umut'un evindeydim. En son ne olmuştu?




Zihnime dolan görüntülerle hızla salona döndüm ve Çağan'ın orada yazıyor olduğunu o an gördüm. Tüm ışıkları söndürmüşlerdi. Sadece başucundaki sarı loş ışığı yazmak için bırakmıştı. Yazmaya o kadar dalmıştı ki kalktığımı fark etmemişti. Bedenim gevşerken daha dikkatli baktım. Teni bembeyazdı. Hastanede gördüğüm güne göre daha renkliydi. Yazarken ellerindeki damarlar ortaya çıkıyordu. Yazıp karalayıp tekrar yazdığını anlayabiliyordum. Kumral saçları dağılmıştı.




Ne yazdığını o an çok merak ettim.




O sırada ben uyurken arkada Öykü'nün de yazdığı aklıma geldi ve sanki yakalanmışım gibi hızla arkamı döndüm. Fakat boştu. Salonda bizden başka kimse yoktu.




Derin bir nefes verip tekrar Çağan'a döndüm. Hala beni fark etmemiş olacak ki kağıda bakıyordu. Boğazımı temizlediğim sırada gözlerini hızla bana çevirdi. Ben salonun karanlık tarafındaydım. Gözleri karanlığa alışana kadar birkaç saniye boş baktı. Sonra göz göze geldik. "Uyandırdım mı?" dedi kısık bir sesle.




"Hayır." dedim hızla. "Keşke uyandırsaydınız. Çalışmaya geldik. Uyumuşum."




Dudakları yavaşça kıvrıldı. Yanağının sol tarafında bir gamze çöktüğünü o zaman gördüm. "İşin yoktu. Bizde ellemedik." dedi memnun bir sesle.




"Herkes nerede?" dedim koridora bakarak.




"Berk yukarıda uyuyor." dedi yukarı katı göstererek. "Öykü'yle Umut mutfakta seneryo üzerinde çalışıyorlar."




"Genel hatları belirlediniz mi?" dedim merakla. Olumlu anlamda başını salladı. "Umut gördüyse bende görebilirim öyleyse." dedim ayağa kalkıp yanına giderken. Çağan'ın yüzündeki gülümseme solsa da bir şey söylemedi. Yanına gidip koltuğun kenarına oturdum. Dizlerinin üzerindeki kağıdı aldım ve göz gezdirdim. Üç sayfa doluydu. Birine genel hatlar yazılmıştı, birine diyaloglar, birine de bazı notlar. Yazısı çok karışıktı ama okuyabiliyordum. Tahmin ettiğim gibi karalanmış bir sürü yer vardı. Diyaloglara yeni başlanmıştı. Yazılan cümleleri ekleyerek yerleştiriyordu.




Genel hatlar olan kağıdı aldım. Hikayenin konusu ihanet olarak verilmişti. İki kişilik bir durum seneryosuydu ve bir anı anlatacaktı. İhaneti öğrenilen anı oynayacaktım ve ihanete uğrayan taraftım. Gülerek Çağan'a döndüm. "Beni neden ihanete uğrattın?" dedim.




Gülümsemesi dudaklarından anında döküldüğünde koltukta doğruldu ve bana baktı. "Ne?"




Kağıdı kaldırdım ve işaret ettim. "İhanete uğratmışsın beni." Gözleri kağıda kaydığında birkaç saniye baktı. Kaşlarımı çattım ve gülerek kağıtları verdim. "Şaka yapıyorum." dedim koltuğun kenarından kalkarken.




Kağıtları dizinin üzerinden aldı ve sehpaya koydu. "Yorulmuşum sanırım." dedi gülümsemeye çalışarak.




"Sanırım mı?" dedim bende gülerek. "Kesinlikle bırakmalısın."




Gülümseyerek başını salladı ama hiçbir şey söylemeden hala kağıtlara bakıyordu. Elleriyle gözlerini ovuşturdu ve tekrar kağıtlara döndü. O sırada mutfak kapısının açılma sesi geldi ve başımı o yöne çevirdim. Önce Öykü arkasından da Umut ellerinde kağıtlarla mutfaktan çıktılar. Suratları o kadar düşüktü ki yeni tanışmış olmasalar içeride saatlerce kavga ettiklerini düşünebilirdim.




Öykü yavaşça gelip kendini koltuğa bıraktı ama hiçbir şey söylemedi. Umut da aynı şekilde karşıdaki koltuğa oturdu ve salon sessizliğe gömüldü. "Ne yaptınız?" dedim Öykü'nün yanına çökerek. Öykü bana bakmadan elindeki kağıtları uzattı. Uzattığı kağıtları beklemeden aldım. Bu kağıtta da ihanet üzerine yazılmış diyaloglar vardı ve bu diyaloglar neredeyse bitmek üzereydi. "E bitirmişsiniz bile." dedim kağıdı tekrar Öykü'ye uzatarak. "Niye böyle sizin suratınız?"




Gözlerimi Öykü'ye doğru kaldırdım ve onun Umut'a baktığını gördüm. Umut ona değil bana bakıyordu. Son nir şans olarak Çağan'a baktım ama oda Umut'a bakıyordu. "Neyiniz var sizin?" dedim gülerek.




"İhanet konusunu yazmak istemiyoruz." dedi Öykü bana dönmeden hala Umut'a bakarak.




"Ve?" dedim devamını getirmesi için.




"Umut öyle istiyor." Umut'a baktığımda bu sefer Öykü'ye baktığını gördüm ama bu çok kısa sürdü ve tekrar bana döndü.




"Niye karışıyorsun insanların işine?" dedim yerden kalkıp koltuğa oturarak. "Bırak ne istiyorlarsa onu yazsınlar."




"Yani." dedi Çağan sinirle mırıldanarak. Umut Öykü'ye baktığından farklı bir şekilde Çağan'a döndü. Bu sefer sinirli bakıyordu.




"Neye itiraz ediyorsun lan sen?" dedi Umut neredeyse fısıldayarak. Oturduğum koltukta doğruldum. İş ciddiye binecek gibiydi. Umut sinirlenmişti.




"Saçmalamayın." dedim sesimi yükselterek.




"Kötü şeyler yazmaya itiraz ediyorum." dedi Çağan başını ellerinin arasından çekip Umut'a bakarak. "Kötü şeyler oynamasını..." gözlerini kapattı ve derin bir nefes verip hızla tekrar açtı. "oynamanızı istemiyorum."




Umut alaycı bir şekilde güldü ve arkasına yaslandı. "Bu fikrin kökü senden çıktı Çağan." dedi gözlerini gözlerine dikip. Gözleri o kadar keskin bakıyordu ki şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. Çağan o an sanki tokat yemiş gibi birkaç dakika sessizce Umut'a baktı. Onu tanımıyordum ama kim olsa sinirlendiğini ve kendine hakim olmaya çalıştığını anlayabilirdi.




"Konuyu kapatalım." dedim hızla ayağa kalkarak. "Daha ilk günden böyle gerginliklere hiç gerek yok. Birbirimizi tanımıyoruz bile."




Üçünün de gözleri beni bulduğunda hiçbirinin gözlerinde kızgınlık kalmamıştı. Öykü'nün gözleri dolarken Umut hızla başını eğdi ve gözlerini yere sabitledi. Tam Çağan'ın bana baktığını hissedip ona dönecektim ki hızla oturduğu koltuktan kalktı ve kapıya doğru yürüdü. Dudaklarım tekrar şaşkınlıkla aralandığında bir kez daha Çağan'ın arkasından kapanan kapıya bakakaldım.




Yine yanlış bir şey mi söylemiştim?




Bu sefer sadece o değil üçü birden tuhaf olmuştu. Ne yapacağımı bilemeyerek salonun ortasında birkaç saniye dikildim. Bu geceyi burada noktalamak en doğrusu olacaktı.




Uzanıp koltuktan çantamı aldım. "Nereye?" dedi Umut hızla ayağa kalkıp.




"Bugünlük bu kadar yeter." dedim gülümsemeye çalışarak. "Zaten bu saatten sonra bir şey yapamayız. Yarın görüşürüz olur mu?"




"Bekle," dedi ve sehpanın üzerinde duran anahtarları aldı. "ben bırakacağım."




"Saçmalama." dedim kolunu tutup. "Yürüyeceğim biraz Umut. Gerçekten hava çok güzel."




"Olma..."




"Lütfen." dedim ve gözlerine emin bir şekilde baktım. Sonra hızla Öykü'ye el salladım ve bir şey demelerini beklemeden kapıya doğru hızlı adımlarla yürüyüp kendimi bahçeye attım.




Bahçenin taşlı yollarını ikerlerken gözlerim etrafı taradı ama boştu. Çağan gitmiş olmalıydı. Çantamı daha sıkı tutup sırtıma taktım. Tam o sırada bahçede çimlerin üzerinde buruşturulmuş bir kağıt gözüme çarptı. Adımlarım aniden durduğunda birkaç saniye bekledim.




Sıkıntıyla dudaklarımı kemirdim. Neden bilmiyordum ama kağıda doğru hiç düşünmeden yürüdüm ve kağıdı alıp hızla çantama attım. Sonra da bahçedeki merdivenleri koşar adımlarla tırmandım ve bahçeden yola çıktım.




Hava o kadar ılık ve güzeldi ki! Yazın son demleriydi ve ılık yaz akşamlarını kışın özleyeceğimi bilerek derin bir nefes aldım.




Her mevsimin bir kokusu vardı bence.




Bunu her mevsim her sene hissederdim.




Müstakil evlerin olduğu caddeden geçerken duvarın üzerine yapılmış demirlere doğru büyümüş hanımellerini gördüm. Karşıya geçtim ve çiçeklerin yanında yürümeye başladım. Hanımeli kokusunu severdim. Ellerimle çiçekleri yoklayarak yürüdüm ve birden birinin önünde durdum.




Çiçekleri koparmak asla huyum değildi ama kendime hakim olamadan küçük bir tanesini kopardım ve avucumun arasına koydum.




Bir şey vardı.




Çantamı omzumdan indirdim ve duvarın kenarına bıraktım. Çiçeği elime aldım ve biraz çevirip izledikten sonra neden yaptığımı bilmeden tohum kısmından tutup çektim. Elime az miktarda bir sıvı aktığında bilinçsizce elimi dudağıma götürdüm.




Baldı.




Hanımelinin balı vardı.




Avucumda kalan çiçeğe ve çıkardığım uzun tohumuna baktım. Dizlerim sanki güçsüzmüş gibi arkadaki duvara çöktü. Kalbimde bir sızı hissettim. Ellerimi kalbime götürdüğüm sırada çiçekler elimden yere düştü.




Derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapatıp içimi dinledim. Sokak gibi içimden de hiçbir ses gelmedi.




Sıkıntıyla gözlerimi açtım ve nefesimi verdim. Boşluk kapanmak yerine beni daha çok içine çekiyor gibiydi.




Dudaklarımı ıslattım ve çantamı yerden hızla alıp çiçeklere birdaha bakmadan hızla yürüdüm.




Boşluktan kaçmak için ne kadar hızla yürümem gerekiyorsa o kadar hızla.




3 AY ÖNCE




"Ne yapıyorsun?" dedim arkasından yavaş adımlarla yürürken. Çiçeklerin önünde durmuştu ve bana arkası dönüktü. "Çağan!" dedim bir kez daha. Bu sefer yüzünü çocuk gibi bana döndü. Elindeki çiçeği o an gördüm. "Niye kopardın?" dedim şaşkınlıkla. Çağan'ı tanıyordum ve hiçbir canlıya zarar vermeyeceğini biliyordum. Beni şaşırtmıştı.




"Balı çok güzel." dedi masum bir ifadeyle parmağını yalarken. "Kendimi tutamadım."




"Ne balı?" dedim kaşlarımı çatarak.




"Bilmiyor musun?" dedi şaşkınlıkla gülerek. Kaşlarımı daha da çattım ve rüzgardan önüme gelen saçlarımı arkaya attım. Güneş batıyordu ve batan güneşin yansımasını gözlerinde görebiliyordum. Daha demin denizden çıkmış saçları kurumaya yüz tutmuştu ve dağınıktı. Gözleri parlıyordu sanki.




O kadar güzeldi ki dudaklarım istemsizce kıvrıldı.




Sonra çiçeklerden bir tane daha kopardı. "Ben küçükken annem bahçemizde hanımeli yetiştirirdi ve çiçeklerine beni asla yaklaştırmazdı." dudakları hüzünle kıvrıldı ve çocuk gibi bakan gözlerini bana çevirdi. "Sonra bir gün bahçede düştüm. Tam çiçeklerin önünde. Dengemi kaybettim ve tutunmak için o an elimi havada sallıyordum. Duvardan destek almak isterken çiçekleri yoldum." gülümsemesi genişlerken bulaşıcı gibi benim de dudaklarım kıvrıldı. Denizin kokusu Çağan'ın kokusuyla birleşti ve burnuma doldu. "Benim sesime geldiğinde annemin çiçekleri gözü bile görmedi. Sonra ağlamamı durdurmak için bana bunu öğretti." aramızdaki iki adımlık mesafeyi kapattı ve hemen dibime geldi. Elindeki hanımelinin tepesinden tuttu ve nazikçe çekti. Gelen uzun tohumla birlikte içinden bir sıvı çıktı. Çiçeği ağzıma doğru uzattı ve sıktı. İçinden çok az bir şey geldi ama tadı inanılmaz yoğundu.




Şaşkınlıkla suratına baktım ve dudaklarım aralandı. Gülüşü artarken neredeyse sesli gülmeye başladı. Buda giderek kahkahalara dönüştü. Onu böyle görmeyi çok seviyordum. Ama kendimi tutamayıp sahte bir kızgınlıkla "Ne gülüyorsun çok güzel." dedim bende gülmeme engel olamayarak.




"Annemin o gün neden güldüğünü şimdi anlıyorum." dedi ve elindeki çiçeği yere attı. Rüzgardan yüzüme gelen saçları elleriyle arkaya itti ve uzanıp alnımı kokladı. "Çocuk heyecanını hiç kaybetme benim güzelim."




O yanımdayken bu çocuk heyecanımı kaybedebilme imkanıma hayretler ettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.