İnsan zihni binlerce sinir hücresinden oluşan bir iletim sistemi gibidir. Gibisi fazladır hatta. Öyledir. Anları tutar. Anıları. Kişileri. Olayları. Olanları ya da olmayanları.
İnsan zihni tutar. Ama ne zaman bırakacağı belli olmaz.
Kaydeder ve siler. Ve bu hiç zor olmadığı gibi bazen kolay da olmaz.
İnsan kalbi öyle değildir. Anları saklar. Anıları. Kişileri. Olayları. Olanları ya da olmayanları. Ve en önemlisi hisleri.
İnsan kalbi saklar. Sıkı sıkı saklar.
Yani öyle derler. Ne kadar doğru bilinmez.
Benim hikayemi hep zihnim yazar sanardım. Bir bakıma doğru. Zihnim yazardı ama kalbin bozacağını da hiç düşünmedim.
Çünkü kalp genelde yapardı.
...
Kulaklarıma dolan düzenli makine sesiyle gözlerimi açtım. Beyaz tavanda yanan floresana birkaç saniye baktım. Bir ağrı vardı. Bir ağırlık. Büyük ve ne olduğunu çözemediğim bir yumruk.
Kafamda kocaman bir ağrı ama aynı zamanda içimde kocaman bir boşluk.
Hissediyordum.
Elimi aniden hızlanan kalbime götürmek için kaldırdığım sırada sırtıma saplanan acıyla gözlerimi acıyla yumdum.
"Uyandı!" diye bağırışan sesler kulağıma dolduğunda tekrar gözlerimi açtım ve başımda üzerime eğilen annem ve babamla göz göze geldim. İkisinin de gözleri gayet sakin suratıma bakıyorlardı. Elim havada kaldı ve ne olduğunu anlamaya çalışarak onlara baktım. "Doktoru çağır." dedi annem babamı eliyle iterken.
O an başımı odaya çevirdim ve bir hastane odasında olduğumu idrak edebildim. Gözlerim tekrar annemi bulduğunda hala bana bakıyor olduğunu gördüm. Yutkundum ve havadaki elimi tekrar yatağa bıraktım.
Ben neden burada olduğumu düşünürken babam yanında bir doktorla hızla içeri girdi. Doktor benden çok büyük değildi. Belki de öyleydi çünkü görüşüm hala o kadar pusluydu ki emin olamıyordum. Yavaş yavaş yanıma geldi ve başucumda durup ışıkla önce bir gözüme sonra diğerine baktı. "Nasılsın?" dedi geriye doğru çekilirken.
Şaşkınlıkla suratına baktım. Tüm gözler üzerimdeydi ve ne olduğunu anlayamıyordum. "İyiyim." dedi kuru bir sesle. Konuşunca boğazımın yandığını hissettim. Kurumuştu. Ne zamandır uyuyordum?
"Ağrın var mı?" dedi doktor bedenime bakarken. Kaşlarımı çattım ve bende onun baktığı yeri takip edip kollarıma baktım. Yara ve morluk içindeydiler. İnanamayarak gözlerimi kırpıştırdım ve tekrar baktım. Ama oradalardı. Duruyorlardı.
"Ne oldu?" dedim korkuyla annem ve babama dönüp.
"Bilmiyoruz." dedi annem de korkuyla.
"Nasıl?" dedim fısıltıyla. Gözlerimi üzerlerinde gezdirdim. İkisi de ne olduğunu anlamayarak bana bakmaya devam ettiler. Benim içimdeki belirsizlik korkusu artarken aynı anda onlarında yerlerinde huzursuzca kıpırdandıklarını gördüm.
"Bir dakika." dedi doktor ellerini cebinden çıkarıp. Gözleri sakindi. "En son ne hatırlıyorsun?"
Gözlerimi bacaklarımın üzerinde örtülü olan beyaz pikeye sabitledim ve zihnimi yokladım. "Yoldayım." dedim gözlerime arabanın içinde olduğum görüntüler gelirken.
"Evet." dedi annem bana doğru eğilerek. Ellerini başının altında birleştirdi ve gözlerini bana dikti.
"Nereye gidiyorsun?" dedi doktor tekrar tereddütle.
Gözlerimi tekrar aynı yere diktim ve düşünmeye başladım. Dudaklarımı ıslattım ve emin olmak için bekledim. "Tatile gidiyorum." dedim kendimden emin bir şekilde. Annemin yüzündeki gülümseme yavaşça soldu ve hızla doğruldu. Ne olduğunu sorgular bir şekilde gözlerine baktım fakat kimse bir şey söylemedi. "Ne oldu?" dedim korkuyla.
"Tatile gittiğin tarihi hatırlıyor musun?" doktor bu sefer yatakta boş olan ayak ucuma oturdu ve samimi bir şekilde bana döndü. "Gün olarak olmasa da ay olarak."
Dudaklarımı ısırdım ve başımı olumlu anlamda salladım. "Nisanda."
Bu kez doktorda sessiz kaldı ve bana bakmaya devam etti. Birkaç saniye sonra ayağa kalktı. "Sana ağrı kesici yapması için bir hemşire göndereceğim. Sonra konuşacağız. Biraz dinlen Eva." dedi ve benim bir şey sormama fırsat bile vermeden annemlere dönüp "Biz odama çıkalım." diyerek hızla odadan çıktı.
Bu sefer de tam annemlere döndüğüm sırada onlarda resmen koşarak odadan çıktılar. Dudaklarım aralık arkalarından bakarken odanın kapısı kapandı ve ben koca bir sessizlikla baş başa kaldım.
Nefesim dudaklarımdan odaya döküldü ve boş odadaki havaya karıştı.
Gözlerimi tekrar kollarıma çevirdim ve yutkundum. Bu morluklar, yaralar ve kanlar neydi? Nerede olmuştu? Bu sırtımdaki ağrılar nedendi? Bu içimde neden böyle bir his vardı?
Gözlerim nedenini bilmediğim bir şekilde dolduğunda hızla bakışlarımı kollarımdan çektim. Ne olduğunu birazdan bana gelip anlatacaklardı. Her şey netleşecekti. Öyle olacaktı. Öyle olmak zorundaydı.
Kapının açılma sesi geldiğinde başımı tekrar doğrulttum ve annemle babamı görmeyi beklerken odaya Umut'un girdiğini gördüm. Dudaklarım tam gülmek için kıvrılacaktı ki kapının yanındaki duvara yaslanıp orada durdu. Gözleri kıpkırmızı ve şişti. Ağlamıştı. Çok ağlamıştı. Üstünde, ellerinde, kollarında hatta her yerinde kan vardı.
"Umut." dedim şaşkınlıkla doğrulmaya çalışarak. Yerinden kıpırdamadı ve ağlamaya devam ettiğini o an gördüm. Bir kez daha "Umut." dedim fakat hiçbir şey söylemeden sadece bana bakıyordu. "Gelsene." dedim doğrulmaya çalışmaktan vazgeçip kendimi yatağa bırakırken. "Niye orada duruyorsun?"
Aralık dudakları kapandı ve şaşkınlıkla bana baktı. "Nasıl?" dedi bana bakmaya devam ederken.
Yatağın boş kısmına elimle vurdum. "Buraya gelsene niye ayakta dikiliyorsun?" dedim gülerek. Sesim hala çatallı çıkıyordu. Bağırmış mıydım? Sesim neden böyleydi? Yaslandığı duvardan ağır hareketlerle doğruldu ve bana doğru yürümeye başladı. Ayaklarını resmen odanın zeminine sürüyordu. Yüzünde büyük bir şaşkınlık vardı. Ne olduğunu çözemiyordum. Oda yüzüme benim ona baktığım gibi bakıyordu. Bir şeyler dönüyordu ama neydi? "Aslında bizi görmek istemezsin diye düşündük. Diğerleri de dışarıda benim çıkmamı bekliyorlar. Tek tek girin dediler." sesi korkak çıkıyordu ve gözlerinden hala yaşlar süzülüyordu.
Kaşlarımı çattım ve suratına anlamsızca baktım. "Arkadaşlarınla mı geldin?" dedim sıkıntıyla.
"Çağan'lar dışarıda bekliyor." dedi gözlerini benim gözlerimden çekip. "Hatta aslında ilk o girecekti ama..."
"Yeni arkadaşlar mı edindin?" dedim elimle koluna vurup. Ben gülmeye başladığımda gözlerini hızla bana çevirdi.
"Ne?" dedi kekeleyerek.
"Çağan dedin ya." dedim dudaklarımı bükerek. "Yeni arkadaşların mı?"
Umut'un dudakları aralandı ve birkaç saniye beni izledi. Ciddi olup olmadığımı anlamaya çalış8yor gibiydi. Neden böyle davrandığını anlayamıyordum. "Sen ciddi misin?" dedi korkuyla bedenini bana çevirerek.
"Ne diyorsun Umut?" dedim sinirlenmeye başlıyordum. "Ne bu haliniz? Doktor geldi ne olduğunu söylemedi tarihi sordu gitti. Sen geldin değişik değişik konuşuyorsun. Ne oluyor?"
Umut'un gözlerinden bir parıltı geçti. Umut muydu korku muydu mutluluk muydu üzüntü müydü bunu çözemedim. Yataktan hızla kalktı ve başucumda eğildi. "Ne hatırlıyorsun en son?" dedi heyecanla.
Gözlerimi devirdim. "Tatile gidiyorum." dedim sakince. "Aylardan nisan."
Dudakları daha fazla açılabilirmiş gibi daha da açıldı ve hızla ayağa kalktı. Ellerini yüzüne götürdü ve odanın içinde dolanmaya başladı. "Nasıl?" dedi tekrardan başımda durup. "En son hatırladığın bu mu?"
Kalp atışım hızlanmaya başladığında başımı olumlu anlamda salladım. Korkmaya başlıyordum. "Umut ne oldu?"
Beni duymamış gibi tekrardan elleri yanaklarında odada bir o tarafa bir bu tarafa gidip gelmeye başladı. "Umut." dedim bir kez daha sinirle. Beni duymuyormuş gibi hızla kapıya koştu ve oda odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Dudaklarım şaşkınlıkla aralansa da artık o kadar sinirlenmiştim ki duramadım. Üzerimdeki pikeyi fırlattım ve bacaklarım açığa çıktı. Bacağımda da yaralar ve morluklar vardı. Hatta orada daha fazlalardı. Merakım daha da arttığında ağrılarıma aldırmadan bacaklarımı yavaşça yere indirip yatakta oturdum.
Bedenim ayakta duracak gibi değildi ama zihnim de beni yatırmıyordu. Yatağımın yanındaki terliklere yavaş hareketlerle ayaklarımı geçirdim ve serumum takılı olduğu demirden tutunup ayağa kalktım. Bu ağrıların neden olduğunu öğrenmezsem daha çok ağrı çekecek gibi hissediyordum.
Ayaklarımı az önce Umut'un yaptığı gibi sürüye sürüye kapıya kadar yürüdüm ve kapının kulbunu indirip açtım. Kapının önünde hemen koridorun karşı duvarında duran dört kişiyi gördüm. Umut'un yüzü görünüyordu. Onun yanında koltuklarda oturup Umut'u dikkatle dinleyen bir kız ve bir erkek vardı. Onlar da Umut gibi elleri yüzleri şişmişti ve kıpkırmızılardı. Bir de Umut'un önünde arkası bana dönük olan biri vardı. Yüzünü göremiyordum. Umut'un gözleri beni bulduğunda arkası dönük olan çocuk hızla bana doğru döndü.
Kahverengi gözlerini gözlerime diktiğinde güçlükle beni taşıyan dizlerim titremeye başladı. Elim serum demirini daha sıkı tuttu ama bu bana destek olmaya yetmedi. Nefesimin boğazımda tıkandığını hissettim ve sonrasında karanlık beni kollarımdan tutup kendine çekti.
...
"Kendine geliyor." kulağıma dolan ses babamın sesiydi. Gözlerimi bu sefer hızla açtım ve direk onlara baktım.
"İyi misin?" dedi doktor. Dejavu yaşıyor gibiydim. Sinirle gözlerimi kapatıp birkaç saniye bekledim. Gözlerimi açtığımda yine tüm gözler beni seyrediyordu.
"Artık ya ne olduğunu anlatın ya da ben defolup gideceğim." sesim hala çatallı çıkıyordu ve bir an bu söylediğime benim bile gülesim geldi ama ciddiyetimi bozmadım. Annem ve babam yavaşça başucumdaki koltuğa oturdular. Doktorum benden birkac yaş büyük bir erkekti. Gözlerini benden çekti ve yine boş olan ayakucuma oturdu. Bir şeyler düşündükten sonra bakışlarını tekrar bana çevirdi. "Şu an aylardan temmuz sonu." dedi sakin bir sesle. Yatakta hızla doğruldum ve bu sefer kimse bana engel olmaya çalışmadı. Umut odanın bir köşesinde beni seyrediyordu. Gözleri üzerimde gezindi.
"Nasıl?" dedim gülerek.
"Trafik kazası geçirdin. Seni buraya arkadaşın getirdi." Yavaşça Umut'u gösterdi. "Arabada tekmişsin. Ne olduğunu ve nasıl olduğunu biz sana soracaktık ama sende..." bedenim kaskatı kesildiğinde ne olduğunu idrak edebilmek için duvarı izlemeye koyuldum. Zihnimi yokladım. Her yer sessizdi. "Son üç hatta dört ayı hatırlamadığın belki geçici belki kalıcı bir hafıza kaybı yaşıyorsun. Neden olduğunu araştırıyoruz."
Kaşlarım yukarı doğru kalktı ve kollarım beni daha fazla taşıyamadı. Kafam yeniden yastığı bulduğunda bu sefer gözlerimi tavana diktim.
Tatile gidiyordum ve sonrası yoktu. Üç ay. Koskoca üç ay yoktu.
Üç ay yoktu ama içimde büyük bir boşluk vardı.
Ellerim kalbime gittiğinde derin bir nefes aldım. Aldığım nefesin ciğerlerimi yaktığını hissedebiliyordum.
Boşluktaydım.
3 AY ÖNCE
"Neden öyle söyledin?" dedi Çağan. Gözlerini Eva'nın üzerinde gezdirdi. Yüzüne vuran ışıklar gözlerinde parlıyordu. Gözlerini denize doğru çevirdi ve derin bir nefes verdi. Esen rüzgar kokusunu Çağan'ın ciğerlerine doğru üfledi.
"Bilmiyorum." dedi Eva başını iki yana sallayarak. Elleri istemsizce kalbine doğru gitti ve üzerinde durdu. "Bir yerlerde kalbin hafızası olduğunu duymuştum. Hisleri unutmayan kalptir yazıyordu." gözlerini Çağan'ın gözlerine çevirdi. Çağan'ın gözlerinin içi parlıyordu. Kalp ellerinin altında tekledi. Onu ilk defa böyle görüyordu. "Kalp hissettiklerini unutmazmış."
Çağan bir eliyle Eva'nın kalbin üzerindeki ellerinden birini alıp kendi kalbinin üzerine koydu. Sonra üzerine kendi elini bastırdı. Eva'nın kalbinin üzerindeki elini çekti ve kendi elini koyduktan sonra Eva'nın eli kendi elinin üzerine oturdu.
Kalp atışları aynı hızda değil aynı histe atıyor gibiydi.
Kalpleri ellerinin altında çırpınıyordu. "O zaman," dedi Çağan yüzünü Eva'nın yüzüne yaklaştırırken. Dudaklarının arasında bir milimlik mesafe kaldığında kalpleri ellerinin tamamen altındaydı sanki. "kalplerimiz bu çırpınışlarını ve hislerini hiç unutmasın." ve Çağan'ın dudakları Eva'nın dudaklarının üzerine kapandı.
Kalpleri ellerinin altında her çırpınışta bu hissi bir yerlere işledi.
Bunu ikisi de biliyordu.