**Toprak, kan ve ozon karışımı bir kokuydu.** Stela yüzüstü düştüğü yabancı zeminde gözlerini açtığında ciğerlerini yakan ilk şey buydu. **Ara Bölge**’nin akışkan korkusunun yerini, keskin, statik bir gerçeklik almıştı. Eter Kapısı arkalarında, bir yıldız göz kırpması gibi kayboldu, mor ışıltılı girdabın yerini, alacakaranlığın derin, menekşe mavisi ve soğuk griliği bıraktı."Kımıldama," diye hırladı Rais, sesi gergin ve soluk soluğaydı. Bir eli Stela’nın omzundaydı, diğeri bileğindeki cihazı hızla kontrol ediyordu. Gözleri, etrafı saran karanlık, kayalık manzarayı tarıyordu: Sivri, volkanik görünümlü kaya kuleleri, ufka kadar uzanan çorak, koyu renkli topraklar, gökyüzünde puslu, sarımsı bir ay. Hava soğuk ve durgundu, sadece uzaktan esen bir rüzgarın iniltisi vardı.Stela inledi. Her yer ağrıyordu. Omzu, Ara Bölge enkazına çarptığı yerde zonkluyor; başı, güçlerini zorladığı için sanke bir mengene içindeydi. Burnunun altındaki kan kurumuş, çatlamış bir kabuk oluşturmuştu. Kolundaki mavi damarlar, soluk bir sancıyla varlığını hatırlatıyordu. "Neredeyiz?" diye fısıldadı, sesi kırık."Bilmiyorum," diye karşılık verdi Rais kısa keserek. Cihazının ekranı soluk ışık saçıyordu. "Kayıtlarda yok. SOL-7N sinyali... zayıf. Geçici olarak izi kaybettik. Ama o da bir kapı bulacaktır." Gözleri Stela’nın yüzünde gezindi. "Durumun?""Ölmüyorum," diye mırıldandı Stela, zorlukla doğrulup diz çöktü. Yorgunluğu kemiriyordu, ama korku daha baskındı. "O... o yeşil ışık..." Veyra Solenn’in avcı yeşili sinyali gözlerinin önünde dans ediyordu."Unut onu şimdilik," diye kesip attı Rais, ayağa kalktı. Paltosunun yakasını kaldırdı. "Sığınabileceğimiz bir yer bulmalıyız. Gece burada ne getirir bilinmez." Elini uzattı. "Kalk. Gücünü *bastır*. Her kıvılcım, bir işaret fişeği gibidir bu boşlukta."Stela elini tuttu, Rais’in çekmesiyle ayağa kalktı. Bastırmak... Rais'in Eter Kapısı'ndan önceki talimatı. İçindeki o yabancı, tehlikeli sıcaklığı görmezden gelmek. Derin bir nefes aldı, odaklanmaya çalıştı. *Hissetme. Düşünme.* Sanki buzlu suya dalıyormuş gibiydi. Kolundaki mavi damarların parıltısı belirsizleşti, yerini içsel bir ürperti aldı. Başındaki ağrı hafifçe azaldı. "Tamam," diye soludu.Rais başıyla onayladı, az da olsa memnuniyetsiz bir ifadeyle. "Beni takip et. Sessizlik."Kayalık arazi, volkanik faaliyetlerin şekillendirdiği garip oluşumlarla doluydu. Sert, siyah bazalt sütunlar, kırık cam gibi keskin kenarlı kayalar, ara sıra derin, karanlık yarıklar. Rais, iz sürer gibi dikkatle ilerliyor, sık sık durup dinliyor, cihazıyla çevreyi tarıyordu. Stela onu takip ederken, Ay ışığında parlayan yüzeyde garip, soluk mavi lekeler fark etti. Toprağa karışmış, neredeyse fosforlu bir mineral gibiydi. Dokunduğunda, soğuk ve pürüzsüzdü. Kolundaki damarlar hafifçe karıncalandı. *Lumin?* Rais onu uyarmadan önce elini çekti.Bir saat kadar sonra, bir kaya oluşumunun gölgesinde, yarı yıkık bir yapı keşfettiler. Doğal bir mağara değil, inşa edilmişti; ancak zaman ve elementler tarafından o kadar aşınmıştı ki, malzemesi belli değildi. Girişi dar ve karanlıktı.Rais Stela’yı durdurdu. "Bekle," diye fısıldadı. Cihazından bir tarama ışını gönderdi. "Canlı yok. Ama... garip bir enerji kalıntısı." Dikkatle içeri girdi.İçerisi düşündüklerinden daha genişti. Tek odalı, küçük bir sığınak. Duvarlar düzgün kesilmiş ama şimdi çatlamış koyu taştandı. Bir köşede, tozlu bir köşede, metal parçaları ve tanımlanamayan nesneler vardı. Havada, eski toprak ve statik elektriğin keskin kokusu asılıydı. En dikkat çekici şey, karşı duvardaki bir semboldü: Taşa kazınmış, karmaşık, akışkan çizgilerden oluşan bir desen. Stela’nın kolundaki damarlara ve enkazda buldukları kırık objedeki şekle çarpıcı biçimde benziyordu. Eksik değildi, tamdı.Stela’nın nefesi kesildi. Göğsünde tanıdık o titreşimli sıcaklık yeniden kabardı. "Rais, bak..." diye fısıldadı.Rais zaten bakıyordu, yüzü gölgelerle kaplı, ifadesi okunmuyordu. "Lumin izi," diye mırıldandı. "Çok eski. Ama... bu gezegen bilinmiyor." Cihazını sembole doğrulttu. "Rezonans... zayıf ama var." Gözleri Stela’ya kaydı. "Seni etkiliyor mu?"Stela başıyla onayladı, kelimeler boğazında düğümlenmişti. Sembole yaklaştı. Dokunmak istedi ama Rais’in uyarısını hatırladı. Sadece yakınında durdu. Sıcaklık arttı, ama bu sefer acı vermiyordu. Daha çok... tanıdık bir şarkının uzak bir nakaratı gibiydi. Zihninde bulanık imgeler belirdi: Uzun, kavisli koridorlar... Yüksek, ışık saçan tavanlar... Sessiz bir hüzün. *Ev?* Bu düşünce, özlemle karışık bir acı getirdi. Kimdi o insanlar? Neden burada bir izleri vardı? Neden *o* bunu hissediyordu?"Bu bir sığınak," dedi Rais, sesi sığınaktaki sessizliği yırttı. Sembolden uzaklaşıp köşedeki enkazı incelemeye başladı. "Belki bir gözetleme noktası. Ya da kaçış için." Metal bir parçayı eline aldı, tozunu sildi. Üzerinde, tanıdık olmayan ama belli bir düzene sahip işaretler vardı. "Lumin değil. Başka birisi. Belki de onların peşindekiler..." Sözünü bitirmedi.Stela irkildi. Veyra değil, başkaları da mı vardı? Sembolün çekiciliğinden kopup Rais’e baktı. "Burada güvende miyiz?""Güvenli kelimesi artık sözlüğümüzde yok, Stela," diye karşılık verdi Rais acımasızca. "Sadece daha az savunmasız olabiliriz. Geceyi burada geçireceğiz. Sen uyu. Ben nöbete kalacağım." Köşeye, girişi görebileceği bir yere çöktü, enerji tabancasını kucağına koydu.Stela yorgunluktan bitkin düşmüştü, ama uyumak imkansız görünüyordu. Taş zemine uzandı, sırtını soğuk duvara dayadı. Gözleri, karanlıkta solukça parlayan Lumin sembolüne takıldı. Ona bir tür teselli, ama aynı zamanda derin bir kayıp hissi veriyordu. Kimdi? Gerçekten bir Lumin miydi? Yoksa sadece bozuk bir genin taşıyıcısı mı? Bu güç... bu lanet ya da armağan... onu nereye sürükleyecekti?Dışarıda, rüzgarın iniltisi arttı. Garip, tiz bir ses kesti geceyi – bir taşın kayması mı, yoksa bir hayvanın çağrısı mı? Stela’nın kalbi hızla çarptı. Kolundaki mavi damarlar, korkuyla hafifçe parlamaya başladı. Hemen bastırdı, içini ürperten bir soğuklukla. *Hissetme. Düşünme.*Rais hiç kıpırdamadı, ama tabancasını tutuşu sıkılaştı. Gözleri, dışarıdaki karanlığı delen bıçak gibiydi.Sığınağın güvenli(!) duvarları arasında, tek gerçek olan korkuydu. Ve Stela Vorn, karanlık manzarada, geçmişinin sırları ve geleceğinin belirsiz tehlikeleri arasında sıkışıp kalmış, uykuya dalmak için savaşırken, bir kez daha tek bir şeyi düşünüyordu: *Hayatta kal. Ne pahasına olursa olsun, hayatta kal.*
Bölüm 3
BÖLÜM 3: KARANLIK MANZARA
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.