İçeriğe geç

PARÇALANMIŞ UFUKLAR

Bölüm 2 · 7 dk okuma

PARÇALANMIŞ UFUKLAR

Bölüm 2

BÖLÜM 2: HİÇLİĞİN KIYISINDA(**Sonsuzluk bir düşüştü)

Stela Vorn, kendini tanımlayamadığı bir hiçliğin içinde süzülürken bu düşünce zihninde çakan tek şimşekti. Bedeni yoktu, sadece bir *varlık* hissi vardı – korku, şok ve bileklerinden yükselen, zonklayan bir mavi ısı. **Ara Bölge** onu sarmıştı; nefes alınan hava, hissedilen zemin, hatta sabit bir yön bile yoktu. Etraf, karanlık mor ve derin lacivertin hakim olduğu, içinde fosfor yeşili, elektrik mavisi ve soluk altın rengi ışıkların rastgele belirip kaybolduğu bir boşluktu. Uzaklarda, tanımsız şekiller – devasa kristal kütleleri? Yıldız gemisi enkazları? Yoksa sadece algının bir oyunu mu? – siluetler halinde beliriyor, sonra buharlaşıyordu. Havada, kulağa ulaşmadan zihinde yankılanan bir uğultu, bir fısıltılar korosu vardı: *Kayıp… Çağrı… Parçalanıyor…*“*Zihnini şimdide tut, Vorn!*”Rais Dorran’ın sesi, bir çapa gibi onu bu algısal girdaptan çekip çıkardı. Yakında, bir gölge kadar somut, bir düş kadar belirsizdi. Kolunu, Stela’nın önkolunu kavramıştı – temas gerçek miydi, yoksa Ara Bölge’nin onlara oynadığı bir numara mı? Ama o sıkı kavrama, Stela’ya bir dayanak noktası verdi. Rais’in yüzü, bu akışkan hiçlikte şaşırtıcı derecede netti: Çizgiler gergin, gözleri (o kömür karası gözler) tetikte, etrafı tarıyordu. Bileğindeki kadim cihaz soluk bir mavi ışıkla parlıyor, karmaşık semboller yüzeyinde hızla kayıyordu.“*Neredeyiz?*” Stela’nın sesi, kendi kulağına bile garip, boğuk ve uzaktan geliyordu. Kelimeler dudaklarından çıktığı anda dağılıyor gibiydi.“*Hiçliğin kıyısında,*” diye karşılık verdi Rais, sesi düşük ama keskindi. Gözleri bir an Stela’nın soluk mavi, hala hafifçe parıldayan damarlarına kaydı. “*Ve burası, zihnini yemeye bayılır. Odaklan. Beni gör. Sesimi duy. Başka hiçbir şeye değil.*”Stela başını sallamaya çalıştı, ama boynunun kasları taş gibi gergindi. Rais’in dediğini yapmaya çalıştı. Onun sert profiline, paltosunun yakasına odaklandı. Ama Ara Bölge saldırıyordu. Gözünün ucuyla gördüğü bir fosfor yeşili leke genişledi, içinden…*… küçük bir kız, çift güneş altında kızıl kumlarda koşuyor, kahkahalar atıyor. Arkasından bir kadın sesi: “Yavaş ol, Stel!”…*Stela irkildi. *Bu benim! Çocukluğum? Ama… hiç böyle bir yere gitmedim!* Görüntü, bir rüyanın parçası gibi kayıp gitti.“*İşte!*” Rais’in uyarısı gecikmedi. “*Zaman sıçraması. Gerçek değil. Ya da henüz değil. Ya da hiç olmadı. Şimdiye dön!*”Bir başka ışık patlaması, bu sefer yakıcı beyaz. İçinde:*… Elysion istasyonu, ama paramparça, dumanlar tütüyor. Tanıdık yüzler – komşusu Old Man Gerrik, dükkan sahibi Jax – donmuş, korku içinde çığlık atarken, gözleri Stela’ya bakıyor, suçluyormuş gibi: “Senin yüzünden!”…*“*Hayır!*” Stela içgüdüsel olarak geri çekildi, gözlerini kapadı. Kalbi göğsünde çekiç gibi çarpıyordu. Bu imge, Fırtına Kapı Olayı’nın gerçek anısından bile daha acı vericiydi. Suçluluk, sıcak bir dalga gibi içini kapladı.Rais’in kavrayışı sertleşti, neredeyse acıtıcı. “*Kapama gözlerini! Kör olmak ölüm demek burada! Bak bana! ŞİMDİ!*” Sesindeki çelik tonu, Stela’yı şoka soktu. Gözlerini açtı, Rais’in gözlerindeki acil uyarıyı gördü. Orada, Rais’in hemen arkasında, mor boşlukta bir *çarpıklık* beliriyordu. Hava – ya da buradaki karşılığı neyse – görünür şekilde bükülüyor, bir girdabın başlangıcı gibi içe doğru kıvrılıyordu.“*Yerçekimi cephesi!*” diye homurdandı Rais, bileğindeki cihazı hızla ayarlarken. “*Sıkı tutun!*”Uyarı için zaman yoktu. Görünmez bir devin eli Stela’yı kavradı ve Rais’ten kopararak ölümcül bir hızla çekti. Boşlukta savruldu, midesi ağzına geldi, kulakları basınçtan patlayacak gibi oldu. Etraftaki renkler ve ışıklar çizgilere dönüştü. Çekimin merkezinde, bir karadeliğin minyatürü gibi, etrafındaki her şeyi – ışığı, rengi, o uğultuyu – içine çeken koyu, titreşen bir nokta vardı. Ölüme doğru sürükleniyordu.Panik, saf ve ilkel bir panik, beynini ele geçirdi. Kolundaki o mavi damarlar, bir kor fırını gibi *parladı*. İçinden bir şeyler, bir enerji, bir *istek* fışkırdı: *DUR!*Parmak uçlarından, Elysion’da kirişi buharlaştıran o gümüşi ışından daha zayıf, daha dağınık bir şerit fırladı. Çekim kuyusunun kenarına çarptı, patladı. Bir şok dalgası yayıldı.Çekim anında kesilmedi, ama şiddeti azaldı. Stela, bir gemi enkazına çarpmadan önce, bir saniyelik bir direnç penceresi yakaladı. Omzu sert metalik bir yüzeye çarptı, canı yandı. Nefesi kesilmiş, başı dönüyordu. Burnundan sıcak, tuzlu bir sıvı aktığını hissetti. Eliyle sildi: **Kan**. Kulaklarında yüksek bir çınlama vardı. Zihni bulanık, gözleri odaklanmakta zorlanıyordu. Kolundaki mavi parıltı sönüyordu, ama yerini derin, kemiklerine işleyen bir ağrı ve inanılmaz bir bitkinlik almıştı. Tüm enerjisi çekilmiş gibiydi. *Bu… bu beni öldürecek…*Rais, bir panter çevikliğiyle yanına süzüldü. Soluk soluğaydı, alnında ter damlacıkları parlıyordu. Stela’yı kavradı, enkazın kıvrımları arasında, daha korunaklı görünen metalik bir girintiye doğru çekti.“*İçgüdüsel kullanım,*” diye soludu Rais, sesinde bir tür acımasız onay vardı. Stela’nın kanayan burnunu kontrol etti. “*Ama her seferinde bir parçanı yakıyor. Ve seni bir fener gibi parlattı.*” Gözleri, Stela’nın solgun yüzünde gezindi. “*Dinle beni, Stela Vorn. Bu güç… Ara Bölge’nin senin içinden akması. Onu *hissetme*. Onu *düşünme*. Onu *isteme*. Yoksa…*” Sesini alçalttı, daha tehlikeli bir tonda: “*Yoksa *onlar* seni bulur. Ve seni alırlar. Benim durdurabileceğimden çok daha beter şeyler yaparlar.*”“*Onlar kim?*” diye fısıldadı Stela, sesi kırık. Yorgunluk ve ağrı onu eziyordu. “*Peşimizde olanlar? Neden beni istiyorlar?*” Gözlerini, içinde bulundukları enkaza çevirdi. Eski, paslı, tanınmaz bir şekilde deforme olmuş bir uzay gemisi parçasıydı. Metal yüzeylerde garip, doğal olmayan aşınma izleri vardı, bazı yerlerde sanki erimiş, bazı yerlerde ise donmuş gibiydi. Ara Bölge’nin etkilerini taşıyordu.Rais cevap vermedi. Dikkati, enkazın duvarına, bir köşeye sıkışmış, tozlu bir nesneye kilitlenmişti. Dikkatle yaklaştı, eliyle tozları sildi. Altından, soluk mavi, neredeyse camımsı bir malzemeden yapılmış, kırık bir obje çıktı. Üzerinde, Stela’nın kolundaki damar desenlerine benzeyen karmaşık, akışkan bir sembol vardı. Sembolün bir kısmı eksikti.Stela’nın nefesi kesildi. Obje ortaya çıkar çıkmaz, göğsünün derinliklerinde tanıdık, titreşimli bir sıcaklık hissetti. Kolundaki damarlar, soluk bir nabız atışı gibi hafifçe parladı. Gözleri objeye kilitlendi, istemsizce ona doğru uzandı.“*Dokunma!*” Rais’in uyarısı bıçak gibi keskin oldu. Stela elini çekti. Rais, objeyi dikkatle inceledi, yüzünde derin bir tedirginlik vardı. “*Lumin işi. Çok eski. Burada ne arıyor?*” diye mırıldandı, daha çok kendine.“*Beni… çağırıyor gibi,*” diye fısıldadı Stela. Gözlerini kırık sembolden alamıyordu. Zihninde, çift güneşin altındaki kızıl kumların görüntüsü yeniden canlandı. Bu sefer daha netti. Sıcak bir rüzgar esiyor, uzakta, ışıkta parıldayan sivri kuleler yükseliyordu. *Ev…* Bu düşünce, bilinçaltından bir balon gibi yüzeye çıktı. Bir an için, Ara Bölge’nin soğukluğu ve acısı unutuldu.Rais, objeye bir an daha baktı, sonra sert bir hareketle onu paltosunun iç cebine soktu. “*Tehlikeli,*” diye kestirip attı. Stela’nın hayal kırıklığını ve kafa karışıklığını görmezden geldi. “*Dinlenme zamanı bitti. Hareket etmemiz lazım.*” Bileğindeki cihazı kontrol etti. Ekranında, tanıdık olmayan bir dilde yazılmış veriler akıyordu. Yüzü asıldı. “*Lanet olsun.*”“*Ne oldu?*” Stela zorlukla ayağa kalktı. Başı hâlâ zonkluyor, bacakları pamuk gibiydi.Rais, cihazın ekranını Stela’ya gösterdi. Parlak kırmızı bir işaret, mor arka plan üzerinde düzenli aralıklarla yanıp sönüyordu. Altında, bir konum koordinatı ve bir tanımlayıcı kod yanıp sönüyordu: **SOL-7N**.“*Solenn,*” diye tükürdü Rais, kelimeyi bir küfür gibi söylerken. Gözlerinde tehlikeli bir parıltı vardı. “*Veyra Solenn. Geçişçi avcısı. İzini bulmuş. Ve yaklaşıyor.*”Stela’nın içine bir buz kütlesi düştü. Rais’in daha önceki uyarısı kulaklarında çınladı: *"Ölümden daha beter şeyler."* Yorgunluğu bir anda unuttu, yerini yeni bir dalga panik aldı. “*Ne yapacağız?*”Rais, enkazın kenarına, Ara Bölge’nin sonsuz mor derinliğine baktı. Gözleri, uzaklarda dans eden ışık kümelerinden birini taradı. “*Kaçacağız. Hemen.*” Bileğindeki cihazı hızla ayarlamaya başladı, semboller ekranda dans ediyordu. “*Ama bu sefer, senin içindeki o… *şeyi* bastırmayı öğrenmelisin, Stela. Her kıvılcım, seni ona bir adım daha yaklaştırıyor. Onun radarında bir noktadan fazlasın artık. Bir *sinyalsin*.”Stela koluna baktı. Mavi damarlar, stres ve korkuyla yeniden soluk bir parıltı yaymaya başlamıştı. *Bastırmak?* Bu korkunç enerjiyi, bu içindeki yabancı gücü nasıl bastıracaktı? Onu hissetmemek imkansızdı. Bir parçasıydı artık. Tıpkı soluduğu hava gibi.Rais’in cihazı parladı. Önlerinde, boşluğun dokusunda bir çatlak belirdi. Bir başka **Eter Kapısı**. İçinde, bu sefer tanıdık olmayan, karanlık ve kayalık bir manzaranın fragmanları dans ediyordu. Kapının kenarları kararsızdı, titriyordu, Ara Bölge’nin enerjisiyle savaşıyor gibiydi.“*Hazır mısın?*” diye sordu Rais, sesinde aciliyet vardı ama gözleri Stela’nın durumunu sorguluyordu. Yüzü solgun, burnunun altında kurumuş kan izleri vardı. Titriyordu.Stela derin bir nefes aldı. Göğsündeki o tanıdık sıcaklık, kırık Lumin sembolünün yaydığı rezonans, hâlâ ordaydı. Arkasında, Veyra Solenn adlı bilinmeyen bir avcının gölgesi vardı. Önünde ise bilinmezlik ve daha fazla acı. *Elysion*’daki hayatı, basit hurdalık tamirciliği, çok uzaklarda kalmıştı. Bu güç… bir lanet miydi, yoksa kurtuluşun tek yolu mu?*Kaçmak…* Bu düşünce onu bitkin düşürdü. Ama *yüzleşmek?* Şu anki haliyle, bunu kaldıramazdı. Kolundaki mavi parıltıyı görmezden gelmeye, onu bastırmaya, içindeki fırtınayı dondurmaya çalıştı. Bir an için, parıltı söndü gibi oldu, ama yerini derin bir iç ürpertisi aldı.“*Ne pahasına olursa olsun,*” diye fısıldadı, sesi kırık ama kararlıydı. Gözlerini, kararsız Eter Kapısı’nın dans eden girdabına dikti. “*Kaçmalıyız. Şimdi.*”Rais, onaylarcasına başını salladı. Bir an için, gözlerinde bir şey, belki bir acıma, belki bir anlayış parladı, ama hemen kayboldu. “*O zaman tutun.*”Kolunu Stela’nın beline doladı. Kadim cihaz tam güçle parladı. Eter Kapısı, içindeki karanlık manzaranın fragmanlarıyla birlikte genişledi. Arkalarında, Ara Bölge’nin mor derinliklerinde, çok uzakta ama hızla yaklaşan, keskin, avcı yeşili bir ışık noktası belirdi. **SOL-7N**.Rais, Stela’yı kendine çekti ve ikisi birlikte, bilinmeyenin karanlık manzarasına doğru atladılar. Stela, son bir titremeyle, kolundaki mavi damarların sessizce parlamasını engellemeye çalışırken, tek bildiği şey, kaçışın bedelinin her seferinde daha ağır olacağıydı. Ve bir gün, kaçacak hiçbir yer kalmayabilirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.