12.07.2024 Ben kurguyu yazmaya başladığım tarihi yazdım. Sizlerde okumaya başladığınız tarihi yazın.
İyi okumalar :)
Gözlerimi yorgun bir şekilde kapattım ve derin bir nefes aldım. Hastanenin soğuk, beyaz koridorlarında gün boyu koşuşturmanın izleri vardı. Elimdeki dosyaları düzelterek son hastamın odasına doğru yürüdüm. Bugün işten çıkıp üniversiteden arkadaşımın düğününe gideceğim. Gözlerimdeki yorgunluğa rağmen içimde bir heyecan vardı.
Odaya girdiğimde, orta yaşlı bir kadın pencere kenarındaki yatağında oturuyordu. Gözleri boşlukta bir noktaya odaklanmıştı. Adı Zeynep Hanım'dı ve diyabet hastasıydı. Bir süredir burada tedavisine devam ediyordu. Gülümsedim ve yatağına doğru yaklaştım.
"Merhaba Zeynep Hanım, nasılsınız bugün?" diye sordum, yumuşak bir ses tonuyla.
Zeynep Hanım bana döndü ve hafif bir gülümseme ile karşılık verdi. "Merhaba Açelya. Bugün kendimi biraz daha iyi hissediyorum, teşekkür ederim. Siz nasılsınız? Bütün gün koşturuyorsunuz burada."
"Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Evet, burası her zamanki gibi yoğun," dedim ve yatağın kenarındaki sandalyeye oturdum. "Bugün biraz daha yorucuydu gerçekten de. İşten sonra bir arkadaşımın düğününe gideceğim. Dinlenmek yok yani bana," dedim tebessüm ederek.
Zeynep Hanım'ın yüzünde bir anlık aydınlanma gördüm. "Ne güzel! Düğünleri çok severim. Her zaman neşe dolu olur. Nasıl bir düğün olacak?"
"Kapalı bir düğün salonunda olacak. Arkadaşımın eşinin aile tarafı biraz kalabalıkmış. Bolca kalabalık bir düğün olacak gibi bakalım."
Gözlerine ışıltı geldiğinde gülerek konuştu.
"Belki o kalabalıkta sana da bir kısmet çıkar."
"Aman o eksik kalsın," dedim gülümseyerek.
Zeynep Hanım'ın serumunu kontrol edip odadan çıkarken, "Kendinize iyi bakın Zeynep Hanım. Yarın görüşürüz," diye ekledim.
Mesai saati bitmişti. Yetişmek için bir an önce hazırlanmam gerekiyordu. Hemşire odasına geçtim ve kapıyı kapattıktan sonra eşyalarımı çıkardım. Doğal ama şık bir görünüm elde etmek için makyajı hafif tuttum, kırmızı bir ruj sürdüm. Sıkıca topladığım koyu sarı saçlarımı açtım ve maşa yapıp omuzlarıma bıraktım. Elbisemi askıdan çıkarıp üstüme geçirdim. Siyah topuklu ayakkabılarımı giydikten sonra aynaya bakarak son bir kontrol yaptım. Her şey içime sinmişti.
Elbisem, boğaz detayı olan kolsuz saten bir modeldi. Vücuduma dar inen kesimiyle dizimin üstünden başlayan bir yırtmaç taşıyordu.
Dağınıklığımı toparladım ve çantamı da alıp hızlı bir şekilde odadan çıktım. Dışarıya çıkmadan taksi arıyordum ama ne yazık ki bir türlü bulamıyordum. Etrafta taksi aramaya devam ederken iş arkadaşım Ege'yi gördüm. Yanıma doğru yaklaştığında gerildiğim doğruydu. Sanırım bu gençten hoşlanıyordum. Her yaklaştığı adımda kaskatı kesilen bedenimi rahatlatmak için içimden telkin edici sözler tekrarlıyordum.
"Açelya, n'aber? Nereye böyle?" diye sordu, beğenir gözlerle beni incelerken gerginliğim yükseliyordu.
"Arkadaşımın düğünü var bu akşam. Oraya yetişmeliyim Ege. Ve bil bakalım ne yok?"
Bir yandan konuşurken gözlerimle taksi var mı diye caddede araştırıyordum.
Tam bir şey söyleyeceği sırada taksiyi gördüm.
"Yarın görüşürüz Ege," onun söyleyeceğini dinlemeden taksiye bindim. Çünkü elindeki kaskı bana uzatacağından haberim vardı. Nedense bunu yapmak içimden gelmedi. Uzaktan sevmek bana iyi hissettirirken, yaklaşırsam her şeyin biteceğini düşünüp kötü hissediyordum. Şoföre adresi söyledikten sonra telefonu açıp annemi aradım.
"Annem ne yapıyorsun?"
"Oturuyoruz kızım. Baban, ablan ve kardeşinle. Sen çıktın mı işten?"
"Evet. Şimdi İrem'in düğününe gidiyorum. Taksideyim."
"Tamam kızım. Haber edersin. İrem'e selamlarımı yolla. İyi eğlenceler."
Telefonu kapattıktan sonra biraz sosyal medyada vakit geçirdim. Ailem İrem'i pek tanımazdı; aslında ablam tanısa da pek hoşlanmazdı. Benim de İrem'le bir dönem aram bozuktu, fakat en yakın arkadaşımla ortak arkadaşımız olduğu için tekrar barışmıştık bir şekilde. Bu düğüne de uzun zaman sonra arkadaşlarımla bir arada olacağım için ve Beril’in yoğun ısrarlarıyla katılmaya ikna olmuştum. Barışmış olsak da kırgınlıklar hâlâ yerindeydi. Neyse ki bu gece bunları unutup düğüne gitmeye karar verdim.
Taksi nihayet düğün salonunun önüne geldi. Şoföre ücretini ödeyip arabadan indim. Salonun dışındaki kalabalığı görünce içerideki yoğunluğu tahmin edemiyordum. Elbisemi düzelttikten sonra yavaş adımlarla salona doğru yürüdüm. Kapıdaki korumaların düğünde ki amacını merak etmeden alıkoyamadım kendimi. İçeriye girdiğimde gördüğüm kalabalıkla kalakaldım. Bu kız aşiretle mi evleniyordu acaba. Gözlerim arkadaşımı ararken bir yandan salonu inceliyordum.
Salon oldukça şıktı. Büyük, kristal avizeler tavanı süslüyordu ve salonun her yerini aydınlatıyordu. Beyaz örtülü yuvarlak masalar özenle düzenlenmişti ve her birinde çiçek düzenlemeleri vardı. Masaların üzerinde altın rengi mumluklar yer alıyordu ve mumlar hoş bir ışıltı yayıyordu.
Dans pisti geniş ve parlıyordu. Hoş bir dans müziği eşliğinde insanlar dans ediyordu. Gelin ve damat için ayrılmış özel bir masa salonun merkezindeydi ve çiçeklerle süslenmişti.
Gözlerim arkadaşımı bulduğunda bana doğru gülümseyerek el salladı. Kumral saçlarını düzleştirip açık bırakmıştı. Kahverengi gözlerine koyu bir makyaj yaparak ön plana çıkarmıştı. Üzerine giyindiği askılı bir yeşil elbise buğday teninde çok şık görünüyordu. Olduğu masaya gittiğimde diğer arkadaşlarımın da burada olduğunu yeni fark ettim. İşe başlayalı aylar oldu ve eskisi kadar sosyal bir hayatımın olduğunu söyleyemem, bir tek Beril’le sık sık görüşürdüm bu yüzden özlemiştim onları. Biraz sohbet ettikten sonra piste çıkıp dans etmek istediler. Her ne kadar ısrar etseler de yorgun olduğumu ve istemediğimi söyledim. Gelin ve damadın oturduğunu gördüğümde yanlarına tebrik etmeye gittim. İçimde anlam veremediğim bir huzursuzluk dolaşıyordu. Tüm gün çalışıp akşam düğüne gelmiştim sanırım onun yorgunluğunu yaşıyordum. Beril yanıma geldiğinde tedirgin bir ifadeyle konuştu.
‘’Sen iyi misin Açelya?’’
‘’Evet iyiyim sadece biraz yorgunum. Neden sordun?’’
‘’Yüzün çok solgun görünüyor. Gel bir elini yüzünü yıkayalım.’’
Lavaboya doğru yürürken sakinleşmek için yine içimden kendimi telkin etmeye başladım. Ellerimi yıkayıp yüzüme de hafiften su vurdum. Çantamdan makyaj malzemelerimi çıkardım. İçeriye giren iki kızla birlikte Beril’in suratı asılmıştı.
‘’Daha iyi misin Açelya?’’
‘’Evet makyajımı tazelim çıkalım.’’
Ben yüzüme birkaç bir şey sürerken olmasını istemediğim o olay olmaya başlıyordu. Beril ve az önce içeri giren Alara arasında küçük atışmalar başlamıştı. Eşyalarımı toparlayıp kızlara döndüm.
‘’Bari bugün yapmayın. Arkadaşınızın düğünündesiniz.’’
‘’Benim bir şey yaptığım yok. Beril Hanımcığımız fazla gergin.’’
‘’Alara kızıl saçlarının kalan yarısına da veda etmek istemiyorsan kes sesini.’’
Buradan sonrasını toparlayamayacağımı biliyordum ne yazık ki. Beril ve Alara en yakın arkadaşken birden aralarına buzdan duvarlar girmişti. O zamandan beri birbirlerine yaptıkları düşmanlığa aklım ermiyordu. Alara’nın belinden aşağı inen saçlarını Beril kesmişti. Evet bu yaptığına asla katılmıyordum bunun için ona çok kızmıştım ama Alara’nın da Beril sevgilisini öpmesi kadar kötü değildi yaptığı. Tartışma ilerlediği sıralarda Alara Beril’e doğru yaklaştığında önüne geçip araya girdim.
‘’Çocuk değilsiniz siz kendinize gelin.’’ Kendi gerginliğim yetmiyor gibi olaylara bak.
Alara bir şey daha söyleyecekti ki lafını kesip ‘’İyi eğlenceler kızlar.’’ diyerek çantamı aldım. O sırada çıkan gürültü ile korku dolu çığlık sesleri yükseldi. Lavabonun duvarının ortasında duran cam paramparça olup kırılmıştı. Camın diğer tarafı salonun arka bahçesine açıktı. Olduğum yerde kımıldamadan dışarıya baktığımda hava kararmaya yakındı. Camın diğer tarafında duran bir çift ela gözle karşılaştım. Uzun boylarda takım elbiseli gençle göz gözeydik. Ruhum sakindi, sanki az önce tüm bu olanlar olmamış gibi içimde bir huzur hissediyordum. Belki olduğum durum saçmalık ötesiydi fakat ben gözümü bile kırpmak istemiyordum. Leyla Leyla bakışlar attığım gencin benden farkı olduğunu söyleyemem. Hayır onu beğendiğim için bakmıyordum. Tamam tipi gayet okey görünüyordu fakat ben anlam veremediğim bir sakinlik yaşadığım için bu anı bozmak istemiyordum.
Bakışlarını sağına çevirdiğinde birilerinin geldiğini anlamıştım. Bu an bozulmuştu. İçimde ki sakinlik tekrar yerini bir korkuya bırakmıştı. Kızlar çoktan dışarıya çıkmıştı. Sadece yanımda Beril duruyordu.
‘’Açelya hadi artık çıkalım buradan.’’
‘’Tamam. Çıkalım bence de.’’ Lavabodan çıktıktan sonra Beril birkaç görevliye camın kırıldığını haber etti ve yanıma geldi tekrardan.
‘’Nasıl kırıldı sence?’’ Beril’in sorduğu soruya bir cevabım yoktu. Bende nasıl olduğunu anlamadım.
‘’Belki biri taş atmıştır.’’ aklıma ilk gelen ihtimali söyledim.
‘’O camı kıracak bir taş olsa içeri de girerdi. Sanki kendiliğinden yerle bir oldu. Diğer camda çatlamıştı çünkü.’’
‘’Öyle mi fark etmedim hiç.’’
‘’Tabii. Sen o sırada karşındaki gençle bakışmakla meşguldün.’’
‘’Bakışmak mı? Ne alaka? Cam kırıldı bir baktım karşımda duruyor.’’
Biraz düşündükten sonra aklıma gelen soruyu sordum.
‘’O kırmış olabilir mi?’’
‘’Niye böyle bir şey yapsın ki? Bilmiyorum. Her neyse boş verelim. Dans mı etsek, kafamız dağılır.’’
‘’Olur.’’ Hızlı adımlarla piste giderken çalan müzik hoşuma gitmişti. Sonunda bu gece amacına ulaşmıştı ve eğlenmeye başlamıştım. Geçen iki saat bana iyi gelmişti. Düğün bitmişti, salonda ki kalabalık azalmıştı. Beril’le birlikte dışarı çıktığımızda temiz havayı içime çektim. Ağustos ayındaydık ve İstanbul geceleri bile sıcaktı.
Yarın da çalışıyor musun Açelya?’’
‘’Maalesef Beril, bir sonraki gün izindeyim.’’
‘’Var mı bir planın, bir şeyler yapalım mı?’’
‘’Aslında ailecek pikniğe gideceğiz, sana da onu söyleyecektim. Sende gelsene.’’
‘’Aslında güzel olur, özledim bende sizinkileri.’’
‘’Anlaştık.’’ dedim, tebessüm ederek.
Elimdeki su şişesini açacağım sırada kafamı kaldırıp gördüğüm yüzle kalakaldım. Hemen dibimde duran yine o ela gözlerle karşılaştım. Yüzü kaskatı kesilmiş kupkuru dudaklarıyla hasta gibi görünüyordu. Salonun kapısının önünde durmuştu, kulağında ince bir kabloyla bağlı bir kulaklık olması onun burada koruma olduğunu anlamamı sağladı. Kumral, dalgalı saçları yüzüne hafifçe düşüyordu. Kirli sakalları, ona olgun bir hava katmıştı. Dudağının sağ altında dikkat çekici bir ben vardı. Atletik yapısıyla oldukça fit görünüyordu ve üzerindeki siyah takım elbise, duruşunu daha da ciddi gösteriyordu. Gözlerini benden kaçırdığında beni tanıyor gibi hissediyordum. Onu daha önce görmediğimden emindim, ama onun beni tanımadığı konusunda emin olamıyordum. Bu konuya nereden vardım bilmiyorum, sadece hislerim beni buna yöneltiyordu. Öksürmeye başladığında elimdeki suyu ona uzattım.
‘’Buyurun. İçer misiniz?’’ diye sordum. Sizce o ne yaptı? Sadece benden uzaklaştı ve içeriye girdi. Benimle konuşması yasak mıydı da neydi bu tavır? Sadece küçük bir iyilik yapmak istemiştim.
‘’Ne oldu şimdi burada?’’ Beril’in gülerek söylediği soruyla dikkatimi değiştirdim.
‘’Bilmiyorum. Ben eve gideyim artık.’’
‘’Beraber gitseydik biz de kızlarla birlikte çıkacaktık şimdi.’’
‘’Yok aşkım. Ben bir taksiye biner giderim çok yoruldum.’’ Beril’le vedalaşıp caddeye indim. Arkamdan Beril de içeriye girmişti. Biraz bekledikten sonra bir taksi buldum. Tam durduracağım sırada, aniden bir adam gelip kolumu sert bir şekilde indirdi. Şaşkınlıkla ona bakarken, elinde tuttuğu bıçağı bana göstererek alçak bir sesle, "Sesin çıkarsa burada batırırım," dedi. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bağırmak istiyordum fakat o bıçağın bedenime girmesinden korkuyordum. Hızlı adımlarla sessiz bir sokağa girdik. Üzerindeki takım elbise ve kravatı onu az önceki korumalardan biri olabileceğini gösteriyordu. Sarı saçları dağınıktı, yüzü solgun ve kuru dudakları uzun zamandır su görmemiş gibiydi. Öksürüğü şiddetlenirken bana doğru bıçağı uzattı. Sanki hasta gibi sendelerken beni öldürmeye kararlı gözüküyordu. Onun bu dengesiz duruşunu fırsat bulup dizine tekme atıp arkama bakmadan koşmaya başladım. Çok ilerlemeden yine onu gördüm. Ela gözlü genç karşımda, beş dakika önceki hasta halinden eser kalmamış bir şekilde duruyordu. Ben şu anda ne yaşıyordum? Sadece biraz eğlenip evime dönmek, ailemle birlikte dizi izlemek isterken şimdi kendimi sessiz bir sokakta bıçakla peşimde vampir gibi kana susamış adamların içerisinde buldum. İçimden dualar edip kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Belki de kaçışım yoktu, artık burada öldüreceklerdi beni.
‘’Neden?’’ diye sordum. Devamında daha fazla soru soracaktım ama ela gözlü genç, sözleriyle beni susturdu.
‘’Hislerini dinle ve bul yolunu.’’ Ne demek istedi hiç anlamadım. Anlamaya çalışacak bir psikolojide de değildim. Nereye gidecektim? Bu sokakta başka bir şeyle karşılaşmanın korkusu içimde varken, adımlarım beni zorluyordu. Korkuyordum sanki gidersem daha kötüsü beni bekliyor gibi. Başka bir sokakta olmadığına göre bu aptal düşüncemi bastırıp koşmaya başladım. Belamın bu kadar çabuk geleceğini tahmin etmemiştim. Arkamdan duyduğum son sesler ise:
‘’Aptalsın Aybars. Bu aptallığının bize zarar vermesine engel olacağımı biliyorsun.’’
Sarışın çocuktu bu sözleri söyleyen. Ne saçmaladığı hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Başka bir sokağa girdiğimde çıkabileceğim bir caddeyi arıyordum gözlerim. O sırada kafamda hissettiğim acı, sonrasıyla bilincim kapanmıştı.
İlk bölüm yazıldı, başlangıçlar yapıldı. Bu kurgu belki ilk denediğim değil ama, ilk bitireceğim olacak. Böyle umut ediyorum, en azından. Yazarken kafamın içinde canlandırıp bir an önce devamını yazmak için heyecanlanıyorum. Ben çok sevdim bu kurguyu, umarım sizler de beğenirsiniz. İlk bölümden kurgunun konusu çok belli değil aslında. Birkaç bölüm sonra konu biraz daha belirginleşecek. O zamana kadar sabırla okumanızı isterim. Ben elimden geldiğince sıkmamaya, daha akıcı bir şekilde yazmaya çalışacağım. Çok tecrübeli olduğumu söyleyemem; birkaç kurguyu düşünüp yazmayı denemek dışında daha önce yazdığım başka bir hikaye yok. Belki de bu ilk hikayem olacaktır. Beraberinde yazdığım başka bir fantastik kurgum daha var. Aslında onu yazarken başka bir hikayeye başlamak fikrimde yoktu. Bu kararım benim de beklemediğim şekilde gelişti, belki bu konuyu başka bölümlerde konuşuruz.
Siz ilk bölümü nasıl buldunuz?
Sizce kendi halinde bir hemşire kızdan ne istiyor olabilirler?
Veya Aybars beyimizin olayı nedir?
Bu sorduklarım hakkındaki fikirlerinizi ve bu bölümün tamamı hakkındaki tüm düşüncelerinizi çokk çok merak ediyorum. Yorumlarınızı ve beğenilerinizi eksik etmeyin. Belki de sadece bir beğeniyle başka birinin okumasına vesile olursunuz.
Buraya kadar okuduğun için çok teşekkür ederim, görüşmek üzere hoşçakal sevgili okur. :)
