Papatya Yankısı 4
Herkesin bir köyü vardır. Hani şu bayramları trafiği tıkanırcasına herkesin gitmek için yola koyulduğu memleketidir. Küçükken bizde giderdik babamın amcası oğullarının evleri vardı. Kurbanı birlikte keser ya da yazın bir haftalığına uğrardık.Gideceğimiz zaman o kadar heyecanlanırdım ki gece yatamazdım. Ablam kalabalık olduğumuzu ve insanları rahatsız ettiğimizi söyler gitmeden önce aşırıya kaçarız diye ağabeyim ve bana tembihte bulunurdu. Fazla tokası yoktu ama köydeki yaşıtlarına hediye etmek için en iyilerini yanına alırdı.
Köye gittiğimizde şehirden gelmiş olmanın havasını atmaya çalışan ağabeyime ablam mütevazilik dersi verirdi. Diğer çocuklar yanımızda rahat etsin ve bizi aralarına alsın diye hep komik anılarımızdan bahsederdi. Ben utanırdım, neden ablam onları anlatıyordu ki derdim.
Büyüyünce anladım. Hayatından parçalar verdiğin insana karşı daha korunmasız oluyorsun. O seni biliyor ve sen onda kendini buluyorsun. Bu yüzden ona zarar vermen söz konusu bile olmuyordu.
Ben tüm parçalarımı Ener'in eline vermiştim. Sadece hayatımın parçalarını değil öylece hayatımı vermiştim. Geri almaya gücüm yetmezdi. Beni biliyordu ve ben onda kendimi buluyordum. Kim ne derse desin bende onu biliyordum. Hissedebiliyordum. Kanıtlama şansım olsa yüreğimi söker gösterirdim. Bakın Ener bu derdim. Kim ne derse desin ben onu hissediyorum. Doğruları bırakın ve hissettiklerime bakın.
Gözlerimi daha fazla kapalı tutamadım. Odanın içinde sadece bir kişi olduğunu anlamıştım. Uzandığım hastahane yatağının kenarına ilişerek oturan kişinin Ener olmadığını da biliyordum. O olsaydı hissederdim. Gözlerimi usulca açtığımda Aral dikkat kesildi.
"İyi misin? Şüheda?"
Onu gayet iyi duymama rağmen cevap vermedim. Çünkü kim olduğunu iyice anlamıştım. Hayatımı mahveden adi bir yalancıydı. Onun yüzünden olmuştu her şey. Ben sadece durakta oturuyordum. Kimseye bir şey yapmadım. Kimseye bir kötülüğüm dokunmadı.
"Kendini nasıl hissediyorsun?"
Kafamı diğer yöne çevirdim. Onu görmek istemiyordum. Ağlamakta istemiyordum ama gözlerim dolmuştu. Ener... Onunla konuşmak istiyordum. Bu yalancı adama öylece güvenemezdim. Söylediği doğru bile olsa önce Ener ile konuşmalıydım.
Doğrulmaya çalıştım ama yapamadım. Bedenim çok ağırlaşmıştı, gücüm yoktu. "Dur kalkma hemen." Benim için endişeleniyor olması bile midemi bulandırıyordu. Birde yetmezmiş gibi elime dokunmaya kalkıştı.
"Dokunma bana!" Öyle bir bağırdım ki daha önce bu kadar yüksek bir sesi kendimden hiç duymamıştım. Çenem titriyordu, gözlerim dolmuştu. Uzandığım hasta yatağının kenarına oturuyordu. Onu ittim, düşürmeyi değil benden uzaklaşmasını istiyordum.
"Defol buradan!" Beni sakinleştirmek için kollarıma dokunduğunda yeninden bağırdım. "Dokunma bana! Ener nerede? Dokunma dedim. Ener!" Sesim duvarlarda parçalandı. Yüreğim yıkılıyordu ve ben altında kalıyordum. Ener onun söylediklerine itiraz etmemişti. Elimi tutmamıştı bile. Ondan duymak istiyordum. Bu adama değil ona inanırdım. Tüm bunlara sebep olan adama baktım.
"Ben size ne yaptım?"
"Özür dilerim."
Kafamı iki yana salladım. Onu ya da üzüntüsünü kabul etmiyorum. "Dileme. Ener'i çağır." Başını salladı bunu beni sakinleştirmek için yaptığını düşündüm. Çünkü son gücümüde tüketince sırtım tekrar yatağa değdi. Sanki şu an derdim soğuk olacakmış gibi Aral benim üzerimdeki yorganı düzeltip dışarı çıktı.
O gidince etrafa bakınıp eşyalarımı görmeye çalıştım. Çantamı ve telefonumu nereye koymuşlardı. Yerimden kalkıp dolaplara bakacak kadar gücüm bile yoktu. Enerjimin vücudumdan sakince çekildiğini hissettim.Gözkapaklarıma ve uyuşmuş beynime karşı koyamadım. Oradan kaçmak isterken sadece uyudum.
Birinin bana seslenmesini duyduğumda alışmadığım ses ve yatak beni rüyamdan aldı. Evimde yatağımda yatıyorum sanıyordum oysa hastahane odasındaydı. Yüzümdeki saçları çekip kulağım arkasına alan şefkatli parmakların sahibine baktım.
"Şüheda, uyan." Zaten uyanmıştım ama neden bu kadar serserleştim anlamadım. Ayaklarımın altında bulutlar var gibiydi ve beni suyun üstünde yatırmışlardı.
"Özür dilerim, benim suçum. Seni korumalıydım. Ama bu adam, kardeşiyle evlenmedim diye intikam alıyordu." Bu adam diye bahsettiği kişininde Ener olduğunu anladığımda onu bulmak için omzunun üstünden arkasına baktım.
Ener.
Yatağın ucuna oturmuş bir adam saçlarımı okşarak şefkat gösterip benim için endişelenirken sevgilim bana düşman gibi bakıyordu. Benden uzakta ayakta dikilmiş duruyordu. Kelimelere ihtiyacı yoktu. Bu bakışlar bile her şeyi açıklıyordu. Hislerim uyuşmamış olsaydı ağlayabilirdim. Kendimi bu kadar yorgun hissetmesem ona bir şeyler söylerdim. Ama benim yerime yine o adam konuştu.
"Bir daha senin incinmene izin vermeyeceğim. Beni duyuyor musun Şüheda?" Gözlerimi ona sabitlediğimde gülümsedi. Sonra Ener'e döndü, hayatımıza birden girip tüm kontrolü eline aldı. "Eğer seni bir daha Şüheda'nın yanında görürsem beceremediğini yaparım. Seni öldürürüm Ener."
Ener'in ağzından ilk kez bir cümle çıktı. "Kolaysa neden denemiyorsun?" Bana gelmesi, benimle konuşup kendini anlatması gerekirken o sadece meydan okuyordu. İki adamın nefreti arasında her şeyden habersizce kurban seçilmiştim.
"Ben size ne yaptım?" Sesim öyle cılız çıkmıştı ki beni duyacaklarından umudumu kesmiştim. Ama Aral hemen bana döndü. Suçlu olduğunu biliyordu. Vicdan azabı gün gibi ortadaydı. Daha beter olması gerekiyordu. "Ben sadece sana yardım ettim. Senin yüzünden bu haldeyim."
Sonra Ener'e baktım ama dilim dönmedi. Ona ne diyeceğimi bilmiyordum. Beni gerçekten sevmiyor muydun diye sormak komik olurdu. Dünyanın en zavallısı olurdum. Daha bugün hayallerimi süslediğim adam şimdi kocaman bir hayal kırıklığı ve yalandan ibaretti.
Uykum giderek açılıyordu. Kalkmaya çalıştım bu sefer yorgunluk hissine rağmen başarabildim. Doğrulduğumda kolumdaki damar yolu herhangi bir seruma bağlı değildi. İki adamın da bakışları üzerimdeyken yorganı üzerimden kaldırdım ve ayaklarımı yere sarkıttım.
Daha önce beni durdurmaya çalışan Aral bu sefer yardım etmek istedi. Ama kendi başıma hallettim. Uzattı elini itip kendimden uzaklaştırdım. Yavaş hareketlerle ayaklarımın birbirinin önüne attım ve Ener'in karşısında tüm gücümle dik durmaya çabaladım.
"Beni eve götür."
Nefret dolu bakışlarındaki ifadenin değişmesini bekledim. Tamam demesini ve hareket etmesini bekledim. Aral arkamdan derin bir nefes verip iç çekti. "O öyle biri değil." diye mırıldandı. Benim aptallığıma tahammül ettiğini hissettiriyordu.
Ener sonunda gözlerini bana çevirdi, orada olduğumu yeni fark ediyor gibi şaşkınlıkla gözbebekleri titredi. Küçükte olsa bir kıpırtı ile sadece bana gösterdiği ve benim bildiğim Ener'i görmek istiyordum. Gözlerini kırpıştırdı. "Onu duymadın mı?" Bana ne yabancı adamın söylediğinden demek istiyordum. Beklediğim o ya da bu değildi. İstediğim benim Ener'imdi.
"Şimdi sen ne dersen ona inanacağım. Bana bir şey söyle Ener." Bu kadar aptallığı kimse beklemezdi o da afalladı. Bunu gerçekten yapacak mıydım bende bilmiyordum. Sadece onun sözlerine ihtiyacım vardı. Bir yabancının açıklaması değil onun sözleri lazımdı.
Hayatım basit olmasının seviyordum. En çok seçenekler arasında kalmayacak kadar sade olmasını beğeniyordum. Hiçbir çelişki ya da zorluk yoktu.
Fakat şimdi önümde hangi seçeneklerim var onu bile bilmiyordum.Yalancı ve yabancı bir adam bana sevgilimin yalancı ve yabancı olduğunu söylüyordu. Ona inanmak istemiyordum. Sevgilimse yalancı ve yabancı adamdan nefret ediyor. Fakat onu yalanyacak hiçbir şey söylememişti.
Doğru olsa bile tesadüf olduğunu düşünmek istiyordum. Ama oluru yoktu. İstesem bile bunu başaramıyordum. Gerçekten tüm bu olanlar tesadüf olabilirdi? Ener bir kadını sevmiş sonrada sevdiği kadın kız kardeşinin evliliğini iptal ettiren kadın mı çıkmıştı?
Ben bir adama istemediği biriyle evlenmesin diye yardım etmiştim. Sonra iptal olan evliliğin intikamı benden mi alınmıştı?
Arkamdan Aral'ın iç çektiğini duydum ama benim bakışlarım Ener'in üzerindeydi. Her zaman yaptığı gibi sağ bileğini taktığı saat sanki sıkmış gibi teninin ve metalinin arasına işaret parmağını sokup demir kordonu genişletenilecekmiş gibi çekiştirdi.
"Ener."
Arkamda hissettiğim hareketlilik beni şaşırtmadı. Aral yine beni ondan uzaklaştırmak için dirseğimden yakaladı. Beni ateşe attıktan sonra korumaya çalışmasının bir anlamı yoktu. Gözümde ikiside aynıydı. Halsiz ve bıkmış bir şekilde kolumu çektim. "Bırak beni." Aral'ın buna niyeti yoktu ve bende daha fazla direnecek güç kalmamıştı. Yıkılmış bir viranenn altında son kez gayret edip silkeleniyormuşum gibi kolumu çektim. Aral ise beni geriye çekti, başlı başına bir tehlike olarak gördüğü Ener'den uzaklaştırmak istiyordu. Yeniden itiraz etmeye kalmadan karşımda duran Ener'den beklenmediğim bir hareketlenme oldu.
Sonunda Ener ruhunu alıp uzaklara gitmekten vazgeçmiş gibi bulunduğu yeri ve olayı kabul edebildi. Kaşlarını kaldırıp sert ve bir o kadar kesin bir tavırla uyardı.
"Ona dokunup durma."
Aral denilenin aksini yaptı. Bu sefer elimden tutmak için uzandı ama Ener engelledi. Şimdi mi aklına geldim diye sormak istiyordum. Sırf inatlaşmak ve nefret ettiği adamı sinir etmek için beni koruyor olabilirdi. Benim Ener'im sadece sevgilisinin rahatsızlığını gidermek isterdi ama bu adamı tanımıyordum. Aral'dan intikam almak isteyen Ener ile yeni tanışmıştım.
Aral delirmemek ve yine gökgürültüsüne benzeyen haykırışını ortaya salmamak için kendini zor tutuyordu. Geriye dönüp bakmadan sadece dişlerini sıkarak konuşmasından anladım.
"Sakın Ener! Bu oyunu devam ettireyim deme!" Onun bu tehdidi karşılık bulacak gibiydi. Ondan geri kalır yanı olmadığını yeni öğrendiğim sevgilimin sivri çenesindeki kas seğirdi.
"Senin sorunun bu! Her şeyi bir oyun zannediyorsun. Ama sana göstereceğim, oyun mu gerçek mi anlayacaksın!"
İkisinin ortasında kalmıştım. Arkamda kalan Aral'ın öfkesini hissedebiliyordum ama karşımda duran Ener'in tanıdık kokusuna rağmen onun duygularını hissedemiyordum.
"Eve gitmek istiyorum." Mızmız bir çocuk gibi eve gitmek için sızlanıyordum. Tek umursadığım buradan uzaklaşmak ve evime, ailemin yanına gitmekti.
"Seni o adamla bir yere bırakmam." Aral hayatımda olan biri değildi sadece tüm sorunlarımı meydana getiren bir faktördü. Onu dinleyecek değildim ama sürekli konuşuyordu.
"Gerçekleri bilmene rağmen onunla mı gideceksin? Bu adam seni sevmiyor, sevmedi. Hepsi benden intikam almak için bir oyundu. Şüheda bunu neden anlamak istemiyorsun?"
Hızlıca ona doğru döndüm, başıma bir ağrı saplandı ama bunu umursamadım. En başından, o otobüs durağında yapmam gerekeni yaptım. Çok daha fazlasını istesem de hâlâ daha uyuşuk olan bendenim yüzünden kolum pek kalkmadı. Yine de yüzüne şiddetle tokat attım.
