"Kız beyaz beyaz ne güzel tenin var senin!"
ŞAK!
Bir lazer daha!
Evet, Ali Asaf'tan kaçmak için haftaya olan lazer randevuma bugün gelmiştim. Ama lazerin bu kadar acı vereceğini söyleselerdi kesinlikle mahalledeki kuaförümüz meltem abladan asla vazgeçmezdim. Bu lazer hem acıyordu hem de kadın resmen beni gözleriyle ve laflarıyla taciz ediyordu.
"Tamam abla çok güzelim anladım, Allah rızası için hemen bitir artık." Ağzındaki sakızı patlatarak bana döndü. "Kız seni hazırlıyoruz yine yaranamıyoruz. Neyse, bitti bacakların, sen üstünü çıkart geliyorum ben."
Salına salına odadan çıktığında derin bir soluk verdim. Kesinlikle akıllısı beni bulmuyordu. Yattığım yerden kalktığımda taytımı üzerime geçirerek üzerimdeki tişörtü çıkarttım. Sütyenle oturmak garip hissettirse de kadın gelene kadar telefonumla oyalanmaya karar verdim. Telefonumu elime aldığımda annemden bir mesaj geldiğini gördüm.
Gönderen:Annem
- Akşama anneannenler ve teyzenler gelecek bebek için bohça getireceklermiş.
- Gelirken pide yaptır da baban öder parasını.
Gönderilen:Annem
- Anne Allah aşkına bebek bohçası ne ya?
- Hem de pide yetmez onlara ordu gibi gelir onlar, senin kocan devlet memuru onların hepsini doyuramaz kendine gel.
Gönderen: Annem
- Yarın cinsiyet partisi yapacağız onun için herkes tahmin ettiği cinsiyete göre bohça hazırlamış.
- Ayrıca çok ayıp Afra, ailem onlar benim tabi ki onların karnını doyuracağız.
Son cümlesiyle annemin duygusallığa büründüğünü anlayarak cevap yazmadan telefonu kapattım. Bizim zamanımızda niye böyle bir şey yoktu ki mesela? Benim cinsiyetimi doktor erkek demiş, annemler doğumda kız olduğunu öğrenince babam doktora çıkışmış, doktor da sürpriz olsun dedim diyince iki gün babamın arkadaşları tarafından ağırlanmıştı. Ve inanın babaannemin bunu bana travma kalacak bir şekilde anlatması da bu yaşıma kadar unutmayışımın nedeniydi. Odanın kapısı açıldığında kadın tekrardan geldi ve ben tekrardan uzandım. Artık bitsin şu eziyet.
"Ya kızım senin sülalen geliyor, ben niye buradayım?" Bardaklara çay doldururken Nisa'nın isyanı ile göz devirdim. "Ali salağı içeride kuzenime yavşadığı için ona göz kulak ol diye çağırdım." Nisa konuşacakken gelen farklı ses ile mutfak kapısına döndüm.
Teyzemin oğlu Kerem, Nisa'ya öküz gibi bakarak, "su alabilir miyim?" Dediğinde araya girdim. "Yok canım öküzler için ırmak yok şehirlik alanda. Sen buradan çık, iki kilometre sonra sola dön, sonra dümdüz yürü ırmağı bulursun." Kerem gözlerini devirerek bana döndü.
"Hiç komik değilsin Afra."
Çaydanlığı bırakarak sahte gözyaşlarımı sildim. "Neden öyle dedin? Çok alındım şimdi, tüh!" Ardından gülerek, "ne alınacağım oğlum, senin abazalığını bilmeyen yok sülalede." Dedikten sonra masanın üzerindeki sürahiyi gösterdim kafamla. "Bak canım o sürahi yanındaki de bardak. Oradan su içebilirsin, ve inan bunu tek başına yapabilirsin. Bizim için küçük ama senin için büyük bir gelişme olur inan."
Kerem bozulmuş bir surat ifadesiyle suyu bardağa doldurup içtikten sonra mutfaktan çıktığında Nisa bana dönerek, "bak, abim gelecek ve bu çocuk abim geldiğinde de bu şekilde davranırsa kavga çıkar Afra." Dediğinde güldüm. "Hiç bir şey olmaz, gerilme. O abini gördüğü zaman hiçbir şey yapamayacak zaten."
Çayları da alıp içeriye geçtiğimde herkese çaylarını dağıtıp Nisayla birlikte yemek masasına geçtik. Sandalyeye oturup bir bacağımı kendime çekip bir bacağımı da kalçamın altına soktum. Sandalyede bile otursan bu şekilde oturacaksın. Çaydan bir yudum alarak birbirini yemek üzere olam teyzemle yengeme baktım. Yengem bizim alt katımızda oturduğu için teyzemleri görür görmez neresinden çıkarttığını bilmediğim bohçayla gelmişti.
Çocuklarının kıyafetlerini koydu bence Afo.
Olabilir beklerim bu kadından.
"Evett, şimdi sıra benim bohçamda. Ben erkek hissediyorum." Yengemin tiz ve sevimsiz sesiyle nisa kıkırdarken bende sessizce gülerek çayımdan bir yudum aldım. Bohçayı açıp içindeki kıyafetleri tanıttığında evde ufak bir ses kargaşasının ardından annemin yorulduğunu söyleyerek hepsini kovdum evden.
Son olarak da teyzemleri evden kovduktan sonra kapıyı kapatarak yorgunlukla oturma odasına ilerledim.
Babam da en az benim kadar yorgun bakışlarla bana bakarken, ''bazen şu cazgırlığın işe yarıyor.'' dedi. Kendimi tutamayarak kahkaha attım.
Kendimi koltuğa bıraktığımda Nisa mutfaktan çıkarak bana baktı. ''Sen niye oraya kuruldun hanımefendi? Haydi kalk odana gidiyoruz.'' Doğru, annesi benim için kumaş almıştı ve Nisa da beden ölçülerimi alıp yarın için elbise dikecekti.
Oflayarak koltuktan kalkıp Nisayla odama ilerledim. ''Kapıyı kilitle, abin falan gelir destursuz odaya dalar.'' Nisa kapıyı kilitlediğinde bende üzerimdeki kıyafetleri çıkarttım. ''Kanka yemin ediyorum bugün kadın çıldırttı beni. Her yerimi öve öve bir an dedim beni kesin oğluna alacak.''
Nisa kahkahalarla gülerken, ''güzelsin kızım, abimi isteseydin ne güzel biz alacaktık seni.'' dediğinde gözlerimi devirdim. ''Aman canım sağol kalsın.''
Nisa ölçülerimi aldıktan sonra üzerime bornozumu geçirerek yatağa uzandım. Nisa taslak hazırladığında onu deneyeceğim için tekrardan kıyafetlerimi giymeme gerek yoktu.
Gözlerim dalarken Nisa'nın çığlığı ile irkilerek hızla oturdum yatakta. ''Ne oluyor be?!'' Nisa dehşet içinde camın olduğu tarafa döndüğünde bende kafamı oraya çevirdim.
Dehşet içinde gözlerim irileşirken, ''nasıl tırmandın sen buraya!?'' diye çemkirdim. Ali Asaf üzerini sirkeleyerek bana yandan bir bakış atıp, ''sana da merhaba Afracığım.'' dediğinde küfür etmemek için kendimi tutarak hızla cama çıktım. Buraya merdiven dayaması imkansızdı çünkü dördüncü katta oturuyordum.
''Karşıdaki kaldırıma bak.'' Ali Asaf'ın sesiyle kafamı karşı kaldırıma çevirdiğimde dehşetle dudaklarım aralandı. Adam kepçeyle çıkmıştı buraya. İNANAMIYORUM. ''Nisa, bize müsaade eder misin?'' Hızla içeriye girdim. ''Bana bak, sen çok olmaya başladın haberin olsun! Bu yaptığın haneye tecavüz! Babamı çağır Nisa!'' Gözlerini gözlerimden ayırmadan, ''ilk önce üzerini giyin, sonra konuşalım. Dikkatim dağılıyor.'' Dediğinde öfkeyle saçlarımı geriye savurarak, ''sen gerçekten çok oluyorsun! Burası benim özelim ve gelirken bana söylemedin, üstüne üstelik kapıdan değil camdan girdin eve!'' Diye çemkirdiğimde odanın kapısı zorlandı.
Nisa dehşet içinde, ''siktir...'' dediğinde beni de bir panik havası almıştı. ''Baba, sen misin?'' Sesimi düz tonda tutmaya çalışsam da başaramıyordum. Ali Asaf boşluğumdan faydalanarak kolumdan tutup çekerek beni önüne aldı. Elleri omuzlarımdan belime inerken, babam konuştu. ''Evet kızım, bağırıyormuşsun gibi duydum. Kapı da kilitli. Aç kapıyı.''
Ali Asaf belime masaj yaparken kendimi kasarak, ''çıplağım baba, Nisa beden ölçülerimi alıyor. Birazdan geleceğim yanına.'' dedim. Ellerimi Ali Asaf'ın ellerinin üzerine koyup ittirmeye çalıştım. ''Yok kızım sen bağırınca geldim ben.'' Ali Asaf ellerimi umursamadan kollarını belime dolayarak beni kendine yasladı. Tacizdir artık bu!
Tırnaklarımı eline geçirdiğimde inlememek için kendini tutarak uzaklaştı. ''Nisa iğneyi etime geçirdi de baba o yüzden bağırdım. Bir şey yok.''
''Tamam kızım, işiniz bitince gelin meyve doğradım size.''
''Tamam baba.'' Babamın adım sesleri uzaklaşırken hızla Ali Asaf'a döndüm. Tokat atmak için elim havaya kalktığında bileğimden tutarak durduracağını düşünürken diğer elimle suratına yapıştırdım tokadı. Yüzü yan tarafa savrulurken bakışlarımı ondan çekmeden, ''Nisa, çık odadan.'' Dediğimde Nisa bunu bekliyormuşçasına hızla odadan toz oldu. ''Sende artık def ol.'' Dedim tıslarcasına.
Derin bir soluk vererek kapıya ilerledi. Kapıyı kilitleyerek anahtarı kapının üzerinden aldı. Kaşlarımı çatarak ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken anahtarı camdan dışarıya fırlattı. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken bana döndü. ''Bugün o anahtarı senin gözünün önüne koyduğum için şu an buradayım.'' Kalbim benden bağımsız ritminden çıkarken, ''konuşacak bir şeyimiz kalmadı.'' dedim. ''Artık öğretmenim de değilsin, mezun olmama çok az kaldı.''
Üzerime doğru yürüyerek, ''işte bu yüzden buradayım.'' dediğinde olduğum yerde durdum. ''Senden uzak geçirmek istediğim tek bir gün bile yokken, sen hayatından siktir olup gideceğim diyorsun.'' Elini tekrardan belime yerleştirdi. ''Sence Afra, ben buna izin verir miyim?'' Koşmuş gibi derin derin soluklanırken, ''bunu söylemek için mi geldin?'' dediğimde dilini damağına vurdu. ''Özür dilemek için geldim. Psikopat bir herif gibi davrandığım için, seni üzdüğüm için, hastanede yaşadıkların için, mezuniyet geceni mahvettiğim için özür dilerim.''
Hayatını mahvetmiş Afo, boşver affetme.
İç sesimi duymamazlıktan geldim. ''Özrünü kabul edebilir miyim bilmiyorum...'' Diye fısıldadım. ''Ama, o kısacık birkaç günde gerçekten o hayal dünyasına kendimi sokup güzel şeyler yaşayacağımı düşünmüştüm. Yaşadıklarım, düşündüklerim gibi olmadığı için bu kadar hayal kırıklığı yaşadım. Yani, tüm suç sende değil.'' Gözleri içimi okurcasına harelerime odaklanmışken, ''sen suçlu falan değilsin Afra. Senin tek bir hatan var, o da benim gibi bir adama birkaç güzel söze kanıp kendini teslim etmen.'' dedikten sonra boşta olan elleri saçlarıma uzandı.
İyi ki sabah duş almıştım.
''Olmuyor Afra, o sözcükler dudaklarımdan döküldükten sonra aptal cesareti tüm benliğimi ele geçirdi ve ben sensiz yapamıyorum. Bugün o siktiğimin piçi seninle alakalı öyle şeyler söyledi ki bir an, sadece bir an onu orada soluksuz yumruklamak istedim. Ama yapamadım.'' Neden demeyecektim tabi ki, adam benim için hapishaneye giremezdi.
''Çünkü arkamda ailem var Afra. Bakmakla yükümlü olduğum bir annem, babam ve kız kardeşim var. Bir anlık öfkeyle onları arkamda bırakamazdım.'' Titrek bir soluk dudaklarımdan döküldüğünde, ''seni o adama bırakamazdım Afra. Eğer ki ben içeriye girseydim, o adam ne yapar ne eder seni kendine bağlardı.'' Kafamı iki yana salladım hızla. Ben Hakan'a o gözle bakamıyordum bile. Onun bana aşık olma düşüncesi bile mideme yumruk yemişim hissi yaratıyordu.
Alaylı bir soluk döküldü dudaklarından. ''Ne kadar inkâr edersen et Afra. Ne kadar inkâr edersen et, doğrusu bu. Ailen onu koşulsuz seviyor ve güveniyor. Arkadaşlarında öyle. Nereye kadar itiraz edip sırtını dönebilirsin ki? Bir süre sonra istemsiz bile olsa ona gideceksin.'' Sevmediğim birisiyle sırf çevrem istiyor diye evlenme düşüncesi midemi bulandırırken ellerim omuzlarına tutundu.
Belimdeki eli sıkılaşırken, ''bir memur maaşıyla sana muhteşem bir hayat vaad edemem. Ailenin yaptığı gibi her istediğini alamam. Bir tanesini alsam öbürünü iki ay sonra, üç ay sonra alabilirim.'' Dediğinde yutkundum. Ben bu kadar ciddi ve ileri düşünmemiştim... ''Hemen, evlenecek miyiz sanki deme. Tamam sen gençsin, kesinlikle sen yirmi iki yaşını doldurmadan önce evlenmemize razı değilim.''
BİZ RAZIYIZ AFRA, SÖYLE BUNU.
''Ali Asaf...'' İnlercesine isyankâr bir ses tonuyla adını söyleyerek alnımı göğsüne yasladım. ''Çok erken. Bunları düşünmek için çok erken. Ben daha sana güvenemiyorum ki Ali Asaf. Bana hayal kurdurtma. Tekrar gidersin, bu sefer kalkamam.'' Saçlarımdaki eli çenemi kavrayıp usulca kafamı kaldırıp göz göze gelmemizi sağladı. ''Gitmeyeceğim. Gitmemek için gerekirse mesleğimi bırakacağım, ama bırakmamak için önümüze çıkan tüm engelleri seni yormadan kaldıracağım.''
''Son kez.'' Dedim yorgun bir ses tonuyla. Umutla gülümsedi. ''Son kez Afra'm, son kez.'' Dudaklarımı araladığım sırada aramıza giren telefonunun ses melodisi ile çenemdeki elini çekip telefonu eline aldığında ekrandaki yazıya baktım göz ucuyla.
Görümcek arıyor Afo, şimdiden başladı bu.
Hissetti yengesi olacağımı, çok şey etme.
Ali Asaf aramayı onaylayarak telefonu kulağına yasladığında ondan uzaklaşmaya çalıştım ama belimdeki eli sertçe belimi sıktığında çığlık atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Keyifle gülerek bir kez daha sıktığında tırnaklarımı omzuna geçirdim. Dumura uğrarken, ''a-alo?'' dedi. Bu sefer keyifle gülümsedim. ''Abi ne kekeliyorsun ya? Neredesin sen? Bak, halamlar geldi, gel ve beni kurtar tamam mı? Çok sıkıldım! Söz veriyorum bir ay para istemeyeceğim.''
Derin bir iç çekti. ''Gelirim bir saate.'' Gözlerim irileşirken kafamı iki yana salladım hızla. Kafayı mı yedin be adam? Kız zaten yarım saattir annemlerin yanında, Allah bilir ne diyerek oyalıyor onları. Sen diyorsun bir saat. ''Hatta, uzadı işim, birkaç saat gelemeyeceğim. Bir arkadaşı gönderirim seni alması için.''
Telefonu kapattığında soluk almasına izin vermeden, ''olmaz Ali Asaf, annemle babam içeride. Git. Söz veriyorum en kısa zamanda buluşuruz tekrardan.'' dediğimde dilini damağına vurdu. Öfkeyle omuzlarına vurdum. ''Yarın daha doğmamış bir kardeşim için parti var ve elbise dikmemiz gerekiyor Ali Asaf. Git lütfen!''
Benden uzaklaşarak hamağıma kuruldu. ''Uslu uslu burada izlerim sizi.''
''Üzerimde bornoz var Ali Asaf! Ve kıyafeti denemek için çıkartmam da gerekecek! Def ol be adam!''
Sırıttı. ''Sanki görmediğimiz veya görmeyeceğimiz şeyler.'' Gözlerim irileşirken utançla yastığımı ona fırlattım. ''Terbiyesiz, ahlaksız, röntgenci herif! Daha ilk günden söylediği şeylere bak! Nerede senin ahlakın?!'' Sırıtarak gözlerime baktı. "Tüm ahlaksızlıklarım sana ama."
Odanın kapısı açıldığında şok ile içeriye giren Nisa'ya baktım. "Hocam kusura bakmazsanız size bir hakaret edebilir miyim?" Nisa soluk soluğa kapıyı kapatıp kilitlediğinde Ali Asaf hafif çatık kaşlarla, "niçin?" Dediğine Nisa kıvranarak, "lütfen hocam!" Dedi.
Bende anlamamıştım. Hem odanın anahtarı dışarıdaydı hem de bu kız o anahtarı nasıl bulup da kapıyı açmıştı ve neden Ali Asaf'a hakaret etmek için kıvranıyordu?
Ali Asaf da en az benim kadar şaşkın bir surat ifadesiyle, "söyle." Dedi. Adam resmen kendisine hakaret edilmesi için izin verdi, ben şok. Nisa soluklandıktan sonra toparlanarak, "hocam Allah aşkına, siz geri zekalı mısınız?" Dediğinde istemsizce dudaklarımdan, "ha?" Diye anlamsız bir şey çıktı.
Nisa bunu umursamadan devam etti. "Anahtarı camdan fırlatmak nedir? Sizin yüzünüzden insanlara kırk yalan söyleyerek dışarı çıkıp aldım anahtarı. Samanlıkta iğne arar gibi sokakta anahtar aradım ya."
Ali Asaf gülerek bana döndüğünde 'ben demiştim' dercesine omuz silktim. "Neyse, zaten gidiyordu Ali Asaf. Haydi." Ali Asaf ayağa kalktı. "Şimdilik gidiyorum ama geri dönüşüm mükemmel olacak." O cama ilerlerken arkasından ittirerek, "yav he he sensin şampiyon." Diyerek onu çıkarttım evden. Camı kapatıp perdeyi de çektikten sonra yatağa oturdum usulca.
''Biz bu akşam ne yaşadık lan?!'' Nisa'nın çıkışı ile yatağa uzandım sırt üstü. ''İnan bilmiyorum Nisa. İnan bende hiçbir şeyi kavrayamayacak durumdayım.'' Nisa hızla yanıma gelip tepeme dikildi. ''Kızım! Babanla pişti oynadım içeride! Ülke ekonomisini konuşup, ''bizi bölemeyecekler, tek yürek, tek milletiz!'' diye gaza getirdim! Sence hangimiz daha kötü durumda?!'' Elimde olmadan kahkaha attım. Kahkahalarımın arasında, ''Nisa...'
' dedim soluk soluğa. Tek kaşını kaldırmış bana bakarken ellerini beline koyup, ''hı?'' dedi. ''Biz Ali Asafla sevgili olduk.''