İçeriğe geç

Papatya

Bölüm 8 · 11 dk okuma

Papatya

Bölüm 8

8. Bölüm - Ne İç Çamaşır Dükkanı Mı?!

''Annee!''

Oflayarak yataktan kalktım. Uyanalı bir saat olmuştu fakat telefonumla oynayarak yatak sefası yapıyordum. Ta ki bir tane deccalin evladı bir dakikadır ısrarla zile basana kadar.

Kapıya vardığımda hâlâ zil çalıyordu. Annem karnını ovalayarak, ''doğuracağım şimdi sinirden!'' diyerek yanıma geldiğinde, ''kim geldiyse zili götüne sokacağım şimdi.'' diyip kapıyı açtığımda Ali sırıtarak, ''selam kızlar.'' dedi ve bizi umursamadan ayakkabısını çıkartmaya başladı.

Annem gözlerini devirerek, ''oğlum, normal bir şekile basamıyor musun sen bu zile?'' diyerek yanımızdan ayrıldığında Ali içeriye girmiş karşımda dikiliyordu. O sırıtırken yüzüne hafifçe tokat attım. ''Salak mısın oğlum sen? Ne kirasını alamamış ev sahibi gibi dadandın kapıya.''

Beni umursamadan, ''aşk olsun Afraşkım, ben seninle gezmeye gideriz diye sabahın köründe seni almaya geliyorum, sen böyle yapıyorsun. Tı tı tı...'' dedikten sonra arkasını dönüp oturma odasına ilerledi. Anneme sarılıp karnını okşadı. ''Hanimiş hanimişş!'' Kaşlarımı çatarak ellerimi belime yerleştirdim. ''Aklından sıkıntın mı var oğlum senin?''

Gözlerini kısarak bana baktıktan sonra, ''hani biz kardeştik? Senin kardeşin benim kardeşim değil mi?'' diye sordu mazlum bakışlarla. Benimle barışmaya çalışıyordu aklı sıra. Olanların üzerinden iki hafta geçmişti ve ben attığı çoğu mesaja kısa cevaplar veriyordum. Bugün haftasonu olduğu için geleceğini tahmin etmiştim fakat bu kadar erken beklemiyordum. ''Hayır, seninle artık kardeş olmadığımız için, o benim kardeşim.''

Ali boğazını temizleyerek ayağa kalktığında, ''Afra...'' dedi mahcup bir ses tonu ile. Elimi kaldırarak susturdum. ''İnan konuşmak istemiyorum Ali.''

Annem araya girdiğinde ona döndüm. ''Bence artık hepimiz konuşmalıyız çocuklar.'' Kaşlarımı çattım. ''Neyi konuşacağız anne?'' Annem 'sen biliyorsun ne olduğunu' dercesine gülüp, ''Ali Asaf ile Hakan mevzusunu.'' Dediğinde adını duymamla kalbimin kasılmasını engelleyemedim. ''Konuşulacak bir şey yok anne, yok öyle bir şey.''

Annem yattığı yerde doğrulup belini ovuşturdu. "Geç karşıma." Derin bir soluk verdim. "Anne..." Bezgin ses tonumu umursamayarak ısrarla, "geç." Dediğinde oflayarak Ali'nin yanına oturdum. "Şimdi siz anlatın nedir bu Ali Asaf ve Hakan olayı?"

"Hakan abi benden hoşlanıyormuş. Ben bunu anlayana kadar tavırlarına anlam veremiyordum çünkü Ali Asaf hocayla beni bir arada gördüğü her an kavga çıkartıyordu. Bende Ali Asaf hocadan hoşlandığımı söyleyerek yalan söyledim, beni bıraksın diye."

Annem şaşkınlıkla bana bakarken, "Hakan'a bak sen..." Dedi. "E ben sana dedim kızım. Ama Hakan'ı severim, sende istersen benim rızam var." Oflayarak bıkkınlıkla, "ama benim rızam yok anne." Dedim. "Ben ona o gözle bakamıyorum."

''Kızım zamanında baban beni istedi, ben istemedim-''

''Anne!'' Dedim sesimi yükselterek. ''Bana burada Hakan'ın sapıklığını anlatacaksan gideceğim!''

Annem derin bir iç çekerek sustuğunda oturduğum yerden kalkarak Ali'ye döndüm. ''Üzerimi değiştirip geliyorum.'' Odama giderek kapıyı kilitleyip telefonumu elime aldım. Nisa'yı arayarak telefonu hoparlöre alıp masanın üzerine bıraktım. ''Efendim aşkıımmm.'' Nisa'nın şen sesiyle gülümseyerek kıyafet dolabımın kapaklarını açtım. ''N'apıyorsun?''

''Annemle abimin kavgalarından kurtulmaya çalışıyorum valla. Sen ne yapıyorsun?'' Beyaz Tişört ile siyah diz kapaklarımda biten taytı alarak dolabın kapağını kapattım. ''Üzerimi değiştiriyorum. Müsaitsen okulun bahçesine gel de voleybol oynayalım diyecektim.''

''Ay olur vallahi! Evden kurtulmuş olurum, mükemmel olur. Hazırlanıyorum o zaman?'' Üzerimdeki tişörtü çıkartıp aynadan kendime baktım. Dört dörtlük bir vücudum yoktu. Minik bir göbek ve yediğim her şeyin çoğu kalçama gittiği için biraz büyük kalçam vardı. Vücudumdaki çatlaklarda bana merhaba derken derin bir iç çektim. Bazı gen sorunları.

Tişörtü üzerime geçirirken homurdanmadan edemedim. İnsanların şu 'fizik' olayına sinir oluyordum. Zayıf olsan 'sıska mısın kanka ya?', kilolu olsan 'bu ne kanka obez misin? Yediklerine dikkat etsene' oluyordu.

Saçımdaki tokayı çözüp daha sıkı bir at kuyruğu yaptıktan sonra çoraplarımı da giyerek odadan çıktım. Oturma odasına girdiğimde Ali dün akşam yaptığım tatlı borcamını almış gömerken annem de kendine bir tabak almış onda yiyordu.

''Hazırım ben.'' Soğuk ses tonum ile Ali hızla kafasını kaldırıp ağzına tıktığı lokmaları hızlı hızlı çiğnemeye başladı. Annemin yanına ilerleyip yanağından öptüm. Buydum işte. Sevdiklerime karşı sinirim saman alevi gibiydi hızlı parlayıp hızlı sönüyordum. Ama buna Ali Asaf dahil değildi, onun benden çekeceği vardı.

Aliyle evden çıktığımızda okula doğru yürürken, ''emin misin okula gitmek istediğine?'' dedi temkinli bir ses tonu ile. Alayla güldüm. ''Seni öldürmediysem onu da öldürmem merak etme.''

''Afra... Ben gerçekten çok özür dilerim. O akşam sen o kadar ağlayınca üzerine bir de elin yanınca mahvoldum kızım. Elimden bir şey gelmiyordu çaresizdin ve gözyaşın dinmiyordu... O kız da gelip saçma sapan konuşunca inandım o an. Haklısın inanmamam gerekiyordu, sana sormam gerekiyordu.''

Sustuğunda derin bir soluk aldım. Bir yerde ona da hak vermem gerekiyordu, o gece bir tek ben perişan olmamıştım. Aliyle büyümüştüm ve onu tek hatasında silemezdim. ''Bir daha olmasın.''

Ali sevinçle yerinde zıplayıp bir kolunu bacaklarımın altına bir kolunu da sırtıma yerleştirerek beni kucağına alıp etrafında döndürdüğünde kahkaha attım. ''Beni okula bu şekilde götürürsen seni net affederim.''

''Hay hay!'' Diyerek yürümeye devam ettiğinde ben onunla küsken kaç kızla konuştuğunu anlatmaya başladı. Okulun girişine geldiğimizde Nisa gülerek bize baktı. ''Barışmışsınız.'' Güldüm. ''Çok ağladı kıyamadım.'' Ali eğilerek beni bıraktığında Nisa'dan çantamı aldım. ''Haydi.''

Okula girdiğimizde beden dersinde olan sınıftaki öğrencilerden grup oluşturarak takımları kurduk. ''Kaybeden dondurma ısmarlar!'' Karşı takımdaki bir çocuk homurdandı. ''Ama abla biz küçüğüz paramız size yetmez!'' Güldüm. ''Tamam ben ısmarlayacağım hepinize.''

Nisa omzumu dürttü. ''Kızım senin baban memur sakin mi olsan?''

''Hafta sonları çalışıyorum ya onun parası geldi. Dert etme ablandasın bugün.'' İkimizde güldüğümüzde topu elime alarak havaya manşet atıp tekrar tuttum. ''İyi olan kazansın gençler!'' Topu hızla karşı takıma attığımda maç başladı.

Harika, yenmiştik. Tabi yanan elim birkaç kez zorluk çıkartsa da şu an Nisa'nın döktüğü soğuk su iyi gelmişti. ''Hayvan gibi attılar topu, kıpkırmızı olmuş elin.'' Üfleyerek suyu döktüğünde bende diğer elimle su içtim. ''Bir şey olmaz, sakat gibi dolaşamam ya bir süre sonra iyileşecek illa ki.''

''Dondurma sözün vardı abla!'' Karşı takımdaki genç delikanlının bağırışı ile güldüm. ''Dersiniz bitmediyse Canan hocadan izin alın gidelim kantine.'' Çocuklar hocadan izin aldığında bizde kalkarak okula girdik. Kantine indiğimizde, ''herkes seçsin hangisinden yemek istediğini.'' diyerek sandalyelerden birisine oturdum.

Ali kantine elinde buz torbasıyla girdiğinde karşımdaki sandalyeyi çekerek oturdu. Elimi alıp buz torbasını üzerine koydu. Hafif bir şekilde elimin üzerinde dolaştırırken kantine giren Ali Asaf'ın bakışları buraya döndü. ''Ders saatinde hangi hoca izin verdi buraya gelmenize?'' Sert ses tonu ile çocukların uğultusu kesilirken, Nisa araya girdi. ''Canan hoca izin verdi hocam. Zaten dondurma yiyip kalkacaklar.''

Bedenini bize doğru çevirdiğinde ben elime bakarken Ali de elime bakıyordu. ''Siz peki? Kaçıncı ders okula geliyorsunuz, babanızın yeri mi burası?'' Ali oflayarak ayağa kalktı. ''Haydi kalkın gidelim.'' Elini tuttum. ''Otur.'' Ali itiraz edecekken kararla ona bakarak tekrarladım. ''Otur, dedim Ali.''

Ali Asaf'a döndüğümde heyecanlanan kalbime tezat bir yüz ifadesi ile, ''derslere girmeyeceğiz hocam, çocuklar derslerine giderken bizde gideriz buraya da karışamazsınız.'' Dediğim anda ağzını açacakken gülerek, ''sonuçta kantin okula bağlı değil.'' diyerek tamamladım cümlemi.

Buzu elimden çekerek ayağa kalktığımda cüzdanımdan çıkarttığım parayı kantinciye verdim. Para üstünü alarak masaya döndüğümde bakışlarını hâlâ üzerimde hissediyordum. ''Haydi gidelim.'' Dedim bizimkilere. ''Abim almaya gelecekti Afra...'' Kafamı Nisa'ya çevirdiğimde mahcup bir edayla bana bakıyordu. Ali ağzının içinde küfür salladıktan sonra, ''aslında hava çok güzel, yürüyerek mi gitsek?'' dedi.

Derin bir nefes aldım. Midem bulanıyordu. ''Bana fark etmez, siz toparlanın benim biraz midem bulanıyor, bir lavaboya gideyim çıkışta buluşuruz.'' Onlara arkamı döndüğümde bana bakan o çift göz kalbimi sızlatırken sırf kokusunu duyabilmek için yavaşça geçtim yanından. Lavaboya girip ağzımı çalkaladıktan sonra yüzümü de yıkadım.

''Lan siktirtme belanı!'' Ali Asaf'ın bağırışı ile hızla lavabodan çıktığımda sesi yukarı kattan geliyordu. Ben merdivenlere koşarken Nisa da, ''Afra!'' diye bağırdı.

Hızla merdivenlerden çıktığımda onu bir adamın yakasına yapışmış olarak gördüm. Adam beni görünce otuz iki diş sırıtırken Ali Asaf da bana döndü. ''Afra, odama gir!'' Öğrenciler sınıftan çıkmış bize bakarken öğretmenlerimin bana olan bakışları utanmama neden oluyordu.

''Selam Afra, ben Çağrı.'' Yakasına yapıştığı adam keyifle bana bakarken ona döndüm. Ali Asaf yumruğunu adamın yüzüne geçirdiğinde hızla koluna yapıştım. ''Yapma, herkes buraya bakıyor. İtibarını zedeliyorsun, yanlış anlayacaklar, yapma...'' Fısıltıyla ona yalvarırken bakışları bana döndü. ''Odama geç dedim Afra.'' Dişlerini sıkarak bana bakarken onun bakışlarından çok insanların bakışları beni utandırıyordu.

Kolunu bırakıp ona arkamı dönerek merdivenleri inmeye başladım. Neden gitmiştim ki yanına... Bir an ona bir şey oldu korkusu içimi kemirince merakıma yenik düşüp gitmiştim. Öfkeyle merdivenleri inerken Ali kolumdan tutarak beni durdurmuş ve göğsüne çekerek sarılmıştı.

Ellerimi yüzüme kapatarak göğsüne sokulduğumda, ''Hakan gelmiş...'' dedi. Ellerimi yüzümden çekerek Nisa'ya döndüm. ''Sen git, ben gelmeyeceğim.'' Nisa iki büklüm bana bakarken, ''Afra, yapma lütfen. Abim sana saygı duyar.'' dediğinde onu bölen sese döndük hepimiz. ''Siz nereye gidiyorsunuz beni ilgilendirmez ama Afra benimle geliyor.''

Ali Asaf bana doğru atıldığında Ali beni arkasına çekti. ''Okuldayız, kızı zor duruma düşürüyorsun, bırak gidelim.'' Dişlerini sıkarak öfkeyle konuşan Ali'nin kolunu tuttum. ''Kimse bir şey diyemez! Ama o benimle gelecek! Gelecek ki o herifin nasıl onu gördüğü hakkında konuşacağız!'' Üzerime atılıp elimi tuttuğunda, ''bırak!'' diyerek kendimi geri çektim. ''Seni de, olmayan sevgini de, takıntını da istemiyorum. Def ol git.''

Bakışları koyulaşırken boynundaki damarlar kabarmış, ''Afra!'' diye gürlemişti. ''Çıldırtma beni!'' Tekrar elimi tuttuğunda bu sefer canımı acıtacak şekilde sıkı sıkıya tutuyordu. Sürüklercesine merdivenlerden çıkarttığında hâlâ koridorda olan öğretmenlerim ve öğrencilerin bakışları utançtan yerin dibine girme isteğimi arttırıyordu. ''Herkes sınıflarına!'' Ali Asaf'ın bağırışı ile herkes sınıflarına girdiğinde bana dönerek bu sefer daha sakin bir şekilde odasına sokarak kapıyı kilitledi.

Anahtarı masasına fırlatarak üzerindeki ceketi çıkarttı. Gömleğinin ilk üç düğmesini açarak masasına ilerledi. Masanın üzerindeki su şişesini alıp içtikten sonra bana döndü.

''Kimdi o?'' Sorumla üzerime doğru yürümeye başladığında, ''arkadaşımdı, artık hasmım.'' dedi. Sertçe yutkunarak hızlı adımlarla ondan uzaklaştım. ''Benimle ne alakası var? Niye buradayım? Bitirmedik mi biz seninle aramızdaki o şeyi?''

Hâlâ donuk bakışlarla üzerime gelirken, ''sana göz koymuş, sen yoksan ben açılayım dedi pezevenk.'' dediğinde söylediği şeyler nefesimi keserken bir an İran prensesi miyim diye düşündüm. Hani herkes ona aşık olmuş intihar etmiş ya. Aklıma gelen şey gülmeme neden olurken Ali Asaf kaşlarını çattı. ''Neye gülüyorsun, hoşuna mı gitti?''

Gülüşüm solarken, ''yok, aklıma bir şey geldi.'' dedim. Koşarcasına masadan anahtarı alıp kapıya ilerlediğimde elimi kapı kulpuna koydum. "Hem sana hiç yakıştıramadım. Kaç yaşında adamsın, ergen gibi kavga etmek nedir?" Gözlerini kısarak üzerime gelmeye devam ettiğinde öfkeyle ofladım. Bıktım ha, kovalama artık be adam! "Ne yapsaydım Afra? Gavat mıyım lan ben?" Ve o an ağzımı tutamayarak dilimin ucuna gelen her şeyi döktüm. "Gavatlıkla ne alakası var öküz? Mal mıyım ben, elma mı bölüşemiyorsunuz lan? Hem sen benim neyimsin de adamı dövüyorsun?"

Dudaklarını araladı tam konuşacakken geri kapattı. O sırada bahçeden öğrencilerin bağırışını duyduk. O cama ilerlerken hızla avucuma sakladığım anahtarı deliğe sokarak kapının kilidini açarak odadan çıktım.

"AFRA!" Koşarak merdivenleri ikişerli ikişerli atladım. "Allah'ını seven önüme çıkmasın!" Bağırışıma öğrenciler garip garip bana bakarken, arkamdan koşan Ali Asaf, "Kaçma gel buraya!" Diye gürledi. Çığlık atarak kaçarken hızla okuldan çıktım.

Caddede karşıma çıkan ilk dükkana girdiğimde keşke girmeseydim de Ali Asaf beni yakalasaydı dedim. Ben soluk soluğa karşımdaki insanlara bakarken, karşımdaki insanlar sanki ilk uzaylıyı görmüşçesine bana bakıyordu.

Teyzelerle yanlarındaki kızlara utançla bakıyordum çünkü şu an bir iç çamaşırı dükkanında bulunuyordum. Karşımdaki teyzelerde ellerinde fantezi gecelikleriyle bana bakıyorlardı. Ensemde hissettiğim nefes daha çok kızarmama neden olurken utançla yutkundum.

"Kusura bakmayın lütfen, nişanlım bu konuda biraz sabırsız sonra alırız demiştim ama dinleme-" Ali Asaf'ın söylediği sözler ile gözlerim irileşirken hızla ileriye atıldım. "Yalan söylüyor! Allah aşkına şu halime bakın! Adam beni kovalıyor ve eğer siz beni bu adama verirseniz kim bilir bana ne yapacak?"

Sonlara doğru sesim Kısık ve mazlum bir şekilde çıkarken inanmaları için boynumu eğip ellerimi birbirine birleştirdim. Ali Asaf dehşetle bana bakarken elinde hâlâ iç çamaşırı tutan teyze sonunda iç çamaşırını bırakarak ellerini belinde birleştirdi. "Hayırdır kızım, niye kovaladı bu adam seni?"

Ali Asaf'a gözlerini kısarak bakarken bana işaret ve orta parmağını birleştirerek 'gel buraya' işareti yaptı. Hızla yanına gittiğimde, "gösterip de elletmedin mi yoksa?" Dediğinde gözlerim irileşti. Teyze ne diyorsun sen teyze! Yaş yetmiş ama sende hâlâ ahlaksızlık bitmemiş teyze!

"Teyze ne diyorsun Allah aşkına, adam taktı bana kafayı! Ben sana diyorum beni eline geçirse neler olacak bilmiyorum sen bana ne diyorsun ya el insaf!" Teyze bana yandan bir bakış atarak vücudumu süzdü. Teyze röntgen çekseydin? Yemin ederim kendimi çıplak hissettim bir an, o nasıl bakış be kadın?

"Kızım ne yapacağı belli işte." Teyze ağlayacağım şimdi sus artık! Bakışlarım Ali Asaf'ı bulduğunda keyifle sırıtıyordu. Ağlamaklı bir ifadeyle, "ya teyze Allah aşkına kudurtma şunu, bakışlara bak ya evime nasıl gideyim ben şimdi?" Dediğimde teyze hızla Ali Asaf'a döndü.

Yanımdaki genç kızlar bizim bu halimize gülerken kınarcasına derin bir nefes verdim. Tabi onlar benim yaşadığımı yaşamamış ki nereden bilsinler bu duyguları?

"Bana bak kara oğlan, def ol git şuradan almayayım ayağımın altına. Kızı gözlerinle yedin ahlaksız! Al çiçeğini çikolatanı git iste kızı, kovalamak nedir andaval herif?!" TEYZE SUS ARTIK ALLAH PEYGAMBER AŞKINA!

"Gerçekten artık bayılacağım!" Dedim ağlamaklı bir ses ile ayaklarımı yere vururken. Ali Asaf gülerek, "istedim de gelmedi be teyze, ben ne yapayım? Seviyorum, ölüyorum aşkından." Diyerek eliyle yerden ufak bir ölçü vererek, "şu kadar şu kadar çocuklar yapalım istiyorum." Dediğinde öfkeyle, "Pamuk prenses ve yedi cüceleri tekrar mı çekeceksin hayırdır?!" Diye çemkirdim.

Teyze en sonunda Ali Asaf'ın kafasına yapıştırdı bir tane. "Hadi git şuradan uğraştırma beni!"

Ali Asaf bana dönerek dudaklarını oynattı. "Evinin kapısını iyi kilitle."

Allah'ım canımı al mevlam, ben kaldıramıyorum artık rabbim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.