İçeriğe geç

Papatya

Bölüm 2 · 10 dk okuma

Papatya

Bölüm 2

2. Bölüm - Geçmiş olsun

''Ne demek okula gitmeyeceğim?!''

Annemin sesi ile yüzümü buruşturarak yorganı kafama çektim. ''Gitmeyeceğim anne.'' Öksürdüğümde annem yorganı kafamdan çekti. Baygın bakışlarımı onunla buluşturduğumda, ''bana bak,'' dedi gözlerini kısarak. ''Sen dün ıslak gelmiştin zaten eve. Hasta mı oldun yoksa?'' Telaşla elinin tersini alnıma koydu. Bir süre sonra diğer elini kalbinin üzerine koyarak gözlerini kapatıp derin bir soluk verdi. ''Oh, ateşin yok.''

''Anne iyiyim, sadece biraz kırgın hissediyorum. Dün su savaşı yapmıştık, yanımda da fazladan kıyafetim yoktu o yüzden üşüttüm biraz.'' Yalandan kim ölmüş ki? ''Heh, yaptın mı su savaşını? Yat şimdi burada.'' Diyerek odadan çıktı annem.

Öksürerek yorgana sarıldım. Hasta olmaktan nefret ettiğimi söyledim mi? Ama şu an etmiyorum, çünkü o Ali Asaf hoca bunun vicdan azabını çekecek, adım kadar eminim. Telefonumu alarak Ali'ye mesaj attım.

Afra: Ölüyorum hastalıktan.

Afra: Çok fena üşütmüşüm.

Afra: Doktor ölebilir de dedi.

Afra: Vasiyetnamesini yazsın ne olur ne olmaz dedi.

Ali: Abart abart.

Ali: Okul çıkışı gelirim yanına, bir iki sulu sulu öperim seni.

Ali: Sonra birlikte yatarız hasta hasta.

Afra: Senin düşüncene tüküreyim, ölüyorum diyorum.

Ali: Ağlama lan ağlama

Ali: Adaşım olan o iğrenç yaratık geldi, dersimiz onunla.

Ali: Hadi ben kaçıyorum, bb.

Mesajlaşmadan çıkarak instagramda dolaşırken geçen gün takipleştiğimiz çocuğun attığım hikayeye yanıt verdiğini gördüm.

Thrai - Hikayene Yanıt Verdi:

''Güzellik halis midir?''

Gözlerimi devirdim. Bir kere de şaşırtın be kardeşim...

Afrayrt: Hangisi?

Afrayrt: Yalı Çapkını'ndaki Halis Korhan mı?

Yazıyor...

Ne yazacaktı acaba? 18 Yaşındaki bir kızın ona böyle yazmasını beklemiyordu kesin. Çocuk ve ergence bulacaktı ve istediği abazalığı yapamadığı için kuduracağına eminim.

Thrai: 18 Yaşında olduğuna emin misin?

Thrai: Seni beğendim ve tanışmak istedim ama bu şekilde hitapların varsa hiç konuşmayalım.

Afrayrt: Bak kardeşim, madem tanışmak istedin, gel efendi efendi ''merhaba'' yaz.

Afrayrt: Ne ergen arizona kertenkelesi gibi ''güzelliğin halis midir?'' yazıyorsun?

Afrayrt: Öyle mesaja böyle cevap veririm bende.

Ya insanlar fazla itici olmuştu ya da benim sabrım kalmamıştı. Odamın kapısı açıldığında annem elindeki meyve tabağıyla odaya girdi. ''Baban işe gitmeyecek, bugün halanlara gideceğiz. Sen meyvelerini ye. Akşam yemeği için de tavuklu pilavla ayran yaptım, ısıtır yersin. İlaçlarını da masanın üzerine bıraktım, sakın içmeyi unutma.'' Diyerek alnımdan öpüp çıktı odadan.

Canım anam. Kızsa da gönlü rahat değil işte.

Telefonum titrediğinde ekranını açtım.

Thrai: ''Merhaba'' yazınca da engel yiyoruz amk.

Afrayrt: Diğerlerini bilmem de sen engel yemeyi hakkediyorsun.

Afrayrt: Hiç tanımadığın birisiyle, özellikle de bir kadınla nasıl konuşman gerektiğini bilmiyorsun.

Afrayrt: Yazık.

Thrai kişisini engellediniz.

Erkekler asla şaşırtmıyordu.

.............

Ali: AMK

Ali: Ali Asaf hocaya ne yaptın lan???

Ali: Hasta olduğunu öğrenince ders işlemedi adam.

Ali: İyi bir şey mi yoksa kötü mü bilemedim amk

Ağzıma doldurduğum pilav boğazıma kaçınca öksürerek ayranı içtim.

Afra: Ateşine baksaydınız lan.

Ali: Yok lan, geldi sınıfa, yoklama aldı sonra oturdu telefonuyla bir şeyler yaptı.

Ali: Manita yaptı kesin xcmvçcncvçbmc.

Afra: İnşallah...

Afra: En azından benim yerime sevgilisiyle uğraşır.

Afra: Olm onun sevgilisine de acırım ben, yazık lan kadına.

Ali: Doğru amk.

Mesajlaşmadan çıkarak önümdeki boş tabağı ve bardağı makineye yerleştirdikten sonra okula gitmediğim için homurdanarak üzerimi değiştirip annemlerden dızladığım 200 lirayı alarak evden çıktım. Marketten canımın çektiği tüm abur cuburları aldıktan sonra eve dönerken salına salına yürüyordum.

''Elimde valizim İstanbuuulll,'' Kendi kendime mırıldandığım şarkıyla yürürken, ''değişik bir şarkı zevkin var,'' diyen ses ile irkilerek arkamı döndüm. Furkan gülümseyerek bana bakıyordu.

Durun şöyle anlatayım: Furkan bizim okulda 12. Sınıf öğrencisi. Ve şu malum ''furkanlar üzer'' lafının yürüyen hali olan birisi.

''Furki, hadi abisi işine bak.'' Alaylı cümlem ile bana yaklaşarak, ''benim işim sensin ama, onu ne yapacağız?'' dediğinde yapay bir kahkaha attım. ''Furkan, küfür ettirme bana. Def ol.'' Ona arkamı dönerek yürümeye başladığımda o da beni takip ediyordu. Derin bir soluk vererek durdum ve ona döndüm. ''Yemin ederim seni öldürtürüm çocuk. DEF OL GİT!''

''Ya senden hoşlanıyorum be kızım anlasana.'' Öfkeyle güldüm. ''Furkan, çıldırtma beni! Def ol ya, def ol! İstemiyorum ben seni!'' Tam önümde durarak, ''denesek en azından?'' dediğinde derin bir soluk verdim. ''Furkan, pişman olacağın şeyler yapıyorsun. Yapma abisi, def ol.''

''Pişman olmayacağım Afra, eminim.'' Dudaklarımı ıslatarak, ''tamam lan,'' dedim. ''Yaz, veriyorum numaramı.'' Heyecanla telefonunu çıkarttığında numaramı söyledim. ''Eee biz neyiz şimdi?'' Sorusu ile burnumdan soluyarak güldüm. ''Bacanak.'' Ona arkamı dönerek eve yürümeye devam ederken, ''eğer peşimden gelmeye devam edersen, seni Hakan abiye şikayet edeceğim!'' Diye bağırdım.

................

Cipsten bir tane daha attım ağzıma. Bridgerton dizisini izliyordum Netflix'ten, ve tek kelime ile mükemmel bir diziydi.

05*** : Selam Afra, ben Furkan.

Oflayarak Whatsaap'a girdim.

05*** kişisini Furki olarak değiştirdiniz.

Afra: Hadi canım, bende Cüneyt Arkın sanmıştım...

Afra: Yıktın hayallerimi...

Furki: Dalga mı geçiyorsun?

Gözlerimi devirdim. Bu çocuk cidden mal.

Afra: Ben dalga geçiyorum ama sen istersen ciddiye alabilirsin.

Furki: Ne kadar da şakacısın çömxnvçö

Afra: Furkan, Allah belanı vermesin...

Afra: Sana flört etme kitapçığı alacağım.

Furki: Böyle laf sokmaya devam edecek misin?

Furki: Dışarıdan hanım hanımcık bir kadına benziyorsun.

Afra: Aynen canım, çift karakterim var benim.

Mesajları sessize alarak çıktım konuşmadan. Telefonu yastığımın altına koyarak yüz üstü uzandım yatağa.

''Kızım, biz geldik!'' Uykumun içinde annemin sesini duyarken dudaklarımı ıslatarak konuşmaya çalıştım. ''Uyuyorum...'' Ardından öksürerek gözlerimi araladım yavaşça. Boğazlarım ağrıyordu. Yüzümü buruşturarak boğazımı tuttum. Usulca yataktan kalkarak odadan çıktığımda babam beni gördü. ''İyi misin? Canın bir şey istiyor mu?'' Uyku mahmuruyken canım hiç bir şey istemiyordu. Özellikle de boğazlarım ağrıyorken. Kafamı iki yana salladım. ''Tamamdır fıstığım, oturma odasındayım ben, canın bir şey çekerse seslen bana.''

Babam yanımdan gittikten sonra esneyerek saçlarımı topladım. Saçma bir ev topuzu yaparak mutfağa girdim. Çaydanlığın altını yakarak bal kavanozu ile limon çıkartarak tezgaha bıraktım. Öfkeyle inleyerek yüzümü sıvazladım. Hasta olunca çekilmez bir insan oluyordum cidden.

''Geçmiş olsun.'' Duyduğum ses ile kafamı kaldırdığımda kapı pervazında yaslanmış Ali Asaf hoca bana bakıyordu. Dejavu. ''Geçirenler sağ olsun.'' Aniden söylediğim şeyi fark edince irileşen gözlerle, ''hayır, hayır, o anlamda değil!'' dedim bağırarak. ''Yani, hasta edenler sağ olsun anlamında.''

Güldü. ''Anladım, merak etme.'' Elimi salladım boş ver dercesine. ''Hem hoca, siz hep öğrencilerinizin evine mi gidiyorsunuz ya? Bu yaptığınız ne kadar etik?'' Kaynayan suyu kupaya boşaltırken söylediklerimle ona döndüm. ''İçer misiniz? Ballı limon.'' Kafasını salladı. ''Olur.'' Ona da bir kupa çıkartıp su doldururken o sorduğum soruya cevap verdi. ''Her öğrencime değil, benimle inatlaşan bir keçi öğrencime karşı böyleyim. Ayrıyaten, benim yüzümden hasta olan bir öğrencimi ziyaret etmezsem asıl o zaman kabalık olurdu.''

İkimizin kupasını da mutfak masasına bıraktığımda masaya doğru geldi. İkimiz de karşılıklı olarak oturduğumuzda kupadaki karışımdan bir yudum aldım. Boğazlarıma merhem gibi gelen sıcaklık iyi hissettirmişti. ''Bir şey ister misiniz hocam?'' Annemin sorusu ile Ali Asaf hoca gülümsedi. ''Afra'nın fizik ve biyoloji kitaplarını getirir misiniz? Hazır gelmişken eksiklerini tamamlayalım.''

Dehşetle hocaya döndüm.

SEN NASIL BİR ADAMSIN?!

Annem hızla kitaplarımı getirdiğinde mutfaktan çıkarken sürgülü kapıyı kapatmıştı. Gözlerimi kısarak bacaklarımı kendime çekip sırtımı sandalyeye yasladım. ''Asla ders falan çalışmam.'' Dedim. Gülerek bana baktı. ''Sen hastayken ders işleyecek kadar cani değilim Afra, sadece ailen yanlış anlamasın diye istedim kitaplarını.'' Bu adamın kafasına taş mı düştü? Neyse Afra, aklındaki soruları sor ve tüm cevapları al, şimdi tam zamanı.

''24 yaşınızdasınız, ama okul müdürüsünüz. Nasıl oluyor bu?''

''Soru-cevap yapacağız diyorsun yani.'' O da sırtını sandalyeye yaslayarak bana baktı. ''Senin soruların bittikten sonra ben soracağım. Kabul ediyorsan, cevaplayayım sorularını.'' Şeytan herif. Oflayarak ballı limonumdan bir yudum aldım. ''Kabul ediyorum.''

Zaferle gülümsedi. ''Üniversitedeki bir hocam sayesinde müdür oldum. Okul, üniversite hocama ait. 2 yıl farklı okullarda görev yaptıktan sonra tayinim bu okula çıktı ve hocam da bana güvendiği için bu konuma getirdi beni.'' Ben demiştim! Torpilli bu adam demiştim! ''Torpillisin yani?'' Sırıtarak söylediğim şeye gözlerini kıstı. ''Tüm dediklerimden bunu mu çıkarttın Afra?'' Kafamı salladım. ''Evet.''

Derin bir soluk vererek ballı limondan bir yudum aldı. ''Seni asla çözemeyeceğim galiba.'' Gülümseyerek kupamdan bir yudum daha aldım. ''Benimle derdin ne?'' Sorduğum soruyla bir an duraksasa da hemen toparladı. ''Ne gibi bir derdim olabilir seninle?'' Kupayı masaya bırakarak ona doğru eğildim. ''Onu sana soruyorum işte. Koskoca okulda, neden ben?'' Bakışları yüzümde dolandıktan sonra gözlerimde durdu. ''Kışkırtıyorsun.'' Kaşlarımı çattım. ''Genel olarak kışkırtıcı bir karakterin var, ve ben bunu sevmiyorum. Diğer öğrenciler benim sözümü dinleyip, benden korkarken, senin bu kışkırtıcı tavrın beni daha da sana itiyor. Belki adam ederim diye işte, bir ümit.'' Sondaki alaycı cümlesiyle geriye yaslandım. Sanki hayvan eğitiyor.

''Ben daha annemden babamdan korkmuyorken, senden niye korkayım? Ve, siz hayvan değil insan eğitiyorsunuz Ali Asaf hoca. Ama kendinizi eğitmeyi unutmuşsunuz belli ki.''

''İşte bundan bahsediyorum. Kışkırtıyorsun beni.'' Kaşlarım çatılırken, ''asıl sen beni kışkırttın ilk önce!'' diye çemkirdim. Tam konuşacakken mutfağın kapısı açıldı. Annem şirin bir şekilde gülümseyerek bize baktı. ''Kusura bakmayın hocam böldüm dersinizi,'' anne ne diyorsun? Ardından bana döndü. ''Hakan geldi, bir şey verecekmiş sana.'' Kafamı sallayarak ayağa kalktım ve mutfaktan çıkarak kapıya ilerledim.

Hakan abi üniformalarıyla birlikte kapıda dikiliyordu. Telefonuyla uğraştığı için geldiğimi anlamamıştı. Hızla elindeki telefonu kaptığımda rüyadan çıkmışçasına irkildi. Beni görünce gülerek, ''ver şu telefonumu.'' dediğinde omuz silktim. ''Ne aldın bana? Hoşuma giden bir şey ise verebilirim, yoksa tüm gece dm'lerini okumayı planlıyorum.'' Arkasındaki poşeti kaldırdığında içinde gördüğüm meyvelerle yüzümü buruşturdum. ''Hemen buruşturma yüzünü, hastaymışsın, Nisa öyle dedi. Portakal falan aldım ama en sevdiğini de unutmadım.''

Gözlerim parlarken, ''çilek mi aldın? Yoksa frambuaz mı?'' dedim heyecanla. Aslında annemlerde alıyordu çoğunlukla ama, Ali, Nisa veya Hakan abi alınca daha da seviniyordum. Beni önemsediklerini hissettiriyordu. ''İkisini de aldım.'' Ufak bir sevinç çığlığıyla poşeti alıp ona sarıldım. Kollarımı boynuna dolarken o da bir kolunu belime sarmış diğer eliyle de tuttuğum poşete destek veriyordu. ''Çok, çok teşekkür ederim! Hadi gel birlikte yiyelim!''

Geri çekildiğimde gülümseyerek, ''üzerimde üniforma var, yoksa seve seve kabul ederdim teklifini.'' dediğinde elimi salladım boşver dercesine. İçeriye doğru bakıp ona doğru eğildim. ''Bak, içeride Ali Asaf hoca var, beni kurtarman lazım!'' Gözleri kısılırken, ''Ali'yi ara, bizim evden bana kıyafet getirsin.'' diyerek ayakkabılarını çıkarttığında sevinçle elindeki poşeti alarak mutfağa fırladım.

Ali Asaf hoca gözlerini kısmış bana bakarken çoktan meyveleri yıkayıp masaya koymuştum bile. Frambuazlardan bir tanesini hızla ağzıma attığımda ağzıma yayılan hafif mayhoş tat ile keyifli bir mırıltı çıktı dudaklarımdan. ''Nasıl yiyorsun şunu?'' O, frambuazı iki parmağının arasına almış incelerken, ben bir tane daha yedim. ''Asıl sen ağzının tadını bilmiyorsun. Elinde eziyet çektirmeyi bırak da ağzına at.'' Frambuazı dudaklarının arasına gönderdiğinde yüzünü buruşturdu. Zar zor yuttuktan sonra, ''ekşi bu,'' dediğinde içten bir kahkaha attım. ''Frambuazın tatlı olmasını beklemiyordun herhalde?''

Mutfağın kapısı açıldığında Hakan abi girdi. Ali Asaf hoca ile benim ortama oturarak elini uzattı. ''Telefonumu alayım.'' Cebime tıkıştırdığım telefonu çıkartarak ona uzattım. Birkaç işlem yaptıktan sonra telefonu kulağına götürerek Ali Asaf hocaya dikti gözlerini. Alttan ayağına vursam da pek etkilenmedi. ''Ali, bizim evden bana eşofman takımı getir, Afralardayım.''

''Yarın da okula gelme.'' Ali Asaf hocanın söyledikleriyle ona döndüm. ''Gelirim, biraz daha iyiyim.'' Ayağa kalktı. ''Gelme diyorsam gelme Afra. Bir kere de dinle lafımı.'' Bende ayağa kalktım. ''Devamsızlığım babamın hayrına durmuyor orada, sınıfta kalmak gibi bir lüksüm yok. Bu sene o okul bitecek.''

''Bitmeyecek demiyorum zaten Afra, yok yazılmayacaksın. Hocalarınla görüşeceğim.'' Karşılık vereceğim sırada, ''hangi hakla yapacaksın onu?'' diyen Hakan abiye döndü Ali Asaf hoca. ''Okul müdürü olarak.'' Hakan abi alayla güldü. ''Her öğrencinize karşı böyle misiniz Ali Asaf Bey?''

''Sizi ilgilendiren kısmı nedir Hakan Bey?'' İkisi de birazdan birbirine girecekti neredeyse. ''Tamam, kesin ikinizde.'' Diyerek aralarına girdim. ''Yarın gelmeyeceğim, zaten sonraki günler de stajım var.'' Ali Asaf hoca keyifle gülümsedi. ''Demek ki söz dinleyince kötü bir şey olmuyormuş Afra. Sık sık tekrarlayalım bunu.'' Gözlerimi devirdim. ''Neyse, gidiyorum ben. Oturma odasındaki çiçek buketi senin, geçmiş olsun tekrardan.'' Tam ağzımı açacakken manalı bir şekilde güldüğünde gözlerimi kıstım. ''Hain! Onu demeyecektim! Bir kere olur o!''

''Eminim öyledir Afra'cığım.'' İkimiz de mutfaktan çıktığımızda Ali Asaf hoca, annem ve babamla vedalaşıp çıktı evden. Mutfağa geri döndüğümde Hakan abi çileklerimi tırtıklıyordu. ''En az senin dediğin kadar gıcık bir adam.'' Hakan abinin söyledikleriyle gülerek frambuaz kasesini kucağıma aldım. ''Ben bunu aylarca çekiyorum, profesörü oldum o yüzden.'' Kasemdeki frambuazlardan birkaç tane alarak

ağzına attı. ''TC'sini alıp da bir araştırmak lazım aslında bu herifi. Hayırdır yani, her öğrencinin evine mi geliyorsun sen? Bu ne laubalilik?'' Kıkırdayarak frambuazı yemeye devam ettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.