İçeriğe geç

Papatya

Bölüm 1 · 13 dk okuma

Papatya

Bölüm 1

1. Bölüm - Bir su dökme meselesi

''Ya bi siktir git.''

Elimdeki kalemi Ali'ye fırlattığımda sırıtarak kalemi alarak kulağının arkasına sıkıştırıp göz kırptı. Gözlerimi devirerek, ''yavşak.'' dediğimde gülerek yanıma gelip kolunu omuzuma attı. ''Ali!'' Ali Asaf hoca kaşları çatık olarak karşımıza dikildiğinde, ''okuldasınız, bunun farkında mısınız?'' diye bağırdığında, ''evet hocam.'' dedim. Alev Alev olan bakışları gözlerime değdiğinde içimdeki o cadı Afra kahkahalarla güldü. ''O zaman ona göre davranın!''

Bakışlarını benden çekerek Ali'ye döndü. ''Ali, hemen müdür yardımcısının odasına gidiyorsun!'' Ali oflayarak ayağa kalktı. ''Hocam kendi aramızda da eğlenemeyecek miyiz ya? Robot gibi gelip gidelim mi buradan!?'' Onun ardından bende ayağa kalktım. ''Haydi, yürü yürü, gidelim.''

''Sen nereye Afra?'' Ali Asaf hocanın sorusu ile ona döndüm. ''Arkadaşımla birlikte müdür yardımcısına gidiyorum hoca, görmüyor musunuz?'' Alaylı cümlem ile, ''sen benim odama geçiyorsun!'' dedi gürleyerek. Senin dediklerini ne zaman dinledim ki? ''Tamam.'' Kesinlikle gelmeyeceğim. Ali ile sınıftan çıktıktan sonra merdivenlerden inerken mırıldandım. ''Üç diyince çıkışa koşuyoruz.'' Ali sırıtarak bana baktı. ''Kızım sen şeytansın he.'' Adımlarımız hızlanırken arkama baktım. Ali Asaf hoca çok gerideydi. Güzel!

''Üç!'' Hızla merdivenleri üçer üçer indikten sonra çıkış kapısının açık olduğunu görünce çığlık atarak oraya koşmaya başladım. ''Ziya abi, kapıyı kapat!'' Ali Asaf hocanın sesiyle küfür mırıldandım. ''Siktir git artık be hoca!'' Ali iç sesim olurken hızla çıktık okuldan. Hızımızı kesmeden ara sokağa daldıktan sonra Ali'nin koluna tutundum. ''Dur, nefessiz kaldım!'' Öksürerek elimi ciğerlerime yerleştirdim. Ali kahkaha atarak karşımda anlamsız hareketler yaparken ona uzaylıymış gibi baktım. ''Delirdin mi oğlum sen?'' Omuzlarımdan sarsarak, ''mükemmelsin!'' dedi. Gülerek, ''tabi öyleyim. Biraz daha söyle lütfen, egom okşanıyor.'' dediğimde gülerek geri çekildi. ''Lahmacuncuya?'' Sorusu ile dikleşerek ellerimi çırptım. ''Bu da soru mu? Tabi ki!''

Önümdeki ikinci lahmacunu gömerken Ali üçüncüye geçmişti. ''Nisa'yı ara da bizim çantaları da alsınlar. Ali Asaf hoca bomba falan yerleştirir içine, kontrol etsinler.'' Gülerek Nisa'yı aradım. Açılır açılmaz, ''Nisaşkım, bizim çantaları da alır mısın? Çıkışta da bize gel, çekirdek kola eşliğinde bizim okuldaki yakışıklı çocukları stalklarız.'' dediğimde Ali kahkahalarla güldü. Ağzındaki birkaç yeşillik fırladığında yüzümü buruşturdum.

''Nisa gelir mi bilmem ama benim geleceğim kesin, Afra Yurt.'' Ali Asaf hocanın sesiyle öksürmeye başladığımda lahmacun boğazıma dizilmişti sanki. ''Helal, helal. Akşam görüşürüz.'' Diyerek telefonu kapattığında hızla Ali'ye döndüm. Pezevenk, rahatça lahmacun yiyordu hâlâ. ''Lan bırak zıkkımlanmayı!'' diyerek lahmacunu elinden aldığımda bana döndü. ''Ya niye aldın sen benim yemeğimi!? İstiyorsan bir tane daha sipariş et, ver benim bebeğimi!''

''Ali Asaf hoca akşam bize geliyor!'' Omuz silkerek elimdeki lahmacunu alarak bir ısırık daha aldı. ''Bana ne kızım, size geliyor. Bize gelmiyor ki?''

...............

Ali: Afra

Ali: AFRA

Ali: AFRAĞĞĞĞĞ

Afra: Ebenin ki

Afra: Ne var?

Ali: Ali Asaf hoca sizden sonra bize de geliyormuş :(

Ali: KULUN KÖPEĞİN OLAM O ADAM BİZE GELMESİN

Ali: ENGELLE

Ali: BİR ŞEY YAP

Ali: Valla babam bir şey değil de anam terlikle döver olm

Ali: Babam çok çokta sanayiye verir, o da benim işime gelir. Para geçer elime.

Afra: Çok şerefsiz bir insansın

Afra: Ama benim de senden aşağıya kalır bir yanım yok.

Afra: O yüzden sana yardım edeceğim.

Afra: Bekle, şeytanımla toplantı yapıp düşünmem lazım.

Telefonu kapatarak yatağın üzerine koyduktan sonra düşünmeye başladım. ''Afra!'' Annemin sesiyle oflayarak odadan çıktım. ''Efendim anne?'' Mutfağa doğru ilerlediğimde sarma tenceresinin altını kapattıktan sonra bana döndü annem. ''Kızım, git marketten kola, gazoz ve kahve al. Hocana ikram ederiz.'' Gözlerim irileşirken, ''padişahın evladı mı bu adam? Biz niye bu kadar hazırlık yapıyoruz?'' dedikten sonra, ''hem de beni size şikayet edecek bir adama!'' diye cırladım.

Annem ellerini beline yerleştirdikten sonra, ''yemeği ona zehir etmezsem benim adım da Afra değil.'' diyerek mutfaktan çıktığımda annem dehşetle arkamdan bağırdı. ''Afra! Saçmalama! Çabuk markete git gel!'' Oflayarak cüzdanımdan para alarak pijamalarımı çıkartıp eşofman altı giydim. Pijamayla dışarı çıkarak şansımı tehlikeye atamazdım. Unutmayın ki, pijamayla dışarıya çıktığınız anda tüm yakışıklı erkekler dışarıda olur. Hızla üzerime hırkamı da geçirip evden çıktım. Merdivenleri ikişer ikişer indikten sonra markete gitmeye üşenerek evin altındaki kuruyemişçiden taze kahve çektirerek, kola ve gazoz aldım.

Kıymetimizi bil Ali Asaf Bey! Senin için taze kahve çektiriyoruz bir de!

Aldıklarımın parasını ödedikten sonra tekrar eve çıktım. ''Anne, bak o adam bu eve girdiği an odamdan çıkmam, bilesin!'' dedim sondaki 'bilesin' kelimesini Kazım ağa gibi uzatarak. ''Kime çektin anlamıyorum ki?'' Annem homurdanırken tenceredeki sarmaları ağzıma dolduruyordum. ''Hayır, halanlar pamuk gibi insanlar. Teyzen de öyle.''

''Hayır!'' diye itiraz ettim ağzım tıka basa doluyken. ''Teyzemi sevmiyorum ben!'' Annem kaşları çatık bana döndüğünde ellerini beline yerleştirerek, ''o niyeymiş? Ne yapmış sana kadıncağız?'' dediğinde ağzımdakileri göstererek işaret parmağımı havaya kaldırdım 'bir dakika dur' dercesine. Ağzımdakileri yuttuktan sonra kolayla ağzımın içini temizledim. ''Oh,'' Anneme döndüm. ''Çünkü, bana bayramda 50 lira verdi. Cimri kadın! Hem kocası, hem kendisi emekli bir de!''

Annem gözlerini devirerek sofrayı kurmaya gittiğinde omuz silkerek sarmalara gömülmeye devam ettim. ''Afra, yeme artık!'' ''Tamam şu sırayı düzleyeyim!'' dedim sarmaları ağzıma atarken. Ben sarmaları ağzıma götürmekle meşgulken çalan zil ile, ''babam geldi!'' dedim bağırarak. Babam geldiği zaman kapıyı illa ki annem açardı. Annem koşa koşa kapıya ilerlediğinde, ''ulan kim der ki bu kadın 38 yaşında diye.'' dedim ağzıma bir tane daha sarma atarken.

''Babacık babacık!'' Sultan papağanımız, zeytin, kafeste çıldırırken, oturma odasına ilerledim. ''Ulan, ben sana demedim mi o bir tek benim diye? Kopartayım mı kelleni?'' Kuş aval aval bana baktıktan sonra cırladığında yüzümü buruşturdum. ''Öyle demek istememiştim cici kuş, kıyar mıyım ben sana?''

''Aşkııım.'' diyerek sonunu uzattığında kıkırdayarak dudağımı kafese yaklaştırdım. O da kafasını eğdiğinde tüylerine öpücük kondurduktan sonra geri çekildim. ''Haklısın, çevremde tek delikanlı sensin be zeytin.'' Kuşum kafesteki salıncağına binerek sallanmaya başladığında, ''bana bak, o adam geldiğinde onu ısırıyorsun tamam mı?'' Dediğimde bana bakan kuşum ile, ''çekirdek veririm.'' dedim. Çekirdek lafıyla kuduran kuşuma güldüm.

''Babamı geçen akşam nasıl ısırdığını unutmadım. Tüm gaganı geçir aslanım, heybetinle korkut onu.''

''Kızım?'' Babamın sesiyle kafamı kaldırdığımda babamla annem bana bakıyordu. ''Zeytinle bu kadar çok konuştuğunu bilmiyordum.'' Babamın söyledikleriyle annem derin bir soluk verdi. ''Ay ben bıktım onların konuşmalarından! Kuşu da kendine benzetti.'' Gözlerimi kısarak anneme baktım. ''Aşk olsun.'' Çalan zil ile hızla ayağa kalktım. ''Ben odamdayım, sakın dedikodumu yapmayın. Yemin ederim duyarsam, hepinizle küserim.'' Odadan çıkmadan önce babama dönüp, ''barışmam için de 500 lira ateşlemen gerekebilir.'' dedikten sonra babam, anneme dönüp, ''şeytanın sol ayağı bu kız.'' dedi.

.........

Ali: Öldün mü lan?

Afra: Geldi meymenetsiz.

Ali: Ah be, bu adamın geberdiği günleri de görecek miyiz?

Afra: İnşallah be gülüm...

Ali: Eee düşündün mü benim kurtuluş biletimi?

Afra: Düşündüm düşündüm, o işi bacına bırak sen

Ali: Sana güveniyorum da güvenmiyorum da

Ali: Çok değişik bir ikilem amk

''Afra, yemek hazır annecim!'' Annemin nazik sesi ile dudaklarımı büzerek, ''vay bee,'' dedim. ''Bunların nazik olma özelliği de mi varmış?'' Yataktan fırlayarak telefonu sweatshirtümün kangru cebine attım. Odamdan çıktıktan sonra sofraya ilerlediğimde hoca bey ile babam konuşuyordu. ''Afra'nın bugün okuldan kaçışı ile toplam 8 gün özürsüz devamsızlığı var Poyraz Bey.'' Gözlerimi devirerek sertçe sandalyeye oturduğumda bakışları bana döndü. ''Okuldaki hocalar yetmedi, şimdi de babama mı şikayet ediyorsunuz Ali Asaf hoca?''

Güldü. ''Hoca değil, hocam.'' Omuz silkerek sarmadan bir tane alarak ağzıma attım. ''Ben herkes değilim. Hem bu ne laubalilik? Niye aitlik eki kullanacakmışım?'' Öfkeyle gülen hocaya otuz iki diş sırıttım keyifle. ''Yarın odamda tutanak evrağını imzalarken de böyle gülecek misin acaba Afra'cığım?''

Şerefsiz, nereden vuracağını biliyor.

''Gururla hem de. Bence siz de gururlanmalısınız benim gibi mükemmel bir insanın imzasını göreceğiniz için.'' Hoca derin bir soluk vererek suyundan bir yudum aldı. ''Anne! Dolaptan soğuk su getirir misin? Ali Asaf hoca biraz hararet yaptı da!'' Babam uyarıyla, ''Afra!'' diye yükseldiğinde sustum. Bizde böyle, reisin sesi çıktığı an susuyorsun. Sıkıyorsa susma. ''Niye tutanak imzalayacak Afra?''

Ali Asaf hoca bana bakarak keyifle gülümsedi. Piç. Keyfe geldi tabi. ''Ali ile okulda ilişki yaşayıp benim karşımda saygısızlık ettikleri için, ve okuldan kaçtıkları için.'' Gözlerim dehşetle irileşirken babamın yüzündeki ifade çok daha kötüydü. Bu adam beni öldürtecekti!

''Abart be, abart! Kardeşim be o benim!'' Babama döndüm. ''Baba iki günlük adama mı inanıyorsun, bana mı? BEN O ÇOCUKLA HALISAHA MAÇINA GİDİYORUM!'' Ali Asaf hoca gözlerini kısmış bana bakarken, babamın bakışları yumuşadı. ''Doğru. Ali seni hep halısahaya ve kahvehaneye götürüyor.'' Ulan cin ali, kırk yılın başında yaptıklarımız işe yaradı.

Ali Asaf hoca kaşlarını çatarak babama döndüğünde, ''kahvehane?'' dedi sorgularcasına. Otuz iki diş sırıtarak kollarımı göğsümün altında birleştirip sırtımı sandalyeye yasladım.

''Evet, okey oynuyoruz. Bir gün sizi de bekleriz.''

...............

''Kızım, haydi kahve yap, hocan gitmeden kahvemizi de içsin.'' Dehşetle anneme baktım. ''Ben gitsin diye bakıyorum sen ne diyorsun be kadın?'' Annem zoraki bir şekilde gülümserken Ali Asaf hoca boğazını temizledi. Kafamı ona çevirdiğimde gülerek bana bakıyordu.

''Varsa, kahve içmek isterim Afra'cığım.'' Homurdanarak kalkıp mutfağa ilerledim. Kahve makinesini çalıştırdıktan sonra fincanları tepsiye dizerken, ''şeytan diyor, at kahvesine zehri gebersin.'' dedikten sonra kalçamı tezgâha yaslayarak telefonumu çıkartıp instagram da dolaşmaya başladım.

Bana istek atan çocuğu incelerken, ''vay anam babam be,'' dedim. Çocuk cidden yakışıklıydı. ''Analar neler doğuruyor bee.'' Çocuğun isteğini kabul ettikten sonra bende onu takip etmeye başladım. ''Neler doğuruyormuş?'' Ali Asaf hocanın sesiyle irkildim. ''Manyak-'' Yalandan öksürdüm. ''Delirdiniz mi hoca? Niye sessiz sessiz geliyorsunuz?''

Kahve makinesinin sesiyle hızla kahveyi fincanlara dağıtırken arkamdan konuşmaya devam etti. ''Bu sene mezun oluyorsun.'' Söylediğiyle sırıttım. ''Evet, çok mutluyum sizden kurtulacağım için.'' ''Ben değilim. O yüzden seni sınıf tekrarına bırakacağım.'' Gözlerim dehşetle irileşirken hızla arkamı döndüm. Keyifle sırtını duvara yaslamış ellerini pantolonunun cebine yerleştirmiş bana bakıyordu.

Ali Asaf hoca 1.80 falandı sanırsam çünkü gerçekten uzun birisiydi, en azından 1.68 olan benim için uzundu. Çok kasları yoktu fakat kol kasları vardı. Siyaha yakın koyu kahve saçları ve açık kahve tonu gözleri vardı. Normalde çok sakallı gezmez fakat şu an sakalları biraz çıkmıştı. Gamzeleri çok gülünce belli oluyordu ve saçları çoğunlukla dağınık oluyordu.

24 yaşındaydı ve bu yaşta nasıl müdür oldu inanın bende bilmiyorum.

Torpil olabilir bence.

''Sakın! Ben dört sene boyunca nasıl eziyet çektim o okulda, tabi siz bilmiyorsunuz, daha bu sene geldiniz okula. Sakın.'' Sırıtarak bana doğru eğildi. '' 'hocam' de, birazcık düşüneyim.'' Gözlerimi kıstım. Şeytan. ''Ya siz nasıl müdürsünüz be? Müdür, öğrencilerinin evine mi gider? Öğrencilerine şantaj mı yapar? Sizi milli eğitim bakanlığına şikayet edeceğim! Milli eğitim bakanı bile sizden daha insaflı!'' Gülerek doğruldu.

Sırıtma artık!

''İstediğin yere şikayet edebilirsin Afra, seni tutan kimse yok.''

''Ayrıyaten, Ali'nin evine de gidemezsiniz!''

''Allah Allah, o niyeymiş?''

''Orası bana kalsın, ama gidemezsiniz.''

Dilini damağına vurdu. ''I-ı, ikna olmadım maalesef.''

Öfkeyle arkamdaki tepsiye dönerek aldığım fincan ile arkamı dönerek içindeki kahveyi üzerine döktüm. Gözleri dehşetle irileşirken beyaz gömleği mahvolmuştu. Sırıttım. ''Afra!'' Sesi yükseldiğinde hızla mutfaktan çıktım. Annemle babam ayağa kalkmış mutfağa doğru geliyordu ki babamın arkasına saklandım. Daha doğrusu saklanmaya çalıştım. ''Afra ne oldu kızım? Hocan su içmeye gitmişti mutfağa.''

Mutfaktan çıkan Ali Asaf hoca öfkeden delirmiş bakışlarla bana baktı. Sırıtarak babamın arkasından ona anlamsız hareketler yaparken ilk fark eden annem oldu. ''Aaa Asaf Bey, ne oldu size?''

''Ya ben tam çıkıyordum mutfaktan, sonra Ali Asaf hoca çıktı karşıma yanlışlıkla kahveyi döktüm üzerine.'' Ali Asaf hoca 'sen görürsün' dercesine kafasını salladı. ''Evet efendim, aynen öyle oldu.'' Babam, ''böyle gitmenize izin veremem, siz oturun şöyle, ben size kıyafet getireyim.'' dediğinde Ali Asaf hoca kafasını sallayarak koltuğa oturdu. Babam yatak odasına giderken annem kulağıma doğru eğilerek, ''babana yardım etmeye gidiyorum, sakın öldürme adamı.'' dediğinde söylediği şeyle kahkaha attım. Annem uzaylıymışım gibi bana bakarak oturma odasından çıktığında Ali Asaf hocanın karşısına oturdum.

''Kahve tonları çok yakışmış.''

Ali Asaf hoca sinirle gülümsedi.

''Sana yakışacak şeyi de çok yakında göreceksin Afra'cığım.''

...................

''Al artık koynuna beni karam...''

Salına salına koridorda yürürken elimdeki koladan bir yudum daha aldım. ''Siz ders işleyin tabi, kölelerrr.'' Sırıtarak merdivenleri ikişer ikişer inip kantine girdim. ''N'aber derya abla?'' Derya abla gülerek bana döndü. ''İyiyim Afra, sen nasılsın?'' Derin bir iç çektim. ''Bu yeni müdürle ne kadar iyi olunursa be ablam, ömrümüzü yedi adam.'' Derya abla kahkaha attı. ''Gel bir kahve içelim.''

''Valla asla hayır demezdim de, ben bu müdürden bugün birazcık tırsıyorum Derya abla. Dün üzerine kahve döktüm de, o yüzden sinir küpü bugün.'' Derya abla şoke içinde bana baktı. ''Ve okuldan atılmadın?'' Kafamı salladım. ''He valla.''

''Nöbetçi öğrenci nerede!?'' Koşuşturarak buraya gelen çocuğun önüne attım kendimi. ''Benim canım, buyur? Üç dilek hakkın vardı, beni diledin, kaldı iki dileğin. Buyur canım?'' Sırıttığımda karşımda kan ter içinde kalmış çocuk, ''ne gülüyorsun be?'' diye cırladı. Yüzümü buruşturarak, ''kulak sağlığım çöp şu an,'' dedim. ''Ali Asaf hoca seni arıyor her yerde, çabuk odasına git.'' Derya ablaya dönerek sırıttım. ''Görüyorsun abla, hayranım çok.'' Derya abla sıkıntıyla dudağını ısırdığında, ''aman be ablam, en fazla ne olabilir ki?'' diyerek kantinden çıkıp müdür odasının önüne geldim.

Kapıyı tıklattığımda, ''gel!'' diye bağıran gür ses ile besmele çektim.

Anan çok mu bıldırcın yumurtası içirdi be mübarek? O ses ne?

Odaya girdiğimde bakışları benimle buluştu. ''Neredesin sen? Nöbetçi öğrencisin diye okulda başı boş gezemezsin.'' Yav he he. ''Yanıma gel, yapacağın işleri göstereceğim.'' Dediğinde derin bir soluk vererek yanına ilerledim. Aramızda bir adımlık boşluk bıraktım. ''Yaklaş, şu dosyayı göstereceğim.''

Yok ağzına gireyim, oradan daha rahat görürüm.

Bir adım daha atarak ona yaklaştım. Eğilerek dosyayı izlerken masanın üzerindeki suyu alarak bir yudum aldı. Bardağı bırakmadan, ''tüm 12. Sınıfları dolaşıp bu duyuruyu yapacaksın.'' dedikten sonra bardağı tekrar dudağına götürürken gözlerimi kısmış isimleri okuyordum ki, ta da! Dün bana istek atan o yakışıklı çocuğun ismini gördüm. Gözlerim parlarken, ''tamam hemen gidiyorum.'' diyerek dosyayı alacakken vücudumda hissettiğim soğukluk ile gözlerimi kapattım.

Adi herif! Üzerime su döktü!

Gözlerimi açtığımda öfkeyle ona bakarken sırıtarak arkasında yaslandı. Kollarını göğsünün altında birleştirerek, ''açtı seni açtı, yakıştı.'' dedi. Öfkeyle dudaklarımı yalayarak derin bir soluk verdim. Yok bu adamın gerçekten benimle bir derdi var! ''Sizin benimle derdiniz ne acaba?!'' Bağırdığımda gülerek omuz silkti. ''Bir derdim yok.''

''Bence var, çünkü normal bir okul müdürü böyle bir davranışta bulunmaz!'' Üzerimi gösterdim. ''Derslerin bitmesine iki saat var ve şu halime bakın! Üniforma üzerime yapıştı ve iç çamaşırımı gösteriyor!'' Bende ona aynısını yapmıştım fakat böyle değildi! O kendi arabasıyla gelmişti bize, ve o an ona verecek fazladan bir kıyafetimiz de vardı. Söylediklerimle gülüşü yüzünden silinirken boğazını temizledi. Öfkeyle dosyayı aldım ve odadan çıktım. Kapıyı sertçe çarptığım için bir öğretmen kaşları çatık bir şekilde bana bakmış ve, ''saygısızlığın lüzumu yok!'' demişti. ''Aynen hocam, aynen!''

Öfkeyle kızlar tuvaletine girip dosyayı lavaboya fırlattım. Aynadan kendime baktığımda rimelim akmış, ve üniformam üzerime yapışarak kırmızı sütyenimi ortaya çıkartmıştı. Hızla dosyayı alıp tuvaletten çıkıp çantamın yanına ilerledim. Ali Asaf hoca kapısının orada bana bakarken gözlerimi devirerek yanından geçtim. Karşıma çıkan Ali gözlerini irileştirerek bana bakarken, ''çek o bakışları!'' diye gürleyen Ali Asaf hocaya döndüm. ''Niye?! Siz yaptınız sonuçta!'' Diye cırladıktan sonra çantamdan hırka alarak dosyayı Ali'nin eline tutuşturup lavaboya girdim.

Gömleği çıkarttıktan sonra üzerimde sadece sütyenimi bırakarak üzerine hırkamı giyip önünü kapattım. Akmış rimelimi de temizledikten sonra lavabodan çıktım. Ne Ali ne de müdür bozuntusu gözükmüyordu. Homurdanarak odasına girdiğimde bana baktı. ''Dosyayı almaya geldim.'' Diye açıklama yaptığımda, ''gerek yok, Ali halletti o işi. Sen yerine dönebilirsin.'' dedi gözlerime bakarak. Bir şey demeden odasından çıktığımda telefonumu çıkartarak Nisa'nın abisine mesaj attım çıkışta beni alması için. Bu soğukta ıslak bir halde yürürsem fena halde hasta olacaktım.

''Ciddi ciddi üzerine buzlu su döktü yani.'' Nisa'nın sorusu ile, ''evet!'' dedim cırlayarak. ''Kaç kez söyleyeceğim ya? Aklı sıra intikam aldı.'' Ali kolasından bir yudum alarak avucundaki çekirdekleri çitlemeye devam ederken, ''bu adamı çözemiyorum,'' dedi. Nisa'nın abisi Hakan abi, ''evli mi bu adam?'' dedi çekirdek çitlerken. Dudak büktüm. ''Bilmiyorum.'' Nisa, ''parmağında alyans görmedim.'' dediğinde Hakan abi gülerek, ''kızım, çok safsın ya!'' dedi.

Ali, Nisa ve ben yerde üçgen şeklinde otururken Hakan abi odamdaki salıncağa bağdaş kurmuş bir şekilde oturuyordu.

''Sen bir erkeğin ne zaman adam akıllı alyans taktığını gördün?'' Nisa dehşetle abisine bakarken, derin bir soluk vererek bana döndü. Dudak bükerek, ''erkeklere hiçbir zaman güvenemeyeceğim...'' dediğinde kahkaha atarak ona sarıldım. ''Seni üzenin abisini üzerim aşkım.''

Nisa bana sarılarak, ''cidden mi?'' dediğinde, ''anasını bile-'' derken Hakan abi bana çekirdek fırlattı. ''Tamam lan, küfür yok.'' Dil çıkarttım. ''RTÜK sanki.'' Hakan abi koladan bir yudum aldıktan sonra, daha doğrusu bir yudumla bardağın yarısını bitirdikten sonra, ''ee sınav senesi, nasıl gidiyor?'' dediğinde Ali omuz silkti. ''Çalışıyoruz işte, neresi çıkarsa artık.''

Hakan abi kaşlarını çattı. ''O ne demek lan?'' Ali kolasından bir yudum alarak, ''yani şöyle, ben zaten askeriyede kalacağım. Üniversite diploması rütbemi yükseltecek sadece.'' dediğinde Hakan abi kafasını salladı. ''Helal aslanım.''

Hakan abi 26 yaşında polisti ve bekardı. Yaşlarımız yakın olsa kesinlikle evleneceğim bir tip. Adam çok yakışıklı ve zengin, kaçırılır mı? Tabii, Hakan abiyi aldatan kızları saymayalım.

''Eee Afra'cık, sen nereyi istiyorsun?''

''Of be, tadımı kaçırdınız valla.'' Dedim çekirdekleri yere atarak. Hakan abi kaşlarını çatarken, ''yanii, bu sene mezuna kalacağım.'' dedim. ''O niye?''

''Kafam basmıyor ki! Çok çalışamadım, TYT bile daha yeni bitti, AYT'ye ancak başlayabildim o da yetişmez.''

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.