Son sahne için ''Yalın - Ki Sen'' Şarkısını dinleyelim :')
--------
Fincandaki kahveden bir yudum daha alarak Nisa'ya baktım. Harıl harıl ders çalışıyordu.
KAFE DE BİLE!
''Ay yeter,'' test kitabını önünden çektiğimde gözlerini devirerek elindeki kalemi masaya bıraktı. Bakışlarını benimle buluşturduktan sonra, ''sen mezuna kalacaksın diye bende mi kalayım?'' dediğinde gözlerimi kısarak, ''seni nankör,'' dedim. ''Hem, mezuna kalıp çalışmak daha iyi. En azından istediğim bir üniversiteye gideceğim.''
''Nah,'' dedi, gözlüklerini çıkartıp masaya koyarken. Saçlarını lastik tokayla toplarken bana bakarak, ''kızım bir sene kaybın olacak.'' dedi. Gözlerimi devirdim. Bunu biliyorum zaten? "Bir sene kaybım olacak ama istediğim bir üniversiteye gideceğim en azından."
"Aynen canım, konyada dağın başında bir yere gideceksin."
Şaşkınlıkla dudaklarım aralanırken, "şehiri de zorbalamazsın bee," dedim. "Şimdi ben senin fotoğrafını Twitter'a atıp, Konya'yı küçümsedi, vs. Yazayım da gör sen." Bu sefer şaşkınlıktan o bana bakakalmıştı. "Sana inanamıyorum Afra!" Sırıttım. "Bende seni seviyorum, canım arkadaşım." Gözlerini devirip, "hıhı," dedikten sonra kahvesini yudumlamaya başlayarak sevgilisiyle mesajlaşmaya başladı. Çevremde ilişkisi olan insanlara iğrenerek bakmak gibi bir huyum vardı maalesef. Evlenen kuzenlerim ve arkadaşlarımın ablaları abileri sayesinde evlilikten soğumuş ve uzaklaşmıştım. Hatta erkeklerle flörtleşmekten ileriyi bile düşünmüyordum. Birkaç flörtleşmemin sonucunu sevgililiğe bağlamak isteyen partnerlerimi engellemişliğim bile vardı.
"Abim işten çıkmış, söyledim bizi o alır uğraşmayız minibüslerle." Kafamı sallayarak kahvemden bir yudum daha alarak telefonumu elime alıp instagramda dolaşmaya başladım. Aniden telefon elimden çekildiğinde kafamı kaldırıp Nisa'ya baktım. "Geleli neredeyse dört saat olacak ve sen hâlâ anlatmıyorsun ne olduğunu." Salağa yat Afra. "Neyi anlatmıyorum?" Bana doğru eğilerek, "okulun bahçesinde olanları diyorum. Hatta mezuniyet gecesi diyoruumm." dediğinde gözlerimi kısarak arkama yaslandım. "Hesaba mı çekiliyorum ya? Hayırdır, sorgu odasındayım da benim mi haberim yok?" "Afra!" diye çemkirdiğinde bize bakan insanlarla gözlerimi kapattım.
Allah'ım... Bir gün ya, bir gün rezil olmasak olur mu?
Gözlerimi açtığımda sandalyesine yaslanmış kollarını göğsünün altına birleştirmiş bana bakıyordu. "Abime anlattıklarını yemedim, doğruları istiyorum Afra." Tam ağzımı açıp yalanları sıralayacakken elini kaldırıp beni durdurdu. "Yalansız dolansız, gerçekleri istiyorum Afra. Sen devlet memurunun eşyasına zarar verdin. Bu kaç yıldan başlıyor haberin var mı senin? Ve okulun müdürüne bağırdın. Bak dikkatini çekiyorum, normal bir insana değil. Okulun müdürüne." Şimdi sıçtık Afra... "Sinir etti beni! Hakketti yani!"
"Dökül." Artık dökülecektim mecburen.
Her şeyi en baştan sonuna kadar anlattığımda ağzı beş karış açık bir Nisa vardı karşımda. "Şokum şaştı resmen. Bu adam neyin peşinde Allah aşkına?!" Derin bir soluk vererek, "yani artık kurtuldun? Zaten bir ay sonra okul kapanacak."
"Umurumda bile değil." dedim kahveden bir yudum daha alarak. Neden yutkunamıyorum? Derin bir nefes vererek gömleğimin bir düğmesini açtım. "O yüzden mi karşımda can çekişiyorsun?" Kafamı kaldırmadan, "Sen kendi ilişkine baksana," dedim. "Hakan abi size ayar oluyor zaten, bence onun önünde çok samimi olmayın belli olmaz hakan abinin sağına soluna." Masanın üzerindeki eşyalarımı çantama koyduktan sonra cüzdanımdan kredi kartımı çıkarttım. Hırkamı üzerime geçirdikten sonra ayağa kalktım. "Sen toparlan, ben öderim hesabı." Cüzdanından para çıkartırken ona ters bir bakış atarak, "tamam, ben öderim bu sefer. Gerek yok." diyerek kasaya ilerledim.
Hesabı ödedikten sonra Hakan abi bizi aldı. Ali de yanında gelmişti. Nisa öne otururken, Ali ile ben arkaya oturmuştuk. "Nasılsın?" Ali'nin sorusunu anlamıştım. Alaya vurarak, "iyiyim devrem, sen nasılsın?" dedim. Gülerek beni göğsüne çekti. "Salak. Şöyle konuşarak, koca bulamazsın yoksa kendine. Benden söylemesi." Gözlerimi devirerek, "başlayacağım kocanıza da size de he!" diyerek çemkirdim. "İstemiyorum kardeşim ya, ben evlilik insanı değilim."
"Ali rahat bırak kızı." Hakan abinin sesiyle Ali beni bıraktığında sırıtarak Hakan abiye doğru eğilip yanağını sıktım. "Sende beni seviyorsun hee,"
"Kızım dikkatim dağılıyor bırak şu yanaklarımı."
"Hanimiş hanimiş!" Araba ani fren yaptığında öne doğru fırlarken Hakan abi kolunu öne uzatarak beni tuttu. "Bundan bahsediyorum geri zekalı, Allah'ına kavuşacaktın az kalsın." Kahkaha atarak Ali'ye döndüm.
Alayla, "geri zekalı dedi, bence bana aşık." dediğimde hepimiz kahkahalarla gülmüştük.
.............
"Allah belanı versin!"
Sinirle kitabı yavaşça kapatıp çalışma masama bıraktıktan sonra yastığımı alıp yatağa fırlattım. Odanın kapısı açıldığında oraya döndüm. Annem bıkmış bir vaziyette bana bakarak, "Kızım, içeride teyzenlerden tut, halanlara kadar binbir çeşit insan varken kitaba sinirlenip de bağırmayı kessen mi?" dediğinde öfkeyle konuşmaya başlayacakken o devam etti. "Hayır, ben alıştım da Sema teyzenin Bakırköy Ruh ve sinir hastalıklarını araması an meselesi."
Sema teyzemi zihnimde bir kenara yazarak konuşmaya başladım. "Ya ama anne, kızın peşinde koştu koştu sonra da kızı bırakıp gitti!" Annem derin bir nefes vererek, "ben kime neyi anlatıyorum ki?" diyerek odadan çıkacakken durup tekrar bana döndü. "İnsanların çayı bitti, kalk da doldur." Tam ağzımı açacakken, "eğer geçen akşam eve gelmediğini Nisa'larda kaldığını baban öğrenmesin istiyorsan çabuk kalk ve çay doldur." dediğinde dehşete düşmüş bir yüz ifadesiyle anneme baktım. "Anne, ben senin kanınım! Evladınım! Hem, Nisa benim kaç yıllık arkadaşım. Babam bir şey demez." Annem gülerek tek kaşını kaldırdı. "Hakan da evdeydi, babanın ne kadar kıskanç olduğunu biliyorsun tatlım."
"Yahu adam abim abim! Nasıl o gözle baksın bana be!"
"Unutma kızım, bende bir zamanlar babana abi diyordum." Diyerek odadan çıktığında, "anne saçmalıyorsun!" diye bağırdım.
Oflayarak yataktan kalkıp pijamalarımı düzelterek odadan çıktım. Gürültülerine yüzümü buruşturarak mutfağa ilerleyip aldığım çaydanlıkla oturma odasına girdim. Beni gördüklerinde susup bir süre gözleriyle taciz ettiler.
Evet, taciz ettiler! Çünkü o delici bakışları ürpermeme neden oluyordu.
Büyücü kadınlar.
Çayları teker teker doldururken sema teyzemin eltisi Hatice yenge, "kaç yaşına geldin Afra?" dediğinde ona bakmadan, "bedenen on sekiz, ruhen yirmi sekiz." dediğimde hepsi gülüp kahkaha atmaya başladılar. Kafamı kaldırıp şaşkınlıkla onlara bakarken gülünecek ne olduğunu düşünüyordum. "Afra on sekiz yaşında, Hatice." Annemin araya girmesiyle bende çaydanlıkla birlikte odayı terk etmeye hazırlanıyordum.
"Okuyacak mı?"
Kapının önünde durup Hatice yengeye döndüm. "Hayırdır Hatice yenge, nüfusuna mı alacaksın?" Annem uyarıyla öksürse de umursamadım. "Yok canım, biz senin yaşındayken ilk çocuğumuzu doğurmuştuk da."
"O senin hatan. Ben uzun bir süre evlenmeyi düşünmüyorum. Erkenden evlenerek hayatımın büyük çoğunluğunu bir erkekle geçirmeye niyetim yok. Ha evlendikten sonra da çocuk istemiyorum." Herkes bana şaşkınlıkla bakarken fısıltılar oluşmuştu. Hatice yenge gülerek, "bizde bile isteye hamile kalmadık, deli kız." dediğinde aynı ciddiyetle karşılık verdim. "Şu an korunma yolları daha çok Hatice yenge, beni merak etme sen."
Derin bir nefes vererek odadan çıkıp çaydanlığı mutfağa bırakarak odama geçtim. Kitaptaki karakterin yaptığı şerefsizlikleri atlatamamışken sinirimi Hatice yengeden çıkartmıştım.
Yatağıma oturup bağdaş kurarak kitabı elime aldım. "Allah'ım n'olur şu adamın köpek gibi süründüğü günleri de okuyayım, amin."
Kaldığım sayfayı açarak okumaya devam ettim.
Ali Asaf'tan...
''Siktir olup gitsene oğlum sen?!''
Çağrı inatla karşımda oturup çayını höpürdeterek içtikten sonra sırıttı. ''I-ı, gidemem.'' Elimi saçlarımdan geçirerek karşısındaki koltuğa oturdum. ''Ne istiyorsun oğlum sen benden?'' Sırıtmaya devam ederek bacak bacak üstüne attı. Ona kaşlarımı çatmış iğrenir bir surat ifadesiyle bakarken, ''o kıza âşıksın.'' dediğinde yüz ifadem anında değişmişti. Hızlanan kalp ritmimle aynı anda ayağa kalkarak, ''saçmalama! Öğrencim o benim.'' diyerek yükseldim.
Çağrı amacına ulaşmış gibi sırıtarak kaşlarını kaldırıp indirdi. ''O zaman, ben gidip kıza onu sevdiğimi söyleyeyim. Güzel kız, Allah var yukarıda yalan söyleyemem. Ne de olsa ne aynı okuldayız, ne de öğretmeniyim.''
Kalp ritmimi düzene sokmak için odada volta atarken söyledikleriyle durdum.
Hızla ona dönerken, ''sikerim senin sevgini!'' diye bağırdığımda çay bardağını masaya bırakarak ayağa fırladı. ''Biliyordum!'' Şaşkınlıkla kalakaldım. İt oğlu it, oyuna getirmişti beni. ''Âşıksın oğlum sen. Bir de kıza lagaluga yaptın yok dört ay bilmem ne!'' Öfkeyle omuzundan ittirerek çalışma masama ilerledim. Masanın üzerindeki böğürtlen çayından bir yudum alarak, ''bunu konuşacaksan siktir git Çağrı, uğraşamam seninle.'' dediğimde, ''neden kıza söylemiyorsun?'' diye inatla konuştu. Dudaklarımı ıslatarak, ''lan oğlum yüzsüz müsün sen!? Def ol git şuradan!'' diye yükseldiğimde koltuğa geri oturdu.
''Sen dökülene kadar gitmiyorum. İstersen anama kadar söv, umurumda değil.'' Öfkeyle karşısındaki koltuğa oturdum tekrardan. ''Ne var lan, ne!? Öğrenmek istediğin ne!?'' Bana doğru eğilerek, ''Neden açılmıyorsun o kıza?'' dediğinde, ''geri zekalı mısın sen?'' dedim alay ve öfkeyle. ''Kız benim öğrencim lan, ne diyeceğim kıza? 'Sen benim öğrencimsin, ama ben bu amına koyduğumun kalbine söz geçiremiyorum seni seviyorum' mu diyeyim?''
Gözlerini devirerek, ''saçma sapan konuşma abi ya,'' dedikten sonra ofladı. ''Aranızda altı yaş var. Ve kız on sekiz yaşını doldurmuş, kendini öyle bir odaklamışsın ki sanki kız hislerini öğrenince'' sesini incelterek, ''sapık var!'' diyip onun taklidini yaptıktan sonra eski ses tonuna geri dönerek, ''diyerek kaçacakmış gibi davranıyorsun. Akışına bırak abi, belki kız da seni seviyor? Hem, kızlar olgun erkeklerden hoşlanır.'' dediğinde o an gözümün önüne gelen sahne ile güldüm. Afra ve benden hoşlanmak? Arabamın camlarını kırdıktan sonra bile hıncını alamamıştı. Ben saçlarını düzeltirken tırnaklarını avuç içine batırıyordu.
''Hem, senin kız kardeşin de on sekiz yaşında değil mi oğlum? Ben şimdi gidip Eylül'le sevgili olsam pedofili mi oluyorum?'' Gözümün önündeki sahne silinip, onun yerine kız kardeşimle çocukluk arkadaşım canlandığında, ''lan!'' diyerek ona döndüm. ''Sikerim senin belanı! Eylül ne alaka lan şimdi?!''
Telaşla dudaklarını ıslattı. ''Mesela diyorum abicim! Bu ne gerginlik ya? Papatya tarlası öneririm.'' ''Ben sana o papatya tarlasını sokmadan önce kız kardeşimle ilgili olan her şeyi sil kafandan. Yoksa kafanı duvara vura vura ben sildirmek zorunda bırakacağım.''
Telaşı devam ederken ayağa fırladı. ''Aman be, ne halt yersen ye! Küfürbaz adam! O kız sana âşık olursa işte o zaman üzülürüm o kız için, yabani şey seni!'' Diyerek odadan çıktığında derin bir soluk verdim. ''Siktir git Çağrı!''
Gömleğimin düğmelerini açarak üzerimden çıkarttım. Günlerdir okula gitmiyordum. Dört ay demiştim. Sikeyim! Dört ay! Odamın kapısı hızla açıldığında kafamı çevirdim. Annem kaşlarını çatmış bana bakıyordu. ''Kahvaltıya inmek için davetiye bekliyorsun herhalde?'' Derin bir soluk vererek gardolaptan gece mavisi bir gömlek çıkartarak üzerime geçirirken, ''geliyorum anne,'' dedim. Odadan çıkmasını beklerken tam aksine kapıyı kapatarak içeriye girdi.
Şaşkınlıkla ona bakarak, ''hayırdır?'' dedim. ''Asıl sana hayırdır Ali Asaf? Ben seni böyle mi yetiştirdim oğlum?'' Dudaklarımı ıslatarak, ''ne duydun yine?'' dedim. Çalışma masasının üzerindeki laptopumu çantasına koyarken bir yandan da dosyaları toparlıyordum. ''Okula gitmiyormuşsun. Ne zamandan beri işini aksatır oldun?''
''Bugün gideceğim anne, merak etme. Tatil yapmak istedim sadece.'' Kafamı kaldırıp anneme baktığımda gözlerini bana dikmiş ne olduğunu çözmek istercesine bakıyordu. ''Bu işte bir bit yeniği var ama ne de olsa yakında çıkar kokusu. Neyse,'' diyerek elini savurdu. ''Aşağıya gel, yemek yiyeceğiz.'' Annem odadan çıktığında topladığım dosyaları tekrar masaya savurdum. Sandalyeye oturarak kafamı geriye doğru attım.
İnsanı asıl öldüren şey sevmekti...
Afra'dan...
Bana gelen topa manşet attığımda karşı taraf topu yakalayamamış ve maç bizim olmuştu. Ali hızla beni kucağına alarak kendi etrafında döndürdüğünde ıslak ıslak yanaklarımı öptü. ''Helal olsun be sana!'' Bizim takım sevinç çığlıkları atarken gülerek diğer takıma baktım.
Ali beni indirdiğinde karşı takıma ilerleyerek elimi uzattım. ''Tebrik ederim, güzel maçtı.'' Hepsi güler yüzle elimi sıktığında takımıma geri dönerek, ''ben üzerimi değiştirip çıkıyorum, eve geç kalacağım yoksa.'' diyerek okula girdim hızla. Üzerimi değiştirdikten sonra bir yandan çantayı koluma takmaya çalışıyor bir yandan da parfümü üzerime boca ediyordum. ''Afra!'' Müdür yardımcısı Halide Hanımın sesiyle ona döndüğümde eliyle gel işareti yaptı. Derin bir soluk vererek, ''hocam acelem var, evime geç kalıyorum, yarın kesin uğrayacağım yanınıza.'' Diyerek çıktım okuldan.
Eve doğru yürürken telefonumun titreyişi ile çantamdan telefonumu çıkartıp kimin mesaj attığına baktım.
Gönderen: Ali Asaf Hoca
-Konuşmak istiyorum. Müsait misin?
Derin bir soluk verdim. Kalp ritmim hızlanırken ne ile ilgili konuşacağını merak ediyor ve beni tekrar kırmasından korkuyordum. Ali Asaf hocanın sağı solu belli olmuyordu. En iyisi onu kendi silahıyla vurmaktı.
Gönderen: Afra
-Sizi görmek istemiyorum Ali Asaf hoca, hem unutmayın, dört ay demiştiniz.
-İyi günler :)
Telefonumu cebime sokarak içime dolan huzursuzlukla eve ilerledim. Kapıya vurduğumda annem mutlulukla ve heyecanla bana baktı. Gülüşü bulaşıcı gibi bana da bulaşırken bende gülümseyerek ayakkabılarımı çıkarttım. ''Hayırdır sultanım bu sevinç nedir?'' ''Sana çok güzel bir haberimiz var. Üzerini değiştir ve yanımıza gel.'' Ağzımı açıp konuşacağım zaman heyecanla, ''lütfen,'' dediğinde dudaklarımı birbirine bastırarak gülümsedim. ''Hemen geliyorum.'' Odaya ilerlediğimde telefonumu cebimden çıkarttım. Yine mesaj atmıştı.
Gönderen: Ali Asaf Hoca
-Dört ayı sikeyim Afra. (18:20)
-Evine geliyorum. (19:01)
Beş dakika önce attığı mesajla derin bir soluk vererek telefonu yatağa fırlattım. Onu eve alacağımı kim söyledi acaba? Veya karşısına çıkacağımı? Annemlerle konuşup Ali de kalacaktım bu akşam. Hızla beyaz bluzumu üzerime geçirip altına siyah renk taytımı giyerek saçlarımı topladım.
Odadan çıkıp annemlerin yanına oturma odasına girdiğimde annemin gözleri dolu doluyken babam ağlıyordu. İçimi kaplayan telaş duygusuyla gözlerim dolmuş ayaklarımın bağı çözülmüştü. ''N-n'oldu?'' Sesim titrerken ikisi de bana baktı. Annem buruk bir gülüş ile bana bakarken, ''Nisa'ya mı bir şey oldu?'' dedim. Annem kafasını olumsuz bir şekilde salladı. ''Ali'ye mi?'' Yine aynı şekilde kafasını salladığında titrek bir nefes verdim. ''Hakan. Hakan abiye mi bir şey oldu? Bir şey söyleyin çıldıracağım!''
Babam kafasını kaldırıp bana baktı. Onu yaşlı gözlerle görmek içimi sızlatırken sertçe yutkundum. Yumruk yaptığı elini açtığında gördüğüm ultrason fotoğrafıyla gözlerim karardı. Koltuğa düştüğümde ikisi de ayağa fırladı. Elimi kaldırıp durdurdum. ''İyiyim, iyiyim...'' Annem telaşla, ''sevinmedin mi?'' dediğinde kafamı iki yana salladım. ''Aksine, çok sevindim...'' Gözlerim dolu doluyken, ''hangi ara yaptınız bunu ya? Alt tarafı birkaç gece yoktum evde.'' diyerek dalga geçtiğimde ikisi de güldü.
''İki aylık.'' Annemin söyledikleriyle gülümsedim. Ama içim bir değişikti, ne sevinebiliyordum ne üzülebiliyordum. On sekiz yaşımdan sonra abla olmak çok değişik bir duyguydu. Mesela, o annemle birlikte büyüyecekti çünkü annem artık çalışmıyordu. Babamla oynayabilecekti, çünkü babam artık o kadar yoğun çalışmıyordu. Benim yaşadığım hiçbir şeyi yaşamayacaktı.
Ali Asaf'ın söyledikleri zihnimde canlanırken, ''kızım istemiyorsun işte!'' dedi annem üzüntüyle. Kafamı kaldırıp ona baktığımda anlamıştım hüngür hüngür ağladığımı. ''Yok yok, vallahi çok sevindim!'' dedim zorlukla.
Ağlamamı durduramıyordum.
Lanet olsun, ne zamandır bu kadar duygusal olmuştum?
''Sadece...'' Dudaklarımı birbirine bastırarak ayağa kalktım. Söyleyemeyecektim. ''Bir şey yok. Ama çok sevindim gerçekten.'' Anneme sarıldığımda gözyaşlarımı durduramazken, ''kardeşimi çok sevelim, sevilmemiş gibi hissetmesin. Çok güzel bir çocukluk yaşatalım ona, büyüyünce, 'ne güzel bir çocukluk yaşadım' desin.'' dedim. Annem de benimle birlikte ağlarken sarılmayı bırakıp gözyaşlarımı sildim. ''Ben bu gece Ali'lerde kalacağım. Kardeşim size emanet.''
İkisi de gülümserken babam bana sarıldı. ''Seni çok seviyorum kızım, ne olursa olsun ilk göz ağrımsın sen benim.''
''Bende seni, sizi çok seviyorum babam.''
Sarılmayı bıraktığımızda odama giderek hazırladığım çantamı ve telefonumu alarak odadan ve evden çıktım. Binadan çıktığımda Ali Asaf'ın arabasını gördüm. Buraya yaklaşırken beni görmüş olacak ki sokağın ortasında arabasını durdurup indi. Hızla arkamı dönüp Ali'lerin evine ilerlerken kolumdan tutarak durdurdu. Kolumu çekmeye çalıştım. ''Kolumu bırakır mısınız?''
Kafamı kaldırıp ona baktığımda diğer eliyle çenemi tuttu. Endişeyle, ''neden ağladın?'' dediğinde buruk bir şekilde gülümsedim. ''Kardeşim oluyor.'' Bakışları donuklaşırken aklına gelenlerle gözlerini kapatıp derin bir soluk vererek geri açtı. ''Sizin anlattıklarınızın aksine kendi yaşadıklarımı kardeşim yaşamasın diye çabalayacağım Ali Asaf hoca. Ha, bu da içinizi rahatlatmazsa aileme söylerim bebeği aldırırlar.''
''Özür dilerim Afra, çok özür dilerim.''
Bedenimi tamamen ona döndürdüğümde öfkeyle kolumu çektim. ''Sizin amacınız ne ya?'' dedim öfkeyle. ''Tamam, yıkıp geçiyorsunuz. Eyvallah.'' Gözlerimi kapatıp dudaklarımı ıslattım. Gözlerimi geri açtığımda öfkem azalmamış, aksine artmıştı.
''Ama verdiğin sözü bile tutamıyorsun! Her öğrencinle bu kadar yakından ilgileniyor musun sen ya? Benimle derdin ne!?''
''Söyleyemem.''
Net ve donuk ses tonu ile işaret parmağımı uyarı olarak ona doğru kaldırdım.
''Karşıma çıkma! Bu son olsun, sözünün arkasında dur ve dört ay boyunca benden uzak dur! Telefon numaramı sil, evimin adresini unut! Beni unut! Yokmuşum gibi davran ya, bu kadar zor mu?! Öğrencini unutmak bu kadar zor olmamalı Ali Asaf hoca!''
Kafasını iki yana salladı.
''Yapamam.''
Sinirden ağlamak üzereydim.
''Ya derdin ne benimle?! Çıldıracağım, artık bir şey söyle bana!''
Öylece bana bakarken, ''hayatımdan def ol git, yoksa andım olsun açığa geçer, bu evden taşınır, numaramı da değiştiririm! Zaten son birkaç ayım kaldı, sonra siktir olup gidiyorum!'' diye bağırdım.
Öfkeden kendimi durduramazken dudaklarını araladı.
''Seni seviyorum Afra.''