Poyraz sabaha kadar yatağında dönüp durmuş ve doğru dürüst gözüne uyku girmemişti. Bir an önce sabah olmasını ve işe gitmeyi istiyordu. Ama bu isteğinin sebebi işe olan aşkı değildi, Defne'yi görebilmekti.
Normalde kalkmasına daha bir saat vardı ama fazlasıyla sıkılmıştı. Yataktan çıkıp lavaboya ilerledi. Yüzünü yıkayıp odasına geri döndüğünde gardrobunu açıp kıyafetlerine bir göz gezdirdi. Açık kahve tonlarında bir tişört ve siyah pantolon giymeye karar verdi. Hazırlandıktan sonra saati kontrol etti. Sadece on dakikada hazırlanmıştı ve hâlâ harcaması gereken elli dakika vardı. Yüzü düşerken odasından çıktı, mutfağa gidip kendine kahve yaptı. Kahvesini alıp masaya geçti. Bir yudum kahvesinden içtikten sonra sağ tarafında kalan perdeyi araladı. Gözlerinin hedefinde tam karşıdaki kapı vardı. Defne evden çıkar çıkmaz o da çıkmayı planlıyordu. Birlikte geçirecekleri fazladan birkaç dakikayı bile iple çekiyordu. Gülümsedi bu hâline, eskiden buruktu hep bu bekleyişleri oysa şimdi Defne'nin de ona karşı bir şeyler hissettiğine inanıyordu.
Pencereye dalıp gittiği için soğumaya yüz tutan kahvesini yeniden yudumladığında yüzünü buruşturdu. Duyduğu adım seslerinin ardından Pelin mutfağa girdi. Abisinin ikide bir pencereye dönen bakışlarını fark etmişti. İmalı bakışlarla birlikte "Günaydın abi,"dedi. "Hayırdır erkenden uyanılmış, kahveler yapılmış?"
"Uyku tutmadı,"diyerek kısa bir cevapla geçiştirmeye çalıştı kardeşini. Fakat Pelin o kadar kolay geçiştirilecek bir insan değildi. Dolaptan bir bardak kola alıp abisinin karşısına geçti ve oturdu. Poyraz kolaya tuhaf tuhaf bakarken Pelin çoktan içmeye başlamıştı. Sabah sabah kola içilmez diye bir kural mı vardı?
"Demek sevdiceğinin yolunu gözlüyorsun ha?" Pelin imalı imalı sırıtırken Poyraz boş bir bakış attı kardeşine. Sabırsızca saati kontrol etti. Defne'nin artık çıkması gerekiyordu.
"Senin başka işin yok mu benimle uğraşıyorsun?" Burada sakin sakin oturup Defne'yi beklemek istiyordu. Hiç Pelin'le uğraşacak havada değildi.
"Var tabi abim. Daha gidip senin kredi kartı limitlerini zorlayacağım." Pelin sırıtarak söylediği cümleyle abisini sinirlendirmeyi amaçlamıştı ama başarılı olamadı. Poyraz Pelin'den çektiği bakışlarını pencereye çevirdiğinde Defne'nin kapıdan çıktığını gördü. Telaşla kalktı oturduğu sandalyeden. "Gidiyorum ben,"deyip aceleci adımlarla evden çıktı. Arkasında imrenerek ona bakan kardeşini bırakmıştı. Pelin derin bir nefes alırken "Benim sevdiceğim nerelerde acaba?"diye söylendi. Tam sap oluşuna kederlenecekken çantasında duran abisinin kredi kartı aklına geldi ve gülümsedi. Bugünlük sevdiceği o kart olabilirdi. Kısık bir sesle şarkı mırıldanarak odasına doğru yürüdü. Modunu düşürmeyecek ve güzel bir alışveriş yapacaktı.
Poyraz evden çıktığında Defne'yle göz göze geldiler. Saniyeler içinde evden çıkmayı başardığı için onu yakalayabilmişti. Zaferle gülümsedi. Sonra dikkatini bir şey çekti. Tıpkı kendisi gibi Defne'de açık kahve bir tişört ve siyah pantolon giymişti. Gülümsemesi genişlerken birkaç adımda Defne'nin karşısında buldu kendini. "Günaydın,"dedi. Defne de "Günaydın,"diye mırıldanırken aynı şekilde giyindiklerini fark etti. Önce Poyraz'ın kıyafetlerine baktı ardından bakışlarını kendine çevirdi. Nereden bulmuştu bu rengi? Hep açık tonlar giyinirdi ama bugün koyu giyineceği tutmuştu!
Poyraz biraz daha yaklaştı. Yine de mesafeyi korudu, çünkü hâlâ evlerinin önünde dikiliyorlardı. "Böyle biraz şey olmuşuz,"diye mırıldanıp gülümseyerek devam etti. "Çift gibi."
Defne, dün geceden beri zihninde ket vurduğu düşüncelerinin çığlıklarını yine duymaya başladı. Zaten onları zorla susturmuştu ama Poyraz susmalarına izin vermiyordu.
Bir şey söylemeden ilerlemeye başladı Defne. Saniyeler içinde Poyraz'ın varlığını yanında hissetmişti. Yan yana yürürken onları tanımayan biri görseydi gerçekten çift olduklarını düşünebilirdi. Bu durum Poyraz'ın zevkten dört köşe olmasına sebep oluyordu. Sessiz geçen yolculuk boyunca Poyraz'ın kalbi huzurla dolup taşmıştı çünkü kalbinde taşıdığı aşkın karşılık bulacağına olan inancı artık çok büyüktü. Defne ise aklıyla kalbinin arasında sıkıştığını hissediyordu ve bu histen artık kurtulmak istiyordu. Yol boyunca çift gibi görünmelerinin hoşuna gidiyor oluşuna nasıl mantıksal bir açıklama bulabilirdi ki? Galiba bunun açıklamasını bir tek kalbi yapabilirdi.
Kafeye girdiklerinde mutfağa geçtiler. Onlardan hemen sonra Cenk de gelmişti. İlerleyen dakikalarda müşteriler gelmeye başladığında Defne siparişleri hazırlıyor Cenk ise siparişi götürüyordu. Poyraz'ın ise tek istediği Defne'yi görebilmekti bu yüzden gidip kasada durmak yerine mutfakta kendine iş çıkarıyordu. Fakat önünde sonunda kendi işine dönmesi gerekecekti.
Defne çalışırken üstünde hissettiği bakışlar sebebiyle gergindi. Başını çevirse göz göze geleceklerine emindi. Bu yüzden itinayla bakışlarına hakim oluyordu.
Poyraz zaten kuru olan ama iş olsun diye kuruladığı tabakları alıp rafa doğru ilerledi. Raf tam da Defne'nin yanındaydı. Tabakları yukarı doğru kaldırırken gözleri yine Defne'de olduğu için tabaklar rafa çarptı. Çıkan sesle Defne başını kaldırdı. Poyraz'a döndüğünde tahmin ettiği gibi göz göze geldiler. Fazla yakın durduklarını fark ettiğinde bir adım geri çekildi.
"Neyseki tabaklar kırılmadı,"dedi Poyraz. Tabakları bu defa daha dikkatli bir şekilde rafa yerleştirdi. Tam uzaklaşıyorken Defne'nin kısık çıkan sesini duydu. "Önüne baksan böyle olmaz aslında."
Az önce duran adımları yeniden Defne'ye yaklaştı. "Ne yapayım?"dedi etkileyici bir ses tonuyla. "Sen buradayken başka bir şeye odaklanamıyorum."
Defne bu sözler karşısında ne yapacağını bilemedi. Utanç duygusu onu ele geçirmeden önce kararlı bir şekilde Poyraz'a döndü. "Sen niye burada duruyorsun ya gitsene işinin başına! Senin kasada durman gerekiyor mutfakta değil."
Defne'nin bu isyanıyla hafifçe gülümsedi Poyraz. "Canım burada durmak istiyor." Çatık kaşlarıyla fazlasıyla tatlı görünüyordu. Aslında Poyraz'a göre onun her hâli çok tatlıydı.
Poyraz'ın suratındaki eğlenen ifadeye sinir olup mutfaktan çıktı Defne. Hazırladığı siparişi müşteriye servis ettikten sonra kısa bir an duraksadı. Yapacak bir şey yoktu, gideceği yer yine mutfaktı. Aynı iş yerinde çalışırken ondan nereye kadar uzak durabilirdi?
Mutfağa yaklaştıkça kulağına bir melodi dolmaya başladı. Ses netleştikçe kaşları çatılıyordu. Mutfağa girdiğinde Poyraz'ın masaya oturduğunu ve bakışlarını kapıya doğru çevirdiğini fark etti. O gülümseyerek kendisine bakarken önündeki masada duran telefondan bir şarkı yankılanıyordu.
Ben yaralı kurt, sen kınalı kuzu
Biraz cilve aşkın biberi tuzu
Sanki biraz naz ediyorsun ama
Senin bana gönlün var gibi gibi
Yüzüme karşı "Git", diyorsun ama
Sanki gözlerin "Kal", der gibi gibi
Poyraz kollarını göğsünde bağlamış bir de şarkıya eşlik ediyordu. Defne ise şaşkın gözlerle ona bakıyordu. Kapıda öylece kalmıştı.
Yeter çektiğim i̇nsaf et gayri
Senin bana gönlün var gibi gibi
Zehirin şifası süt ile incir
Ellerim kelepçe, yüreğim zincir
Sen de biraz naz ediyorsun ama
Yine de bana gönlün var gibi gibi
Yüzüme karşı "Git", diyorsun ama
Sanki gözlerin "Kal", der gibi gibi
•••
Önümde duran kahvemden bir yudum alıp zorlukla yutkunduktan sonra abime gülümsemeye çalıştım. Canım abim çok düşünceliydi gerçekten. Dün moralimin bozuk olduğunu fark ettiği için bugün birlikte biraz zaman geçirelim istemişti ve beni canlı müzik olan bir mekana getirmişti. Ama küçük bir sorunumuz vardı. Tam karşımda moral bozukluğumun sebebi oturuyordu, yani abimin planı hiçbir işe yaramamıştı.
"Egemen çok güzel bir yermiş burası, iyi ki gelmişiz." dediğinde ters ters baktım ona. Biz abimle baş başa gelecektik ama benim abim kibarlık yapıp onu da davet etmişti. O da hemen kabul etmişti maalesef.
"Aynen ben de çok beğendim,"diyerek bana döndü abim. "Geliriz arada değil mi Defne?"
İsteksizce başımı salladım. "Geliriz,"dedim. Ardından onlar kendi aralarında sohbete dalarken ben de yavaş yavaş kahvemi yudumluyordum. Güya abim benim kafamı dağıtıyordu ama daha çok arkadaşıyla sohbet ediyordu.
Abim bir süre telefonuyla uğraştıktan sonra ayağa kalktı. Ben anlamaya çalışır bir şekilde ona bakarken Poyraz abinin kulağına eğildi. Bir şeyler söyledikten sonra bakışları bana döndü. Ondan uzaklaşıp yanıma geldi bu defa bana yaklaşıp "Defne'm çok özür dilerim ama benim acil gitmem lazım. Seni eve Poyraz bırakacak tamam mı? Zaten aynı yere gidiyorsunuz."dedi.
"Ama abi..."diye itiraz edecekken beni dinlemeyip "Çok acil olmasa gitmezdim biliyorsun, üzgünüm."dedi. Ve ben arkasından sinirli bakışlar atarken uzaklaşıp mekandan çıktı. Ah be abim! Bana ne güzel iyilikler yapıyorsun!
"Baş başa kaldık,"deyip kollarını masanın üstünde birleştirdi. Abim sağ olsun, kurta kuzu emanet ediyordu!
"Aslında ben biraz yorgunum, biz de gitsek mi?"diye umutla sordum. Kaşları yukarı doğru kalkarken "Cık,"dedi. "Daha yeni geldik."
Bütün gün kafede ondan uzak durmaya çalışmıştım ama şimdi yine onunla beraberdim. Hepsi abimin yüzündendi. Onun yanında olmak istemiyordum çünkü yanındayken kalbim bağımsızlığını ilan ediyordu. Tüm kontrolü ele geçiriyordu ve ben ona söz dinletemiyordum.
Çalan dans müziğiyle sandalyesini geriye doğru itip ayağa kalktı. Yanıma geldiğinde elini uzatıp gözlerime umutla baktı. "Dans edelim mi?"
O gözlerime böyle bakarken bütün sözcükler uzaklaştı zihnimden. Özellikle hayır kelimesini arıyor ama bulamıyordum. Yine de başımı iki yana sallayarak reddettim. "Lütfen,"dediğinde bütün irademi kırmak üzereydi. Zaten bu kadar çabuk kırılıyorsa demek ki iradem o kadar da güçlü değildi. Aslında ona karşı irade falan kalmamıştı bende. "Tamam,"deyip elimi avucuna bıraktım. Gülümseyişi gözlerine ulaştı. El ele biraz ortaya doğru ilerledik. Biraz çekinerek kollarımı boynuna doladım. O ise hemen belimi sarmıştı. Yavaş yavaş dans ederken aramızdaki mesafeye dikkat ediyordum. O bana doğru yaklaştıkça ben geri adımlıyordum.
"Yalnız aramıza bir kişi daha sığar şu an,"dediğinde sesindeki isyankar tını fazlasıyla belliydi. "Ne yapayım?"dedim bakışlarım etrafta dolaşırken. Belimdeki elleri baskısını arttırıp beni sertçe kendine çekti. Bu hareketiyle bakışlarım ona döndüğünde "Beni gözlerinden mahrum etme yeter,"dedi. "Ben bütün mesafeleri aşarım."
Ona kızacaktım aslında ama şimdi kızamıyordum. Gözlerine bakınca içimde farklı duygular kendini belli ediyordu. Kızgınlıklarım uçup gidiyordu.
Bana iyice yaklaşıp kulağıma doğru eğildi. Derin bir nefes aldığını hissettim. Nefesi boynuma çarparken "Niye benden kaçıyorsun Defne?"dedi. "Aramızdaki bu çekimi hissetmiyor musun?" Nefes almayı unutmuş gibiydim. Bu çekim artık hissedilmeyecek gibi değildi.
"Defne, hiç düşündün mü bizi?" Bütün gün benimle uğraşırken muzip çıkan sesi şimdi yakarır gibiydi. Ve ben konuşacak gücü kendimde bulamıyordum. Kafam çok karışıktı.
"Bana bir şans vermeyi hiç düşündün mü?" Belimdeki tutuşu sıkılaşmıştı. O da konuşmakta zorlanıyordu. Bu soruları sormak onun için zor olmalıydı. Benim için de cevaplamak zordu. Ona bir şans vermeyi düşünmemiştim ama ikimizin gölgesine bakarak bizi birlikte hayal etmiştim.
Ben düşünmesem bile sanırım kalbim ona çoktan bir şans vermişti. Kaçmam anlamsızdı.
"Düşüneceğim,"dediğimde dakikalardır boynumda hissettiğim nefesini hissetmemeye başladım.

