Pelin'le konuştuktan sonra odamda oturmuş ve bir süre boş boş duvarı izlemiştim. Suçluluk duygusu bir anda kalbime yerleşmişti. Derin bir nefes alıp sıkıntıyla ofladım.
Hasta olmasına üzülürken kafeyi bir süre açmayacak olması içimi rahatlatmıştı. Çünkü gece boyunca sabah olduğunda nasıl yüzüne bakacağım diye düşünüp durmuştum. O gün sonu öylece bırakıp giderken kesinlikle hata yapmıştım, bu çok kırıcıydı. Ama tamamen duygularımın esiri olduğum bir andı, bu yüzden hata yapmıştım. Şimdi ise ne yapacağımı hiç bilmiyordum.
"Defne buraya gel!" Annemin sesiyle ayağa kalkıp odamdan çıktım. Mutfaktan gelen tıkırtılar üzerine oraya gittim. Annem dolapları karıştırıyordu. "Ne oldu anne?" dediğimde bana dönüp yanıma yaklaştı. Masanın üstünde duran kağıdı alıp elime tutuşturdu. "Hemen bunları alıp geliyorsun." Kağıda göz attığımda okuduğum tuhaf isimlerle yüzümü buruşturdum. Bunlarla ne yapacaktı?
"Anne bunlar ne böyle? Ne yapacaksın sen bunları?" Annem gergin gergin baktı bana. Belli ki acelesi vardı. Fazla sinirlendirmesem benim yararıma olurdu.
"Poyraz oğluma ilaç yapacağım. Tabi sen gidip şunları alırsan, bir zahmet!"
İlaç mı? Aklıma gelen tatla kaşlarımı çattım. Ben her hasta olduğumda annem bana tuhaf bir şey içiriyordu. Tadı iğrençti ama iyi geliyordu.
"Anne bu bana içirdiğin ilaç mı?" Annem başıyla onaylayıp kendi işine döndüğünde elimde kağıtla kalmıştım. Umarım annem onu iyileştirmeye çalışırken midesini bozmazdı. Abartmıyordum, gerçekten çok kötü bir tadı vardı.
Kısa sürede hazırlanıp listeyi çantama attım. Muhtemelen işim uzun sürecekti. Bu listeyi nasıl tamamlayacağımı bilmiyordum. Yaşayıp görecektik artık.
Ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Kapıyı kapatırken bakışlarım karşı eve kaydı, tam da onun odasının penceresine. Ama gözlerimin onun gözleriyle kesişeceğini hiç düşünmemiştim. En son dün yağmurun altında görmüştüm onu. Doğru dürüst bakmamıştı bile bana. Ama bu defa gözlerini kaçırmadı. Solgun yüzü ve küçülmüş gözleriyle bana bakıyordu. Gerçekten çok kötü görünüyordu. Zaten çok çabuk hasta olurdu o. Dün akşam yağmur altında kalışını düşünürsek hasta olması kaçınılmazdı.
Bakışlarını çeken ben olmuştum. Kolumdaki çantaya sıkıca tutunup arkamı döndüm ve yürümeye başladım. Böyle de kendimi bir tuhaf hissediyordum. Artık hep böyle mi olacaktı? Kaçacak mıydık birbirimizden? Ben o kadar aramız bozulmasın diye boşuna mı uğraşmıştım?
Evimden çıkıp da birkaç adım atsam yanına gidebilirdim ama şimdi aramıza kilometrelerce uzaklık girmişti sanki.
Markete geldiğimde içeri girip çantamdaki listeyi çıkardım. Buradan almam gereken birkaç şey vardı. İşim fazla sürmemişti alacaklarımı alıp ücretini ödedim ve marketten çıktım. Şimdi daha zorlu olan kısıma geçmiştik. Aktara gidecektim, tek dileğim aradığım her şeyi bulabilmekti. Annem çıkmadan önce iyice tembihlemişti, hepsini bul ve eve çabuk dön!
Esen rüzgar saçlarımı savururken çantamdan kulaklığımı çıkarıp taktım. Yeni oluşturduğum oynatma listesini başlatıp yürümeye devam ettim. Annem her ne kadar çabuk ol dese de olmuyordu maalesef. Aktar pek de yakında değildi, üstelik her şeyi orada bulabilecek miyim bu da meçhuldü.
Dün yağan şiddetli yağmurun aksine bugün hava oldukça güzeldi. Hafif bir rüzgar esiyordu. Yaklaşık yirmi dakika yürüdükten sonra aktara gelmiştim. İçeriye girdikten itibaren burnuma yoğun kokular doldu. Buraya gelmekten nefret ediyordum. Ama mecburen buraya gelmiştim çünkü burası bu civardaki en büyük aktardı. Yeniden çantamdaki listeyi çıkarıp görevlinin yanına gittim. Listeyi gösterdiğimde alacaklarımı hazırlamaya başladı. Ben de kokunun en hafif olduğu noktada bekliyordum.
Görevli bir süre uğraştıktan sonra elindeki paketlerle yanıma geldi. "Hanımefendi istedikleriniz hazır ama bir tanesi kalmamış maalesef." Görevlinin elindeki paketleri aldığımda başka bir müşteriyle ilgilenmeye başlamıştı. Tam da işim bitecekti! Eğer burada yoksa nereden bulacaktım ben şimdi eksik olan malzemeyi?!
Suratım düşerken kasaya gidip ödemeyi yaptım. Dışarı çıktığımda telefonumu çıkarıp annemi aradım. Şansımı bir deneyecektim. Telefon açıldığında direkt konuya girdim.
"Anne istediklerinden birini bulamadım. O olmasa olur mu?" Maalesef şans benden yana olmamıştı.
"Kızım olmaz öyle şey! Bütün malzemeler tam olmalı yoksa işe yaramaz. Git başka yere bak."
"Anne en büyük aktara baktım zaten." diye mırıldanmıştım ama annemin duyup duymadığından emin değildim. Zira telefon suratıma kapanmıştı.
Kabullenip yürümeye başladım. Madem onsuz olmuyordu bulacaktık artık. Dakikalarca yürüdüm birkaç küçük aktara girdim ama hepsinden elim boş çıkmıştım. Bu nasıl bir ot çeşidiydi de hiçbir yerde bulunmuyordu?!
Yeni bir aktar karşıma çıktığında kısaca içeri göz attım. Küçücük bir dükkandı, burada olacağını hiç sanmıyordum. Zaten çok az çeşit vardı. Tam dükkanı geçmek üzereyken durdum. Yine de sorsam iyi olurdu, o otu bulmalıydım.
İçeri girdiğimde sadece yaşlı bir amca vardı. Aradığım otun adını söylediğimde hiç düşünmeden "Var tabi, bekle hazırlayayım." demişti. Zaferle gülümsedim. Az daha içeri girmeden gidiyordum. Neyseki böyle bir şey yapmamıştım. Ödemeyi yapıp aktardan çıktım. Şimdi her şey tamamdı.
Telefonum çalmaya başladığında çantamdan çıkardım. Annem arıyordu.
"Efendim anne?"
"Kızım nerede kaldın? Akşam olacak hadi seni bekliyorum."
"Tamam anne geliyorum şimdi. Eksik olan malzemeyi de buldum hem." dediğimde "Tamam çabuk ol."deyip yine telefonu kapatmıştı.
Her şeyi bulmuş olmanın verdiği rahatlamayla hızlı hızlı yürümeye başladım. Annemin de dediği gibi saat geç olmuştu. Ama suç bende değildi hiç oyalanmamıştım, suç annemin yaptığı tuhaf listedeydi. O malzemeler kolay bulunmuyordu maalesef.
Evin önüne geldiğimde artık ayaklarım ağrıyordu. Ben daha kapıyı çalmadan kapı açıldığında şaşkınlıkla karşıma baktım. Annem elimdeki poşetleri alıp koştura koştura içeri girmişti. Sanırım kadın yolumu gözlüyordu.
İçeri girip kapıyı kapatmak için arkama döndüğümde tıpkı sabah olduğu gibi yine bakışlarım penceresine kaydı. Ama bu defa bir fark vardı. Perdesini çekmişti. Kapıyı kapatıp salona geçtim. Yorgunlukla koltuğa oturdum. Tam olarak ayaklarıma kara sular inmişti.
"Defne bu bir saate hazır olur sen götüreceksin haberin olsun, sonra itiraz etme." Annem mutfaktan bana seslenirken oldukça kararlı bir ses tonuna sahipti.
"Ama anne niye ben..." cümlemi tamamlayamadan beni susturdu. "İtiraz etmek yok Defne."
Oturduğum yerden kalkıp ayaklarımı yere vura vura odama gittim. Neyi istemesem o oluyordu gerçekten!
Birazdan dışarı çıkacağım için üstümü değiştirmeyin saldanyeme oturdum. Çantamda kalan telefonumu çıkarıp bildirimlerime bir baktım. Tam kapatmak üzereyken vazgeçip mesajlara girdim. Poyraz abiyle olan sohbeti açtım. Yazıp yazmamak konusunda kararsız kalmıştım. Bir süre ekrana baktıktan sonra vazgeçip telefonu kapattım ve masaya bıraktım. Bakışlarımı odada gezdirip ona yazma fikrini aklımdan uzaklaştırmaya çalıştım ama pek başarılı olamadım.
Yeniden telefonu açıp onunla olan mesajlaşmaya girdim. Son görülmesi dün olarak görünüyordu. Hasta olduğu için telefona bakmamıştı pek belki de. Ona yazmak istiyordum ama ne yazacağımı da düşünmemiştim. Birkaç defa yazıp yazıp sildim. En sonunda kendime kızıp yazdığım mesajı göndermiştim.
Geçmiş olsun, nasılsın?
Son yaşananların üzerine nasıl normale dönecektik bilmiyordum. Onu her gördüğümde kaçmak istemiyordum. Belki de o akşamın üzerine ilk konuşmayı yüz yüze değil de bu şekilde yapmak daha rahat olurdu. Çünkü onun karşısındayken hiçbir şey söyleyemiyordum. Doğru olan bu da değildi biliyordum ama artık olan olmuştu ve mesajı göndermiştim. Mesaj mavi tik olduğunda bir an şaşırdım dünden beri uygulamaya girmemesine rağmen ben mesaj atar atmaz çevrimiçi olmuştu.
Yazmasını bekledim ama birkaç dakika boyunca hiçbir şey yazmadı. Sonrasında defalarca kez yazıyor, çevrimiçi kelimeleri yer değiştirip durmuştu. Belli ki bir şeyler yazıp yazıp siliyordu. Belki de hiç yazmamalıydım ona. Sonunda bir mesaj geldiğinde sabırsızca ekrana baktım. Dakikalardır yazıp yazıp sildikten sonra gönderdiği tek mesaj iki kelimeden oluşuyordu.
Sağ ol.
Uygulamadan çıkıp telefonu kapattım. Ne bekliyordum ki zaten? Adamın suratına bile bakmadan kaçıp gidersen olacağı buydu, eskisi gibi olmayacağını tahmin etmeliydim. Yine de içimde küçük bir burukluk oluşmuştu.
Bir süre odamda oyalandıktan sonra annem çağırmıştı. Yanına gittiğimde elinde tuttuğu poşeti bana uzattı. "Hadi kızım şunu götür de gel. Yalnız dikkatli git aman düşürme."
Poşeti alırken "Anne zaten iki adımlık yol."dedim. Kapıya kadar birlikte gittiğimizde ben çıkıp terliklerimi ayağıma geçirdim. Tam uzaklaşacakken "Ya da dur ben de geleyim. Bir geçmiş olsun diyeyim."dedi annem. Bu söylediğiyle umutlanmıştım. Benim gitmeme gerek kalmamıştı.
"Anne o zaman ben gelmeyeyim."dediğimde ters bakışlarıyla baktı bana. Neden annem benim hiçbir dediğimi kabul etmiyordu?
"Beraber gideceğiz işte Defne!"deyip önden önden yürüdü. Oflayıp arkasından ilerledim. Kapıya vurup bekledik. Pelin kapıyı açtığında içeri geçtik. Elimdeki poşeti Pelin'e uzatıp annemin arkasından salona geçtim.
"Hoş geldiniz Selma'cığım." Annem Neriman teyzeye gülümseyip "Hoş bulduk."dedi. Ben de gülümsemeyle yetinmiştim. Koltuğa oturduğumuzda ikisi kendi arasında sohbet etmeye başladı ben ise iyice gerilmiştim. Sanki her an bir yerlerden Poyraz abi çıkıp gelecekmiş gibiydi. Aslında onu görmek istiyordum, nasıl olduğunu merak ediyordum ama son yaşananlardan sonra yüzüne bakmaya çekiniyordum.
Pelin içeri girdiğinde yanıma oturdu. Onun yanında bile çekiniyordum. Abisinin bana olan hislerini biliyordu ve bu bana çok tuhaf hissettiriyordu.
"Nasılsın?"dediğinde ona bakıp "İyiyim."diye mırıldandım. Değildim aslında, resmen diken üstünde gibiydim. "Sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim. Abimle ilgileniyorum sabahtan beri. O kadar ilaç içti ama hâlâ bir etkisi olmadı ilaçların."
Bunları söylerken ne kadar endişelendiği yüzünden belliydi. Sonra bu endişe kısa bir an yerini öfkeye bıraktı. Ben bakışlarımı yere çevirdiğimde "Ama suç onda! Yağmurun altında o kadar beklerse olacağı buydu!" dedi.
Söylediği şeyi duyar duymaz hızla başımı kaldırmıştım. "Yağmurda beklemiş mi? Yeni geldiğini söylemişti ama."dedim düşünmeden. Tedirginlikle baktı bana sonra bakışlarını kaçırıp "Boş ver Defne."dedi. Ardından "Unut tamam mı bir şey demedim ben."dedi telaşla. Belli ki söylememesi gereken bir şeyi söylemişti. Sanırım tahminimde haklıydım. Bilerek kapıyı çalmamış yağmur altında kalmayı tercih etmişti. Yani dolaylı da olsa hasta olmasına ben sebep olmuştum. Omuzlarım düşerken yeniden bakışlarımı yere diktim.
Daha yeni öğrendiğim gerçeği sindiremeden kulaklarıma bir ses ulaştı. Dakikalardır tedirgin olmama sebep olan kişinin sesiydi bu. Yüz yüze gelmemek için kaçtığım kişiydi.
"Anne?"
Neriman Teyze telaşla ayaklanırken o da salonun kapısında durmuştu. "Oğlum niye geldin sen, dinlenseydin ya odanda!"
"Su alacaktım."dedi kısık bir sesle. Yüzümü yerden kaldırmadığım için suratını göremiyordum ama ses tonundan belliydi çok kötü hasta olduğu. Sesi değişmişti ve oldukça kısık geliyordu.
Pelin yanımdan kalkıp "Sen otur abi ben sana su getireyim."dedi. Pelin salondan çıkarken Neriman Teyze de oğlunun koluna girmiş ve birlikte tan karşımdaki koltuğa oturmuşlardı.
Ben sanırım bugün bu halının desenlerini ezberlemeye niyetliydim. Başka bir yere bakamıyordum çünkü. Hele az önce öğrendiğim, daha doğrusu emin olduğum gerçekten sonra kendimi daha suçlu hissetmeye başlamıştım.
"Nasılsın oğlum, geçmiş olsun." Annemin şefkatle sorduğu soruya "Sağ olun, iyi olmaya çalışıyorum."diye cevap verdi ama hiç iyi değil gibiydi.
"Sana bir karışım hazırladım onu iç, o iyileştirir seni. Ama bak o kadar uğraştım, Defne'de saatlerce çarşıda onun malzemelerini aradı. Öyle kolay yapılmıyor bu karışım o yüzden beğenmedim demek falan yok. Hepsini bitir ki iyileşesin, tamam mı oğlum?"
Annem niye beni karıştırmıştı şimdi?! Kendimi daha fazla tutamayıp başımı kaldırdığımda annemi başını sallayarak onayladığını gördüm. Ardından bakışları bana döndü. Pencereden gördüğümde de kötü olduğunu anlamıştım ama şimdi daha farklıydı. Gözleri kızarmış, rengi solmuştu. Küçücük kalan gözleriyle zorlukla uyanık duruyormuş gibiydi.
•••
Poyraz'ın bakışları Defne'ye kaydığında gözleri kesişti. Zorlukla yutkundu Poyraz. Defne onun için saatlerce dolaşmıştı. İyileşmesi için yapmıştı bunu. Poyraz tabiki o karışımı bitirirdi, gıkı bile çıkmazdı.
Onların geldiğini anladığı anda odası dar gelmeye başlamıştı Poyraz'a. Tereddütle oturmuştu dakikalar boyunca. Bir yanı git onu gör diyordu diğer yanı ise hiç hazır değildi. Ama zaten anneleriyle aynı ortamdayken konuşacaklarını sanmıyordu. Sadece birkaç dakika gözlerine bakma şansı bulurdu belki. Daha fazla düşünme fırsatı vermemişti kendine birkaç saniye sonra kendini salonda bulmuştu.
Kimse bilmiyordu karışım falan fayda etmezdi Poyraz'a. Onun ilacı şu an tam da karşısında gözlerine bakıyordu.

