Sabah olduğunda vücudunda hissettiği halsizlikle uyandı Poyraz. Gözlerini zorlukla araladı, başındaki ağrı hâlâ varlığını sürdürüyordu. Telefonundan saati kontrol etti. Normal şartlarda olsa kalkıp işe gitmesi gerekiyordu ama ne gitmek istiyordu ne de gidecek hâli vardı.
Gözlerini yeniden kapattı. İyice üstünü örttü, üşüyordu hatta titriyordu. Yutkunurken boğazının ağrımasıyla yüzünü buruşturdu. Şifayı kapmıştı.
Odasının kapısının açılmasıyla eş zamanlı olarak hapşırdı. Gelenin kim olduğunu merak etse de dönüp bakmadı. Başını kımıldatınca ağrı artıyordu.
"Günaydın abi!"Pelin abisinin yanına geldiğinde kaşlarını çattı. Yatağına gömülmüş uyuyordu, üstündeki örtüyü boğazına kadar çekmişti. Bir cevap alamayınca abisinin omuzunu hafifçe dürttü. "Abi, iyi misin?" Sadece mırıltılarla cevap verdi Poyraz. Ne dediği de pek anlaşılmamıştı.
Pelin elini abisinin alnına uzattı. Hissettiği sıcaklıkla "Abi!"diye seslendi. "Yanıyorsun sen!"
Pelin üstündeki örtüyü çekerken Poyraz hızla tutmuştu. "Üşüyorum."dediğinde Pelin üzülse de örtüyü daha güçlü çekiştirdi. Ona kızgındı, o yağmurun altında durmasaydı şimdi gayet sağlıklı olacaktı.
"Ateşin var abi. Üstünü örtemezsin."Poyraz mızmızlansa da bir süre sonra sustu. Hâlâ uzandığı yatakta titriyordu, ateşi gerçekten çok yüksekti.
"Bu böyle olmaz, kalk bir hastaneye gidelim."
"İstemiyorum." Poyraz'ın tek isteği uyumaktı. Biraz da sıcak olsa iyi olurdu çünkü donuyordu.
Pelin abisinin nasıl inatçı olduğunu bildiği için üstelemedi ama bu vazgeçtiği anlamına gelmezdi. Odadan çıkıp hızlı adımlarla annesinin yanına gitti. Annesi mutfakta kahvaltı hazırlamakla meşguldü.
"Anne abimin ateşi var bir baksana." Annesinin bakışlarına telaş yerleşirken "Ateşi mi var?"diye sormuştu. Pelin başıyla onayladığında Neriman hanım endişeyle oğlunun odasına yöneldi. Bir yandan da kızgınlıkla söyleniyordu, başına bunun geleceğini dün akşamdan anlamıştı zaten.
Poyraz'ın odasına girdiğinde oğlunun gözleri yarı açıktı ama baygın baygın bakıyordu. Poyraz annesini görmesiyle Pelin'e anlamlı bir bakış attı. Pelin annesinin arkasına geçerken Neriman hanım oğlunun yanına gelmişti bile. Alnına dokunduğunda gözlerindeki endişe iyice arttı. Gerçekten çok ateşi vardı. "Ah be oğlum! Ne diye yağmurda o kadar duruyorsun? Bilmiyor musun hemen hasta olduğunu?"
Poyraz başını önüne eğmiş annesinin ona kızmasını uslu bir şekilde dinlemişti. Kendince annesi de haklıydı.
"Kalk oğlum kalk, doktora gidiyoruz!" Neriman hanım telaşla yerinden kalkarken Poyraz annesinin elini tuttu. "Anne gerek yok, iyiyim ben."
"Oğlum ne iyisi? Sen farkında değilsin, titriyorsun bak." Poyraz'ın bakışları hâlâ annesinin arkasında dikilen Pelin'e kaydı. Başını sallayarak annesini onaylamıştı. Stresle ofladı. Neden kimse onu dinlemiyordu?
"Anne istemiyorum. Ben şimdi ılık bir duş alırım geçer ateşim. Dinlenince iyileşirim ben merak etmeyin." Annesinin sert bakışları yerli yerindeydi. Biraz bile ikna olmamış gibiydi.
"Biraz dinleneyim iyi olmazsam gideriz hastaneye o zaman?"diyerek şansını bir kez daha denedi. Bu defa annesi bıkkınlıkla ofladı, oğluna söz geçirmekte zorlanıyordu. Sonunda pes edip "Tamam."dedi. "Ama bak eğer durumun iyiye gitmezse hastaneye gidiyoruz ve itiraz etmiyorsun."
Poyraz sonunda rahatlayarak başıyla onayladı. Annesi verdiği karardan dolayı huzursuzdu ama oğlunu ikna edemeyeceğini biliyordu. Bu şekilde belki birkaç saat sonra onu hastaneye götürmeye ikna edebilirdi. Koca adam olmuştu ama hâlâ hastaneye zorla götürülüyordu.
"Ayrıca ben ne dersem onu yapacaksın ve getirdiğim yemekleri yiyeceksin itiraz etmek yok. Şimdi kalk ve ılık duş al."
Annesi odadan çıktığında Poyraz kısa bir an kararını sorguladı. Belki de en baştan hastaneye gitmek daha iyi bir fikirdi. Şimdi kim bilir annesi ona ne yedirip ne içirecekti? Hep böyle yapardı, hasta olduğu zaman sevmediği yemekleri faydalı diye zorla yedirir tuhaf bitkilerden çaylar yapıp getirirdi. Hatırladığında bile yüzü buruşuyordu.
"Kendi topuğuna sıktın, aferin." Poyraz kardeşine döndüğünde bunun asıl sorumlusunun o olduğunu hatırlamıştı. "Niye anneme söyledin hasta olduğumu?"
Pelin bilmiş bilmiş baktı abisine "Sanki söylemesem anlamayacak mıydı?"dedi. Haklıydı anlardı. Zaten saklanacak gibi de değildi. Fena üşütmüştü.
"Hastaneye gitmeliydin. Birkaç ilaç içer iyileşirdin. Hadi en fazla iğne yerdin." Pelin acıyarak baktı abisine. Poyraz gözlerini kaçırdı maalesef ki farkındaydı. "Kim bilir ne karışımlar içirecek şimdi sana?"
Tadı ne kadar kötü olsa da annesinin yaptığı karışımlar hep iyi gelirdi. İyileştiriyordu ama bu defa da midesi fena oluyordu.
"Neyse ben gideyim sen de kalk duşa gir. Annem hâlâ burada olduğunu anlarsa kızar haberin olsun." Pelin odadan çıkmak üzereyken Poyraz'ın seslenmesiyle eli kapı kulpunda kalmıştı.
"Pelin dur bir dakika." Kapıdan birkaç adım uzaklaşıp abisine yaklaştı. "Ne oldu?"
Poyraz birkaç saniye kararsızlıkla duraksadı. Ardından "Defne'ye söyler misin bu hafta kafeyi açmayacağım boşuna gitmesin." dedi. Hasta olduğundan kafeyi açamayacaktı ama hasta olmasa bile açabileceğini sanmıyordu. Açsa Defne gelir miydi yine onu da bilmiyordu. Her şey karmaşık bir hâl almıştı. Pelin derin bir nefes alıp "Tamam söylerim."dedi ve odadan çıktı. Bu ikisinin durumu şimdi ne olacaktı hiç bilmiyordu. Tek bildiği abisinin çok üzüldüğüydü.
Poyraz sonunda yalnız kaldığında üstünü örtüp yatağına uzandı. Sonra annesinin sözleri aklına geldiğinde üşüse de üstünü açmıştı. Zaten donuyordu bir de duş çıkarmıştı başına. Ama kendi etmiş kendi bulmuştu. Dün o kapıyı çalmayı başarabilseydi şimdi gayet sağlıklı olacaktı.
Zorlukla yatağından kalktı. Kendine söve söve banyoya girdi. Kısa sürede duşunu alıp banyodan çıktı ama şimdi daha çok titriyordu. Annesi onu odasında bekliyordu. Bakışları masanın kenarındaki tepsiye kaydı. İşte başlıyordu, neyseki normal bir kahvaltı tepsisiyle karşılaşmıştı. Bunun verdiği rahatlamayla masaya doğru ilerlerken annesinin sözlerini duymuş ve omuzları düşmüştü.
"Kahvaltını bir an önce yap daha senin için özel hazırladığım bitki çayından içeceksin!"
•••
Pelin abisinin yanından ayrılıp kendi odasına geçtiğinde telefonunu alıp yatağına oturdu. Defne'yi arayıp telefonu kulağına götürdü. Dün akşamdan beri onunla da hiç konuşamamıştı. Ama artık dünkü tavırlarını anlamlandırabiliyordu.
Uzun uzun çaldıktan sonra telefon açıldı. "Efendim?"
"Günaydın nasılsın?" Sesinden uykulu olduğu anlaşılıyordu belki de yeni uyanmıştı.
"İyiyim, sen nasılsın?" Söylediğinin aksine hiç de iyi değildi Defne. Uykusuz bir gecenin ardından gözleri sızlayarak güne başlamıştı. Dün akşam kapıda Poyraz'ı görünce daha kötü olmuştu. Belki de bilerek kapıyı çalıp anahtarı istemedi diye düşünmüştü, sırf kendisiyle karşılaşmamak için. Ki bu düşüncesinde oldukça haklıydı.
"Ben de iyiyim ama iyi olmayan biri var." Pelin'in sözleriyle Defne'nin kaşları merakla çatıldı. "Kim? Kötü bir şey yoktur umarım."
Pelin alacağı tepkiyi fazlasıyla merak ediyordu. "Abim fena hastalanmış. Dün yağmur altında kalınca üşütmüş sanırım. Yatıyor şimdi."
Defne içinde yükselen suçluluk hissiyle kısa bir an gözlerini kapattı. Zaten kötü hissediyordu, her şey üst üste geliyordu gerçekten. Onun yüzünden bir de hasta olmuştu! Düşünmeden "Çok mu kötü?"diye sordu. Pelin'in suratında küçük bir gülümseme oluştu. Abisini merak etmişti. Belki de bu işe biraz el atsa hiç fena olmazdı.
"Çok fena Defne. Ateşler içinde yatıyor adam. Kolunu bile kıpırdatamıyor o derece yani!" Aslında çok da abartmış sayılmazdı. Gerçekten de Poyraz fazlasıyla hastaydı. Defne şimdi iyiden iyiye telaşlanmıştı. Odasının içinde bir sağa bir sola gidip duruyordu.
"Hatta kafeyi bir hafta açmayacakmış sana söylememi istedi. Onun için aradım ben de."
Duyduğu sözlerle ayakları olduğu yerde kaldı Defne'nin. Ona kendisi de haber verebilirdi ama Pelin'den söylemesini istemişti. Belki de artık aralarına bir mesafe koymaya karar vermişti. Şimdi Defne'nin rahatlaması gerekmiyor muydu? Sonunda istediği olmuştu. Poyraz aralarına mesafe koyuyordu. Peki niye bu canını sıkmıştı? Kalbinde hissettiği ve anlamlandıramadığı duyguyu şimdilik bir kenara bıraktı. "Tamam, haber verdiğin için sağ ol."dedi. "Bu arada geçmiş olsun. Umarım iyileşir."
"Sağ ol Defne, sonra konuşuruz ben bir abime bakayım."
"Tamam görüşürüz."
Arama sonlandığında Pelin yeniden abisinin odasına gitti. Poyraz mutsuz mutsuz kahvaltı yapmaya çalışıyordu. Yüzünün rengi falan kalmamıştı. "Konuştum Defne'yle." Poyraz'ın bakışları kısa bir an ona dönse de bir şey dememiş ve kahvaltısına devam etmişti. Ama ne konuştuklarını deli gibi merak ettiğini biliyordu Pelin. Bu yüzden anlatmaya karar verdi.
"Hasta olduğunu söyledim, çok mu kötü dedi. Ben de anlattım işte baya hasta dedim. Geçmiş olsun dedi, umarım iyileşir dedi. Kapattık sonra."
Poyraz'ın dudaklarında sahte bir gülümseme belirdi. Ondan gelen iyi dilekler şimdi canını yakıyordu. "Sağ olsun."diye mırıldandı. O sırada annesi gelmişti odasına. Bir elinde telefon diğer elinde de ilaç poşeti vardı.
"Tamam Selma. Ne kadar teşekkür etsem az, çok sağ ol. Bekliyorum o zaman ben. Tamam görüşürüz." Annesi telefonu kapattığında Pelin "Kiminle konuştun anne, neyi bekliyorsun?"diye sordu. Annesi elindeki poşeti Poyraz'ın önüne bırakıp "Doyduysan iç bunları."deyip Pelin'e döndü.
"Selma'nın yaptığı çok etkili bir tarif var. Hemen iyileştiriyir insanı. Aradım Poyraz'ın durumunu anlattım. Tarifi ver de yapayım dedim ama ben yaparım dedi. Ne kadar gerek yok desem de kabul etmedi. Neyse o daha iyi bilir zaten. Yapıp gönderecek Defne'yle sağ olsun."
Poyraz içtiği ilacı zorlukla yutarken annesine baktı. Defne mi getirecekti? Görür müydü acaba onu?
Yine içinde o his belirmişti. Onu görmek için can atıyordu ama bir yandan da görmek istemiyordu sanki. İnsan bir şeyi hem isteyip hem de istemeyebilir miydi?
