İçeriğe geç

PAMUK ŞEKER

Bölüm 30 · 6 dk okuma

PAMUK ŞEKER

Bölüm 30

30.BÖLÜM

Boya işi bittiğinde hepimiz yorgunluktan ölüyorduk. En çok yorulanlardan biri şüphesiz Azra ablaydı. Öyle bir gaza gelmişti ki mola bile vermeden akşama kadar boya yapmıştı. Neyseki kazasız belasız işimiz bitmişti.

Şimdi ise hep birlikte bizim eve gelmiştik. Biz kızlarla mutfakta anneme yardım ederken diğerleri salonda sohbet ediyorlardı.

"Selma teyze bir sürü yemek yapmışsın, niye zahmet ettin bu kadar?"

Annem tenceredeki yemeği tabağa doldururken şefkatle Azra ablaya baktı. "Ne zahmeti kızım. Hem hak ettiniz siz, saatlerdir çalışıyorsunuz."

"Selma teyze bize hiç gerek yokmuş aslında, Azra abla bütün evi tek başına bile boyarmış." Pelin muzip bir şekilde gülerken Azra abla ona ters bir bakış attı. Pelin bir tabağı alıp mutfaktan kaçtı, çıkarken hâlâ sırıtıyordu. Pek haksız da sayılmazdı aslında.

Sofra hazır olduğunda hep birlikte masaya oturduk. Herkes oldukça yorgun olduğu için kimseden çıt çıkmıyordu. Sessiz sakin bir şekilde yemeğimizi yedik. Annem diye demiyorum cidden bu kadın çok güzel yemek yapıyordu.

Sofrayı topladıktan sonra bulaşıkları yıkamıştım. Pelin ve Ceren de yanımda durmuş bir yandan da çayı hazırlamışlardı.

"Kızlar ya sıkıldım ben!"

Gözlerimi devirerek baktım Pelin'e. Zira tek yapmak istediğim yatağıma girip uyumaktı. "Ne yapalım Pelin?"dedim yorgunluğumu sesime yansıtarak. Sanki hiç çalışmamış gibi gözleri ışıl ışıldı. Onun enerjisinden ben de istiyordum.

"Dışarı çıkalım?"dediğinde suratımı buruşturdum. Kısa bir an Ceren'e baktığımda o da benimle aynı tepkiyi vermişti. "Ay içiniz geçmiş sizin! Birkaç saat çalıştınız diye bitti mi piliniz?!" Pelin bize sitem etmeye başladığında çay tepsisini elime alıp mutfak kapısına yöneldim. Ceren peşime takıldığında Pelin hâlâ söylenmekle meşguldü.

"Pü size valla. Tıkılın kalın eve, ne yapacaksanız? Sıkılıp duralım boş boş!"

Gülümsememi bastırıp çayları dağıttım. Kendi çayımı alıp koltuğa oturdum. Bütün işlerin bitmesinin verdiği rahatlamayla çayımdan bir yudum aldım. Pelin tam karşımda oturmuş şiddetle çayını karıştırıyordu. Ceren'le göz göze gelip aynı anda gülümsedik. Kaç yaşına gelirse gelsin Pelin'in içindeki çocuk hiç büyümüyordu. Çayımdan bir yudum daha alırken keyifle yeniden ona baktım. Gözlerini kısmış başını da hafiften yana eğmişti. Sanki ben tamam desem hemen gidecektik yani! Başımı iki yana salladım. Valla ben gayet keyifliydim. Hiç de dışarı çıkamazdım!

Pelin umutsuzca bakışlarını benden çekti. Yanında oturan Yusuf abinin kulağına eğilip bir şeyler söyledi. Anında Yusuf abinin gözleri parlamıştı. Umarım ona da dışarı çıkalım dememiştir diye düşünürken korktuğum şey başıma gelmişti. Yusuf abi "Hadi çayınızı bitirin de bir hava alalım yaa!"dedi. Gözlerimi kısarak Pelin'e baktım. O da zafer kazanmış bir edayla bana bakıyordu. İkisi de aynı kafadandı ve bir tuttururlarsa asla vazgeçmezlerdi.

"Oğlum yorulmadınız mı, ne dışarısı? Akşama kadar çalıştınız zaten." Feride teyzem çok da doğru söylüyordu. Ama onu dinleyen kimdi?

"Annem genciz biz daha yaa ne yorgunluğu?! Az gezelim şöyle hava alalım."

Feride abla hafiften ters bir bakış attı. "Gençmiş! Otuzuna merdiven dayadın oğlum!"

Yusuf abi bozulmuştu bariz bir şekilde. Elindeki çayı kafasına dikip tek içişte bitirdi. Bardağını kenara bırakıp ayaklandı. "Olsun annem sonuçta daha otuz olmadık!"

Bize bakındı sonra. "Ee hadi kalkın."dedi. Ne ara gitmeye karar vermiştik? Resmen kendi kendilerine karar vermişlerdi. Ve sne hikmetse herkes de onlara ayak uydurup kalkmıştı. En hevesli olanı da Pelin'di. Herkesten önce kapıya koşmuştu. Sanki günlerdir evde hapisti kız!

Kimimiz istekli kimimiz isteksiz ama tam kadro evden çıkmıştık. En az benim kadar isteksiz olan diğer kişi de Azra ablaydı. Zor bela ikna etmiştik onu da.

"Akşam akşam ne işimiz var yani dışarıda?" Azra ablanın da fazlaca söylenme huyu vardı. Evden çıktığımızdan beri sitem ediyordu. Neyseki ben artık kabullenmiştim.

Ben "Boş ver Azra abla çıktık artık."diye onu sakinleştirmeye çalışırken Yusuf abi bize dönmüş ve "Ne söylendiniz be sanki zorla getirdik!"dedi. Fakat atladığı bir nokta vardı. Onu da Azra abla memnuniyetle hatırlatmıştı. "Zorla getirdiniz zaten!"

Yusuf abi belli belirsiz kafasını sallayıp önüne döndü. Azra ablanın kısık bir sesle la havle çektiğini duymuştum. Marketin önüne geldiğimizde Yusuf abi tekrar bize döndü.

"Hadi bu akşam bendensiniz, fikir benden çıktı sayılır. Ne alayım size?"diye sorup bekledi. Bizden önce Pelin cevap verdi. "Soda ve çekirdek gayet iyi bence."

Yusuf abi onay beklercesine hepimize baktı. Herkes onayladığında "Tamam o zaman herkese limonlu soda alıyorum bir de çekirdek."deyip arkasını döndü. Bir adım atmıştı ki Azra ablanın konuşmasıyla aynı anda arkasını döndü.

"Benimki..." Yusuf abi dönünce Azra abla bir anda susmuştu. Sözünü Yusuf abi tamamladı. "Seninki elmalı olsun."

Sonra arkasını dönüp markete girdi. Pelin'le bir bakıştık. Gözlerimizle konuşmuştuk resmen. Aynı anda Azra ablaya döndük. O ise bakışlarını yere kilitlemişti. Bak sen şu işe!

Birkaç dakika sonra Yusuf abi marketten çıktığında parka gidip uygun bir yere oturmuştuk. Şanslıydık, park bugün kalabalık değildi. Bizden başka oturan birkaç grup daha vardı sadece. Herkes yerine kurulduğunda Pelin, Yusuf abinin elinden poşeti aldı ve herkese içeceğini dağıttı. Azra ablanınkini verirken imalı imalı sırıtmayı da ihmal etmemişti. Çekirdeği de açıp ortaya koymuştu.

"Yusuf abi çikolata da almışsın."dedi hafif bir şaşkınlıkla Pekin. "Ama fındıklı almışsın biz bunu sevmiyoruz ki!"

Bir öksürük sesiyle başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Azra ablanın içtiği soda boğazında kalmıştı. Birkaç defa öksürdükten sonra ters ters Yusuf abiye baktı. Zaten ona hep ters bakıyordu. "Haram mı ettin ne yaptın?!"diye söylendi. Güldü Yusuf abi. Pelin'in tuttuğu çikolatayı alıp Azra ablaya doğru artı. Azra abla anlık bir refleksle yakalamıştı.

"Helal helal! Al çikolata ye, iyi gelir boğazına."dedi. Azra abla bir elindeki çikolataya baktı bir de Yusuf abiye. Yeniden öksürdü. Biz ise Pelin'le ikinci defa bakışmıştık. Bir şeyler dönüyordu.

Kendi sodamdan bir yudum içtim. Gözüm tam karşımda oturan Poyraz abiye kaydı. Oysaki dakikalardır göz göze gelmemeye çalışıyordum. Evde otururken de buraya geldiğimizden beri de bakışlarını üzerimde hissediyordum. İtinayla bakmamaya çalışmıştım ama o da bir yere kadardı. Sonuçta aynı ortamda bulunuyorduk.

Dudağının kenarıyla gülümsedi önce. Sonra cebinden telefonunu çıkarıp bir süre telefonuyla oyalandı. Telefonundan başını kaldırdığı anda benim telefonuma bildirim gelmişti. Merakla telefonumu çıkardım. Poyraz abi bana mesaj göndermişti. Diğerlerine bir göz attığımda hepsi kendi aralarında konuşmaya dalmıştı. Mesajı açtım.

Erteleyemeyeceğin işin bu muydu diyeceğim ama bu da anlık gelişen bir plandı. Senin şu çok önemli işine ne oldu acaba?

Evet şimdi ne diyecektik? Madem bir bahane uydurmuştum ona uygun davranmalıydım ama ben kendi topuğuma sıkmıştım. Battı balık yan giderdi artık. Cevap yazmaya başladım.

Erteledim.

Mesajımı okur okumaz göz göze gelmiştik. Ardından yeni bir bildirim.

Hani erteleyemezdin?

Diyecek bir şey bulamayınca cevap vermedim zaten o da hemen arkasından yeni bir mesaj yazmıştı.

İşin yoktu değil mi? Yalan söyledin?

Sıcak basmıştı. Sodamdan büyük bir yudum aldım. Evet öyle yapmıştım ama bunu sana söyleyemezdim. Yine cevap vermedim. Bu defa cevap bekliyor olsa gerek birkaç dakika yazmamıştı. En sonunda benden cevap alamayacağını anladığında yeniden yazdı.

Benimle konuşmak istemediğin için yalan söyledin değil mi?

Bu mesaj da aynı yere çıkıyordu. Benim yine verecek cevabım yoktu. Yalan söyleyince böyle kalıyordun işte! Sanırım biraz utanmıştım. Ama artık bir şey yazsam iyi olurdu.

Buradayım işte. Ne söylemek istiyorsan söyle.

Dayanamayıp ona baktığımda o zaten bana bakıyordu. Ters bir bakış attıktan sonra gözlerini devirdi. Gelen mesajı açtım.

Defne burada yedi kişiyiz!

Hemen ardından yeni bir mesaj.

Ben seninle başbaşa konuşmak istiyorum!

Bölüm sonu

3 yorum