Ayağımın takılıp dengemi kaybettiğim anda kollarıyla sarmıştı belimi Poyraz abi. Bu refleksi beni düşmekten kurtarırken ben de ellerimle omzuna tutunmuştum.
Kendimi toparlayıp dengemi sağladığımda geri çekildim. "Teşekkür ederim."diye mırıldandım. Belimdeki ellerini yavaşça gevşedikten sonra tamamen kaybolmuştu. "Dikkat et."dedikten sonra yeniden yürümeye başladı. Öncekine nazaran oldukça yavaş adımlar atıyordu. Bunun az önce neredeyse düşecek olmamla bir alakası olabilir miydi?
Poyraz abilerin evinin önüne geldiğimizde zile basmıştık. Kapıyı bize Pelin açmıştı. Heyecanlı bir yüz ifadesiyle "Sizce içeride kim var?"dedi direkt. Sonra bize fırsat tanımadan kolumuzdan çekiştirmeye başladı. Biz kendi rızamızla da yürüyorduk aslında. "Kızım bir yavaş olsana!" Poyraz abinin uyarısını hiç takmadı Pelin. Her zamanki gibi!
Bizi sürükleyerek salona getirdiğinde kalabalık bir grupla karşılaşmıştık. Annem, Ceren ve onun annesi de buradaydı. Baş köşe de ise Neriman Teyze oturuyordu. Ama asıl sürpriz olan Neriman teyzenin yanına kurulmuş olan kişiydi. Kocaman gülümseyerek bize bakıyordu. Önce hatırlamak da zorlansam da sonra tanımıştım hemen. Ama Poyraz abi benden önce davranmış "Hafize teyze!" deyip hızla yanına gitmiş ve elini öpmüştü. Hemen arkasından ben de gidip elini öptüm "Hoş geldin Hafize teyze."dedim suratımdaki kocaman gülümsemeyle. O da bizden farklı değildi mutlulukla gülümsüyordu.
"Sağ olun çocuklar. Ne kadar da özlemişim sizi."dedi sesindeki mutluluk yavaş yavaş hüzne evrilirken "Çok zaman geçti tabi."diye mırıldandı.
Neriman teyze elini tutup "Bol bol özlem gidereceğiz Hafize, artık hep beraberiz."dedi. Hafize teyze burukça gülümserken biz de Poyraz abiyle boş olan yerlere oturmuştuk.
"Poyraz oğlum, Hafize teyzenler artık temelli döndüler. Eski evlerinde yaşayacaklar ama oranın biraz bakıma ihtiyacı var. Boya işini siz halledebilir misiniz oğlum? Egemen'le Yusuf da yardımcı olur. Hep birlikte yaparsınız diye düşündük."
Neriman Teyze beklentiyle Poyraz abiye bakarken o hiç düşünmeden "Yaparız tabi, niye yapmayalım?"dedi. Neriman Teyze gururla önüne dönmüştü. Hafize teyze de hâlâ duygu dolu bakıyordu bize.
Ben ise meraklı bakışlarımı etrafta dolaştırdım. Aradığımı bulamayınca sormaya karar verdim.
"Hafize teyze, Azra abla yok mu?"dediğimde bakışlar bana döndü. Pelin munzurca gülmüştü. Merakla beklediğim cevap ise Hafize teyzeden gelmişti.
"Boya almaya gitti kızım."
•••
Azra elinde tuttuğu boyayla yürürken içinden sövmeye devam ediyordu. Bir boya almak ne kadar zor olabilirdi? Onun için oldukça zor olmuştu. Zaten bilmediği yerlerdi, ya da hatırlamadığı desek daha doğru olurdu. Çocukluğunun en güzel yıllarını bu mahallede geçirmişti. Şimdi ise yıllar sonra geri dönmüştü. Ve döndüğü günden dakika bir gol birdi.
Önce boya alacağı yeri bulmak için baya uğraşmıştı. Sonra ise aradığı rengi bulmaya çalışmıştı. Neden sadece ana renklerden boyalar vardı hiç anlamamıştı! Adama limon küfü rengini istediğini söylediğinde şaşkın bakışlara maruz kalmıştı. Başka renk önerdiklerinde şiddetle reddetmişti. Limon küfü istiyordu!
Uzun uğraşlar sonucunda birkaç rengi birleştirmiş ve tam olmasa da en azından istediği renge yakın bir ton yakalamıştı. Sonra da zaferle gülümseyerek dükkan sahibine bakmıştı. Dükkan sahibi ise ilk defa karşılaştığı bu müşteriyi şaşkınlıkla izliyordu. Ne böyle bir renk duymuştu hayatında ne de böyle inatçı bir müşteri.
Azra ödemeyi yapıp dükkandan çıktıktan sonra elindeki kutuyu sıkı sıkı tutarak yürüyordu. Dakikalardır bu boya için çabalamıştı, şu anda çok kıymetliydi.
Az çok hatırladığı sokaklarda yürürken kutuyu daha düzgün tutmak için önüne doğru çekmişti ama o anda hiç beklemediği bir şey oldu. Bedenine değen sert bir bedenle şiddetle geri savrulmuştu. Azra düşmekten kurtulmuştu ama boya kutusunun kaderi Azra'yla aynı değildi. Darbe geldiği anda yeri boylamıştı. Yollar limon küfü rengine bürünürken Azra derin bir nefes alarak bakışlarını yerden karşısındaki adama çevirdi. Karşısında ise Yusuf vardı.
Yusuf annesinin istediği birkaç şeyi almak için evden çıkmış markete gidiyordu. Annesi iki ayağını bir pabuca sokmuş çabuk ol diyerek göndermişti. Yusuf'da aceleci adımlarla yürürken bir başını çevirmişti ve o anda da karşısında duran kıza çarpmıştı. Yani Azra'ya.
Yusuf karşısındaki kıza bakarken bir tık tırsmıştı. Çünkü onu öldürmek ister gibi bakıyordu. Kız yola dökülen boyadan bakışlarını çekince bir adım ileri atıldı. "Ne yaptın sen?!"dedi inanamaz bir şekilde. Yusuf düşündü, ne yaptım ben diye. Ona göre bir şey yapmamıştı. Altı üstü boya dökülmüştü. Yerdeki boyaya kaydı kısa bir an bakışları. Bu nasıl renkti böyle? Üstelik boya düştüğü anda ikisinin de üstüne sıçramıştı. Yusuf tiksinir gibi baktı üstündeki tuhaf renkli boyaya. Sonra tekrar kıza dönüp yumuşak bir tonda "Afedersiniz."dedi. Fakat aldığı tepki beklemediği bir şekildeydi.
Azra Yusuf'un üstüne yürüdü. "Ben ne kadar uğraştım bu rengi tutturabilmek için biliyor musun sen?"dedi. Yusuf yeniden boyaya baktı. Gözlerini devirdi. "Bu renk için mi uğraştın?"dedi alayla. Azra sinirle gözlerini kapattı. Bugün kesinlikle sınanıyor olmalıydı.
"Neyi varmış rengin?"dediğinde Yusuf düşünür gibi yaptı. Sonra "Yani pek bir numarası yok."dedi. Kendini tutamayıp devam etti. "Çok çirkin bu renk yaa!"
Azra şaşkınlıkla baktı karşısındaki adama. Daha fazla muhatap olmak istemedi. Arkasını dönüp birkaç tur ileri geri yürüdü. Üstüne sıçrayan boyaya baktı umutsuzca. Yere bakmak bile istemiyordu zaten. "Ne yapacağım şimdi ben?!"diye sitemle söylendi. Kara kara düşünürken hâlâ az ötede dikilen adamın sesini duydu.
"Yardım edebileceğim bir şey varsa edebilirim. Yoksa da dediğim gibi üzgünüm istemeden oldu. Kusura bakmayın."
Azra umursamadı önce. Sonra içindeki dinmeyen öfke onu harekete geçirdi. Gitmek üzere olan adama seslendi. "Bekle!" Yusuf duyduğu sesle yüzünü buruşturdu. Tam da gidiyorum diye seviniyordum. Arkasını döndüğünde kız yanına gelmişti birkaç adımda.
"Eğer bana çarpmasaydın o boya dökülmeyecekti. Şimdi hatanı telafi etmen lazım."dedi. Söyledikleri Yusuf'u da sinirlendirmişti.
"Yalnız ben sana çarpmadım. Biz çarpıştık."diye düzeltti. Haklıydı. Çünkü o anda ikisi de önüne bakmıyordu.
"Ama kibarlık bende kalsın. Ne istiyorsunuz yardımcı olayım?"dedi Yusuf. Sadece dakikalar sonra bu söylediği şey için pişman olacaktı ama bundan habersizdi.
Azra zaferle gülümsedi. Dökülen boyanın hesabını tabiki soracaktı. Dakikalarını harcamıştı o boya için! Aklına geldikçe tepesi atıyordu.
"Gidip bu boyanın aynısından alacağız."dedi Azra. Yusuf ise rahatlamıştı. Kolay diye düşündü. Başıyla onayladığında Azra önde o Yusuf ise bir adım arkada az önceki boya dükkanına doğru yürüdüler.
Dükkana girdiklerinde adam ayaklanmıştı. "Yine mi sen geldin?"dedi adam. Yusuf şaşkınca baktı. Bu kız ne yapmış da kendinden bıktırmıştı.
Azra arkasında dikilen Yusuf'u işaret etti. "Az önce aldığım boyayı döktü."dedi. "Aynı boyadan almaya geldik."diye eklediğinde adamın bakışları Yusuf'a dönmüştü. Yusuf kendisine acıyarak bakan bu gözler karşısında tekrar şaşırmıştı. Duyduğu son cümle ise artık iyice kafasını karıştırmıştı.
"Oğlum sen ne yaptın?!"
