Dün gece geç saatlere kadar kitap okumuştum bu yüzden bu sabah yatağımdan çıkarken baya zorlanmıştım. Ama sorumluluğum vardı, gitmem gereken bir işim vardı. Mecburen tatlı uykumdan ayrılmak zorunda kalmıştım. Kısa bir kahvaltı yaptıktan sonra da hazırlanmak için odama geri dönmüştüm. Bugün kahvaltı yaparak evden çıkacağım nadir günlerdendi. Genelde kahvaltıyı yetiştiremezdim. Bugün ise geç uyumama rağmen kalkmış ve kahvaltı bile yapmıştım.
Dolabımı açıp kıyafetlerime bakındım. Dolabım tıpkı gökkuşağına benziyordu. Her renkten kıyafet vardı. Tabi en az bulunan renk siyah, kahverengi gibi koyu tonlardı. Genelde kendimi kötü hissettiğim zamanlarda koyu tonlarda giyinirdim. Bu yüzden o tonlardaki kıyafetleri hemen elemiştim. Gözlerimi açık renkli elbiselerimde dolaştırdım. Elim istemsizce pembe olanlara gidiyordu. Bu pembe sevdam nereden geliyordu ben de bilmiyordum. Ama kendimi bildim bileli hep pembe rengini ayrı bir seviyordum.
Gözüme kestirdiğim elbiseyi askıdan aldım. Tabi ki pembeydi. Dizlerimin biraz altında biten yarım kol bir elbiseydi. Üstünde beyaz minik çiçekler vardı. Hızlıca elbiseyi giyinip aynanın karşısına geçtim. Saçlarımı açıp taradıktan sonra birkaç saniye nasıl yapsam diye düşündüm. Sonra açık bırakmaya karar vermiştim. Saçlarım hafif dalgalıydı ve yeterince hoş görünüyordu. Yanlardan hafifçe kıvırıp tokayla tutturmuştum. Kısa olan birkaç tutam saçım önüme düşmüştü ama güzel görünüyordu. Bu yüzden böyle bırakmaya karar vermiştim. Makyaj yapmayacaktım yani artık hazırdım. Çantamı omuzuma geçirip odamdan çıktım. Salonda oturan anneme "Ben çıkıyorum anne, görüşürüz."diye seslendim. Kapıdan çıkarken "Güle güle kızım."diye seslendiğini duymuştum.
Hafif esen rüzgar eşliğinde aheste aheste yürüyerek kafeye gitmiştim. İçeri girdiğimde ortalıkta kimse yoktu. Mutfak kısmına geçtim. Poyraz abi elindeki tepsiyi fırına yerleştirirken "Kolay gelsin."diye seslendim. Bana dönüp "Sağ ol Defne. Hoş geldin."dedi.
Çantamı kenara bıraktım. "Cenk gelmemiş daha?"dediğimde ellerini yıkamaya başlamıştı. "Evet dün izin gününde çağırdığım için bugün geç gelmesini söyledim."dediğinde o görmese de başımı sallamıştım.
"Şuraları toplamama yardim eder misin Defne? Bugün baya dağınık çalışmışım."dedi. Hafifçe gülümseyip yanına gittim. Cidden baya dağıtmıştı ortalığı. Oysa sadece poğaça yapmıştı. En sevdiğim poğaçadan.
Tezgahın üstünde duran süt kutusunu alıp dolaba yerleştirdim. Tezgahtaki bulaşıkları bir araya topladım. Tabi şimdi bir de bunları yıkamak vardı. Son olarak unu kaldıracaktım. Ama un kutusunun da etrafı hep una bulanmıştı. İçimden hayret ederken kutunun etrafını elimle temizlemeye çalıştım. Sonra un kutusunu alıp yerine bıraktım. Önüme düşen birkaç tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Ama onlar yerinde durmamış yeniden gözümün önüne gelmişlerdi. Sinirle üfleyerek biraz geri göndermeyi başarmıştım.
Toplayacak başka bir şey kalmadığında Poyraz abiye baktım. Fırındaki poğaçaları kontrol ediyordu. Bana dönmeden "Kahvaltı yaptın mı?"diye sordu. "Evet."dediğimde fırının kapağını kapattı. Bana dönerken "Ben de birlikte poğaça yeriz diye düşünmüştüm."dedi. Gözleri tam olarak beni bulduğunda kocaman gülümsemişti. Neye güldüğünü anlamamıştım. "Yeriz."dedim az önce söylediklerine cevap olarak. Sıcak poğaçaya hayır dediğim nerede görülmüştü?
Gülüşünü bozmadan yaklaşmaya başladı. Çok da büyük olmayan mutfakta sadece birkaç adım atarak karşıma dikilmişti. Aniden yanağıma dokunduğunda irkildim. "Un bulaştırmışsın."dedi. "Gören de poğaçayı sen yaptın sanacak!"dediğinde hâlâ gülümsüyordu. Sesi de bir miktar alaylı çıkmıştı.
Bakışlarımı ona çevirdim. Dikkatle suratına baktığımda gördüğüm detayla bu defa sırıtma sırası bana geçmişti. Çünkü çok belli olmasa da onun da alnında un vardı. Elimi yavaşça kaldırıp alnına dokundum. "Bir de bana gülüyorsun."dedim. "Senin de alnına un bulaşmış."
Unları temizlerken alnına düşen saçlarının uçları parmaklarıma değiyordu. Gözlerime bu defa alayla bakmıyordu. Gülüşü yavaşça silinmişti dudaklarından. Ve atlamamam gereken bir detay vardı ki eli hâlâ yanağımda oyalanıyordu. Unu temizleyememiş miydi hâlâ?
Benim elim onun alnında, onun eli benim yanağımdayken bakışlarımı gözlerine çevirdim. Bana bakıyordu pür dikkat ve anlamlandıramadığım bir şekilde farklı bakıyordu. Ben elimi çekerken onun eli saçlarıma gitmişti. Kulağımın arkasında durmak bilmeyen inatçı saçlarıma. Önüme düşen tutamı kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Defne?"dedi yine. Baktım gözlerine, cevap vermedim.
"Seninle konuşmak istediğim bir konu var benim."dedi elini saçımdan çekerken. Bakışları oldukça ciddi bir hâl almıştı. Zihnim panikle düşünmeye başladı. En acilinden bir kaçış noktası bulmam gerekiyordu. Çünkü konuşmak istediği konu beni tedirgin ediyordu. Ama aklım tam da şu an işlevini kaybetmişti. Hiçbir fikir bulamıyordum. Öylece kalmıştım. Yaklaştı biraz daha bana. Derin bir nefes aldı."Defne ben..."dediğinde susmak zorunda kalmıştı. Telefon çalıyordu. Bıkkın bir şekilde gözlerini kapatıp açtı. Benden uzaklaşmadan arka cebindeki telefonu çıkardı. Aramayı cevaplayıp telefonu kulağına götürdü. "Efendim anne?"dedi. Demek arayan Neriman teyzeydi. Kendisine şu anda minnettardım. Allah razı olsundu.
Poyraz abi bakışlarını benden çekmiş odağını telefona çevirmişti. Bu fırsattan yararlanarak biraz geri gittim. Aramıza yeterince mesafeyi açtığımda durmuştum.
"Müşteri yok şu an anne."dedi bir süre annesini dinledikten sonra. Yine karşı tarafı dinledi. "Eve mi geleyim? Niye?"dedi sitemle. Birkaç saniye sonra gözlerini bana çevirmişti. "Tamam onu da getiririm anne."diyerek telefonu kapattı. Derin bir of çekerken telefonunu cebine yerleştirdi.
"Ne oldu?"dedim merakla. Elini saçlarından geçirip düşen surat ifadesiyle "Annem eve çağırıyor. Sen de gelecekmişsin. Ayrıca itiraz kabul etmiyor ve sebebini de söylemedi."
Bu durumdan ne kadar mutsuz olduğu fazlasıyla belliydi. "Tamam."dedim itiraz etmedim. Benim için sorun yoktu. Üzgünce bakışlar atıp arkasını döndü. Fırını açıp içinden iki tane poğaça aldı. Yanıma gelip birini bana uzattı. "Kahvaltı hayal oldu bari bir tane yiyelim."dediğinde sırıtarak poğaçayı elinden alıp ısırdım. Benim gülümsememe iyice bozulmuş gibi önden önden ilerledi. Vallahi ben bir şey yapmamıştım!
Çantamı kapıp peşine takıldım. Kapıdan çıkarken "Poğaça harika olmuş Poyraz abi, eline sağlık."dedim. Kapıyı kapatıp kilitledikten sonra bana baktı. "Afiyet olsun Defne, afiyet olsun."dedi. Hızlı hızlı yürümeye başladığında poğaçasından kocaman bir ısırık almıştı. Ona yetişmek için koşar adımlarla ilerledim. Aynı hizaya geldiğimizde sonunda beni hatırlamış olmalı ki biraz yavaşlamıştı. Bu neye bu kadar sinirlenmişti böyle?!
Ben poğaçamın son lokmasını ağzıma attığımda Poyraz abi çoktan bitirmişti. Hiç konuşmadan yürüyorduk. Açıkçası bir şey söylemeye de çekiniyordum çünkü Poyraz abi fazlaca gergin görünüyordu. En iyisi susmaktı.
Sessiz sedasız yürümeye karar verdiğim anda ayağıma takılan taşla sendelemiş ve dengemi kaybetmiştim. Düşmekten ise belime sarılan kollar sayesinde son anda kurtulmuştum.