POYRAZ'IN AĞZINDAN
"Oğlum niye ikide bir eve gidelim deyip durdun yanık da o kadar kötü değildi ki?"
Sonunda eve gelebilmiştik. Aslında annem biraz oğlunu dinleseydi Defne o Ferit denen herifle konuşmadan da gelebilirdik. Belki vücudumdaki yanık çok kötü olmayabilirdi ama annemin görmediği içimdeki yangındı.
"Canım acıyordu anne." deyip annemin yanından geçip odama doğru yürüdüm. Annem canımın acısının yanıktan olduğunu sanmıştı muhtemelen ama yanığın etkisi hafif bir sızıydı sadece. Odama girince kapıyı kapatıp kıyafetlerimi değiştirdim. Saat zaten geç olmuştu, yatağıma girip uzandım.
Benim için fazlaca stresli bir gündü. Önce Defne'ye görücü gelecek diye kendimi yiyip bitirmiştim. Sonra onun da istemediğini öğrenince biraz rahatlamıştım. Defne'nin yeşiller içindeki görüntüsü düştü aklıma. Gülümsedim. Bir insana her renk mi yakışırdı? Ama yine de pembenin yeri ayrıydı. Defne'me ayrı bir yakışıyordu pembe. Yüzümdeki gülümseme büyüdü, benim istediğimi yapmıştı. Bu akşam pembe giymemişti. İyi ki de giymemişti. Yoksa gerçekten Ferit elimden kurtulamayabilirdi. Bütün akşam sabrımın sınırında gezmişti Ferit efendi. Hiç edep utanma yoktu adamda, gözlerini dikmiş Defne'ye bakmıştı bütün akşam. Az kalmıştı o gözlerini oyacaktım ama kurtulmuştu.
Bir de o kadının çocuklar bir konuşsun demesi yok mu? O kimdi de benim Defne'mle konuşacaktı? Bir anda vücudumun ısındığını hissetmiştim o an. Sinirden nefeslerim hızlanırken aklıma yapacak hiçbir şey gelmiyordu. Ama mutlaka buna engel olmalıydım. Asla başbaşa konuşamazlardı!
Ben bir çözüm düşünürken Ferit'in annesi de karşımda ne zaman konuşacaklar deyip duruyordu. İyice tepem atmıştı. Gözüm elimdeki çay bardağına kayınca aradığım çözümü bulmuştum. Tek çarem buydu. Elimdeki çayı üstüme döktüm. Neyseki çay fazla sıcak değildi, pek değildi ama biraz yanmıştım.
Üzücü olan ise bunun bile konuşmalarına engel olamamasıydı. Ben yanmıştım resmen ama onlar hâlâ evlilik peşindelerdi! Çok zorlanmıştım annemi, kalk eve gidelim yandım demiştim. Ama yok! Beni dinleyen yoktu.
İkisi kalkıp gözümün önünde konuşmak için odaya giderken ben arkalarından bakakalmıştım. Yok, hayatta olmazdı! Buna izin veremezdim. Onlar gittikten kısa bir süre sonra ayaklandım. Bana soran gözlerle bakan anneme kısık sesle lavaboya gideceğimi söylemiştim. Ah annem ah! Bir bilseydin oğlunun sevdiği kıza görücü getirdiğini! Ne hissederdin acaba? Resmen mürüvvetimi baltalamıştı canım annem. Gidip bunu çözmem lazımdı hem de en acilinden.
Konuştukları odanın önüne geldiğimde hiç düşünmeden kapıyı açtım. Şaşkın bakan üç çift göz bana dönmüştü. Birinin bakışlarında sinsi bir gülüş belirmişti kısa sürede, tabi ki bu kişi Pelin'di. Neler hissettiğimi bilen tek kişi yani.
Odaya girmek için bir bahanem olmalıydı. Bu yüzden Pelin'i içeriden çağırdıklarını söylemiştim. Böylece ikisi yalnız kalacaktı ama kalamazlardı, yanlarında birinin olması gerekiyordu. O görevi de ben memnuniyetle üstlenmiştim. Pelin odadan çıkarken hâlâ bana anlamlı bakışlar atıyordu. Bunu gözardı edip Ferit'in yanına oturdum. Şimdi konuşsundu bakalım!
Ama sanırım Ferit canını çok sevmiyordu. Çünkü susmamıştı. Sustururduk, sıkıntı değildi. Öyle de olmuştu, her sorusunda güzelce susturmuştum onu. Tabi bu durum karşısında Defne bana sinirli sinirli bakıyordu.
Ferit denen herif ben bu ilişkiye olumlu bakıyorum dediği an gözüm seğirmişti. Ama haddini bildirmiş ve ona durması gereken yeri bir güzel söylemiştim. O benim Defne'mdi. Öyle olumlu falan düşünemezdi Ferit efendi!
Çok şükür ki Defne'm de benimle aynı fikirdeydi. Bir güzel reddetmişti onu. İçime serin sular serpilmişti resmen. Ama keşke sonunda biz de tartışmış olmasaydık. Gerçi buna tam tartışma da denilemezdi. Küçük bir atışmaydı sadece. Defne hanım beni kaba bulmuştu. Bilmiyordu ki içimde neler çektiğimi. Çok bile kibar davranmıştım bence. O herif Defne'me bakıp dururken onu kolundan tutup dışarı atmadığım için şükretmeliydi. Harbi neden bunu yapmamıştım ki ben?! Neyse sonucu iyi olmuştu, görücü belasından da kurtulmuştum.
Odamın kapısının tıklanmasıyla düşüncelerimden uzaklaştım. "Gir!" diye seslendiğimde kapı yavaşça açılmış ve Pelin içeriye kafasını uzatmıştı. "Abim gelebilir miyim?"
"Gel dedim ya kızım." deyip doğruldum.
Pelin elindeki iki fincanda içeri girip kapıyı ayağıyla ittirerek kapattı. "Kahve yaptım bize. Bence bugünün bir kritiğini yapmalıyız." deyip yanıma geldi. Yatağımın kenarına otururken fincanlardan birini bana uzattı.
"Gözlerinle öldürecektin az daha çocuğu." deyip kahvesinden bir yudum aldı.
"Çok mu belli oluyordu?" Eğer belli oluyorsa Defne neden anlamıyordu?
"Yani bence belliydi ama belki de ben senin hislerini bildiğim için anlıyorum."
Kahvemden bir yudum aldım. İyi gelmişti.
"Bir de gelip odaya daldın. Sen çok fenasın ha!"derken bir yandan da pis pis sırıtıyordu.
"Ne yapsaydım kızım? İçim içimi yerdi eğer o odaya girmeseydim."
"Ee girdin de ne oldu yani?"dediğinde Ferit'in cesurca kurduğu cümleler yine beynime hücum etmişti.
"Haddini bildirdim. Git kendine başka kız bul dedim."
Pelin bu defa sesli bir şekilde gülmüştü. Oysa komik bir şey söylememiştim. "Ama çok 'kaba' davranmışsın be abim." dediğinde kaşlarımı çattım. Kaba sözcüğünün üstüne basarak söylemişti.
"Doğru söyle kapıyı mı dinledin yoksa Defne'yle mi konuştun?"
"Ne kapı dinleyeceğim be?!"diye yükseldi hemen. "Defne'yle konuştum tabi ki!"
Eve geleli daha kaç dakika olmuştu ki. "Sizin hızınıza yetişilmez valla. Ne zaman konuştunuz? Daha yeni eve geldik."
Gururlu bir ifadeye büründü. "Konuşuruz biz. En yakın arkadaş olmak bunu gerektirir."
Soğumaya yüz tutmuş kahvemden birkaç yudum aldım. "Pelin?"
"Efendim?" deyip gözlerini bana dikti. "Senden bir şey istesem benin için yapar mısın?" dediğimde gözlerine merak yerleşmişti bile.
"Yapabileceğim bir şeyse yaparım tabi."deyip beklentiyle bana baktı.
"Defne'nin ağzını arar mısın? Benim hakkımda ne düşünüyor öğrenebilir misin?"dediğimde önce şaşkınlığı arttı. Sonra gülümsedi. "Yoksa sonunda aşkını kalbine gömmekten vaz mı geçtin?"dedi sevinçle. Pelin hislerimi öğrendiğinde çok sevinmişti. Ve beni hep desteklemişti.
"Orasını karıştırma sen. Yapar mısın onu söyle?" dediğimde önce bir düşünür gibi yaptı. Sonunda bana dönüp "Beni biraz uğraştıracak ama tamam. Hallederiz."
"Birtanesin Pelin." deyip gülümsedim. Elimdeki fincanı ona uzatıp "Eline sağlık, çok iyi geldi." dediğimde fincanı alıp ayağa kalktı. "Afiyet olsun. İyi geceler." deyip kapıya doğru ilerledi. Tam kapıyı açıp çıkmak üzereyken dönüp baktı. Gözlerinde muzip pırıltılar vardı.
"Dayanamayacağım soracağım!" dedi önce. Sonra gözlerime heyecan ve merakla bakıp "Bugün o çayı üstüne bilerek dökme ihtimalin yüzde kaç?" dedi.
Onu da mı anlamıştı?!
"Yüz."
Tuttuğu kapı kulpunu bırakıp odanın içine birkaç adım attı. "Ayy abi senin içinde gizli bir psikopat mı var ne? İkisi görüşmesin diye üstüne çay döküp kendini yakmak ne?!"
Bir elini ağzına kapatmış beni ayıplar bir hâli vardı. "Ne psikopatı kız?! Aşık var benim içimde aşık!" dediğimde alayla bana baktı.
"Çay kaynar olsaydı görürdüm ben o aşığı. Bu ne kıskançlık be?!"
"Pelin! İyi geceler kardeşim hadi."
"Bir de kovuyor musun beni? Defne'yle konuşmam bak!"
Ters ters baktım. "İyi ki eline düştük ha!"
"Neyse acıdım konuşacağım üzülme. Gidiyorum ben. Sen de yanık kremi sürmeyi unutma." arkasını dönüp kapıya ilerledi.
Çıkarken "İyi geceler." deyip kapıyı kapatmıştı. Yatağa uzanıp gözlerimi kapattım. Günün stresiyle kısa sürede uykuya dalmıştım.


