Fiona'nın sesi ile bütün stüdyo ona dönmüştük.
" Evet gençler. Dans yarışmasından haberi olmayanlar için anlatıyorum. Ülkemizde ve dünyada her yıl yüzlerce dans yarışması yapılıyor ama yazın bu zamanında yapılan bu dans yarışması bütün dünyayı ve bütün dans türlerini kapsıyor. Bu yüzden en kapsamlı olan yarışma bu . Dolayısıyla en önemlisi de bu. Yarışmaya her ülkeden dansçılar katılıyor. Tabi ki öncesinde ülke içerisinde olan yarışmalar ile ülkenin en iyi dansçıları gönderiliyor uluslararası yarışmaya. Partnerli ve ya tek olarak katılabilirsiniz bu yarışmaya. Geçen yıllardan bir şampiyonumuz var . Andreas Giménez. 2022 yılında Uluslararası birincilik alan dansçımız."
Fiona sanki yabancı biri gibiymiş gibi Andreas'ı anlatırken ben de gözlerim parlayarak dinliyordum onu. Aynı anda düşünüyordum. Stüdyo olarak nasıl katılacağız, ben nasıl katılacağım?
" Bu yıl hepinize özgür bir şekilde katılma hakkı veriyorum. İsterseniz tek başınıza, isterseniz partneriniz ile , isteğiniz şekilde yarışmaya katılabilirsiniz. Adımızı dünyaya duyuracağınızdan en ufak bir şüphem dahi yok. Kendinizi gösterin bakalım."
Fiona'nın sözlerinden sonra derin düşüncelerim ile stüdyodan ayrılıp stüdyonun hemen yanında bulunan ünlü bir kafeye gitmiştim.
Tek başıma bir sandalyede oturmuş ne yapacağımı düşünüyordum. Partner ile birlikte katılmak istersem eğer iki partnerim tek vardı. Biri Kayra biri Luis' di ki Luis'in partnerlik için benden çok daha iyi seçenekleri vardı. Kayra'yı da kendim ile kısıtlamak istemiyordum. Tek başıma katılmak ise beni korkutuyordu. Sonuçta dünya çapından dansçılar geliyordu ve onlarla karşı şansım yok denecek kadar azdı.
Derin düşünceler içerisinde daldığım boşluktan uyanmama sebep olan şey karşımdaki sandalyenin çekilmesiydi.
Kafamı kaldırıp karşıma baktığımda sandalyemi çeken kişinin Andreas olduğunu görmüştüm.
Şaşkın gözlerim ile ona bakarken o konuşmaya başlamıştı.
" Derin, derin ne düşünüyorsun Füsun."
Karşımda içten gülümsemesi ile oturmuş benden cevap bekliyordu. Ben ise yanıma geldiği için sudan çıkmış balık gibi suratına bakıyordum. Tam ne kadar yakışıklı olduğunu düşünmeye başlamıştım ki çok kaba göründüğümü düşünüp söze daldım.
" Ben dans yarışmasını düşünüyorum. Ne yapacağımı,nasıl yapacağımı, çok kararsızım açıkçası, partner ile mi tek başıma mı. Ya da katilabilecek kadar iyi dans ediyor muyum?"
Gozlerini kısıp yüzüme bakarak konuşmaya devam etti.
" Katılmayı düşündüğün bir partner var mı?"
" Aklımda Luis ve Kayra vardı ama ikisi de başka partnerler isterler diye korkuyorum ve onları kendim ile aşağı çekmek istemiyorum. Çünkü ikisi de mükemmel dansçılar ve benden çok daha iyisine layıklar ama tek başıma katılmak için de yeterince özgüve-"
- Benimle katıl.
Lafımı bölerek söylediği şey ile şok olmuştum. Benimle katıl derken. O ,nasıl? Benimle birlikte ile mi katılmak istiyordu. Ama çok iyi bir dansçıydı hem de birinciliği vardı. Şimdi benimle katılarak kendini aşağı çekmiyormuydu? Ayrıca stüdyoya da benden çok daha iyileri vardı. En basit örneği verecek olursam Fiona vardı. Onunla katılabilirdi . Şimdi ne diye durduk yere benimle katılarak kendini aşağı çekiyordu ki. Kafamda derin düşünceler ile boğuşurken yüzümü ona doğru çevirdim. Güven verici gözleri ve güzel gülümsemesi ile bana bakıyordu. Bana güven dercesine.
Herhangi bir sebebi olmak zorunda değildi. Ben bu kadar şüpheci olmak zorunda değildim. Her ne sebepten olursa olsun benimle katılmak istemişti. Bütün kaygılarımı ve ön yargılarımı bir kenara kaldırarak sadece ona güvenmek istedim. Evet belki şuan düşündüğüm şeyler güven değildi ama yine de onunla olmak istedim. Çünkü onunla olmak benim başarı yüzdemi çok daha artıracaktı. Ya da ortada herhangi bir sebep olmasına gerek yoktu, sadece ben de onunla katılmak istiyordum. Evet kolay değildi. Evet o ünlü biriydi ve ben belki de onun yanına yakışmıyordum bile ama , her ne olursa olsun eğer o beni yanında görmek istiyorsa onun yanında olacaktım. Hem onun benden istemesi fazlası ile hoşuma gitmişti, hem de onunla olmak bana başarı getirecekti. Buna olan inancım çok fazlaydı.
Onun umut vadeden gözlerine, ben de kendimden emin bir şekilde baktım.
" Peki. Ama neden? Neden ben?"
" Çünkü seni dans ederken gördüğüm ilk andan beri karar vermiştim bu yarışmaya seninle katılacağıma. Hayatımda ilk defa bir kadın ile dans ettim Füsun. Bunu düneyin görmüşsündur zaten. Yalan haber değildi. Dünya beni ilk defa bir kadın ile beraber dans ederken gördü ve ben bu yarışmaya o kadın ile katılmak istiyorum. Benimle var mısın?"
Söylediklerinin şokunu atlatır atlatmaz- ki bu çok da kısa bir zaman değildi- ona cevap verdim .
" Varım. Kazanacak mıyız?"
"Kesinlikle kazanacağız."
Kafede bir süre daha birlikte oturup konuştuktan sonra tekrardan stüdyoya gelmiştik.
İlk işimiz yarışmaya birlikte katılacağımızı Fiona'ya söylemek olmuştu. O ise duyar duymaz mutluluktan havalara uçmuştu. Kayra' ya söylediğimde ise sevinçten beni kucağına alarak döndürmüştü. Bütün stüdyoya bir şenlik havası hakimdi şimdi. Çünkü Andreas önceden kazanmıştı ve şimdi yeniden stüdyoya birincilik getireceğinden herkes çok emindi. Bir süre sevincimizi onlar ile paylaştıktan sonra ben Andreas ve Fiona bir odaya çekilip plan yapmaya başlamıştık.
Bugün 17 Temmuz' du ve ilk yarışma yani İspanya temsilcilerinin seçileceği yarışma 31 Temmuz günüydü. O zamana kadar kısıtlı bir zamanımız olduğu için harıl harıl çalışacağımız bir program yapıyordu Fiona ve Andreas. Ben ise sadece susarak onları onaylıyordum. Şarkı, kıyafet koreografi seçmek gerçekten zor olacaktı ama birlikte yapacağımıza emindim. Onlar uzun uzun programı ayarlamak için tartıştılar. Ben de uzun uzun seçeceğimiz şarkıyı düşündüm kendi kafamda. İspanya' da birinci olacağımız kesindi. Bundan Fiona da Andreas da emindi. Ama ben yine de kendi içimde fazlası ile düşünüyordum hangi şarkı olması gerektiğini. Aklımda şarkı ve hikâyesi vardı aslında ama bunu onlara söylemeye çekinmiştim. Yarın prova sırasında yalnızken Andreas' a söylerdim nasılsa. Şimdilik çenemi tutabilirdim.
Fiona ve Andreas uzun konuşma sürelerinin ardından programı güzelce hazırlamışlardı. Bu program sabah 7'dan akşam 7' ya kadar olan 12 saatlik uzun bir çalışma temposuydu. Fiona ilk gün için yanımıza gelmeyeceğini söylemişti. Çünkü ilk gün koreografinin detaylarını ve şarkıyı falan konuşacaktık.
Fiona program bittikten sonra yanımızdan ayrılmıştı. Andreas'da yarının yorucu bir gün olacağı bahanesi ile beni eve dinlenmeye göndermek istemişti. Aslında hiç de kötü bir fikir değildi. Teklifini kabul etmiş stüdyodan çıkmıştım.
Küçük bir çocuktum şimdi sokaklarda yürürken. Ruhum benden öndeydi. Sadece kendisinin bildiği bir şarkı ile sadece kendisinin bulduğu bir ritim ile dans ediyordu. Rengârenk hareleri vardı ruhumun. Etrafından saçılan simleri vardı ruhumun. Yüzünde büyük bir gülümsemesi, elinde umutları, gözlerinde geleceği vardı ruhumun. Sımsıkı inançları vardı ruhumun. Sokaklarda sığmıyordu şimdi içim . Dolup taşıyordum kaldırımlardan . Camlardan yansıyan görüntüme bakıyordum.
Küçük bir kız çocuğuydum İspanya sokaklarında. Elinde umutlarından başka hiçbir şey olmayan bir kız olarak çıkmıştım bu yola. Yıllarca gördüğüm eziyet, işkence ve herşey son bulmuştu kaçtığım gün. Umutlarım ve hırslarım ile ortaya gençliğimi koyarak atılmıştım yepyeni bir yola. Şimdi ise ellerimde yüreğime sığmayan başarılar ve gururum ile yürüyordum yarının aydınlık sahnelerine. Yanlışlıkla çıkardıkları bu sahnede vazgeçmek yerine parlamayı tercih ettiğim an anladılar ancak. Ben yanlışlık değildim. Ben özeldim ve beni karalamak için yaptıkları haraketlere pişman etmiştim onları. Dünya benden her ne kadar vazgeçmiş olsa da ben kendimden vazgeçmemiş dimdik durmuş ve kendimi severek çiçekler çizmiştim yürüdüğüm yollara. Ben şimdi karda açan kardelenler gibi bütün zorlukların arasında çiçekler açmış ve herşeye rağmen gülmeye devam etmiştim. Şimdi meyvesini toplama zamanıydı çektiğim zorlukların.
Dinlediğim şarkı ile uzandığım yatakta bambaşka evrenlerdeydim. Bu şarkı bana hep savaşmayı anımsatırdı çok yavaş bir melodisi olmasına rağmen, çünkü nakaratı bana özgür gibi hissettirirdi ve ben her zaman özgürlük için savaşmamız gerektiğine inanan bir insan olmuştum. Özgürlük benim gözümde herşeydi ve herşeyim olan şey için savaşmayacaksam eğer ne için savaşacaktım ki . O yüzden bu şarkı bana ben savaş, varış, zafer, huzur, aşk ve özgürlük gibi şeyleri hatırlatır bana. Aşk da benim gözümde bir tutsaklık ve özgürlütür paradokstur. Bu gibi derin ve felsefi düşüncelerim arasında normal düşüncelerim kaydı. Yarın ki programı, katılacağım yarışmayı ve hayallerimi düşünüyordum. Ama bu kadar düşünmek bana fazlası ile zarar veriyordu o yüzden buna daha fazla devam etmeden şarkıyı dinleye dinleye uyuya kaldım.
~~
Sabahın erken saatlerinde uyanmış ve yola koyulmuştum. Tam olarak düneyin kararlaştırdığımız saatlerde ise stüdyodaydım. Benden yaklaşık iki dakika sonra da Andreas geldi . Selamlaştıktan hemen sonra çalışmaya, yani tartışmaya başlamıştık. Onun aklında hiçbir şarkı yoktu o yüzden benim fikrimi sormuştu. Bende ona hiç çekinmeden istediğim şarkıyı söylemiştim
Uno noche mas
Şarkıyı ve dans edeceğimiz tarzı söyledikten sonra bilgisayardan açıp dinleyeme başlamıştı şarkıyı.
Recuerdo tu imagen alejándose
La tierra se hundía bajo mis pies
Fui cayéndome al vacío
Sin poderme agarrar a la vida
¿Cómo pude imaginarme
Que tenía algo que darte?
Y yo en mi madurez y tú
En tu plena juventud
Los años no perdonan
Sólo te ruego que me des
Una noche de amor
Sólo pido una noche más
Que me vuelvas a engañar
Te maldigo para que no puedas llorar
Que tu corazón se vuelva una piedra
Que tu alma pierda su alegría
A la vez que mi cuerpo envejece
Sólo te ruego que me des
Una noche de amor
Sólo pido una noche más
Que me vuelvas a engañar
Şarkıyı dinlerken büyük ihtimalle kafasında nasıl bir koreografi kurması gerektiğini ya da bu şarkı ile kazanıp kazanamayacağımızı düşünüyordu. Yine de sabırla konuşmasını bekledim.
" Bence, bu şarkı ile katılabiliriz ama bize sağlam bir hikaye, güzel bir sahne, iyi bir oyunculuk,koreografiyi söylemiyorum bile lazım. Bunları sağlarsak eğer İspanya içinde birinci olmamız çok olası. Çünkü jüriyi çok yakından tanıyorum. Onlar yeni nesil danstan ve dansçılardan çok böyle hikayesi olan danslardan hoşlanırlar ama bunu iyi bir şekilde yapabilir miyiz? Hikayen var mı ?
" Evet var. Aslında birden fazla hikayem var, sana anlatırım sen de seçersin. "
" Tamam . Hikayeler senin mi , yoksa başka hikayeler mi ?"
" Aslında kendime ait hikayelerim var ama onları bu yarışmalar için değil de büyük final için kullanmayı öneriyorum. Şimdi anlatacaklarım mitolojik hikayeler, olur mu ?"
"Olur, anlat bakalım."
Güzel gülümsemesini sunarak konuşmasını seviyordum. Bana gülerek bakmasını seviyorum. Çok güzel gülüyordu.
Kafamdaki düşünceleri hızla kovup not aldığım hikayelere göz atmaya başladım
Hades ve Persephone'nin hikayesi
Persephone Zeus ve Demeter’in kızıdır, güzelliği nedeni ile bir çok Tanrı hayrandı ona. Ama Persephone Demeter'in tek kızıydı ve Demeter kızına takıntılı sayılabilecek bir sevgi ile bağlıydı. Kızını çok sevdiği için onu bütün erkeklerden uzak tutuyordu. Persephone'nin en büyük talibi yer altı dünyasının ve ölülerin tanrısı Hades'ti. Hades Demeter'e kızı ile evlenmek istediğini söylemişti ancak Demeter bunu reddetmişti. Hades reddedilmesine rağmen Persephone'den vazgeçmemişti. Kız bir gün kırlarda kırlarda bugüne kadar gördüğü en eşsiz çiçeğe rastladı. Nergiz çiçeği. Çiçeğin yanına gidip de topraktan çektiği anda yer yarıldı ve yerin içinden atları ile Hades çıktı. Kız daha sesini bile çıkarmadan yakaladığı gibi yer altına kaçırdı. Olay o kadar hızlı gerçekleşmişti ki kimse görmemişti. Zeus ve Helios görmüştü. Onlar da olaya karışmamaya karar vermişlerdi.
Kızının kaçırıldığını öğrenen Demeter çok üzülür ve bütün dünyada kızını aramaya başlar. Yakın arkadaşı Hekate ise ona Helios' dan yardım istemesini söyler. Demeter Helios'a gider ve sorar. Helios Demeter'in çok üzüldüğünü görünce dayanamaz ve gördüklerini ona anlatır. Helios, Demeter'e Hades ve Persephone' in evlenmesinde hiçbir sorun olmadığını, kızının ölülerin kraliçesi olabileceğini söyler.
Ancak Demeter Hades'i kızına layık görmez ve Zeus'un ona gerçekleri anlatamadığını öğrenir. Demeter bu duruma çok kızar ve tanrılara ceza vermek için görevini yapmayı bırakır. Demeter görevini bırakınca, dünyada kıtlık çıkar, çiçekler solar ,iklimler bozulur, insanların feryatları Zeus'un kulağına kadar gelir. Zeus eğer bir şey yapmazsa insanlığın sonunun geleceğini fark eder ve Demeter ve Hades arasında uzlaşmaya varmak ister.
Zeus, Persephone isterse eğer kocasının yanında kalacaktır eğer istemezse annesinin yanına dönecektir. Bunu duyan Hades tüm gün üzüntüden ağlayan ve geri dönmek isteyen karısına bir kaç tane nar tohumu yedirtir. Bu meyve yer altına ait olduğu için Persephone'nin yer altını özlemesine sebep oldu ve sorulduğu zaman kocasının yanında kalmak istediğini söyledi. Demeter bunu kabul etmedi ve Hades'in kızını kandırdığını söyledi. Bütün olanlar karşısında çok büyük savaş çıktı. Zeus bu kavgayı bitirmek için Persephone'nin yılın altı ayı yer altında, altı ayı annesinin yanında geçirmesini önerdi. Bu iki taraf için de tatmin edici değildi ama kabul etmek zorunda kaldılar. Persephone yer altının kraliçesi oldu ve kalan altı ayı annesinin yanında geçirdi. Demeter kızının gittiği altı ayda üzüntüden görevlerini yerine getirmedi ve dünyada altı ay soğuk altı ay sıcak yaşandı.
Hikaye bittikten sonra Andreas' a dönüp konuştum.
" Bunu iyice aklında tut çünkü aklımda başka hikayeler de var en güzel olanı seçeriz."
O da kafasını sallayarak beni onayladı. Ben de diğer hikayeleri anlatmaya devam ettim.
Pyramus ve Thisbe birbirlerine çok seven iki aşıkmış. Bu iki aşığın evleri bitişikmiş ve birbirlerini çok severlermiş. Bir birlerine büyük bir aşk duymalarını rağmen aileleri onların evlenmesine asla izin vermemiş. Onlar da evleri bitişik olduğu için her gece duvarlardan konuşurlarmış. Bir gece yine konuşurlarken birlikte kaçmaya karar vermişler. Planlarını yapmış, buluşacakları yeri ayarlamışlar. Buluşacakları yer bir dut ağacının altıymış. Thisbe o gece buluşma yerine Pyramus' dan erken varmış. Onu beklerken duyduğu seslerden korkarak bir mağaraya saklanmış. Kaçarken de şalını düşürmüş. Thisbe'nin duyduğu sesler aslında bir aslana aitmiş ve aslan ordan geçerken şalı görmüş ve parçalamış. Aslanın kanları şala damlamış. Bir süre sonra buluşma yerine gelen Pyramus kanlı şalı görmüş ve sevdiğinin öldüğünü düşünerek bir hançer ile kendini öldürmüş. Bir süre sonra mağaradan çıkan Thisbe tekrar dut ağacının altına gelince gördüğü manzara ile şok olmuş.Pyramus kendini bıçaklamış kanlar içinde yerde yatıyormuş. Pyramus’un akan kanı karadut ağacının köklerine karışmış ve dutun rengini koyu hale getirmiş. Onu bu halde gören Thisbe ise gözyaşlarına tutulmuş ve Thisbe’in gözyaşları dut ağacının yapraklarına düşmüş. Böylece bu iki aşık asla kavuşamamış. Ve karadut bu ölümsüz aşkın meyvesi olmuş.
" Dansın konusunun imkansız aşklar olmasını mı istiyorsun?"
- kesinlikle öyle. Açıp şarkı sözlerini bı çevir bence en uygun tema imkansız aşk.
Kısa bir süre bilgisayara baktıktan sonra bana döndü.
" Galiba gerçekten bu şarkıya en uygun tema imkansız aşk olacak. Eee var mı başka hikâye? Hem çok ilgi çekiciler hem de çok güzel anlatıyorsun."